|
İbni Âbidîn “rahmetullahi aleyh”, (Dürr-ül-muhtâr) şerhinde, üçüncü cild, yemîn bahsinde ve ikinci cild, oruc bahsinin sonunda buyuruyor ki:
|
|
Elmünkızü-aniddalâl) kitâbında diyor ki: Akl ile anlaşılan şeyler, his uzvları ile anlaşılanların üstünde olduğu ve bunların yanlışını çıkardığı gibi, ya’nî his uzvlarımız, akl ile anlaşılan şeyleri anlıyamıyacağı gibi, akl da, Peygamberlik makâmında anlaşılan şeyleri kavramakdan âcizdir.
|
|
Allahü teâlânın rahmeti, şefkati dünyâda mü’minlere ve kâfirlere, herkese birlikde yetişdiği ve herkesin çalışmasına ve iyiliklerine dünyâda karşılığını verdiği hâlde, âhıretde kâfirlere merhametin zerresi bile yokdur.
|
|
Bu mektûb, mevlânâ Hamîd-i Bengâlîye gönderilmiş olup, Kelime-i tevhîdin üstünlüklerini ve islâmiyyetsiz Evliyâlık olamıyacağını bildirmekdedir:
|
|
Bu mektûb, hocasının oğlu hâce Muhammed Abdüllah için yazılmışdır “sellemehullahü teâlâ”. Akla, hayâle gelen ve keşf ile ve şühûd ile anlaşılan herşey, mahlûkdur. Bunlara (Mâ-sivâ) denildiği bildirilmekdedir:
|
|
Bu mektûb, Mektûbâtın üçüncü cildinin toplayıcısı olan Muhammed Hâşim-i Keşmîye “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” yazılmışdır. Âlemin vehm mertebesinde yaratılmış olduğu bildirilmekdedir:
|
|
Bu mektûb, seyyid mîr Şemsüddîn Alî Halhalîye yazılmışdır. Âlem-i emrden ve âlem-i halkdan insanda bulunan on parçayı bildirmekde ve insan kalbinin Arşdan dahâ üstün olduğunu açıklamakdadır:
|
|
Bu mektûb, Molla Bedreddîne yazılmışdır. Âlem-i ervâh ve âlem-i misâl ve âlem-i ecsâd üzerinde bilgi vermekde, kabr azâbını anlatmakdadır:
|
|
Bu mektûb, hakîkatleri bilen, ma’rifetler sâhibi, hâce Hüsâmeddîn Ahmede yazılmış olup, bu kâinâtın hepsi, Allahü teâlânın ismlerinin ve sıfatlarının aynası olduğu, Zât-i ilâhîden ise, hiç nasîbleri olmadığı ve maddenin kendi kendine varlıkda duramıyacağı, maddenin hakîkî varlık olmadığı ve birçok şeyler bildirilmekdedir:
|
|
Bu mektûb, mevlânâ Hamîd Ahmedî için yazılmışdır. Âlemin yokdan var edilmiş olduğunu bildirmekde ve Yunan felsefecilerinin akl-ı fe’âl dedikleri şeyi red etmekdedir:
|
|
Bâyı’ veyâ müşterînin, alış verişden vaz geçebilmek hakkına, (Muhayyer olmak) denir. Muhayyerlik, sahîh ve fâsid bey’lerde câiz olup, üç dürlüdür:
|
|
Bu mektûb, Muhammed Hâşim-i Keşmîye “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” yazılmış olup, âriflerin, kalbleri ile Allahü teâlâyı nasıl gördükleri anlatılmakdadır:
|
|
Bu mektûb, hâcı Muhammed Yûsüf Keşmîrî için yazılmışdır. Allah adamlarının gönlünde zerre kadar dünyâ düşüncesi olmadığı bildirilmekdedir:
|
|
İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i elf-i sânî “kaddesallahü teâlâ esrârehül’azîz”, bu mektûbu molla Ârif Hutenî Bedahşîye yazmışdır. (Lâ ilâhe illallah) kelimesinin üstünlüklerini ve tenzîh makâmını ve (îmân-ı gayb)ı bildirmekdedir:
|
|
Bu mektûb, Nûr Muhammed Tehârî için yazılmışdır:
|
|
Bu mektûb, mîr Mensûr için yazılmışdır. Allahü teâlânın ihâta, kurb ve ma’ıyyet sıfatları üzerinde ince bilgiler vermekdedir:
|
|
Allahü teâlânın ismleri çokdur.
|
|
Bu mektûb, hâce Ebülmekârim için yazılmışdır. Allahü teâlânın kullarına hizmet etmeği övmekdedir:
|
|
Bu mektûb, gizli bilgilerin hazînesi oğulları Muhammed Sa’îd ve Muhammed Ma’sûma “rahmetullahi aleyhimâ” yazılmış olup, Allahü teâlânın mahlûklara yakın olmasını açıklamakda, ademin ve iblîsin kötülükleri arasındaki farkı bildirmekdedir:
|
|
Allahü teâlânın feyzleri, ni’metleri, ihsânları, ya’nî iyilikleri, her ân, insanların iyisine, kötüsüne, herkese gelmekdedir.
|
|
Esseyyid, Mîr Muhammed Nu’mân hazretlerine yazılmış olup, Allahü teâlânın ve sıfatlarının ve fi’llerinin kullarına çok yakın olduğunu bildirmekdedir:
|
|
Bu mektûb, Nûr Muhammed Tehârî için yazılmışdır. Allahü teâlâya kavuşduran yolların iki olduğunu bildirmekdedir:
|
|
Sene adedinden bir noksânı, 4,367 ile çarpılır [darb edilir].
|
|
Bu mektûb, mevlânâ Hüseyne yazılmış olup, Arşı ve Kürsîyi bildirmekdedir:
|
|
Bugün bilinen yüzbeş dürlü atomdan her birinin ortasında bir nüve, ya’nî çekirdek bulunduğunu ve çekirdek etrâfında elektronların döndüğünü bildirmişdik.
|
|
Bugün, atom endüstrisinin esâsını, Uranium ma’deni teşkîl etmekdedir.
|
|
Bu mektûb, Perkene şehri kâdîlarına yazılmış olup, baş sağlığı dilemekdedir:
|
|
Bey’ ve şirânın altı dürlü olduğunu, bundan evvelki maddenin baş tarafında belirtdik. Bunlardan birincisi olan Sahîh satışı yukarıda gördük. Bu maddede, bâtıl, fâsid, mekrûh, mevkûf, vefâ ile olan satışları ve sarf satışını kısaca anlatacağız:
|
|
Şevvâl ayının birinci günü fıtr bayramının, Zilhiccenin onuncu günü de, kurban bayramının birinci günleridir.
|
|
Her müslimânın, otuzüç farzı bilmesi lâzımdır. Otuzüç farz şunlardır:
|
|
veyâ vekîlinin, söz kesildikden sonra (Teslîm etdim) veyâ (Teslîm al) demesi.
|
|
Tesavvuf, kalbi sâf yapmak, temizlemek demekdir.
|
|
Abdülhakîm efendinin, İstanbulda, Sultân Selîm Câmi-i şerîfi bağçesindeki, (Medrese-tül-mütehassısîn)de tesavvuf müderrisi [Ya’nî, ilâhiyyât fakültesinde, tesavvuf kürsîsi, ordinaryüs profesörü] iken, bir üniversitelinin süâline karşı, yazmış olduğu mektûbu, kelimelerini sâdeleşdirerek, aşağıya yazıyoruz:
|
|
Semâvî dinlerden, bozulmuş olanları bildireceğiz:
|
|
Bu mektûb, Molla İbrâhîm için yazılmışdır. Bu ümmetin yetmişüç fırkaya ayrılacağını bildiren hadîs-i şerîfi açıklamakdadır:
|
|
Bu mektûb, yine Muhammed Hâşim-i Keşmîye “kuddise sirruh” yazılmış olup, tesavvuf büyüklerinin Allahü teâlâ ile konuşmalarını bildirmekdedir:
|
|
Câmi’e sağ ayak ile girilir.
|
|
Bir mü’minin vefât etdiğini haber alan erkeklere, erkek yoksa, kadınlara cenâze nemâzı kılmak, gasl, techiz ve defn farz-ı kifâyedir. Ehemmiyyet vermiyen, kâfir olur. Cenâze nemâzını bir kadının yalnız kılması ve çok kadının cemâ’at ile kılmaları mekrûh olmaz. Nemâzın kabûl olması için, altı şart lâzımdır:
|
|
Cenâze taşımakda önce ön tarafda, meyyitin sağ tarafı, sağ omuza alınıp, on adım taşınır. Sonra, arka sağ bacak tarafı sağ omuzda, on adım taşınır.
|
|
Bu mektûb, mîr Muhammed Nu’mânın oğlu mîr Abdürrahmân için yazılmışdır. Cennetde Allahü teâlânın görüleceğine inanmıyanlara cevâb vermekdedir:
|
|
Âhıretde Cehennemden kurtulmak, yalnız Muhammed aleyhisselâma tâbi’ olanlara mahsûsdur.
|
|
Aşağıdaki yazı, Osmânlı pâdişâhlarının otuzaltıncısı, sonuncusu, sultân Muhammed Vahîdeddîn hân “rahmetullahi teâlâ aleyh” zemânında, medresetülmütehassısînde tesavvuf müderrisi olan seyyid Abdülhakîm efendinin “rahmetullahi aleyh” (Keşkül) ismindeki kitâbından alındı. Keşkül basılmamışdır.
|
|
(Redd-ül-muhtâr) sâhibi “rahmetullahi teâlâ aleyh” buyuruyor ki: Cinâyet, yaralamak veyâ öldürmek demekdir.
|
|
Salih insanlar gibi görünür ve sohbet ederler. Kâfir olan cinler, insanlara çeşitli şekilde zarar verirler. İnsandan ayrılmayıp her şekle girebilirler.
|
|
Cum’a nemâzı onaltı rek’atdir.
|
|
Bu mektûb, mirzâ Muzaffer hâna yazılmışdır. Dostlara verilen sıkıntıların ve belâların, günâhlara keffâret olduğu ve yalvararak afv ve âfiyet istemek lâzım olduğu bildirilmekdedir:
|
|
Bu mektûb, Şerefüddîn Hüseyn için yazılmışdır. İnsanın hergün başına gelen şeylerin hepsinin, Allahü teâlânın irâdesi ile geldiği ve bunun için hepsinden lezzet duyulması lâzım olduğu bildirilmekdedir:
|
|
Ehl-i sünnet âlimlerinin, o büyük ve dindâr insanların bildirdikleri i’tikâddan, îmândan kıl kadar ayrılanların, kıyâmetde azâbdan kurtulmaları imkânsızdır.
|
|
Diyet, kâtilin vereceği para cezâsıdır.
|
|
Bu mektûb, zemânın sultânı [Selîm Cihângir hân] “rahmetullahi teâlâ aleyh” için yazılmışdır. Düâ etmekdeki gizli bilgileri açıklamakda, âlimleri övmekdedir:
|
|
Bu mektûb, mîr Mensûr için yazılmışdır. Kâinâtın hakîkatini bildirmekde ve kendi keşfi ile Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin keşfi arasındaki farkı açıklamakdadır:
|
|
Bu mektûb, Hân-ı cihâna “rahmetullahi teâlâ aleyh” yazılmışdır. Sağlam olan dîne yapışmağı ve dünyâ işlerini yaparken, islâmiyyete uymağa dikkat etmenin, din ile dünyâyı birlikde kazanmak olduğunu bildirmekdedir:
|
|
Bu mektûb, mirzâ Hüsâmeddîn Ahmede gönderilmiş olup, bu dünyâ sıkıntıları, acı görünse de, insanı yükseltirler ve tâ’ûndan ölmenin kıymetini bildirmekdedir:
|
|
Bu dünyâ, âhıretin tarlasıdır.
|
|
Bu mektûb, seyyid Mîr Muhibbullaha yazılmışdır. Dünyâda âhırete yarar iş görmek lâzım olduğu bildirilmekdedir:
|
|
Bu mektûb, hâce Şerefüddîn Hüseyne yazılmışdır. Nasîhat etmekdedir:
|
|
Bütün insanlara önce lâzım olan şey, (Ehl-i sünnet) âlimlerinin kitâblarında bildirdikleri gibi, bir îmân ve i’tikâd edinmekdir.
|
|
Bu mektûb, Hân-ı Hânân-ı cihâna yazılmış olup, Ehl-i sünnet i’tikâdını ve islâmın beş şartını ve günâhlardan tevbe etmeği bildirmekdedir:
|
|
Dört mezhebde ictihâd derecesine yükselmiş olan âlimlere ve bunların yetişdirmiş oldukları büyük âlimlere (Ehl-i sünnet) âlimleri denir.
|
|
Bu mektûb Muhammed Ma’sûm “kuddise sirruh” tarafından, mirzâ Ubeydüllah beğe yazılmışdır. Nasîhatin lâzım olduğunu, cihâdın kıymetini bildirmekdedir:
|
|
Eshâb-ı kirâm arasındaki muhârebeler ictihâd yüzünden idi. Döğüşenler de, birbirini çok seviyordu. Ananın, babanın çocuğunu döğmesi gibi idi.
|
|
Bu mektûb, seyyid Muhammed Nu’mâna “rahmetullahi teâlâ aleyh” yazılmış olup, ba’zı Evliyâ, tesavvuf yolunda ilerlerken, kendilerini, Eshâb-ı kirâmın makâmında görüyor.
|
|
Bu mektûb, seyyid Abdülbâkî Sârenkpûrîye yazılmış olup, Eshâb-ı yemîn ve Eshâb-ı şimâli ve Sâbıkları bildirmekdedir:
|
|
Ezânın kelimeleri yedidir.
|
|
(Dürr-ül-muhtâr) kitâbından ve bunun açıklaması olan (Redd-ül-muhtâr)dan ezân bâbı terceme edilerek ve kısaltılarak aşağıda yazıldı:
|
|
Bu mektûb, Hâce Şerefeddîn Hüseyne gönderilmiş olup, harâmlardan sakınmağı, ahkâm-ı islâmiyyeye yapışmağı bildirmekdedir:
|
|
Bu mektûb, hocası Muhammed Bâkînin [973-1013 Delhîde] “kuddise sirruh” oğlu, Muhammed Abdüllaha “rahmetullahi teâlâ aleyh” yazılmış olup, iki süâline cevâb vermekde ve ayn-ül-yakîni anlatmakdadır:
|
|
Bu mektûb, Abdülkâdir-i Enbâlîye yazılmış olup, Fenâ ve Bekâyı anlatmakdadır:
|
|
İmâm-ı Rabbânî “rahmetullahi aleyh”, (Me’ârif-i ledünniyye) kitâbında, yirmialtıncı ma’rifetde buyuruyor ki:
|
|
Vefât eden kimsenin bırakdığı malın kimlere verileceğini ve nasıl dağıtılacağını öğreten ilme, (İlm-i ferâiz) denir.
|
|
Ferâiz problemlerini çözebilmek için, bundan evvelki maddede bildirilmiş olan on bilgiyi iyi anlamak ve ezberlemek lâzımdır.
|
|
(Mecmû’a-i Zühdiyye) kitâbının başında diyor ki:
|
|
Bu mektûb, Mirzâ Menû Cehre yazılmış olup, nasîhat vermekdedir:
|
|
Nemâzın doğru olması için, abdestin ve guslün doğru olması lâzımdır. İbni Âbidîn, (Dürr-ül-muhtâr) şerhinde buyuruyor ki: (Cünüb olan her kadının ve erkeğin ve hayzdan ve nifâsdan kurtulan kadınların, nemâz vaktinin sonuna o nemâzı kılacak kadar zemân kalınca, gusl abdesti alması farzdır).
|
|
Bu mektûb, hâcı Abdüllatîf Hârezmî için yazılmışdır:
|
|
İslâmın beşinci şartı hacdır.
|
|
1308] senesinde İstanbulda basılan, (Mahzen-ül’ulûm) kitâbının, birinci cüz’, yüzotuzaltıncı sahîfesinde ve (Eşi’at-ül-leme’ât)in üçüncü sahîfesinde hadîs-i şerîflerin çeşidleri, şöyle ta’rîf edilmekdedir:
|
|
(Kimyâ-i se’âdet)in ikinci rükn, dördüncü asl’ından terceme edilmişdir.
|
|
Bu mektûb, Dervîş Habîb Hâdim için yazılmışdır. Hârikaların, kerâmetlerin çok veyâ az olmasının sebebi bildirilmekdedir:
|
|
Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” (Allahü teâlâ, her hastalığın ilâcını yaratmışdır.
|
|
Muharremin birinci gününü bulmak için sene adedi, beş ile çarpılır [darb edilir].
|
|
[Ya’nî Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” görünüşü, tanınması].
|
|
Kimyâ-i se’âdet) kitâbı, beşinci aslında diyor ki: Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Îmânın temeli ve en kuvvetli alâmeti, müslimânları sevmek ve müslimânlara düşmanlık edenleri sevmemekdir).
|
|
Bektâşî deyince iki dürlü insan anlaşılır: Birincisi, hakîkî, doğru Bektâşî olup, hâcı Bektâş-ı Velî hazretlerinin gösterdiği hak yolunda giden temiz müslimânlardır.
|
|
Ahkâm-ı islâmiyyenin hepsi Kur’ân-ı kerîmden çıkmakdadır.
|
|
Seyyid Abdülhakîm efendi “rahmetullahi aleyh” (Eshâb-ı kirâm) kitâbında buyuruyor ki, (İctihâd, insan gücünün yetdiği kadar, ya’nî cehd ile zahmet çekerek çalışmak demekdir.
|
|
Mü’mini ve zimmîyi ikrâh etmek, korkutmak büyük günâhdır.
|
|
|
|
Bu mektûb, derin ilmi, hâlleri ve sözleri ile her ihtisâs sâhibini hayretde bırakan, kerâmet ve fazîletler hazînesi, Eshâb-ı kirâmın ve islâm âlimlerinin büyüklüğünün vesîkası, seyyid Abdülhakîm efendi “rahmetullahi aleyh” tarafından yazılmışdır:
|
|
Bu mektûb, dînine çok bağlı olan bir hânıma yazılmış olup, i’tikâdları bildirmekde, ibâdetlere teşvîk etmekdedir:
|
|
Bu mektûb, mîr Muhammed Emînin annesine yazılmışdır.
|
|
İki cihân se’âdetine kavuşmak, ancak ve yalnız, dünyâ ve âhıretin efendisi olan, Muhammed aleyhisselâma tâbi’ olmağa bağlıdır.
|
|
Bu mektûb, hân-ı hânân Abdürrahîm hâna “rahmetullahi teâlâ aleyh” yazılmışdır.
|
|
Bu mektûb, mubârek oğlu Muhammed Ma’sûm “medde zillühül’âlî” için yazılmışdır. İnsanın aslının adem olduğunu, ademde hiçbir iyilik bulunmadığını bildirmekdedir:
|
|
Bu mektûb, seyyid mîr Muhibbullah Mankpûrîye yazılmışdır. İnsanlardan gelen sıkıntılara dayanmak lâzım olduğu bildirilmekdedir:
|
|
İrâde-i cüz’iyye risâlesini Muhammed Akkermânî “rahmetullahi aleyh” yazmışdır:
|
|
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimize, Necrândan bir hıristiyan hey’eti gelmişdi.
|
|
Büyük islâm âlimi, (Tefsîr-i kebîr) ve çeşidli kıymetli kitâbların sâhibi, İmâm-ı Fahreddîn Râzî “rahmetullahi aleyh” Âl-i imrân sûresinde, altmışbirinci âyet-i kerîmeyi tefsîr ederken buyuruyor ki:
|
|
Bu büyük imâmın ve yüzlerce talebesinin ve bunların da yetişdirdiği binlerce büyük insanın yazdığı milyonlarca kitâb, Peygamberimizin yolunu, bütün dünyâya doğru olarak yaymış, tanıtdırmışdır.
|
|
(Râbıta-i şerîfe) kitâbının elliyedinci sahîfesi açıklanarak aşağıda yazılmışdır:
|
|
Nikâhlanmak, evlenmek demekdir. (Tatlîk) boşanmak demekdir.
|
|
(Talâk) kelimesi, lügatde, bağlı birşeyi çözmek demekdir.
|
|
Peygamberlerin “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” ve kitâbların gönderilmesine sebeb ve bildirilmesi en lüzûmlu olan emr, yerlerin, göklerin yaratanının varlığını, Onun bir olduğunu, ilm ve başka üstün sıfatları bulunduğunu, kudret ve büyüklüğünün sonsuz olduğunu kullara bildirmekdir.
|
|
ihtiyâc başkadır. Zarûret, kendinin veyâ nafakası lâzım olanların aç, susuz, çıplak veyâ sokakda kalarak hasta olması demekdir.
|
|
Aşağıdaki yazı, (Rıyâd-un-nâsıhîn)den terceme edildi:
|
|
(İbni Âbidîn)de ve Âtıf beğin “rahmetullahi teâlâ aleyh” (Mecelle)nin 1045 ve 1060 ve 1329 uncu maddeleri ve sonrası şerhlerinde diyor ki:
|
|
İslâm dîninde harâm olan, günâh olan isrâfın ne demek olduğunu ve çeşidlerini, imâm-ı Birgivînin “rahmetullahi teâlâ aleyh” arabî (Tarîkat-i Muhammediyye) kitâbından terceme ediyorum:
|
|
Nemâzı Kâ’beye karşı kılmakdır.
|
|
Bir san’at sâhibine, birşey ta’rîf ederek, yapdırmakdır.
|
|
Bu mektûb, üstâdı Muhammed Bâkî Billahın “kuddise sirruh” oğlu Hâce Muhammed Abdüllaha “sellemehullahü ve ebkâhu ve evsalehu ilâ gâyeti mâ yetemennâhu” yazılmış olup, işin başı, sünnet-i seniyyeye yapışmak ve bid’atden kaçmak olduğu ve sâireyi bildirmekdedir:
|
|
Bu mektûb, kıymetli oğlu Muhammed Sa’îd “kuddise sirruh” hazretlerine yazılmış olup, Kâ’be-i mu’azzamanın hakîkatinde olan sırları ve nemâzın ve Kelime-i tevhîdin hakîkatlerindeki incelikleri bildirmekdedir:
|
|
Bu mektûb, mîr Muhammed Nu’mâna “rahmetullahi teâlâ aleyh” gönderilmişdir. Kabr azâbına inanmıyanların şübhelerini gidermek için yazılmışdır:
|
|
Bu mektûb, Bedî’uddîn-i Sehârenpûrîye yazılmış olup, kabr hayâtını ve tâ’ûn sevâbını bildirmekdedir:
|
|
Mezhebsizler, ölüden fâide ve zarar gelmez diyorlar.
|
|
Kadınların vücut hatlarının belli olmayacak herhangi bir elbise ile örtünmesi farzdır. İslam dini, kapanmayı emretmiş, ama belli bir örtü şekli bildirmemiştir. (Dürer-ül-mültekıte)
|
|
Aşağıdaki yazı, (Dürr-ül-muhtâr)dan ve bunun şerhi olan İbni Âbidînden (Kâfirin nikâhı) bâbının tercemesidir:
|
|
İslâmiyyet karşısında, kâfirler dürlü yollar tutmuş, kollara ayrılmış ise de, iki kısmda toplanırlar: Birinci kısmdakiler, dünyâ işlerini ve ibâdetlerini yapıp müslimânlara saldırmaz.
|
|
Nitekim, dünyâdaki fâideli ve hayrlı işlerden cenâb-ı Hakkın, en çok beğendiği, câmi’ yapmakdır.
|
|
İbni Âbidîn “rahmetullahi teâlâ aleyh”, nemâzın mekrûhlarını anlatırken buyuruyor ki; (Kâfirlerin yapdıkları ve kullandıkları şeyler de iki kısmdır:
|
|
Harâm işlememek ve bütün ahkâm-ı islâmiyyeyi yerine getirmek, çok kolaydır.
|
|
1404 hicrî kamerî senesi başına rastlıyan mîlâdî seneyi bulalım:
|
|
Ödünc vermek, ya’nî (Karz-ı hasen) çok sevâbdır.
|
|
Nemâz, (İbâdet-i bedeniyye) olduğundan, başkası yerine kılınamaz.
|
|
Bu risâleyi, Ebüssü’ûd efendi “rahmetullahi teâlâ aleyh” yazmışdır. Adının Mehmed olmayıp Ahmed olduğu, (Esmâ-ül-müellifîn) kitâbında açıklanmakdadır. (Kâmûs-ül-a’lâm) kitâbında da, Ahmed Ebüssü’ûd yazılıdır:
|
|
Bu mektûb, molla Bedî’uddîne yazılmışdır. Kazâya râzı olmağı ve sâhibinin yapdığından lezzet duymak lâzım olduğunu bildirmekdedir:
|
|
(Kefîl olmak) veyâ (Dâmin olmak), birisinden belli bir veyâ birkaç kimsenin istedikleri bir şeyi, başkasının, kendisinin de ödiyeceğine söz vermesi demekdir.
|
|
Bu mektûb, Seyyid mîr Muhibbullah-i Mankpûrîye yazılmış olup, kelime-i tevhîdin ma’nâsını bildirmekdedir:
|
|
Bu mektûb, (Mektûbât)ın ikinci kısmını toplamış olan [Allahü teâlâ ondan râzı olsun!] fakîr, hakîr Abdülhayy için yazılmış olup, (Lâ ilâhe illallah) Tevhîd kelimesinin üstünlüklerini bildirmekdedir:
|
|
Bu mektûb, mirzâ Muzaffer hâna yazılmışdır. Dostlara verilen sıkıntıların ve belâların, günâhlara keffâret olduğu ve yalvararak afv ve âfiyet istemek lâzım olduğu bildirilmekdedir:
|
|
Bu mektûb, bir şeyhe [Şeyh Abdüssamed Sultânpûrîye] yazılmışdır. Kibr ve ucbun hastalık olduğu bildirilmekdedir:
|
|
İcâre, bir malın, kendini değil de, menfe’atini ya’nî kullanılmasını satmak olup, kirâya vermek demekdir.
|
|
kimse, verdiği iznden vazgeçebilir. Meselâ tarlasından geçmeğe izn vermiş iken, men’ edebilir.
|
|
Kur’ân-ı kerîm, nazm-ı ilâhîdir.
|
|
Bağdâd vâlîsi Sırrî pâşa (Sırr-ı Furkan) kitâbının, İstanbulda [1312] de basılan, birinci cild, üçüncü baskısı, yetmişbeşinci sahîfesinde buyuruyor ki:
|
|
Köyde, çölde, şehrde mukîm olan, âkıl, bâlig, hür ve müslimân erkek ve kadının, ihtiyâcından fazla nisâb mikdârı malı veyâ parası varsa, kurban bayramı için niyyet ederek, belli günlerde, belli bir hayvanı kesmeleri vâcib olur.
|
|
Allâme Ahmed bin Süleymân bin Kemâl pâşanın “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” (Levh-il-mahfûz ve Ümm-ül-kitâb) ismindeki risâlesi ile, Muhammed Akkermânînin (İhtiyâr-ı cüz’î) risâlesi ve Ebüssü’ûd efendinin (Kazâ kader) risâlesi, otuzbirinci Osmânlı pâdişâhı sultân Abdülmecîd hân “rahmetullahi aleyh” zemânında, [1264] senesinde, bir arada bir kitâb hâlinde, türkçe olarak, İstanbulda basılmışdır. Üçünü de sâdeleşdirerek, yazmayı uygun gördük:
|
|
Bu mektûb, Muhammed Takî'ye yazılmışdır. Fudûl işlerden vazgeçip, zarûrî lâzım olanları yapmak lâzım olduğu bildirilmekdedir:
|
|
Bundan önceki maddede yazılı mektûbla bağlılığı olduğu için ve Allahü teâlânın sonsuz kudretinin inceliklerini çok açık gösterdiği için, bugünkü tecrîbelerin meydâna çıkardığı, âlem ve madde üzerindeki yeni bilgileri din kardeşlerime burada kısaca yazmağı uygun gördüm.
|
|
Bugün herkes, atomu ve atom enerjisini merâk etmekde, dost, düşman her memleketde atom üzerinde çalışılmakdadır.
|
|
Bu mektûb, hâcı Muhammed Firketîye yazılmış olup, hiçbir maddenin Allahü teâlâya ayna olamıyacağını bildirmekdedir:
|
|
MEST ÜZERİNE MESH — Abdest alırken ayakları yıkamak yerine, hiç özr ve zarûret olmasa bile, yaş el ile, bir kerre, mest üzerine mesh edilmesi, erkek için de, kadın için de câizdir.
|
|
(Nûr-ül-îzâh)da ve bunun (Tahtâvî) hâşiyesinde ve (Halebî) ile (Dürr-ül-muhtâr)da, nemâzların kazâsı sonunda, (Mültekâ)da ve (Dürr-ül-müntekâ)da ve (Vikâye)de, (Dürer)de ve (Cevhere)de ve Kâdî-zâdenin (Birgivî vasıyyetnâmesi) şerhinin sonunda ve başka kıymetli kitâblarda, meyyit için iskât ve devr yapmak, hanefî mezhebinde lâzım olduğu yazılıdır.
|
|
Aşağıdaki yazılar, (Dürr-ül-muhtâr) kitâbından ve bunun (İbni Âbidîn) hâşiyesinden terceme edilmişdir:
|
|
Seyyid Abdülhakîm bin Mustafâ “rahmetullahi aleyh” bir mektûbunda buyuruyor ki:
|
|
Muhammed aleyhissalâtü vesselâma tâm ve kusûrsuz tâbi’ olabilmek için, Onu tâm ve kusûrsuz sevmek lâzımdır.
|
|
Muhammed Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, mahbûb-i Rabbil’âlemîndir. Ya’nî Allahü teâlânın sevgilisidir. Her şeyin en iyisi, sevgiliye verilir.
|
|
|
|
Aşağıdaki yazı, (Rıyâd-un-nâsıhîn) kitâbının üçüncü kısm, ikinci bâb, onuncu faslından terceme edilmişdir:
|
|
Bu mektûb, sultân Serhendîye yazılmışdır. Mü’minin kalbinin kıymetini bildirmekde, kalbi incitmekden men’ etmekdedir. Bu mektûb arabî olarak yazılmışdır:
|
|
Mubârek geceler, islâm dîninin kıymet verdiği gecelerdir.
|
|
Se’âdet-i ebediyyeye kavuşmak için, müslimân olmak lâzımdır.
|
|
Târîhin her devrinde, dürlü kanı taşıyan, dürlü dil konuşan, başka başka âdet ve an’anelere bağlı olan milyonlarca insanın, aralarındaki farkları bırakarak, bir inanç veyâ fikr etrâfında toplanıp, birer imperatorluk kurduklarını görüyoruz
|
|
(Nikâye) kitâbının fârisî şerhinde buyuruyor ki:
|
|
İbni Âbidîn (Nemâzın şartları) başında diyor ki: (Bedende, elbisede ve nemâz kılacak yerde necâset, pislik bulunmamakdır.
|
|
(Tefsîr-i Azîzî)de, Fâtiha sûresini açıklarken, (Sırât-ı müstekîm)i uzun bildirmekdedir.
|
|
Bu mektûb, mevlânâ Tâhir Bedahşîye yazılmış olup, nemâzın üstünlüklerini ve erkânını, şartlarını, edebleri ve ta’dîl-i erkânını bildirmekdedir:
|
|
Nemâza başlarken, erkekler iki eli kaldırır. Baş parmak uçları kulak yumuşağına değer. Avuç içleri kıbleye döndürülmüş olmalıdır. Eller, kulakdan ayrılırken (Allahü ekber) demeğe başlanıp, göbek altına bağlarken bitirilir.
|
|
(Mukaddimet-üs-salât), (Tefsîr-i Mazherî) ve (Halebî-yi kebîr)deki hadîs-i şerîfde buyuruldu ki: (Cebrâîl aleyhisselâm Kâ’be kapısı yanında iki gün bana imâm oldu.
|
|
Bu mektûb, mîr Muhammed Nu’mânın “kuddise sirruh” süâllerine cevâb olarak yazılmış olup, nemâzda otururken parmak kaldırmak doğru olmadığını da bildirmekdedir:
|
|
Aşağıdaki yazılar, (Dürr-ül-muhtâr)dan terceme edilmişdir:
|
|
Bu mektûb, Muhammed Murâd-ı Bedahşîye yazılmış olup, nemâzın ta’dîl-i erkânı ve tumânîneti ve câmi’de safların düzeltilmesi ve kâfirlere karşı harbe giderken niyyetin düzeltilmesi ve teheccüd nemâzı ve yemeklerin halâlden seçilmesine dikkat olunması bildirilmekdedir:
|
|
(Dürr-ül-muhtâr)da nemâzı anlatmağa başlarken ve İbni Âbidîn, (Redd-ül-muhtâr) kitâbı, ikiyüzotuzdördüncü sahîfede, bunları açıklarken buyuruyor ki:
|
|
Nemâzın farzı oniki olup, yedisi dışındadır.
|
|
Aşağıdaki bilgilerin çoğu, (Dürr-ül-muhtâr)dan ve bunun şerhi olan (Redd-ül-muhtâr)dan terceme edilmişdir:
|
|
Bu mektûb, mevlânâ Tâhir Bedahşîye yazılmış olup, nemâzın üstünlüklerini ve erkânını, şartlarını, edebleri ve ta’dîl-i erkânını bildirmekdedir:
|
|
Fâtiha okumak, Fâtihadan sonra bir sûre veyâ âyet okumak, zamm-ı sûreyi farzların birinci ve ikinci rek’atlerinde, sünnetlerin her rek’atinde okumak, secdeleri birbiri ardınca yapmak, ikinci rek’atde teşehhüd mikdârı oturmak, son rek’atde otururken, (Ettehıyyâtü) okumak, rükü’da ve iki secdede ta’dîl-i erkân, [ya’nî sübhânallah diyecek kadar hareketsiz durmak vâcib, dahâ çok durmak sünnetdir], kavmede ve celsede tumânînet [sübhânallah diyecek kadar durmak], nemâz sonunda esselâmü... demek, kunût düâsı okumak, imâmın, sabâh, Cum’a, bayram, terâvîh, vitr nemâzlarında ve akşam ile yatsının ilk iki rek’atinde yüksek sesle okuması, imâmın ve yalnız kılanın öğle ve ikindi farzlarında ve akşamın üçüncü, yatsının üçüncü ve dördüncü rek’atlerinde hafîf sesle okumaları vâcibdir. (Bezzâziyye)de diyor ki, (Hafîf sesle okuyanı bir iki kişinin işitmesi mekrûh olmaz. Sesli okumak, çok kişinin işitmesi demekdir).
|
|
Bu mektûb, mirzâ Hüsâmeddînin oğlu hâce Cemâleddîn Hüseyne yazılmış olup, nihâyetin, âfâk ve enfüsün dışında olduğunu bildirmekdedir:
|
|
Musûl vâlîsi, hâcı Reşîd pâşa, (Rûh-ul Mecelle) kitâbında buyuruyor ki: (Hastalık, iki nev’dir: Biri, âdî hastalık olup, şü’ûru yerinde oldukca, bütün malı için satışları câizdir.
|
|
Aşağıdaki bilgiler, seyyid Abdülhakîm bin Mustafâ efendi “rahmetullahi aleyh”in (Sefer-i âhıret) risâlesinden alınmışdır. Bu risâle basılmamışdır:
|
|
Allahü teâlâ, bir insanda bulunabilecek, görünür görünmez bütün iyilikleri, bütün üstünlükleri, bütün güzellikleri, sevgilisinde toplamışdır.
|
|
İslâmın beş şartından dördüncüsü, mubârek Ramezân ayında, hergün oruc tutmakdır.
