İmanı korumak için
Hikmet ehli zatlar buyuruyor kiİlmi,
ibadete zarar gelmemesi için talep etmeliyiz. İbadeti de, ilme zarar
gelmemesi için istemeliyiz. Kulun hakkı, ancak bu ikisiyle meşgul
olmasıdır. Akıllı kimse, imanını korumak için, Allahü teâlânın emir ve
yasaklarında gevşeklik göstermez ve salih amellerde kusur etmez. Allahü
teâlânın, müminlerin kalblerine verdiği iman; tabiat ve heva zulmetiyle
perdelenmiştir. Bunun açılması için perdeleri ortadan kaldıracak şeye
ihtiyaç vardır. Allahü teâlâ, salih amellerle imanı kuvvetlendirmek
için, emir ve yasaklarda bulunmuştur. Kökü, yakîn [doğru ve hakiki iman]
toprağında bitmeyen, dalları amellerle meydana gelmeyen her iman,
Azrail aleyhisselam canı almaya geldiği zamandaki şiddetli korkular
karşısında sabit kalamaz. Böyle kişinin, sonunda imansız ölmesinden
korkulur. Bu da ancak, son nefeste ve ölüm korkuları zuhur ettiği zaman
belli olan bir durumdur. Bu hal meydana geldiğinde, çok az insan
imanında sebat eder. Onun için akıllı kimsenin, salih amellerin
faydasına kavuşması, Ehl-i sünnet itikadında olması lazımdır. Güzel
ahlak sahibi olmalıdır. Farzlar, sünnetleriyle birlikte yapılmalıdır.
Farzların yardımcısı ve tamamlayıcısı, sünnetlerdir. Kim Ehl-i sünnet
yoluna göre itikadını düzeltmezse, çalışmaları zayi olur. Gayreti boşa
gider.
Bize iyilik eden kimsenin esiri oluruz. Ona karşı boynumuz bükük
olur. Kendisine iyilik ettiğimiz kimseye karşıysa, tam tersi olur. Onun
için, daima herkese iyilik etmeli, faydalı olmaya çalışmalıdır. Nitekim
bir hadis-i şerifte, (Veren el, alan elden üstündür) buyurulmuştur.
Peygamber efendimiz (İhsan nedir?) sualine, (İhsan, Allahü teâlâya,
görür gibi ibadet etmendir. Her ne kadar, sen Onu görmüyorsan da, O seni
görüyor) buyurmuştur.
Her gaflet ve hatanın bir kefareti vardır. Müminlerin günahlarının kefareti, tevbe istiğfardır.
Kulların en aşağısı, namazını ve tesbihini kendi gözünde büyülten,
yaptığı ibadetler sebebiyle, Allahü teâlâ katında kıymeti olduğunu
zanneden kimsedir.
Kulluğun en güzeli, kulun Allahü teâlânın verdiği nimetler karşısında, şükürden aciz olduğunu bilmesidir.
Açlık zahidlerin, dünyaya düşkün olmayanların gıdasıdır; zikir de, ariflerin gıdasıdır.
Bid’at ehline iltifat etmemek, ona sırrı açıklamamak, yüzünü hakka çevirmiş olmanın alametlerindendir.
Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Sizden biriniz kendi nefsi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe, imanı kâmil olmaz.)