Feyz gelmesinin alameti
Hikmet ehli zatlar buyuruyor kiBüyüklerin
kendileri, kabirleri, sözleri, kitapları, eşyaları feyz kaynağıdır;
hatta ellerini değdirdikleri taştan bile, kıyamete kadar feyz yayılır.
Feyz geldiği şu yollarla anlaşılır:
1- Feyz gelmişse, Allahü teâlâ, onu küfürden korur.
2- Haramlardan uzaklaştırır.
3- Dünyadan soğutur.
4- Büyükleri, salih kimseleri sevdirir.
5- Ölümü sevdirir, ölüme karşı hasret duymaya başlar.
İşte bunlar varsa, feyz geliyor demektir. Feyz, insanı küfürden
koruduğu gibi, evliyalığa kadar da götürür. Eğer haramlardan,
günahlardan soğumuyorsak, dünya hırsı aynen devam ediyorsa, feyz
alamıyoruz demektir. Bu da iki sebepten olur: Ya gittiğimiz zat
noksandır. Gittiğimiz, görüştüğümüz veya kabirdeki zat, bu işe ehil biri
değildir; çünkü noksandan fayda gelmez. Yahut da, gelen feyzi
alamıyoruzdur.
Gelen feyzi almamıza engel de şudur: Bir büyük günaha devam
ediliyordur; çünkü günah engeldir. O zaman, hemen o zatı reddetmemeli,
kusuru herkes kendinde aramalı, bütün günahlara istiğfar etmeli. Devamlı
tevbe etmeli ki, bu kapı açılsın. Yağmur geliyor; fakat kapta
birikmiyor. Kap boş. Yağmur suyu akıp gidiyor. Kabın dolması için, iki
ana musluğa ihtiyaç vardır. Biri istiğfar, biri de tevazu; çünkü su,
dağlardan ovalara akıyor. Hiçbir su yukarı doğru akmaz. İstiğfar
edildiği halde bir şey hâsıl olmuyorsa, orayı terk etmeli. Feyz gelmesi
için şart, salih insanlarla beraber bulunmaktır. Feyz geldiğinin
alameti, günah işlememektir. Feyzin kesildiğinin alametiyse günahlara
dalmaktır.
Allahü teâlâ, rızasını Müslümanların rızasına bağlamıştır. Onlar razı
olursa, Allahü teâlâ da razı olur. Mesela, ana baba evladından, kocası
hanımından, âmiri memurundan, hocası talebesinden razı olursa, Allahü
teâlâ da, büyük zatlar da, o kimselerden razı olur. Razı olmak, memnun
olmak demektir. Allahü teâlâya kavuşturan en kestirme yol, insanların
duasını almaktır. Güzel ahlak demek, onlarla iyi geçinip, iyilik ederek,
insanların duasını almak demektir.
Evliyanın sohbetinde, kalb rahatlar ve insanı uyku basar.
Dinin emir ve yasaklarını anlamak başka şeydir, öğrenmek başka
şeydir. Mesela kul hakkını öğrenen kimse, ben kimin kalbini kırdım,
kimin malını aldım diye düşünmekten, bir an olsun ayaklarını uzatıp
yatamaz.
İslamiyet, her safhasıyla, ahlâkıyla, itikadıyla, ameliyle yaşanan
bir dindir. Hepsi bulunursa, tam olur; yoksa kişinin dini eksik olur.
Hepsi yapılamazsa da, yapılabilen az kısmını elden kaçırmamaya
çalışmalıdır.