|
|
Ona tâbi’ olmak (Ahkâm-ı islâmiyye)yi beğenip, seve seve yapmak ve Onun emrlerini ve islâmiyyetin kıymet verdiği, üstün tutduğu şeyleri ve âlimlerini, sâlihlerini büyük bilip, hurmet etmekdir ve Onun dînini yaymağa uğraşmak demekdir ve Allahü teâlânın emrlerine uymak istemeyenleri sevmemekdir.
|
|
Bu mektûb, Allahü teâlânın Peygamberi, Muhammed “aleyhisselâm” tarafından, Mu’âz bin Cebele “radıyallahü teâlâ anh” yazdırılmışdır:
|
|
Bu mektûb, hâce Şerefeddîn-i Hüseyne yazılmış olup, Resûlullaha uygun her işin, zikr olduğu bildirilmekdedir:
|
|
Bismillâhirrahmânirrahîm.
|
|
Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” tâbi’ olmak yedi derecedir:
|
|
Seyyid Abdülhakîm “rahmetullahi teâlâ aleyh” efendinin bir mektûbudur.
|
|
Bu mektûb, bir sâliha hânıma “rahmetullahi teâlâ aleyhâ” yazılmış olup, kadınlara lâzım olan nasîhatleri bildirmekdedir:
|
|
Bu mektûb, hâce Ebül-Hasen Behâdır Bedahşîye yazılmış olup, Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” vefât edeceğine yakın kâğıd istediğini açıklamakdadır:
|
|
Bu mektûb, mevlânâ Sâdık Keşmîrîye yazılmış olup, rûhların cism şekline girebileceği ve tenâsüh olmadığı bildirilmekdedir:
|
|
Bu mektûb, seyyid Abdülhakîm efendi “rahmetullahi aleyh” tarafından yazılmış olup, Evliyâ rûhlarının, her yerde yardıma geldiklerini bildirmekdedir.
|
|
Aşağıdaki yazının hepsi, (Dürr-ül-muhtâr)dan ve bunun hâşiyesi olan İbni Âbidînin (Redd-ül-muhtâr)ından terceme edilmişdir:
|
|
Etrâfımızı beş duygu organımız ile tanıyoruz.
|
|
Bu mektûb, Hân-ı hânân Abdürrahîme “rahmetullahi teâlâ aleyh” yazılmışdır. Havâssın, ya’nî seçilmişlerin ve câhillerin ve bu ikisi arasında olan tesavvufcuların gaybdan îmânları arasındaki farkı bildirmekdedir:
|
|
Aşağıdaki sekiz kimseye, her zemân selâm vermek harâmdır, günâhdır:
|
|
Semavi din demek, hak olan, doğru olan ilahi din demektir. Bütün peygamberler Müslümandı. Kur'an-ı kerim hariç, hiçbir semavi dinin kitabının bozulmadan önceki hâli yoktur.
|
|
Mükellef olan, ya’nî âkıl ve bâlig olan insanın nemâz kılarken açması veyâ her zemân başkasına göstermesi ve başkasının bakması harâm olan yerlerine (Avret mahalli) denir.
|
|
Bu mektûb, mîr Muhammed Nu’mâna “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” yazılmış olup, sevgiliden gelen sıkıntıların, acıların, seven kimseye, Onun ni’metlerinden, tatlılarından dahâ tatlı olduğunu bildirmekdedir:
|
|
Bu mektûb, Muhammed Sâlih-i Gülâbîye yazılmış olup, sevgilinin her işi sevileceği, hattâ sevgilinin eziyyetleri, iyiliklerinden dahâ tatlı olduğu ve (Hamd)in, (Şükr)den dahâ üstün olduğu bildirilmekdedir:
|
|
(Dürr-ül-muhtâr)da ve bunun açıklaması olan (Redd-ül-muhtâr)da buyuruyor ki:
|
|
Kur’ân-ı kerîm okudukdan, düâ etdikden ve ders ve va’zlardan sonra (Sübhâne rabbike) âyet-i kerîmesini okumak, islâm memleketlerinde yapılagelen bir sünnetdir.
|
|
Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” yapdığı ve kaçındığı şeyler iki kısmdır:
|
|
Nikâye) kitâbının fârisî şerhinde buyuruyor ki, memeden süt emmeğe, (Rıdâ’) denir.
|
|
Fıkh kitâblarında, (Bey’ ve şirâ) sonunda diyor ki:
|
|
Süâl: Zümer sûresinin, otuzuncu âyetiyle sarâhaten, Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” öldüğü belli iken, hâlâ kabr ziyâreti ile ölülerden şefâ’at istemek olur mu? (Bütün şefâ’atler Allahın izni iledir) ve (Ona, ancak Onun izn verdiği kimse şefâ’at eder) ve (Şefâ’at edicilerin şefâ’ati onlara fâide vermez) âyetlerini okuduğumuz hâlde (Şefâ’at yâ Resûlallah!) lâfzı, şirkin en çirkini değil midir?
|
|
Zemân ölçmek için kullanılan zemân ölçü birimlerinden birisinin (sene) olduğu, altmışıncı maddede bildirilmişdi.
|
|
Alkollü içkilerin hepsi zehrdir.
|
|
Ta’zîr, edeblendirmek demekdir.
|
|
Bu mektûb, râsih ilmli, hakîkî din âlimi, seyyid Abdülhakîm Efendinin “rahmetullahi aleyh” bir mektûba cevâbı olup, tefsîri ve hadîs-i şerîfleri bildirmekde, din âlimlerini medh eylemekdedir:
|
|
Güzel san’atların bir kolu denilen müzik, hisleri ve düşünceleri seslerle ve hareketlerle anlatmak san’atıdır.
|
|
Bu mektûb, Muhammed Takıyye cevâb olarak yazılmış olup, âlem-i misâl hakkında bilgi vermekde ve tenâsüh olmadığını bildirmekde ve insan rûhlarının nakl edilmediğini ve kümûn ve bürûz ne demek olduğunu bildirmekdedir:
|
|
TERÂVÎH NEMÂZI — (Nûr’ül-îzâh) şerhinde ve hâşiyesinde buyuruyor ki, (Erkeklerin ve kadınların, yirmi rek’at terâvîh kılması, sünnet-i müekkededir.
|
|
Bu mektub, Mektûbâtın üçüncü cildini toplamış olan Muhammed Hâşim-i Keşmîye “rahmetullahi teâlâ aleyh” yazılmışdır. Kalbin ve nefsin fenâsını ve ilm-i husûlînin ve ilm-i huzûrînin yok olmalarını bildirmekdedir:
|
|
Allahü teâlânın emrlerine yapışmağı, nemâzın ehemmiyyetini bildirmekdedir:
|
|
Bu mektûb, Mirzâ Şemseddîne yazılmışdır. İslâmiyyetin bir sûreti, bir de hakîkati olduğu ve tesavvuf yolunun başında da, sonunda da islâmiyyete uymak lâzım olduğu bildirilmekdedir:
|
|
68 — ÜÇÜNCÜ CİLD, 39. cu MEKTÛB
|
|
Bu mektûb, arabî olarak Hindistân vâlîlerinden Hân-ı hânâna “rahmetullahi teâlâ aleyh” yazılmış olup, tevbe, inâbet, vera’ ve takvâyı anlatmakdadır:
|
|
İmâm-ı Muhammed Gazâlînin “rahmetullahi teâlâ aleyh”, fârisî (Kimyâ-i se’âdet) kitâbının [1281] senesinde Hindistân baskısı, beşyüzsekizinci sahîfesinde, dördüncü rükn, sekizinci aslı, aynen terceme edilerek aşağıya yazıldı:
|
|
Teyemmüm, hanefîde, vakt girmeden önce de sahîhdir. Diğer üç mezhebde, vakt girmeden önce sahîh değildir.
|
|
Aşağıdaki yazı, (Kimyâ-i se’âdet)den terceme edildi:
|
|
(Kimyâ-i se’âdet) kitâbında, beşinci bâbda buyuruyor ki:
|
|
(Kimyâ-i se’âdet) kitâbı, üçüncü asl, dördüncü bâbda buyuruyor ki:
|
|
(Dürr-ül-muhtâr)ın beşinci cildinde buyuruyor ki:
|
|
Fıkh ilmi dört büyük kısma ayrılır: (İbâdât), (Münâkehât), (Mu’âmelât), (Ukûbât). Kitâbımızda ilk üçünü, lüzûmu kadar yazdık. Aşağıda, ukûbâtı da kısaca bildireceğim. (Dürr-ül-muhtâr) üçüncü cüz’de buyuruyor ki:
|
|
Bu mektûb, kadî Nasrullaha yazılmışdır. Ulemâ-i râsihîn ve diğer din âlimlerinin “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” istidlâlleri arasındaki farkı bildirmekdedir:
|
|
Bu mektûb, şeyh Hasen-i Berkînin mektûbuna cevâb olarak yazılmış olup, unutulmuş sünnetleri meydâna çıkarmağı ve bid’atden kaçınmağı teşvîk etmekdedir:
|
|
Her bid’at sâhibi, Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde ma’nâları açık olmayan i’tikâd bilgilerinde, yanlış te’vîl yaparak, yanlış ma’nâ çıkardığı için, hak yoldan ayrılmışdır.
|
|
Bu mektûb, fazîletli şeyh Abdülhak-ı Dehlevîye “rahmetullahi teâlâ aleyh” yazılmışdır. Bu dünyâda en kıymetli sermâyenin üzüntü ve sıkıntı olduğu ve en tatlı ni’metin derd ve elem olduğu bildirilmekdedir:
|
|
Bu mektûb, hâce Muhammed Mü’minin oğlu Muhammed Sâdıka yazılmış olup, vahdet-i vücûd [panteizm]ü bildirmekdedir:
|
|
Vehhâbîliği kuran, Mehmed bin Abdülvehhâbdır.
|
|
(Vekâlet), bir kimsenin, bir işi yapmak için, başkasını kendi yerine koyması [başkasına iş havâlesi] demekdir.
|
|
Bu mektûb, Seyyid mîr Muhammed Nu’mâna “kuddise sirruh” yazılmış olup, Evliyâlık, Allahü teâlâya yakınlık demekdir. Velî olmak için hârikalar ve kerâmetler şart olmadığı bildirilmekdedir:
|
|
Bu mektûb Muhammed Murâda gönderilmiş olup, nasîhat vermekde ve vera’ ile takvâyı övmekdedir:
|
|
Yimeğe ve içmeğe başlarken, (Besmele) okumalıdır.
|
|
Berîka)da, mi’de âfetlerinde diyor ki, (Yimesi, içmesi harâm olan şeyler şunlardır:
|
|
Yemîn, kuvvet demekdir. Sözün, niyyetin, işi yapmak veyâ yapmamak arzûsunun kuvvetli olduğunu gösterir. Yemîn yerine, half, hilf ve kasem kelimeleri de kullanılır. Yemîn üç dürlü olur:
|
|
(Seferî) veyâ (Müsâfir) olmak demek, yolcu olmak demekdir.
|
|
Bu mektûb, Mirzâ Şemsüddîne yazılmışdır. Onun mektûbuna cevâb vermekde ve zâhir âlimlerinin ve tesavvufcuların ve Peygamberlerin vârisleri olan râsih ilmli âlimlerin hâlini bildirmekdedir:
|
|
Bu mektûb, mirzâ Kılıcullaha yazılmışdır. Kalbini toparlıyamadığını bildiren mektûbuna cevâb vermekde, korkulu zemânda okunacak şeyleri bildirmekdedir:
|
|
Bu mektûbu, babasının üstâdı Muhammed Bâkî-billahın “kuddise sirruh” oğlu hâce Muhammed Ubeydüllahın mektûbuna cevâb olarak yazmış olup, vücûd-i ilâhînin, Zât ile aynı olup olmadığı ve fen taklîdcilerinin, tabîatde var olan yok olmaz ve yok olan, var olmaz sözlerinin yanlış olduğu ve nemâzın kemâlâtı bildirilmekdedir:
|
|
Zekât vermek, hicretin ikinci senesinde Ramezân ayında farz oldu.
|