hakdin.net
2 Recep 1433
23 Mayıs 2012 Çarşamba
0:37
17 Haziran 2010 Perşembe
Okunma Sayısı: 376
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

EVLİYALAR

Cemâleddîn Aksarâyî

Osmanlı Devletinin kuruluş devrinde Anadolu'da yetişen âlimlerden ve evliyâdan.

İsmi Muhammed'dir. Babası büyük âlim Fahreddîn-i Râzî hazretlerinin torunlarından Vâiz Muhammed bin Muhammed'dir. Nesebi bir koldan hazret-i Ebû Bekr'e, bir koldan da hazret-i Ömer'e ulaşmaktadır. Cemâleddîn lakabıyla ve Aksarâyî nisbesiyle meşhûr olmuştur. Aksaray'da doğmuştur. Doğum târihi bilinememektedir. 1389 (H.791) senesinde Aksaray'da vefât etti. Kabri, Aksaray'daki Ervâh kabristanındadır.
İlk tahsîlini doğum yeri olan Aksaray'da babasından ve diğer âlimlerden yapan Cemâleddîn Aksârâyî, Amasya'ya giderek aynı lakabı taşıyan hemşehrisi Cemâleddîn İbrâhim Aksarâyî'nin oğlu Fahreddîn İlyâs Rûmî'den ders aldı. Hacı Şâdgeldi Paşa ile ders arkadaşıydı. Her ikisi de aklî ve naklî ilimlerde en iyi şekilde yetiştiler. Hacı Şâdgeldi Paşa, Amasya emîri olunca, Cemâleddîn Aksarâyî hazretlerini Amasya kâdılığına ve Dârü'l-ilim müderrisliğine getirdi.Amasya Kazaskeri Pir Nizâmeddîn Muhammed Cürcânî vefât edince, onun yerine Amasya kazaskerliği vazîfesi de verildi. Bu vazîfeleri üstün bir liyâkat ve başarıyla yürüten Cemâleddîn Aksarâyî hazretleri, ilim okutup talebe yetiştirdi. Yüksek ilmi ve ahlâkı ile insanlara örnek oldu. Amasya'nın buhranlı devrinde insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatıp dünyâ ve âhiret seâdetine kavuşmaları için çalıştı. Amasya'da çıkan bir karışıklık üzerine oradan ayrılarak, Karamanoğulları Beyliğinin hâkimiyeti altında bulunan Konya'ya geldi. Karamanoğlu Alâeddîn Bey, yüksek ilim ve fazîlet sâhibi olanCemâleddîn Aksarâyî'yi Konya kâdılığına tâyin etti. Bir müddet bu vazîfede kalarak insanlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını anlattı ve adâletin devâmı için gayret etti, sonra doğduğu yer olan Aksaray'a döndü. Zincirli veya Müselsile Medresesine müderris tâyin edildi. Bu medreseyi yaptıran kimse, vakıf şartnâmesine, Sihâh-ı Cevherî adlı lügatı ezbere bilen kimsenin müderris tâyin edilebileceğini bildirmişti. Bu vasfa sâhib olan Cemâleddîn Aksarâyî bu medresede senelerce ilim öğretip büyük âlimler yetiştirdi.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Fahreddîn-i Râzî gibi Cemâleddîn Aksarâyî de dergâhından medreseye atla gelir giderdi. Cemâleddîn Aksarâyî hazretleri vaktini çok iyi değerlendirdiği ve medresesine normalin üstünde talebe geldiği için bir kısım talebelerine yolda ders verirdi. Atının üstünde giderken talebeleri etrâfını sararlar, hattâ atının üzengilerinden tutarak yürürlerdi. Yürürken hocaları onlara ders anlatırdı. Bu sebeple yürüyerek ders alan bu talebelere meşâiyyûn, yürüyenler adı verilmişti. Bir kısım talebeleri de medresenin revaklı dış bölümünde beklerler, Cemâleddîn Aksarâyî medreseye girip derse başlamadan önce bunlara da ders verirdi. Bu talebelerine de Revâkıyyûn, revaklı yerde bulunanlar, denirdi. Bir kısım ve asıl talebelerini de medresede okuturdu.
Onun tedris halkasından çok büyük âlimler yetişti. Bunların en meşhuru Osmanlı Devletinin ilk şeyhülislâmı Molla Fenârî hazretleriydi. Seyyid Şerîf Cürcânî hazretleri de onu ziyâret edip ilim ve feyzinden istifâde etmek için Anadolu'ya geldi. Fakat o Aksaray'a gelmeden Cemâleddîn Aksarâyî vefât etti. Bunun üzerine Seyyid Şerîf Cürcânî, Molla Fenârî hazretleriyle berâber Mısır'a gidip Ekmelüddîn Bâbertî'den ilim öğrendiler.
Âlim, fazîlet sâhibi, haram ve şüphelilerden şiddetle kaçınan, Allahü teâlânın rızâsını kazanmak için çalışan Cemâleddîn-i Aksarâyî hazretleri ömrünün son gününe hattâ son saatine kadar ilim öğretti. Nice âlim ve pek çok devlet adamı yetiştirdi. Ömrünün son günlerinde talebelerine vereceği dersleri tamamlamıştı. Ancak bir grubun dersini tamamlayamamış, üç günlük dersleri kalmıştı. Hastalığı sırasında talebelerine hitâb ederek; "Evlatlarım kalan dersimizi kabrimin başına gelin orada tamamlayalım." dedi. Her fâni gibi o da 1389 (H.791) senesinde ebedî âleme göç etti. Talebeleri ve sevenleri gerekli techiz ve tekfin vazîfelerini yerine getirdikten sonra, Ervâh kabristanındaki zâviyesinin önüne defnedildi.
Cemâleddîn-i Aksarâyî hazretlerinin zamanla yıpranan ve belirsiz hâle gelen kabrini 1883 (H.1301) senesinde vefât etmiş olan Perekzâde Müftü İbrâhim Hilmi Efendi yeniden tâmir ettirdi. Kabrin üzerine bir sanduka yaptırdı. Rengi siyâha çalan bir mermer üzerine de kitâbesini yazdırdı.
Cemâleddîn-i Aksarâyî hazretlerinin Mehmed, Mahmûd, Kemâleddîn Ahmed adlı üç oğlu vardı.
Bunlardan birincisi olan Mehmed Çelebi büyük âlim ve Şeyhülislâm Zenbilli Ali Cemâlî Efendinin dedesidir. Mehmed Çelebi babasının medresesinde yetişti. Aynı medreseye müderris oldu. Hatipliği ile meşhurdu. Aksaray'daki Ulu Câminin hatipliğini de yaptı. Şeyh Hamîd-i Velî'nin (SomuncuBaba) oğlu Baba Yûsuf-ı Hakîkî'nin 1479 (H.884) târihli vakfiyesine şâhid sıfatıyla Mevlânâ Muhammed Pir Paşa el-Hatîb ismiyle imzâ koymuştur. Doksanını geçtikten sonra vefât etti.Vefât târihi kesin olarak bilinmemektedir. Babasının ilk oğlu olduğu için Türk geleneğine göre paşa ünvânı verildi.Cemâleddîn Aksarâyî'nin ikinci oğlu Şeyh Mahmûd'dur. Halvetiyye yoluna mensuptu. Bâzı kaynaklarda Cemâloğlu ve Cemâlî şekillerinde anılan Şeyh Mahmûd, Aksaray kâdılığı da yaptı. Musannifek adıyla anılan büyük âlim bu zâtın neslindendir.
Cemâleddîn-i Aksarâyî hazretlerinin Kemâleddîn Ahmed ismindeki üçüncü oğlu babasının sağlığında vefât etmiştir. Bir müddet Aksaray kâdılığı yapmış olanKemâleddîn Ahmed'in, Şemseddîn Mehmed isminde bir oğlu vardı.
İlim ve fazîleti yanında varlıklı bir âileye de mensub olan Cemâleddîn Aksarâyî, sağlığında iken ihtiyaç sâhiplerine bilhassa ilim ehline maddî ve mânevî yardımlarını esirgemezdi. Yaptırdığı dergâhında insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatır, onların dünyâ ve âhiret seâdetine kavuşması için gayret ederdi. Dergâhında fakirlere, yolculara, kimsesiz ve ihtiyaç sâhiplerine ikramlarda bulunurdu. Bu dergâhının ve yaptırmış olduğu câminin giderlerini karşılamak üzere çeşitli vakıflar bırakmıştı. Bıraktığı vakıflarının 1893 (H.1311) senesinde düzenlenen bir evkaf mütevellî heyeti raporundan, senelik on beş bin kuruş kadar geliri olduğu tesbit edilmiştir.
Cemâleddîn-i Aksarâyî hazretlerinin senelerce ilim öğretip talebe yetiştirmiş olduğu Zincirli Medresesi bugün müze olarak kullanılmaktadır. Ervâh kabristanındaki kabri ziyâret edilmektedir. Kabrinin yanında bulunan mescidin yerine, aslına uygun olmayan bir mescid inşâ edilmiştir.
Ömrünü ilim öğrenmek, öğretmek, talebe yetiştirmek ve eser yazmakla geçiren Cemâleddîn-i Aksarâyî hazretlerinin birçok kıymetli eserleri vardır. Bu eserleri şunlardır:
1) Şerhu'l-İzâh: Cemâleddîn Aksarâyî'nin kendi el yazısıyla mevcud olan bu eseri Arapçadır. Celâleddîn Muhammed bin Abdurrahmân el-Kazvînî'nin El-İzâh fil-Meânî vel-Beyân adlı eserine yazdığı şerhtir. İki cilt olan bu şerhi, Karamanoğlu Alâeddîn Beye ithâf etmiştir. Alâeddîn Bey bu eseri yazdığı her gün için bin dirhem gümüş ihsân etmişti. 2) Telhis, 3) Şerh-i İnnellahe Haleka Âdeme alâ Sûretihî, 4) Hadîs-i Erbaîn (Kırk Hadîs), 5) Mecmâ-ül-Bahreyn Hâşiyesi: Fıkıh ilmine dâirdir. 6) Mültekâ Hâşiyesi, 7) Hallü'l-Mûcez: İbnü'n-Nefis diye bilinen Alâeddîn Ali bin Ebi'l-Hazm el-Kureşî'nin tıb ilmine dâir Mu'cezü'l-Kânun adlı eseri üzerine yazdığı şerhtir. 8) Şerh-i Lübâb, 9) Ahlâk-ı Cemâlî: Osmanlı Sultanı Yıldırım Bâyezîd adına yazdığı ahlâk kitabıdır. Bu kitap üç bölüm hâlinde yazılmıştır. 10) İtirâzât ale'l-Keşşâf an-Hakâiki't-Tenzil: Zemahşerî'nin Keşşâf adlı tefsîrine îtirâzlarını yazmıştır. 11) Şerh-i Gâyetü'l-Kusvâ: Kâdı Nâsırüddîn Abdullah Ömer el-Beydâvî'nin El-Gâyetü'l-Kusva fî Dirâyeti'l-Fetvâ adlı eserine yazdığı şerhtir. 12) Kitâbü'l-Esileti ve'l-Ecvibe: Sualler ve cevaplar hâlinde kendi el yazısıyla hazırladığı bu Farsça eseri Amasya emiri Şâdgeldi Paşa adına yazdı. Bu eser Süleymâniye Kütüphânesi Nâfiz Paşa Kitaplığı 108 numarada kayıtlıdır. Kitap 95 sayfadır. Her sayfada 19 satır vardır. Güzel bir ta'lik yazı ile yazılmıştır. Kitap iki kısımdan meydana gelmiştir. Birinci kısmında tefsîre, ikinci kısmında hadîse dâir sualler vardır. Kitapta 171 kadar sual ve cevap vardır. 13) Beydâvî Tefsîri Hâşiyesi, 14) Tekmile-i Tefsîr-i Semerkandî, 15) Şerh-i Telbîs, 16) Nüzhetü'l-Ervâh fî Şerh-i Ebyât-ı Şeyh Evhadüddîn ve Bâzı Sûfiyye.

ÖLÜMÜNDEN SONRA BİLE TALEBE YETİŞTİRDİ

Cemâleddîn-i Aksarâyî'nin defnedilmesinden sonra dersleri yarım kalan talebeleri birlikte toplanıp kabrinin başına gittiler. Saygı ve hürmetle ziyâret edip rûhuna Kur'ân-ı kerîmden sûreler okudular. Devâm ederek; "Hocam! Hocam! Biz geldik." dediler. Fakat Cemâleddîn-i Aksarâyî hazretlerinden ses gelmedi. İkinci ve üçüncü gün aynı durum oldu. Dördüncü gün kabrin başına geldiklerinde rûhâniyeti tecessüm edip; "Geldiniz mi yavrularım. Haydi dersimizi okuyalım." buyurdu. Yarım kalan derslerini tamamlayıp ayrılacakları zaman talebeleri; "Hocam biz üç gündür kabrinizin başına geldik, toplanıp sizden cevap bekledik ama bir türlü cevap alamadık. Sebebi neydi?" diye sordular. Cemâleddîn Aksarâyî hazretleri cevâben buyurdu ki: ,"Evlatlarım! Defnedildiğim kabrin yanından bir mümin geçiyordu. Kabristana karşı dönüp bir Fâtiha ve üç İhlâs-ı şerîf okudu. Burada yatan müminlerin rûhlarına bağışladı. O sevaptan nasîbimizi alabilmek için biz de sıraya girdik.Üç günde bana ancak sıra gelebildi. Onun için geç kaldım. Özür dilerim."
Devâm ederek buyurdu ki: "Efendim! Tâbiînden Hasan-ı Basrî hazretleri bir gün dergâhta otururken ihtiyar bir kadın geldi. "Efendi hazretleri, benim bir kızım vardı öldü. Hasretine dayanamıyorum. Bana bir duâ öğret de rüyâmda görüp hasretimi gidereyim." dedi. Hasan-ı Basrî hazretleri gerekeni yaptıktan sonra kadın gitti. Fakat ertesi gün gözleri kan çanağı gibi olduğu hâlde ağlayarak tekrar dergâha geldi. Hasan-ı Basrî hazretleri kadına; "Niçin ağlıyorsun?" diye sorunca kadın; "Kızımı rüyâda gördüm, ama üzerine katrandan bir elbise giydirmişler cayır cayır yanıyor." dedi. Hasan-ı Basrî hazretleri ve yanında bulunanlar kendi sonlarının nasıl olacağını düşünerek ağlaştılar.
Aradan bir müddet geçtikten sonra Hasan-ı Basrî hazretleri kendi rüyâsında vefât etti. Cennet'e girdi. O, Cennet'te gezerken muhteşem bir köşk ve önünde bir kadın gördü. O kadına; "Yavrum sen hangi peygamberin hanımı veya kızısın?" diye sordu. Kadın; "Hayır ben bir peygamberin hanımı veya kızı değilim. Geçen gün size gelip de sizden rüyâsında kızını görmek isteyen kadının kızıyım." dedi. Hasan-ı Basrî hazretleri; "Kızım annen senin Cehennem'de yandığını söyledi. Hâlbuki sen yüksek makamlardasın. Bu makâma nasıl ulaştın?" buyurdu. Kadın; "Efendim biz kabir hayâtında beş yüz elli kişi azâb görüyorduk. Bir mümin kabristana gelip on bir İhlâs, on bir Felak, on bir Nâs sûresini okudu. Kabristanda yatan müminlerin ruhlarına bağışladı. Allahü teâlâ bize azâb eden meleğe; "Benim âyetlerim ve adım hürmetine burada bulunan ve azâb görenleri affettim. