İdarecinin Vasıfları Nasıl Olmalıdır?İdareci için her yerde ve her işte yumuşaklık göstermek uygun olmayabilir. Bunun için âmir durumunda olanlara daima yumuşak davranmalıdır!
İdareci için çok önemli ve değerli hasletlerden bazıları şöyle:
Adaletli, akıllı, cesur, cömert, yumuşak huylu, vefalı, şefkat ve
merhametli, sabırlı, affedici, şükredici, itidalli, bilgili, namuslu ve
vakarlı olmak.
Adalet: İdarecide bulunması gereken özelliklerin en değerlisi
adalettir. Adalete, iyiliğe itaate sebeptir ve ülfeti doğurur.
Çalışanların mutluluğu ve huzuru, idarecinin, düzenli olması derecesine
göredir. İdare iyi ise elemanlar da iyi olur. İdareci, elemanların
durumlarını iyi takip etmeli, hak ettikleri ücretleri, işlerine ve
seviyelerine uygun olarak zamanında ödemelidir! Yoksa hizipleşme baş
gösterir.
Akıl: Akıl sayesinde kişi; hakkı bâtıldan, iyiyi kötüden
ayırır, yanlış karar vermez. Bir olayın meydana gelmesinden sonra
savunma tedbiri alana akıllı denmez. Akıllı kişi, olay meydana gelmeden
çare ve çözüm arayandır.
Cesaret: Cesur idareci, şirketini kem gözlerden korur,
bekçiliğini iyi şekilde yapar. Aynı zamanda idaresi altındakileri de her
türlü haksızlıktan korumuş olur.
Cömertlik: Hulefa-i Raşidin, ihtiyaçlarını arz edenleri dine
uygun olarak sevindirirler, herkesin durumuna uygun gerekli iyilik ve
ihsanda bulunurlardı.
Yumuşaklık: Yumuşaklık güzel vasıflardandır.
Normal yemek şifa ve gıda, tıka basa yemek hastalığa sebep olduğu gibi, sert davranış ve şiddet; dostları, düşman eder.
İdareci için her yerde ve her işte yumuşaklık göstermek uygun
olmayabilir. Bunun için âmir durumunda olanlara daima yumuşak
davranmalıdır!
Bozguncu tabakadakilere genel olarak sertlik de göstermek gerekir. Alt
tabakadakilere de yerine göre sertlik yerine göre yumuşaklık gösterilir.
Onun için “Suçlulara şiddet göstermek, seçkin ve dürüstlere de yumuşak
davranmak lazımdır” denmiştir.
Büzür Cumhura “Bir hükümdar nasıl başarılı olur?” demişler. O da şöyle cevap vermiş:
“İyilere, ileri gelen seçkinlere samimiyet ve dostluk göstermek, halka
sevgisini açıklayıp onları kendisine bağlamak fakat, biraz korku da
verip tesirli bir davranış göstermek, adi kimseleri ise gerçekten
korkutmak suretiyle hükümdar başarılı olur.”
Vefa: Vefa, ömür boyu ve öldükten sonra da sevgiyi devam ettirmektir. Peygamber efendimiz (Ahde vefa dindendir) buyurdu. (Hakim)
Doğruluk: Yalancılık ne kadar kötüyse, doğruluk da o kadar iyidir. (Doğru konuşan, doğrulukla iş yapan kâmil insandır) buyurulmuştur.
İslamiyetin üç temel direği hak, adalet ve sadakat, yani doğruluktur. Her işin nizam ve intizamı doğruluk iledir.
Şefkat ve merhamet: İdareci herkesten daha çok şefkatli ve merhametli olmalıdır. Çünkü hadis-i şerifte, (Halka merhamet etmeyene, Hak merhamet etmez) buyuruldu. (Taberani)
Sabır: Sabretmek, kurtuluşa sebep olan güzel huylardandır. Sabır, peygamberlerin hasletlerindendir. Sabır, acı ise de meyvesi tatlıdır.
Affetmek: Yalan söyleyerek özür dileyeni bile affetmek müstehaptır. Affetmek çok faziletlidir. Hadis-i şerifte (Affedin ki affedilesiniz) buyuruldu. (İ. Ahmed)
Şükür: Şükür, her nimetin Allahü teâlâdan geldiğini bilip dil
ile de hamd etmektir. Allahü teâlânın emirlerini yapıp yasak
ettiklerinden sakınmak şükretmek olur. İnsanların hidayeti için çalışmak
şükür sayılır.
Aceleden kaçmak: Ceza vermekte acele etmemeli, affa uğrama imkanı doğabilir. Mükafat vermekte acele etmek fertlerin itaatlerini kuvvetlendirir.
Ağırbaşlılık: Normal işlerde ağırbaşlı olmak ve yavaş hareket etmek. Çünkü normal işlerde yavaş olmak, emin adımlarla yürümeyi sağlar.
Namuslu olmak: Kötü söz ve işten uzak olmaktır.
Vakar: İdarecinin vakarı, heybeti düşmanları korkutur, eşkıyayı sindirir, saygı duymaya sebep olur.
Çirkin huylar
İdareci de, yardımcıları da çirkin huylardan uzak olmalıdır.
Çirkin huylardan on beşi şunlardır: Zulüm, Bilgisizlik, Cimrilik, İsraf,
Sözünde durmamak. Yalancılık, Gıybet, Hiddet, Kibir, Büyüklenmek,
Haset, Acelecilik, Şaka, Lüzumsuz gülmek, Ahdi bozmak. İdareciyi perişan
eden üç hastalık: Keder, üzüntü, şuursuzluk. İdareci, cahillerden uzak
durmalıdır. Peki cahil nasıl bilinir?
Şu vasıflara haiz olanın cahil olduğu anlaşılır:
1- Düşüp kalktığı arkadaşına zulmeder.
2- Kendinden aşağı olanın hakkını çiğner.
3- Düşünmeden konuşur.
4- Üstünlük sezdiği kişiden yüz çevirir.
5- Hep üstün olanlara bakıp galip gelmek ister.
Cahil olan da bilgisiz olur. Şu altı şey de cahilin bilgisizliğine delil sayılır:
1- Her şeye çabucak hiddetlenir.
2- Faydasız söz söyler.
3- Hak etmeyen kişilere bağışta bulunur.
4- Sırrını yayar.
5- Herkesi güvenilir sanıp itimat eder.
6- Dostunu, düşmanını ayırt etmez.
Kisra’nın cevabı
Rum Kayseri, “İdaren altındaki ülkeni nasıl düzenli yürütüyorsun?” diye Kisra’ya sorar.
Kisra da şöyle cevap verir:
(Ülkemi sekiz şeyle ayakta tutmaktayım:
1- Ciddi konuşurken de, şaka yaparken de yalan söylemem.
2- Vaat ettiğim iyiliğin ve yaptığım tehdidin yerine getirilmesinden asla vazgeçmem.
İyilik vaat ettimse sözümde dururum. Ceza vereceğimi söylemişsem, bunu da uygularım.
3- İşleri yürütürken güçlükten yılmam, oyun ve eğlenceye dalmam.
4- Hiddet ve kızgınlığımın etkisinde kalıp hiç kimseye ceza vermem. Her suçluya terbiye için hak ettiği cezayı veririm.
5- Halka, şiddet ve zulüm göstermeyerek, kendimi sevdiririm.
6- Kin ve öfkemi karıştırmadan, idarem altındakilere devlet idaresine karşı saygılı olmalarını aşılarım.
7- Halkımın ihtiyaçlarını karşılamakta fedakârlıktan
çekinmem, israf da etmem. Daha müreffeh bir seviyeye ulaşmaları için
gayret gösteririm.
8- Gereksiz harcamalardan, birbirlerinin hakkını yemekten herkesi men ederim.)
Öfkeyi yenmek
Hiddetli ortamı değiştirmek ve kızgınlık alevlerini söndürmek, beş şeyle mümkündür:
1- Böyle bir zamanda Cenab-ı Hakkın isimlerini
zikretmek. Çünkü Allahı anmak, Allahtan korkmaya sebep olur. Allah
korkusu da taat ve af gibi güzel hasletlerin gelişmesini sağlar.
Böylece, Allahı anmakla, hiddetin ateşi sakinleşip söner.
2- Suçluyu affetmenin ve bağışlamanın sevap olduğunu hatırlamalıdır.
Bu hatırlayış kişiyi sevaba sevk eder, suçluları bağışlayanlara Cenab-ı
Hakkın vaat ettiği Cennet nimetlerini elde etmeye sürükler, kızgınlığı
giderir; serkeş nefsi kahrederek sahibini, huzurlu bir ortama doğru
iter.
3- Kızgınlığını giderip, yumuşaklık göstererek affedici olursa, insanların, kendisine sevgi besleyeceğini hatırlamak.
Bu takdirde insanların sevgisini elde etmek ve onlar arasında saygıdeğer
bir kişi olmak ideali, hiddet halinin gitmesine sebep olabilir.
4- Kızgınlık zamanındaki halden başka bir hale geçmek. Mesela otururken kalkıp gitmek gibi.
Halife Memun hiddetlenince, derhal orayı terk ederek hiddetini yenmeye çalışırdı!
5- Kızgınlığın sonunda doğacak acı pişmanlığı, intikamın
çirkinliğini ve kolaylıkla giderilemeyecek acı sonuçlar doğuracağını
düşünmek.
İdareciler, bu beş hususu, sakin zamanlarında düşünüp benimserlerse,
hiddet zamanlarında bu halin vereceği zararı düşünürler de böylece öfke,
kin ve intikamda aşırılıktan kendilerini korumaları mümkün olabilir.
Şaka ve Alay
(Her şeyin bir tohumu vardır. Düşmanlığın tohumu da şaka ve alaydır) derler. Ebul-Feth-i Besti der ki:
(Bir iş yaparken içine bıkkınlık gelir, ağırlık çökerse o zaman o
yaptığın şeyi, bir müddet terk et, kendini dinlendir, azıcık şakalaş, bu
suretle kendini biraz neşelendir. Fakat şakalaşmayı o derece ayarla ki,
yemeğe atılan tuz gibi olsun. Yani yemeğe atılan tuz, çok olunca
yemeğin hakiki lezzetini nasıl giderirse, şaka da aynı durumdadır.
Fazlası zararlıdır. Gayet az olursa gönlümüzün neşesi yerine gelmez.
Şaka, gönlümüzdeki donukluğu ve o işe karşı doğan bıkkınlığı giderecek
kadar olmalıdır.)
Said bin As, oğluna der ki:
- Ey oğul, az şaka yap! Çünkü mizahın gereğinden fazlası, insanın değerlerini giderir ve kötüleri, aleyhine cesaretlendirir.
Şakayı tamamen terk etmek de dost ve sevdiklerinin buğzetmesine ve samimiyetin kesilmesine yol açar.
Buna göre dostlarına, arkadaşlarına karşı sohbet, ülfet ve medeni
münasebetleri devam ettirmeye sebep olacak vasıftaki şakayı terk etme,
lakin bu sınırı aşmaktan da daima sakın!
Çok gülmek de, çok şaka yapmak gibi zararlıdır, makbul değildir.
Özellikle idareciler için çok gülmek münasip değildir. Çünkü çok gülmek,
kişilerin heybet ve vakarlarını giderir, edebini azaltır. Şunlara önem
ver:
1- Sonunda güçlükler bekleyen işlerin başlangıcında görünen kolaylığa aldanma!
2- Yerine getiremeyeceğin şeyi vaat etme!
3- Ansızın karşına çıkıverecek işlere karşı dikkatli
ol! Yani nice işler var ki, karşına ansızın çıkıverir. Daima dikkatli ve
basiretli ol!
4- Ceza ve mükafatları zamanında ver! Bu hususta
ihmalkâr davranma... Çünkü ihmalkâr davranmak, bu hususlarda bazı
engellerin meydana çıkmasına sebep olabilir.
5- Söz verince sözünde dur, sözünde durmamaktan sakın,
vaat ettiğin şeyi yerine getir! Çünkü sözünde durmamak ve vaat ettiğini
yapmamak, idareciyi helake götürür.
Danışarak iş yapmak
Bir iş yaparken ehline sormaya "meşveret" veya "istişare" denir. Kur'an-ı kerimde mealen, (Yapacağın işi önce meşveret et!) buyuruluyor. (Al-i İmran 159)
İyi kimseler, büyük zatlar övülürken de (İstişare ederek iş yaparlar) buyuruluyor. (Şura 38)
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(İstişare etmek, pişmanlığa karşı kaledir.) [İ.Maverdi]
(Danışan pişman olmaz. İnsanı pişman eden, kendi görüşündeki ısrardır.) [İ.Maverdi]
(İstihare eden kimse mahrum kalmaz, istişare eden pişman olmaz. İktisat eden darlık çekmez.) [Taberani]
(Bir iş yapmak isteyen, o işi müslüman biriyle istişare ederse, Allahü teâlâ, o işin en güzelini ona nasip eder.) [Taberani]
Kimlere danışmalı?
Hazret-i Âdem, “İşlerinizi istişare ile yapın. Eğer ben, yasak meyve konusunda meleklerle istişare etseydim, musibete maruz kalmazdım” buyuruyor. Herkesle istişare edilmez. İstişare edilecek kimsede şu vasıflar bulunmalıdır:
1- Akıllı olmalıdır!
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Akıllıya danışıp onu dinleyen, doğruyu bulur, dinlemeyen pişman olur.) [İ.Maverdi]
Dost olsa da cahille istişare etmekten sakınmalı, kendini beğenenden de uzak durmalıdır!
2- Tecrübeli, işinin ehli olmalıdır!
Çünkü, her şey akla, akıl da tecrübeye muhtaçtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Tedbirli kimse, işinin ehli olana danışıp, ona göre hareket eder.) [Ebu Davud]
(Hazret-i Lokman Hakim de, oğluna buyurdu ki: “Yapacağın işi, daha önce
bunu denemiş, tecrübeli kimselere danış! Çünkü onlar, kendilerine
pahalıya mal olmuş doğru görüşleri sana bedava verirler.”) [İ. Maverdi]
3- İlim sahibi ve salih olmalıdır!
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Âlim ve abidlerinizle istişare edin! Kendi düşüncenize göre hareket etmeyin!) [Taberani]
Hazret-i Ömer, (Allah’tan korkanlarla istişare edin) buyurdu.
(Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde bulamadığımız bir şey olursa ne yapacağız?) diye Peygamber efendimize sorulunca cevaben buyurdu ki: (O işi, salih olan âlimlerle istişare edin!) [Taberani]
4- Dost olmalıdır!
Dost olmayan kimseler, yanlış bilgi verebilir.
5- Fikri kuvvetli, sıhhatli olmalıdır!
Fikri dağınık, kaygılı kimselerin görüşü isabetli olmaz.
Danışılacak kimsenin, insanların hâlini, zamanın ve ülkenin şartlarını
bilmesi gerekir. Bundan başka, aklı, fikri kuvvetli, ileriyi gören ve
hatta sıhhati yerinde olan kimselerle istişare edilir. Böyle vasıflara
haiz olmayan kimselerle istişare etmek günah olur. Peygamber efendimiz
eshabı ile istişare eder, bazen bir iş için, akıl, takva, hikmet ve
tecrübe sahibi on kişiye danışırdı. Bir işi, bu beş vasıftaki on kişiye
danışarak yapmaya çalışmalıdır.
Danışılan kimse
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İstişare edilen, güvenilen kimsedir, kendisine layık gördüğünü ancak başkasına tavsiye eder.) [Taberani]
(Danışana bilerek yalan söyleyen ona hıyanet etmiş olur.) [İbni Cerir]
(Danışılan, güvenilir kimsedir. Biliyorsa söyler, bilmiyorsa sükut eder.) [Kudai]
(Danışan yardıma kavuşur. İstişare edilen emindir.) [Askeri]
Yani onun doğru söyleyeceğine ve sorulanı başkalarından gizleyeceğine
emin olduğu kimseye danışır. Danışılan kimse, insanların hâlini, zamanın
ve ülkenin şartlarını bilmelidir! Buna "siyaset bilgisi!" denir.
Bu vasıfları bulunmayan kimseye danışılması ve onun da cevap vermesi günah olur.
Bilmeyenin "Bilmiyorum" demesi ilimden olup büyük fazilettir. (Berika)
İstişare ile yapılan iş, hatalı görünse de, sormadan yapılandan üstündür.
Kendi görüşünde direnen kişi bir başka fikre muhtaç olmaktan kendisini hiçbir vakit kurtaramaz.
Danışma yolunu benimseyen kişi ise helakten korunmuş olur.
Hikmet ehli buyuruyor ki:
“İstişare, doğru yolu bulmanın tâ kendisidir! Her kim ki, kendi görüşünü
beğenip başkası ile istişareye muhtaç olmadığını düşünse ve müşavereye
lüzum görmese elbette yapacağı işte hata meydana gelir.”
İşlerinde güçlükle karşılaşırsan akıllı kişilerin görüşlerine müracaat et. İstişareden kaçınma!
Kendi görüşünle baş başa kalıp pişmanlık duymaktan elbette daha çok iyidir.
İdareci, kendileri ile istişare edilecek kişilerin hepsi ile bir araya
gelerek mi, yoksa herbiri ile ayrı ayrı mı istişare etmesi daha
uygundur?
İstişare şekli
Arap, Fars ve Hind hükümdarları toplu danışmayı, yani hep bir
araya gelerek istişare olunmasını tercih etmişler, Topluca bir araya
gelinerek istişare olunmalıdır. Çünkü herkes kendi görüşünü açıklar.
Karşılıklı itiraz, tenkit ve tartışmalar olur. İddialar ispat edilir. Ve
en isabetli olan görüş herkesin oybirliği ile kabul edilir. Böyle
istişare genellikle hatadan uzak kalır demişlerdir.
Rum ve Mısır hükümdarları ise münferit olan danışmayı tercih etmişler,
Tek başına olan kişi mesele hakkında zihninde beliren çözüm şeklini,
hiçbir etki altında kalmadan ortaya kor. Böylece ayrı ayrı bütün
danışmanların kendine has görüşleri, idareci tarafından alınmış olur.
Halbuki toplu danışmada kişilerden birinin ortaya attığı fikir, diğer
kişileri etkisi altında bırakır ve ötekilerin ona uyma ihtimali belirir.
Bu suretle herkesin o meseleye ait fikrinin ortaya çıkması imkanı
kalmaz demişlerdir.
Türk hakanları ise, duruma göre hareket edilmesini tercih etmişler,
önce, teker teker herkesin görüşünü almalı, sonra da hepsini toplayarak
birlikte istişare olunmalıdır demişlerdir.
İdare, bir bahçeye benzer. Bahçe sahibi gece gündüz o bahçenin bakımına,
geliştirilmesine ne kadar dikkat ederse ve bu ne derece gerekli ise
idarenin devamlı bir şekilde terbiyesine dikkat etmek gerekir. Bahçe
sahibi, bahçede meydana gelen işe yaramaz dikenleri, çalıları ayıklar;
bunları bahçenin etrafını çeviren sınıra, duvarlara yerleştirir. Böylece
bahçedeki zararlı ot ve dikenler temizlenerek mahsulün verimli
olmalarına sebep olur. Ayrıca dışarıdan gireceklere mani olur.
|
GÜNÜN MENKIBESİ
|
Fahreddîn-i Râzî, fakir ve yoksul bir kimseydi.
|
GÜNÜN HADİSİ
|
Din kitaplarında, (Şu on kısımdır, dokuzu şundadır) gibi ifadeler geçiyor. Onda dokuzu ne demektir?
|
GÜNÜN MEKTUBU
|
Bu mektûb, mirzâ Muzaffere yazılmışdır. Âlemlerin efendisine uymak lâzım geldiği bildirilmekdedir:
|
|