|
Mevlânâ’nın Celâleddîn isminde bir talebesi vardı.
|
|
Hazret-i Ömer, halifeliği sırasında bir gece asayişi kontrol için Medine sokaklarında dolaşıyordu. Gecenin karanlığında önünden geçmekte olduğu bir evden yüksek sesler işitti. Bir anne kızına şöyle diyordu;
|
|
Allahü teâlâyı inkâr eden zeki bir dehri [ateist] vardı. Hıristiyan din adamları bu dehriye cevap veremeyince, sana ancak İslam âlimleri cevap verebilir diyerek onu Basra’ya gönderirler. Basra’ya gelip, dünyada bana cevap verebilecek bir âlim bulamadım der. Herkese meydan okur.
|
|
Muhammediye kitabının yazarı Yazıcıoğlu Muhammed Efendi, Edirne ve Gelibolu civarında yaşamıştır. Bu muhterem zatın bir de Ahmed-i Bîcan olarak bilinen kardeşi vardır. Ahmed-i Bîcan hazretleri, aynı zamanda Envar-ül Aşıkın kitabını Farsça’dan tercüme eden zattır.
|
|
Ahmed-i Bîcân hazretleri vâz ettiği kürsüden bir ara başını kaldırdı.
|
|
“Oğlum, senin maksadın,Sadece yemek içmek, olmasın sakin!
|
|
Abdülvâhid bin Zeyd şöyle anlatır:
|
|
On beş ve on altıncı asırlarda Anadolu’da yetişen İslâm âlimlerinden ve evliyânın büyüklerinden.
|
|
İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin, Hacı Hıdır Efgân’a yazdığı mektubu:
|
|
Çerkez Seyhi'nin talebelerinden Abbas Efendi ticâret maksadı ile Samsun’da bulunduğu sırada gece rüyâsında Çerkez Şeyhi’ni gördü.
|
|
Ahmed Satîha, talebelerinden bir kısmıyla birlikte, Bulak şehrinden gemi ile bir yere gidecekti.
|
|
Yusuf aleyhisselam, iftira yüzünden zindanda iken Mısır hükümdarı bir rüya görmüştü. Korku ile uykusundan uyanıp; Ben rüyamda 7 semiz ineğin 7 zayıf ineği yediğini ve 7 yeşil başak, 7 de kurumuş başak gördüm. Eğer rüya tabiri biliyorsanız, bu rüyamı tabir edin dedi. Onlar, Biz böyle rüyaları tabir edemeyiz dediler.
|
|
Bir gün Hacı Tevfik Efendi câmiye giderken bir fırının önünden geçiyordu.
|
|
Abdullah-ı Dehlevî hazretleri vefâtı hastalığında, Luknov’da bulunan Ebû Saîd Müceddidî’yi Dehli’ye çağırmak için birkaç mektup yazdı.
|
|
“Ey Ahî (Kardeşim)! Alış veriş ilmini bilmeyen, haram lokmadan kurtulamaz. Haram lokma yiyen ise ibâdetlerinin sevâbını bulamaz. Zahmetleri hep boşa gider. Sonunda büyük azaba yakalanır ve pişman olur.” buyururdu.
|
|
Ahmed Gazâlî hazretleri zamânını hep vâz u nasîhat veya Allahü teâlâya ibâdetle geçirirdi. İnsanlara sık sık vakitlerini boş geçirmemeleri ile ilgili olarak şöyle nasîhat ederdi. Buyururdu ki:
|
|
Bedreddîn Tirmizî isminde biri simyâ ile uğraşırdı.
|
|
Câfer-i Sâdık hazretlerinin, oğlu Mûsâ Kâzım için olan nasîhatı pek meşhûrdur. Oğluna buyurdu ki:
|
|
Hacı Bayram-ı Velî’nin doğduğu Zülfadl (Sol-Fasol) köyünden bir genç askere çağrılmıştı.
|
|
Gavs-ül-Memdûh hazretleri, bir gün dergâhın önünde otururken Abdürrahîm Efendiyi huzûr-ı şerîflerine çağırdı.
|
|
Ahmed Mürşidî Efendi, Diyarbakır’da çok talebe yetiştirdi ve insanlara doğru yolu göstermek için vâz ve nasihatlarda bulundu. Bir gün şöyle vâz etti:
|
|
Tâbiînden. İslâm âleminde Eshâb-ı kirâmdan sonra yetişen evliyânın ve âlimlerin en büyüklerinden.
|
|
Ebû Câfer el-Haddâd hazretleri anlatır:
|
|
İmâm-ı A’zam hazretleri, Allahü teâlâdan çok korkardı. Bu hususta şöyle buyurmuştur:
|
|
Hadîs-i şerîfte; “Eğer bir kimse Allahü teâlâdan korkarsa, herkes ondan korkar. Eğer Allahü teâlâdan korkmaz ise kendi herkesten korkar.” buyrulmuştur.
|
|
İbrahim Havvas hazretleri anlatır: Bir sene hacca gitmeye niyet ettim. Bu niyetle yola çıktım. Maksadım Kâbe-i şerif tarafına gitmek olduğu halde, istemeyerek ters yöne gidiyordum. Allahü teâlânın iradesi beni batı tarafına çekiyordu.
|
|
Çağırılan bütün dâvetlere sünnet olduğu için gider.
|
|
İbn-i Semmâk hazretleri bir ara Bağdât’a gelip Halîfe Hârûn Reşîd ile görüştü ve ona nasîhatlarda bulundu.
|
|
Halep’te Şeyh Hâlid isminde bir zât vardı.
|
|
Ebu Said Bin El-Arabi anlatır:
|
|
Moğolların Anadolu umûmî vâlisi Baycu Noyan, Konya’yı muhâsara etti.
|
|
Allahü Tealayı bilir misin ?
|
|
Ebû Câfer bin Sinan hazretleri buyurdu ki:
|
|
Ebü’l-Hasan-ı Şâzilî, memleketinden İskenderiyye’ye geldiğinde, o zamânın sultânı bir mektup yazarak kendisini dâvet etti.
|
|
Bir gün Abdülkâdir Geylânî’ye; “Bu işe başladığınızda, bu yola adım attığınızda, temeli ne üzerine attınız? Hangi ameli esas aldınız da böyle yüksek dereceye ulaştınız?” diye sordular. Buyurdu ki:
|
|
Kâbe-i muazzamayı ziyâret ederken bir zâtın, arkasında bir zenbille tavâf ettiğini gördü.
|
|
Bir gün İbn-i Sînâ, Harkân’a Ebü’l-Hasan-ı Harkânî hazretlerini evinde ziyârete geldi.
|
|
Bir gün Ebû Saîd-i Harrâz, kendinden önce vefât eden oğlunu rüyâsında gördü.
|
|
Ebû Muhammed Şenbekî bir defâsında Ebû Bekr el-Betâihî’nin yanına gitmişti.
|
|
Abdülazîz Debbağ'ın bir grup talebesi bir yere gitmek için yola çıktılar.
|
|
Umdet-ül-Makâmât kitâbının müellifi, Gulâm Muhammed Ma’sûm’un bir talebesinden naklen şöyle anlatmıştır:
|
|
Fudayl bin İyâd hazretlerinin yanında birisinden sitâyişle bahsettiler;
|
|
Ertuğrul Gâzi bir gece ulemâdan bir kimseye misâfir oldu.
|
|
Dâvûd-i Tâî dünyâ malına aslâ kıymet vermezdi.
|
|
Habîb-i Râî hazretleri, Süfyân-ı Sevrî ile birlikte hacca gitmek üzere yola çıkmıştı.
|
|
Abdullah-ı İlâhî’nin sohbetleri çok tesirli ve faydalı olurdu.
