Öyle hayat sür ki...
Hikmet ehli zatlar buyuruyor kiŞu iki hususa çok dikkat etmeliyiz:
1- Öyle hayat sürelim ki, kimse bizim yüzümüzden Cehenneme girmesin.
2- Yanımıza kim üzülerek gelen, yanımızdan neşeyle gülerek çıksın.
Nasıl ki, elektrik kabloyla, su boruyla nakledilirse, feyz ve nur da
kalbden kalbe nakledilir. Bunların nakil vasıtası muhabbettir. Bu nurlar
her yere yayılmaktadır. Bundan istifade etmenin iki şartı vardır:
1- İnanmak,
2- Sevmek. Bu sevgide, sevilenin sevdikleri sevilir, sevmedikleri sevilmez.
Büyüklerin hayatını okumak, kalbden dünya sevgisini çıkarır, yerine Allah sevgisi ve Evliya sevgisi dolar, insanın ihlâsı artar.
İnsanın, bir yolculuktan dönüşte kârı, yaptığı ibadetler, hayır ve
hasenatlar, yani Allah için yaptıklarıdır. Gerisi hayal oldu! Dünya
yolculuğunun neticesi de buna benzer; kârı Cennettir. Zararından Allahü
teâlâ korusun!
Allah için mevki makam sahibi olmak, zengin olmak kıymetlidir.
Bunlarla dinimize hizmet etmek, insanlara yardımcı olmak kolay olur.
Allahü teâlânın kanunları vardır. Fizik kanunları, tabiat kanunları
diye bilinenler, Onun yarattığı ve eşya içine gizledikleridir. İnsanlar
bunları araştırırlar, keşfederler ve istifade ederler; ama Onun emir ve
yasakları da vardır ki, bunları Kur’an-ı kerimde bildirmiştir.
İnsanların huzurlu olmaları, ancak ona uymakla mümkündür. Bunlar,
araştırmakla ele geçmez. İslam âlimleri, (Bütün güzellikler ve iyilikler
İslamiyet’in içindedir, dışında hiç bir güzellik yoktur ve olamaz)
buyuruyorlar.
Ahir zamanda İslam’ın iki şiarı kalır: Erkeğin namazı ve kadının örtüsü.
Umumi bela, Resulullah efendimizin bulunduğu yere gelmediği gibi, vârislerinin bulunduğu toplumlara da gelmez.
Bu büyük zatları seven, imansız gitmez. Onların sevdikleri de, imansız gitmez.
Tasavvuftan maksat, dünyanın fani, ahiretin baki olduğunu anlamaktır.
Büyükler, maddi olsun, manevi olsun, verdiği şeyi geri almazlar.
Bir yere gidildiği zaman, ilk olarak Allahü teâlânın evi olan
camileri ziyaret etmek sünnettir. Allahü teâlâ da, misafirine güzel
ikram eder.
Bir kul, iyiliği kırık kalble yaparsa, cenab-ı Hak indinde o amel makbul olur.
Büyüklerin belki demeleri, muhakkak, kesin anlamındadır.
Bir kimse, kendi başına, İslamiyet’in bütün emirlerini yapsa,
kurtulma ihtimali vardır; fakat bir kimse, İmam-ı Rabbani hazretleri
gibi bir büyüğe tâbi olsa, onu sevse, kurtulmama ihtimali yoktur.