|
|
İstanbul’un fethinden sonra, Osmanlı askerleri, Bizans hapishanelerini kontrol ettiler. En ücra bir mahzende üç papaz buldular. Alıp Fatih Sultan Mehmed Han’a götürdüler. Sultan, onlara hapsedilmelerinin sebebini sordu.
|
|
Ebû Müslim hazretleri, aslen Yemenli olup sonradan Medîne’ye gelmiştir.
|
|
Abdülkâdir Geylânî’nin sohbetleri ile hasta gönüller şifa bulur, katı kalpler yumuşardı.
|
|
Ebû Ahmed, yirmi yaşındayken babasıyla berâber ava çıktı.
|
|
Câfer-i Huldî şöyle anlatıyor:
|
|
Âbidin biri ibadet etmek üzere dağa çıkar. Bir gece rüyasında "Falan ayakkabıcıya git! Senin için dua etsin" denir. Âbid dağdan iner, adamı bulur, ne iş yaptığını sorar.
|
|
Bâyezîd-i Bistâmî yağmurlu bir havada Cumâ namazına gitmek için evinden çıktı.
|
|
Muhammed Es’ad Efendi dostlarından birine gönderdiği mektupta ömrü değerlendirmekle ilgili olarak şunları yazmıştır:
|
|
Muhammed Es’ad Efendi dostlarından birine gönderdiği mektupta ömrü değerlendirmekle ilgili olarak şunları yazmıştır:
|
|
Cüneyd-i Bağdâdî ordu ile bir sefere katıldı.
|
|
Ahmed bin Ömer, on yedi yaşında kendi köyünden ayrılıp Luhayye kasabasına yerleşti.
|
|
İbrahim aleyhisselamı ateşe attıkları zaman bütün melekler, vahşi hayvanlar ve kuşlar ağlaştılar ve etrafında toplanıp, İbrahim aleyhisselama bir yardım yapabilmenin çaresini aradılar.
|
|
Ebû Saîd-i Harrâz, çölde yolculuk yapıyordu.
|
|
Ebû Ali Dekkâk hazretlerinin, tüccar bir talebesi vardı.
|
|
Mevlânâ’nın talebelerinden biri, hac vazîfesini yapmak üzere Hicaz’a gitti.
|
|
Şeyhülislâm Molla Fenârî, Emîr Sultan’dan icâzet, diploma aldıktan sonra, Ulu Câmide vâz verirdi.
|
|
Ebu Müslim-i Saftar, evliyanın büyüklerindendi. Bir gün gemi ile yola çıktı. Yanında çok kimseler de vardı. Aniden ters yönden bir rüzgar çıktı. Dalgalar yükseldi. Gemi batacak gibi oldu. Gemide olan yükü denize attılar. Yardım istediler.
|
|
Hayat-ül hayvan kitabında bildiriliyor ki: Süleyman aleyhisselam bütün hayvanlarla konuşurdu. Bu onun mucizelerinden biriydi.
|
|
Âlimlerden biri, Behâeddîn Buhârî’nin talebelerinden bir grupla Irak’a gitti.
|
|
Şemseddîn Hâbûrî şöyle anlatır:
|
|
Senâî, nasihat olarak; körlerin hakikatleri göremeyeceklerine dâir şöyle bir misâl anlatmıştır:
|
|
Şihâbüddîn Sühreverdî bir gün hacdan dönmüştü.
|
|
Kardeşim Abdurrahmân ile hurmaların taksimi husûsunda aramızda bir husûmet meydana gelmişti.
|
|
Fakîrullah hazretlerinin akrabâlarından Abbâs isminde yaşlı biri huzûruna geldi.
|
|
Seyyid Burhâneddîn hazretleri, bir gün gusl abdesti aldı.
|
|
Ebû Abdullah el-Kureşî’yi sevenlerden bir kişi bir gün evinden işine giderken, hanımına bir arzusu olup olmadığını sordu.
|
|
Mevlânâ hazretlerinin sağlığında kasabın biri, bir öküzü kesmek için satın aldı.
|
|
Bir gün Nemrut, İbrahim aleyhisselamı ateşe atmaya karar verir. O kadar büyük bir ateş yakar ki bu sefer kendisi ateşe yaklaşamaz.
|
|
Ebû Midyen Mağribî hazretleri, vefâtından sonra rüyâda görülüp;
|
|
Ahmed Rıfâî hazretleri doğmadan önce dayısı büyük âlim Mensûr Betâihî bir gün rüyâsında Peygamber efendimizi gördü.
|
|
Evliyânın büyüklerinden. İsmi Muhammed bin İbrâhim bin Yûsuf bin Muhammed, künyesi Ebû Amr ez-Zücâcî’dir.
|
|
Evliyânın büyüklerinden. İsmi, İbrâhim bin Muhammed bin İbrâhim bin Şehâbeddîn bin Aydoğmuş bin Gündoğmuş bin Oğuz Atâ’dır.
|
|
Mehmet işten çıkarılır. Eve gelip durumu bildirince, hanımı içeri almaz. Gidecek yeri olmadığından Şeyhin dergahına gider. Bu sırada şeyh talebeleriyle sohbet etmektedir. Bu arada börek çörek yenmekte, çaylar içilmektedir.
|
|
Huzeyfetü’l-Mer’âşî hazretleri Allahü teâlâdan olan korkusu sebebiyle çok ağlardı.
|
|
Ey oğul! Bir mecliste bulunduğun zaman az konuş.
|
|
Ebü’l-Hüseyin Nûrî hazretleri dünyâya gönül vermezdi.
|
|
İbn-i Semmâk hazretleri bir ara Bağdât’a gelip Halîfe Hârûn Reşîd ile görüştü ve ona nasîhatlarda bulundu.
|
|
Hacı Bektâş-ı Velî, her gün gelip, şimdiki dergâhının bulunduğu yere otururdu
|
|
Şemseddin-i Sivasi'nin Menakıh-i İmam-ı a’zam isimli eserinde şöyle yazılıdır: İmam-ı a’zamın babası Sabit (rahmetullahi aleyh) küçük yaştan beri ahlakı temiz, takva ve vera sahibi idi. Yüzü gayet nurlu olup zühdü, salahı ve ilmi pek çok idi.
|
|
Şeyh İbrâhim Fasîh Efendi bir gün Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin dergâhında yüksek bir yerde duruyordu.
|
|
Ebu Bekr Vasiti anlatır:
|
|
Ebû Ali Fârmedî hazretleri anlatır:
|
|
Babazâdenin vefâtından sonra bir akrabâsı şöyle anlattı:
|
|
Bir gün Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî’nin huzûruna biri geldi.
|
|
Halîfe Hârûn Reşîd bir gün Behlül-i Dânâ ile sohbet ederken; “Ey Behlül! Sana sarayımda bir oda ve hizmetçiler vereyim. Yeter ki bu eski elbiselerden kurtul. Yenilerini giy. İnsanlar arasına karış.” dedi.
|
|
Ahmed-i Nâmıkî Câmî hazretleri, Herat’ta bulunduğu sırada bir gün Abdullah-i Ensârî’nin konağına dâvet ettiler.
|
|
Yavuz Sultan Selîm Han Mısır’ı tamâmiyle Osmanlı mülkü yaptıktan sonra, bir müddet daha idârî teşkilâtı yerleştirmek üzere, burada kaldı.
|
|
Anadolu'da yetişen en büyük velilerden biri olan Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin talebelerinden birisi de, Fatih'in hocalarından Akşemseddin idi. Hacı Bayram hazretlerine bağlanışından kısa bir zaman sonra zekası, en önemlisi de şeyhine tam teslimiyeti sayesinde icazet [diploma] aldı ve irşadla görevlendirildi
|
|
Abdülvehhâb bin İbrâhim şöyle anlatır:
|
|
Şeyh Lâhık anlatır:
|
|
Tüccardan Akkaşzâde Seyyid Abdurrahmân Efendi anlatır:
|
|
Muhammed bin Câfer isimli bir genç anlattı:
|
|
Ebû Amr bin Nüceyd tasavvuf yolunda yetişmek üzere Ebû Osman hazretlerinin sohbetlerine devâm ederdi.
|
|
Abdülkâdir Geylânî, oğlu Abdurrezzâk’a şöyle vasiyet eyledi:
|
|
Abdullah bin Alevî hazretleri, her sene haccederdi.
|
|
Ebû Bekr bin Ali bin Abdullah, bir zâtın şöyle anlattığını nakletmiştir:
|
|
Ahmed bin Selmân, başından geçen bir hâdiseyi şöyle anlatıyor:
|
|
Selçuklu Sultânı Rükneddîn, Mevlânâ’ya beş kese altın gönderip almasını arzu etti.
|
|
Ebu Turab-ı Nahşebi anlatır:
|
|
Gavs-ül-a’zam bir gün, İmâm-ı Ahmed bin Hanbel’in kabrini ziyâret etti.
|
|
Mevlana Halid-i hazretleri Bağdat'tan atıyla Şam'a gider. Şam’da iki kişi Mevlana hazretlerini, "Bu bizim atımızdır, bunu bu şahıs çalmış" diyerek kadıya şikayet eder.
|
|
Azîz Mahmûd Hüdâyî’nin yükselmesi bâzı talebelerin kıskançlığına yol açtı.
|
|
Behâeddîn-i Buhârî hazretleri şöyle anlatır:
|
|
Şakik-i Belhi hazretleri, bir kıtlık senesinde, herkesin kara kara düşündüğü bir ortamda, zengin bir adamın kölesinin neşeden oynadığını gördü.
|
|
Şibli hazretleri bir gün Hicaza gitmek için yola çıkar, yolu Bağdat’tan geçer. O zamanın halifesi Harun Reşid, Şibli hazretlerinin Bağdat’a geldiğini duyar. “Biz mi ziyaretine gelelim yoksa o mu bizim sarayımıza şeref verir?” diye haber gönderir. Şibli hazretleri biz halifenin yanına geliriz der. Ve saraya gider.
|
|
Bir gün zengin biri, kendisiyle ilgili bir anlaşmazlıktan dolayı, diğer şahıslarla birlikte Halîfe-i Kızılayak’ın huzûruna çıktı.
|
|
Asîl, ilim sâhibi, sâlih ve kıymetli bir zâtın oğlu olan İmâm-ı A’zam’ın çocukluğu doğum yeri olan Kûfe’de geçti.
|
|
Hamzet bin Abdullah anlatır:
|
|
Kâdı’l-müslimîn ve İmâm-ül-müslimîn diye meşhûr olan Kâdı Hüseyin Mâlikî, çocukluğunda şiddetli bir hastalığa tutulmuştu.
|
|
Mevdûd Çeştî, babasının sağlığında mektebe gidiyordu. Henüz daha çocuk yaştaydı.
|
|
Ahîzâde (Molla Muhyiddîn) anlatır:
|
|
Bir gün Ahmed bin İdrîs, Fas şehrinin kapısına gelmişti.
|
|
Yemen hükümdarı, oldukça cömert idi. İhsanları her yere yayılmasına rağmen, Hatim-i Tai’nin cömertliğinden bahsedilmesine tahammül edemez. Sarayında herkese büyük bir ziyafet verir. Zengin fakir herkes yer.
|
|
Seyyid Cemâleddîn-i Ezherî hazretleri anlatır:
|
|
Oğlu Sultan Veled’e şöyle nasîhatlerinde;
|
|
Abdurrahmân Tafsuncî, evliyâdan, büyük zât,Hazret-i Abdülkâdir Geylânî ders verdi ona bizzat.
|
|
Azîz Mahmûd Hüdâyî bir gün, Sultan Ahmed Hanla sarayda sohbet ediyordu.
|
|
İbrahim Bin Edhem'e sordular:
|
|
Galata Mevlevîhânesi şeyhliği sırasında Halvetiyye yolu büyüklerinden Muhammed Nasûhî Üsküdârî hazretleri ile görüşüp sohbette bulundu.
|
|
İbn-i Hafif anlatır:
|
|
Bir gece Çelebi Hüsâmeddîn dostlarıyla oturmuş sohbet ediyordu.
|
|
Kâbe’yi ziyâret için giderken yolda yaşlı bir kadın;
|
|
Şakâyik-i Nu’mâniyye kitabının sâhibi şöyle anlatır:
|
|
Ahmed bin Ebü’l-Havârî hazretleri başından geçen ibret verici bir hâdiseyi şöyle nakletmiştir:
|
|
Dinimizde Kur'an-ı kerimden sonra en kıymetli kitap Sahih-i Buhari‘dir. İmam-ı Buhari hazretleri, çok titiz davranır, bir hadis sahih bile olsa, en ufak bir şüphe olsa, onu kitabına almazdı.
|
|
Ticârette dürüstlükten ayrılmamak gerektiğini bildiren Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî hazretleri bir sohbetinde buyurdu ki:
|
|
Bir sabah Abdurrahmân-i Erzincânî hazretleri, odasından dışarı çıktı. Çok üzüntülü idi.
|
|
Abdülvehhâb-ı Şa’rânî hazretleri Şâfiî mezhebi fıkhında zamânının en büyük âlimi idi.
|
|
Bir gün İbrahim aleyhisselam, kokmuş, parçalanmış bir ceset görüp, Allahü teâlâya der ki: - Ya Rabbi, parçalanmış bu cesedi elbette diriltirsin. Bunun nasıl diriltildiğini bana göster ki, gözümle görüp kalbim mutmain olsun!
|
|
Bir gün Kettânî, namaz kılarken bir hırsız gelip, omuzundaki elbisesini aldı ve satmak için pazara götürdü, ama eli derhal kurudu.
|
|
Ebu Muhammed Ceriri'nin talebelerinden biri anlatır:
|
|
Dimitrofçalı Muslihuddîn Efendi soğuk bir kış günü, çoluk-çocuğunun maîşetini temin ettiği dükkânında çalışırken, bir kadın ve iki çocuğunun yoldan geçtiğini gördü.
|
|
İbrâhim Hakkı hazretleri Tillo’da babasına kavuşmasını şöyle anlattı:
|
|
Eşrefzâde Rûmî bir vâzında şöyle buyurdu:
|
|
Bekr Sıdkı Visâli, ilim tahsîlini tamamladıktan sonra Kula’ya döndü.
|
|
Daha sonra babası Seyyid Muhammed Buhârî şöyle anlattı:
|
|
Şah Şücâ Kirmânî, bir gün Ebû Osman Hîrî ile birlikte zamânın meşhûr velîlerinden Ebû Hafs Haddâd’ın ziyâretine gitmişti.
|
|
Eski zamanlarda, astığı astık kestiği kestik, karşı tarafın sözünü dinlemeden, araştırmadan karar veren bir hükümdar vardı. Bu hükümdar, bir gün hanımı ile sarayının geniş bahçesinde dolaşıyordu. Sarayın bahçıvanı da, bahçenin bakımını yapıyordu.
|
|
Bir gün bâzı kimseler Hacım Sultan’ın yanına, oradan gitmesini, eğer gitmezse zarar vereceklerini söylemek için birisini gönderdiler.
|
|
Bir gün biri gelip; “Efendim çoktan beri hastayım, birçok hekime gittim, fakat bir çâre bulamadılar. Şifâ bulmam için size geldim.” dedi.
|
|
Bennân-ı Hammâl, Mısır’dan Mekke’ye giderken yanına bir mikdâr azık aldı.
|
|
Seyyid Fehim hazretlerinin ilim tahsîline ara verdiği günlerdeydi.
|
|
Ebû Süleymân Dârânî hazretleri çok ibâdet eder, Allahü teâlâya şöyle yalvarırdı:
|
|
İmâm-ı Ebû Yûsuf bir dâvâda halîfe Hârûn Reşîd’in kumandanlarından birinin şâhidliğini kabûl etmemişti.
|
|
İmâm-ı Ebû Yûsuf bir dâvâda halîfe Hârûn Reşîd’in kumandanlarından birinin şâhidliğini kabûl etmemişti.
|
|
Kûs şehrinde bir grup kimse, Behâüddîn isminde bir zâtın evinde toplanmışlar, sohbet ediyorlardı.
|
|
Ahmed Mekkî Efendinin çok sevdiği bir kereste tüccârı vardı.
|
|
Yemen âlimlerinden birisi şöyle anlatmıştır:
|
|
Bir gün Ayn-ül-Kudât, Hemedan âlimleri ile sohbet ediyordu.
|
|
Annesinden kendisine bir ev mîrâs kalmıştı.
|
|
Ali bin Hîtî hastalanmıştı.
|
|
Bir gün dervişlerin peşi sıra gidiyordu.
|
|
Ebû Saîd-i Harrâz, kendisinden nasîhat isteyen birine buyurdu ki:
|
|
Bir gün babası Seyfeddîn Mahmûd bu çok zekî ve çok akıllı oğlunun mânevî terbiyesi ve yetişmesi için onu Hâce Nizâmüddîn hazretlerine götürdü.
|
|
İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin Abdülhak-ı Dehlevî’ye gönderdiği mektuplardan birisi şöyledir:
|
|
Talebelerinden Yahyâ isimli bir zât düşman ile yapılan savaşlardan birine katılmak istedi.
|
|
Bir zaman Cüneyd-i Bağdâdî’nin gözlerinde ağrı meydana geldi.
|
|
Adamın biri oğluna; (Senden iki isteğim var, birincisi, öldüğüm zaman ayağımın birine eski bir çorap giydirmeyi ihmal etme. İkincisi ise şu ağzı kapalı mektubu beni defnedinceye kadar açma, defnettikten sonra aç oku) diye vasiyette bulundu.
|
|
Talebelerinden Bergamalı İbrâhim Efendi, ziyâret maksadıyla Seydişehir’e geliyordu.
|
|
Ebû Ali Rodbârî’ye;
|
|
Kızkardeşinin oğlu Hibetullah Sücâf anlatır:
|
|
Büyük âlim Cemâleddîn el-Esnevî anlatır:
|
|
Abdülhâlık Goncdüvânî hazretlerinin mânevî oğulları Şeyh Evliyâ Kebir’e yaptığı nasîhatlerinden her biri bütün müslümanlar için birer kıymetli inci değerinde düsturlardır. Bir tânesi şöyledir:
|
|
Abdülvehhâb-ı Şa’rânî'nin talebelerinden biri hastalanmıştı.
|
|
Ebû Abdullah Kâdî, Bişr-i Hâfî hazretlerinin yardımseverliğiyle ilgili bir kerâmetini şöyle nakletti:
|
|
Gencin birisi Kâbe’de hep, Ey doğruların yardımcısı olan Allah’ım, ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah’ım, sana hamdü sena ederim diye dua eder. Bu durum herkesin dikkatini çeker.
|
|
Bilâl bin Sa’d bir vâzında şöyle anlattı:
|
|
İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin babası fakir ve sâlih bir zâttı. Âlimlerin sohbetlerinden hiç ayrılmazdı.
|
|
Ebû Osman Hîrî, öyle mübârek bir zâttı ki, rastladığı iyi veya kötü davranışlar karşısında takındığı tavırla muhâtap olduğu kimselere faydalı olur, onların kurtulmasını düşünürdü.
|
|
Bir gün, Ebû Bekr Ya’fûrî bir mecliste bulundu.
|
|
Konya’da Tâceddîn adında evliyâyı ve hâllerini inkâr eden biri vardı.
|
|
Hırsızlar, Abdullah Menûfî hazretlerinin talebelerinin kaldığı yere gidip, anbardan buğday yükleyip gittiler.
|
|
Hacı Bayram-ı Velî hazretleri Edirne’den ayrılırken kendisinden nasihat isteyen Sultan Murâd Hana şöyle dedi:
|
|
Ferîdüddîn Genc-i Şeker herkesi sever ve bağışlardı.
|
|
Bir hükümdar maiyetiyle birlikte gezintiye çıkmıştı. Yolu üzerindeki bir köyde çok yaşlı bir adamın tarlasına fidan dikmekle meşgul olduğunu gördü, gayreti hoşuna gitti, yanına gelip latife yapmak istedi:
|
|
İbn-i Arif'in talebesi Ebû Abdullah Gazâlî anlatır:
|
|
Allahü teâlâ, hayvanların yaşamaları, üremeleri için muhtaç oldukları şeyleri her tarafta, bol bol yaratmış, bunlara kolayca kavuşmalarını ve bulduklarını kolayca kullanabilmelerini ihsân etmiştir.
|
|
Ebû Hamza Bağdâdî hazretleri bir yolculuk sebebiyle Likâm Dağında bulunuyordu.
|
|
Seyyid Fehim hazretleri her sene Van’a gelişinde bir müddet kalırdı.
|
|
Bâzı kimseler, bir gemi ile Mahalle beldesinden başka bir yere yük taşıyacaklardı.
|
|
Fâtih Sultan Mehmed Hanın vezirlerinden Mahmûd Paşaya yakınlığı ile tanınan Molla Vildân anlatır:
|
|
Fethullah-ı Verkânisî, Sibgatullah Arvâsî’nin talebelerinden birisine;
|
|
Abdülehad Serhendî kendisinden nasîhat isteyen birine şu mektubu yazdı:
|
|
Bir gün Nasîruddîn Mahmûd’u, Dehli sultanı zorla Tedted tarafına götürdü.
|
|
Bir gün Nasîruddîn Mahmûd’u, Dehli sultanı zorla Tedted tarafına götürdü.
|
|
Rivâyet edilir ki: Hasan Sezâî Efendi zamânında, Edirne’de, kötü yola düşmüş bir kadın vardı.
|
|
Şeyhülislâm Abdullah-i Ensârî (rahmetullahi aleyh) şöyle anlatıyor:
|
|
İbrâhim bin Edhem buyurdu ki
|
|
İbn-i Atâ bir gün dostlarına; “Yükselenler ne sebeple yükselirler?” diye suâl etti.
|
|
Ebû Bekr-i Ebherî hazretleri ilimde yüksek olduğu gibi, güzel ahlâk sâhibiydi.
|
|
Beyzâde Mustafa Efendinin, Geyve müftîsine yazdığı nasîhat dolu mektubu şöyledir:
|
|
Ebû Hafs-ı Haddâd hazretleri, kerâmet ve mürüvvet îtibâriyle zamânında eşsizdi.
|
|
Bir gün Şakîk-i Belhî, Hâtim-i Esam’a sordu:
|
|
Evliyânın büyüklerinden. Adı Hâtim bin Anvân bin Yûsuf el-Esam, künyesi Ebû Abdurrahmân’dır. Belh’te doğmuştur. Doğum târihi belli değildir. Hâtim-i Esam, Şakîk-i Belhî’nin talebesi, Ahmed-i Hadraveyh’in hocasıdır. 852 (H.237) senesinde Belh’in bir nahiyesi olan Mâhcer’de vefât etmiştir.
|
|
Ebu Amr Ez-Zücaci anlatır:
|
|
Padişah, okunan bir şeyi bir dinleyişte ezberlermiş. Birinci vezir 2 defa okunanı, ikinci vezir de 3 defa okunanı ezberlermiş. Şair Abdülbaki efendi, yeni yazdığı bir şiiri, Padişaha takdim edince, Padişah, oku bakalım der.
|
|
Bir gün Mansûr’un hâtırından;
|
|
Peygamber efendimizin vefatlarından sonra, İslam düşmanları, Müslümanların arasındaki iman birliğini bozmak istedi. Abdullah ibni Sebe isimli Yemenli bir Yahudi, Müslümanlar arasında ilk fitneyi çıkardı. Hazret-i Osman'ın şehid edilmesine, Cemel ve Sıffin savaşlarının meydana gelmesine sebep oldu.
|
|
Hâce Hasan Attâr hazretleri, babası ve aynı zamanda hocası olanAlâeddîn-i Attâr hazretlerinin tasavvuftaki yolunu anlatan bir eser yazmıştır.
|
|
Bir gün Muînüddîn-i Çeştî, Hamîdüddîn’e;
|
|
Çölde, yaşayan bir bedevinin bir horozu, bir köpeği ve bir de merkebi vardı. Horoz, sabahları öter, onları namaza uyandırırdı. Bir gün tilki horozu alıp götürdü.
|
|
Rüyâsında çok kere Peygamber efendimizi görürdü.
|
|
Aysâvî’nin beldesinde, vazîfesi, hamur yoğurup ekmek yapmak olan bir kimse vardı.
|
|
Ebü’l-Abbâs Seyyârî hazretleri bir defâsında;
|
|
Sultan Çakmak, Saîd beldesinin emîri Kalak bin Ömer’i görevden aldığı gibi, zincire vurdurarak huzûruna getirtti.
|
|
Cömertliği dillere destan olan Hatim-i Tai’ye derler ki:
|
|
Ebû Bekr eş-Şelî hazretleri hatm-i tehlîlin fazîletiyle ilgili olarak buyurdu ki:
|
|
Fahreddîn-i Râzî, fakir ve yoksul bir kimseydi.
|
|
Abdurrahmân bin Yûsuf Rûmî’nin vefâtından sonra, sevdiklerinden birisi şöyle anlatmıştır:
|
|
Gavs-ül-Memdûh, bir gece rüyâda Mûsâ Kâzım hazretlerinin kendisine;
|
|
Safiyyüddîn bin Ebi’l-Mansûr şöyle anlatmıştır:
|
|
Fudayl bin İyâd hazretlerinin iki kızı vardı.
|
|
Ebû Saîd Mîhenî’nin babası ile Sultan Gazneli Mahmûd birbirlerini çok severlerdi.
|
|
Bir gün adamın biri İmâm-ı Ebû Yûsuf hazretlerine suâl sordu.
|
|
Süleyman aleyhisselam, Beyt-ül-Makdis’in inşasını bitirince, Allahü teâlâdan, takdirine uygun hüküm ile hükmetmeyi nasip etmesini istedi. Bu ona verildi. Kendisinden başka bir kimseye verilmeyen bir mülk ve saltanatın, kendisine verilmesini de istedi.
|
|
Kırk defâ hac yaptığı bildirilen Eyyûb-i Sahtiyânî hazretleri gençliğinde Abdülvâhid bin Zeyd ile birlikte Şam yolunda yürüyordu.
|
|
Tâbiînin meşhûr âlimlerinden ve evliyânın büyüklerinden.
|
|
Abdülhay Efendinin oğluna nasîhatı şöyledir:
|
|
Ebû Saîd küçük yaşta babasının yanında velî zâtların sohbetlerine giderdi.
|
|
Bekr Bin Abdullah Müzenî, bir cuma günü vâza gittiği câmide cemâat oldukça kalabalıktı.
|
|
Ebû Abdullah Nibâcî buyurdu ki:
|
|
Behlül Dânâ, bir gün Harun Reşid'den bir vazife istedi. Harun Reşid de ona çarşı pazar ağalığını verdi. Behlül hemen işe koyuldu. İlk olarak bir fırına gitti.
|
|
Ebu Hamza Bağdadi nasihat isteyen birisine buyurdu ki:
|
|
Celâl Tehâniserî’nin talebelerinden birisi, birkaç sene onun sohbetlerinde bulunmasına rağmen, onda hiçbir mânevî hâl görülmemişti.
|
|
Dâvûd-İ Tâî, Gençliğinde yaptığı bâzı hareketlere pişman oldu.
|
|
Abdülkâdir Geylânî, küçükken yaşı bir gün,Tarlaya, çift sürmeye, gitmiş idi gündüzün.
|
|
Hâris el-Muhâsibî hazretleri buyurdu ki:
|
|
Hâris el-Muhâsibî hazretleri buyurdu ki:
|
|
İbn-i Kalyûbî anlatır:
|
|
İbrahim Bin Edhem, Ramazân-ı şerîfte ekin biçer, aldığı ücreti muhtaç olanlara verirdi.
|
|
Ebû Bekr es-Sekkâf hazretleri Allahü teâlânın emirlerini yapıp, haramlardan kaçınarak ve nefsin istediklerinin tersini yaparak yüksek sırlara vâkıf oldu.
|
|
Münevver bin Tunus anlatır:
|
|
Ebû Ali Sekafî hazretleri anlatır:
|
|
Mevlânâ Ebû Eyyûb anlatır:
|
|
Ebû Süleymân Dârânî hazretleri hac vazîfesini yerine getirmek üzere Mekke-i mükerremeye gitmek için yola çıktı
|
|
Abdülehad hazretleri zâhirî ve bâtınî ilimleri elde etmek için birçok beldeleri gezdi.
|
|
Ebû Bekr bin Sa’dân, her hâlinde Allahü teâlâya ümid bağlamış ve O’na tevekkül etmiş kimselerdendi.
|
|
Ebu Abdullah El Kureşi anlatır.
|
|
Emîr Sultan hazretlerinin çok talebesi vardı.
|
|
Ebû Ubeyd Busrî hazretlerine hizmet etmekle şereflenen bir talebesi şöyle anlatmıştır:
|
|
Birgün Ebû Ali Rodbârî’ye bir kimse misâfir gelmişti.
|
|
Bir gün Câkîr hazretlerinin huzûruna bir talebesi gelerek; “Efendim! Ticâret için deniz yolu ile Hindistan’a gitmek istiyorum. Uygunsa müsâdenizi, duânızı istirhâm etmek için geldim.” dedi.
|
|
Mevlânâ hazretleri vefâtından az önce talebelerini topladı.
|
|
Evliyânın büyüklerinden.
|
|
Bâkıllânî'yi zamanın hükümdarı Adudüddevle onu Bizans’a elçi olarak gönderdi.
|
|
Şems Dâbîr, zamânının bilgili şâirlerinden biriydi.
|
|
Ebü’l-Fadl Meâli bin Temîmî Mûsulî anlatır:
|
|
Âriflerden Cârullah Ebû Hafs Ömer bin Muhammed Magribî anlatır:
|
|
Ey oğlum! Temennîleri bırak.
|
|
O civardaİsmâil Fakîrullah hazretlerine muhabbeti olan zengin bir bey vardı
|
|
Abdülhakîm Hüseynî, talebelerinden birinin suali üzerine buyurdu ki :
|
|
Bir gün hanımı, nafakalarının bittiğini, ev için erzâk lâzım olduğunu bildirdi.
|
|
Muhammed Hâdimî, Rum diyârının seçilmiş âlimlerinden olan mübârek babası Mustafa Efendinin kabrini ziyârete gitmişti.
|
|
Halktan birisi arkadaşları ile konuşurken hacca gideceğini söyledi.Arkadaşı ise gidemeyeceğini ileri sürdü.
|
|
İbrâhim bin Edhem bir gün deniz kenarında oturmuş, elbisesini dikiyordu.
|
|
Ebû Medyen’in dostlarından biri Ebû Ya’zî hazretlerine gelerek kuraklıktan şikâyet edip:
|
|
Ebû Midyen hazretlerinin en büyük talebelerinden olan Ebû Muhammed Abdürrezzâk diyor ki:
|
|
Abdullah bin Hubeyk’e; “İyi insanları nasıl ayırd edebiliriz?” dediler. Cevâben buyurdu ki:
|
|
Seyyid Ahmed-i Buhârî’nin dâmâdı Mahmûd Çelebi anlattı:
|
|
Beyzâde Efendi, bir sene hacca gitmeye karar verdi.
|
|
Ebü’l-Hasan Kûsî’nin talebelerine ders verdiği bir hânekâhı vardı.
|
|
Hac Muhammed Sami Efendi bir sohbetinde buyurdu ki:
|
|
Evliyaullahtan bir zat, Ramazan günü talebeleriyle birlikte bir şehre gitmek için yola çıktılar. Şehre yaklaştıklarında akın akın insanların kendilerini karşılamak üzere yollara döküldüklerini gördüler.
|
|
Sultan Mahmud-u Gaznevi hazretleri bir savaş sonunda çok kıymetli bir elmas yakut taşı ganimet olarak ele geçirir. Sonra taşı eline alarak baş vezirine, (Al bu taşı kır, paramparça et) der.
|
|
Muslihuddîn Efendinin vefâtından yıllar sonra, İbrâhim Paşa, 1600 senesinde Kanije kalesini kuşattı.
|
|
Mısır’ın büyük âlimleri ve evliyâsı arasında yer alan Ebüssü’ûd el-Bâzinî hazretleri, küçük yaşta kerâmetleri görülen bir zâttı.
|
|
Ebu Yakub Nehrecuri anlatır:
|
|
Seyyid Abdurrahmân, ihsân sâhibiydi.
|
|
Ebû Müslim hazretleri, mescidden evine döndüğü zaman evine yaklaşınca;
|
|
Ahmed Rıfâî hazretleri buyurdu ki:
|
|
Bir defâsında dünyâya kadîm, yâni dünyânın bir yaratıcısı yoktur diyen dehrîlerden bir grup, İmâm-ı A’zamEbû Hanîfe’yi öldürmek üzere geldiler.
|
|
Talebelerinden biri anlatır: İbrâhim-i Havvâs hazretleri ile yola çıkmıştık.
|
|
Ebü’l-Hüseyin Nûrî’nin hizmetinde bulunan, daha evvel de Ebû Hamza ve Cüneyd-i Bağdâdî’ye hizmet etmiş olan Zeytûne isminde bir hizmetçi vardı.
|
|
Bir köylü, devesini kaybetti, aradı bulamadı.
|
|
İbrâhim-i Havvâs hazretleri anlatır:
|
|
Şeyh Ahmed Kalender adında bir derviş, kemâl sâhibi bir kimse bulabilmek için Hindistan’a gitti.
|
|
İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin Şeyh Abdülhay’a yazdığı bir mektup şöyledir:
|
|
Ferîdüddîn Mes’ûd Genc-i Şeker, bir gün talebeleriyle bir mecliste otururken, birçok esrarlı işlerde usta olan bir yogi içeriye girdi.
|
|
Bir gün Ebû Bekr bin Kavvâm’ın bulunduğu yerde bir kişi vefât etti.
|
|
Seyyid Ebû Bekr hazretlerinin oğlu anlatır:
|
|
Abdullah-ı Mürteiş, evliyâ-yı kirâmdan, Şiddetle kaçınırdı, şüpheli ve haramdan.
|
|
Derler ki, Hâris el-Muhâsibî kırk yıl sırtını duvara dayamayıp, ayaklarını uzatmadan oturdu.
|
|
Bağdât’ta Ehl-i sünnet ile bid’at fırkaları arasında mücâdele çıktı.
|
|
Merv şehri kâdısının bir kızı vardı.
|
|
İbn-i Ataullah'ın talebelerinden biri hacca gitmişti.
|
|
Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerinin bir talebesi vardı.
|
|
Bir gün Yûsuf-i Bahirânî isminde bir zât kendi kendine; “Bâyezîd-i Bistâmî’nin yanına gideyim. Eğer, açıktan bir kerâmet gösterirse velî olduğunu kabûl edeyim. Böylece onu imtihân etmiş olayım.” diye düşündü.
|
|
Bir gün Halîfe-i Kızılayak, birkaç talebesiyle birlikte bir mezarlığın yanından geçiyordu.
|
|
Bir gün Halîfe-i Kızılayak, birkaç talebesiyle birlikte bir mezarlığın yanından geçiyordu.
|
|
Bir defâsında zamânın sultanı, hizmetçilerine, bir tavuğu kesmelerini, başka bir tavuğu kesmeden boğazlamalarını, sonra ikisini de aynı kazanda pişirmelerini emretti.
|
|
Allah korkusu ile çok ağlardı.
|
|
Seyyid Burhâneddîn Konya’ya gelirken, yolda, Horasan ile Irak arasında bulunan Beyâbân isimli kasabaya uğradı.
|
|
Murâd Han döneminde yeniçeri ocağının kuruluşuna ilk adım olmak üzere târihlerde şu vak’a anlatılmaktadır:
|
|
Bir zelzele yüzünden Hüsâmeddîn Uşâkî’nin türbe ve dergâhı harâb olmuş ve çökmüştü.
|
|
Hac yolculuğu sırasında beraberinde bulunan Ebû Abbâs Rakkî şöyle anlattı:
|
|
Bir menkıbede, su dağıtıcısı “Benim suyumdan içene Allahü teâlâ rahmet etsin” deyince evliya bir zat, su dağıtıcısının duasına kavuşmak için nafile orucunu bozuyor. Biri dua etti diye nafile orucu bozmak caiz mi?
|
|
Ebû Hafs-ı Haddâd hazretleri, kerâmet ve mürüvvet îtibâriyle zamânında eşsizdi.
|
|
Behaeddin Buhari'nin talebesi Emîr Hüseyin anlatır:
|
|
Sultan İkinci Bâyezîd’in hanımı Şehzâde Korkut’un annesi bir gün dergâha gelip Abdurrahîm Tırsî’nin hanımından; “Beyin Abdürrahîm Tırsî’den ricâ edip, yardım taleb ederiz. Sultan Bâyezîd’den sonra oğlum Korkut pâdişâh olsun.” diye ricâda bulundu.
|
|
Abdülhakîm-i Siyalkûtî, sınıf arkadaşı İmâm-ı Rabbânî hazretlerine çok tâzim ve hürmet ederdi.
|
|
Ebüssü’ûd Efendi, şeyhülislâm olmasıyla ilgili bir rüyâsını şöyle anlatmıştır:
|
|
Abdurrahmân bin Muhammed el-Kayravânî’nin “Debbağ, Derici Abdurrahmân” diye anılmasının sebebi şöyle nakl edilir:
|
|
Abdülhâlık Goncdüvânî, namazları ekserî
|
|
Abdülkadir Cezâyirî, komutanlarından Muhammed Hasnâvî’ye yazdığı bir mektupta şöyle demektedir:
|
|
Şeyh Ali Miyehî anlatır:
|
|
Ebû Hafs-ı Haddâd, Ebû Bekr-i Şiblî’nin evinde kırk gün misâfir kaldı.
|
|
İbrahim Bin Edhem kendisinden bir zât nasîhat istediğinde buyurdu ki:
|
|
Bâyezîd-i Bistâmî talebesi Ebû Mûsâ’ya şöyle nasîhatta bulundu:
|
|
Ebü’l-Hayr Fârûkî istasyonda tren beklerken bir köşede oturuyordu.
|
|
Buhârî küçük yaşta iken, Buhâra’daki âlimlerden ilim öğrenmeye başladı.
|
|
Eshâb-ı kirâmdan Abdullah bin Abbâs’a bir mesele soruldu.
|
|
Mevlânâ’yı sevenlerden bir kimse, Mısır’a ticâret yapmak için gitmeye hazırlandı.
|
|
Behâeddîn Zekeriyyâ etrâfına nur saçıyordu.
|
|
Abdülgaffâr bin Nûh anlatır:
|
|
Behâeddîn Buhârî hazretleri, bir defâsında Buhârâ’da Gülâbâd mahallesinde bir dostunun evinde, talebeleri ile sohbet ediyordu.
|
|
Mekke-i mükerremenin kâdılarından bir zât, bir kâfile ile berâber Medîne-i münevvereye gidiyordu.
|
|
Şeyh Burhâneddîn hazretleri, talebelerinden Şeyh Muhammed Efendiye şöyle vasiyet etmişti:
|
|
Bir gün devrin meşhûr âlim ve zâhidlerinden Dâvûd-i Tâî, Câfer-i Sâdık’ın yanına gelmişti. Ona dedi ki:
|
|
Ebü’l-Hayr Fârûkî’yi sevenlerden Hâfız Abdülhakîm Dehlevî ticâretle uğraşıyordu.
|
|
Hâlid Turhan Bey anlatır:
|
|
Zühd konusunda emsâli az görülen kimselerdendi.
|
|
İbn-i Hafîf’in iki talebesi vardı.
|
|
Abdülvehhâb-ı Şa’rânî hazretleri anlatır:
|
|
Ebû Bekr Verrâk anlatır:
|
|
Bir gün, Hızır aleyhisselâm hakkında konuşuluyordu.
|
|
Meâli bin Hilâl el-Abedânî, Ebû Muhammed İbrâhim hazretlerinin; “Bizim gelmesini arzû ettiklerimiz, ancak bizi ziyâret edebilir.” buyurduğunu duydu ve içinden; “İstese de istemese de ben onu ziyâret ederim.” diye geçirdi.
|
|
Asîl, ilim sâhibi, sâlih ve kıymetli bir zâtın oğlu olan İmâm-ı A’zam’ın çocukluğu doğum yeri olan Kûfe’de geçti.
|
|
Asîl, ilim sâhibi, sâlih ve kıymetli bir zâtın oğlu olan İmâm-ı A’zam’ın çocukluğu doğum yeri olan Kûfe’de geçti.
|
|
Sultan İkinci Murâd Hanın otuz bin akçe değerinde bir atı vardı.
|
|
Bir gün Osman Hârûnî’nin huzûruna bir şahıs gelerek;
|
|
Seyyid Ömer anlatır:
|
|
Bâyezîd-i Bistâmî buyurdu ki: “Şu on şey beden üzerine farzdır:
|
|
Abdülvâhid-i Lâhorî ibâdet zevki ile ilgili bir hâtırasını şöyle anlatır:
|
|
Behâeddîn Buhârî hazretleri, kendisine karşı edebsizlik yapan birine kızmayıp, tebessümle karşıladı.
|
|
Ebû Yûsuf hazretleri anlatır:
|
|
Harput’ta yetişen meşhur velîlerden
|
|
Fahr-ül-Fârisî gıybet hakkında bir suâl sorulduğunda buyurdu ki:
|
|
Ebü’l-Abbâs el-Harrâr hazretleri anlatır:
|
|
Dâvûd-i İskenderî sohbetlerinde şöyle nasîhat ederdi:
|
|
Behâeddîn Buhârî hazretleri, bir defâsında Şeyh Seyfeddîn adlı bir zâtın ırmak kenarında bulunan kabri karşısında kalabalık bir cemâatle sohbet ediyordu.
|
|
Behâeddîn Buhârî hazretleri, bir defâsında Şeyh Seyfeddîn adlı bir zâtın ırmak kenarında bulunan kabri karşısında kalabalık bir cemâatle sohbet ediyordu.
|
|
Ebû Bekr Verrâk şöyle anlatır:
|
|
Zamânın pâdişâhı Kânûnî Sultan Süleymân, bir gece rüyâsında ak sakallı, nûr yüzlü bir ihtiyârın sırtını sıvazladığını gördü.
|
|
Ebû Hamza Horasânî hazretleri, bir keresinde hiç kimseden bir şey istemeden ve hiç kimseye iltifat etmeden tevekkül ederek çölde sefere çıkmayı nezr etti.
|
|
Hasan bin Ali Askerî hapishânede bulunduğu sırada oruç tutardı.
|
|
Hasan Sezâî Efendi bir gün talebeleriyle sohbet ederken kalp gözüyle hocası La’lî Efendinin vefât ettiğini anlayıp, şiddetli üzüntüye kapıldı ve kendinden geçerek yere düştü.
|
|
Bir defâsında, bâzı kimseler gemi ile bir yere gidiyorlardı.
|
|
Ebü’l-Hasan Hamza Hemedânî isminde birisi, bir akşam Câfer-i Huldî’nin yanına geldi.
|
|
Ayderûs, fakirlere yardım etmek ve ihtiyaçlarını görmek için çok borç para isterdi.
|
|
Bosnalı Abdullah Efendi, Bir sohbeti esnâsında, Peygamber efendimizin peygamberliği bildirilmeden önce İbrâhim aleyhisselâmın dîninde olduğunu şöyle anlattı:
|
|
Hâfız Sa’dullah’ın talebelerinden Nüvvâb Han Fîrûz-cenk bir gün hocasına gelerek;
|
|
Batıda Ebü’l-Hasan ibni Harezhem adında bir imâm vardı.
|
|
Şakâyık-ı Nu’mâniyye isimli meşhûr eserin sâhibi olan ve Taşköprüzâde diye tanınan Ahmed bin Mustafa Efendi, İstanbul’da Sahn-ı Semân medreselerinden birinde müderrislik yapmakta iken, başından geçen bir hâdiseyi şöyle anlatır:
|
|
Aslen İran’ın ileri gelenlerinden bir zâtın neslinden olan İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’nin dedesi Zûtâ müslüman olup, hazret-i Ali’ye ikrâmlarda bulundu.
|
|
Hacı Şerîf hazretlerinin sohbetine devâm eden talebelerinden biri, bir gün ona bir mikdâr para getirip vermek istedi.
|
|
Şemseddîn Attâr anlatır:
|
|
Abdülehad Efendi bir gün, talebelerinden birisinin bir iş için Üsküdar’a gidip gelmesini istedi.
|
|
Bir zaman Mekke-i mükerremede yağmur yağmadı ve kuyular kurudu
|
|
Hasan Dede şöyle anlatmıştır:
|
|
Kettânî hazretleri şöyle anlatıyor:
|
|
Ebû Ali Rodbârî, tahâret ve abdest konusunda çok titiz davranırdı.
|
|
Hacı Hızıroğlu Mehmed Ağa, Üsküdar’ın ileri gelenlerinden ve sipâhilerindendi.
|
|
İbn-i Fârid bir gece rüyâsında Resûlullah efendimizi gördü.
|
|
Ebû Ahmed’in arkadaşlarından Ebû Muhammed er-Ribâtî el-Mervezî anlatır:
|
|
Bir gün Konya’nın yakın köylerinden fakir bir genç okumak için Konya’ya gelip İmâm-Hatip Okuluna kaydoldu.
|
|
Bir gün Konya’nın yakın köylerinden fakir bir genç okumak için Konya’ya gelip İmâm-Hatip Okuluna kaydoldu.
|
|
Uluborlu’dan Hasan Dede ve Ali Dede adındaki zâtlar şöyle anlatmışlardır:
|
|
Bâlî Efendi, zamânın âlimlerinden aklî ve naklî ilimleri öğrendi. Kânûnî Sultan Süleymân’ın hocası Hayreddîn Efendinin yanında tahsilini tamamlayıp stajını bitirdi.
|
|
Bir gün onu Merv’de bir zât yemeğe dâvet etmişti.
|
|
Bir gün onu Merv’de bir zât yemeğe dâvet etmişti.
|
|
Ebü’l-Hasan-ı Şâzilî hazretlerinin talebelerinden birisi, tasavvuf yolundaki dereceleri geçerken kendini hocası gibi görmeye başladı.
|
|
Abdullah bin Menâzil, ulemâdan, büyük zat
|
|
Ebû Ali Dekkâk hazretleri hastalanmış, vefâtı yaklaşmıştı.
|
|
Ebû Necîb Sühreverdî anlattı:
|
|
Abdüllatîf Câmî hazretleri birkaç defâ hacca gitti.
|
|
Bir kâfilede bulunan insanlar, Ebü’l-Hasan Harkânî hazretlerinin huzûruna gelip;
|
|
Ebü’l-Hayr hazretleri buyurdu ki:
|
|
Bir gün Sultan Ahmed Han, mürşîdini ziyâret için Üsküdar’a gelmişti.
|
|
Ebû Hasan Habbâz, Ebû Abbâs Sebtî’ye;
|
|
Ahmed bin Hanbel hazretlerine dediler ki:
|
|
İmâm-ı Eş’arî diye de bilinen Ebü’l-Hasan-ı Eş’arî hazretleri küçük yaştan îtibâren ilim tahsîline yöneldi.
|
|
Abdülazîz Revvâd hazretleri başından geçen ibret verici bir hâdiseyi şöyle anlatmıştır:
|
|
Van’ın Gürpınar Muhammed Pîrân aşîretinden Ali isminde bir zât gelerek Seyyid Fehim hazretlerine talebe oldu
|
|
Cüneyd-i Bağdâdî’nin talebelerinden biri şeytanın vesvesesine kapılıp;
|
|
Hasan-ı Basrî hazretlerinin talebeleri şeytanın vesvesesinden şikâyet ederek;
|
|
Ebü’l-Hüseyin Mâlik şöyle anlatıyor:
|
|
Ebû Muhammed-i Basrî hazretlerini ziyâret için Basra’ya gelmiştim.
|
|
İmâm-ı Evzâî, Halîfe Câfer’e buyurdu ki:
|
|
Mevlânâ, Allahü teâlânın yarattığı bütün mahlûkâta merhamet sâhibi idi.
|
|
Cemal Halife'nin talebelerinden Taşköprülüzâde, ziyâretine gelerek nasîhat istedi.
|
|
Vakit ilk bahar olduğu için çiçekler yeni açmıştı.
|
|
Bir gün, Ebû Saîd’in huzûruna iki sandık getirdiler.
|
|
Abdullah bin Alevî hazretleri, bir zaman Mekke-i mükerremede şarab içen bir kimseyle karşılaştı.
|
|
Abdullah bin Alevî hazretleri, bir zaman Mekke-i mükerremede şarab içen bir kimseyle karşılaştı.
|
|
Talebeliğinde Muhammed Râzî, hocasıOsman Hîrî’nin, Muhammed bin Fadl Belhî’yi medhettiğini işitmişti.
|
|
Bulunduğu beldenin tüccarlarından biri şöyle anlatır:
|
|
Şöyle naklederler:
|
|
Bir gün bir kimse, Habîb-i Acemî hazretlerine gelip;
|
|
Fâtih Sultan Mehmed Han tahta geçtiği ilk günlerden îtibâren fırsat buldukça sarayda çeşitli âlimleri toplayıp onlarla ilmî sohbetler yapıyordu.
|
|
Bostan Çelebi hazretlerinin hal, hareket ve tavırlarında gizli mânâlar ve işâretler bulunduğu firâset sâhipleri ile halkın çoğu tarafından bilinirdi.
|
|
Abdullah bin Muhammed Mürteiş en-Nişâbûrî: Evliyânın büyüklerinden.
|
|
Cüneyd-i Bağdâdî yedi yaşında iken, mektepten gelince babasının ağladığını görüp, sebebini sordu:
|
|
Müslümanlardan birinin yahûdî bir ortağı vardı.
|
|
Şeyh Abdülkuddûs oğluna yazdığı bir mektubunda şöyle nasîhat etti:
|
|
Hüseyin Paşa, Bahîra vâlisi Ömer bin Îsâ’ya bir işinden dolayı kızdı.
|
|
Harput’ta yetişen meşhur velîlerden. 1858 (H.1274)’de Erzurum’da doğdu. Kars’ta üçüncü tabur imâmlığı yapması sebebiyle İmâm Efendi lakabıyla tanındı. Asıl ismi, Osman Bedreddîn’dir.
|
|
İmâm-ı Birgivî hazretleri duâ ederken;
|
|
Bir gün Ebû Abdullah El-Basrî'ye sorarlar:
|
|
İsmâil bin Ebû Hasan şöyle anlatır:
|
|
İsmâil bin Ebû Hasan şöyle anlatır:
|
|
Ebü’l-Abbâs hazretlerini sevenlerden birisi şöyle anlatır:
|
|
Mevlânâ hazretleri gece-gündüz cenâb-ı Hakk’a niyâz eder yalvarırdı:
|
|
Ebü’l-Hayr Aktâ, Medîne’de beş gün aç kalmıştı.
|
|
Tebriz’de Sultan Rüstem devrinde türeyen eşkıyâ, geceleri evleri yağma etmeye başladı. Bunlara kimse engel olamadı.
|
|
Fudayl bin İyâd tövbesinden önce, hangi kervandan bir mal gasbetmişse, onların üzerine o kâfiledekilerin isimlerini yazar ve mallarını saklardı.
|
|
Bir defâsında Ebü’l-Abbâs hazretlerinin hanımı, yüksek rütbeli emîrlerden birinin evinde verilecek olan bir düğün yemeğine dâvet edildi.
|
|
Hocası Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin kendisine yazdığı bir mektup aşağıdadır.
|
|
Celâleddîn-i Devânî çok konuşmanın zararlarını ve konuşma âdâbını şöyle anlatır:
|
|
Ebû Abdullah Merrakûşî hazretleri, Resûlullah efendimizi vesîle ederek Allahü teâlâdan bir şey istemek, Resûlullah efendimizin yardım ve şefâatlerine kavuşmak husûsunda bir eser yazdığı esnâda başından geçen bir hâdiseyi şöyle nakletti:
|
|
İbrahim Desuki, Mısır’da yetişen büyük velîlerden.
|
|
Abdurrahmân Tâgî hazretleri bir sohbetinde, sohbetin fazîleti ile ilgili olarak, buyurdu ki:
|
|
Şeyh Muhammed Münîr anlatır:
|
|
Beyzâde Hacı Mehmed Nûri Efendi, bir gün talebelerinden birine şöyle buyurdu:
|
|
Ebû Ali Fârmedî hazretleri şöyle anlatmıştır:
|
|
İbn-i Vefâ hazretlerine, Şâziliyye tarîkatının mensuplarının güzel elbise giymelerinin ve lezzetli yiyecekler yemelerinin sebebi sorulup, Selef-i sâlihîn böyle giyinip, böyle yemezdi dediklerinde; “Onların güzel elbise giyinmelerinin sebebi, Allahü teâlânın kendilerine ihsân ettiği nîmetlere râzı olup göstermek için ve insanlara zengin görünmek içindi.
|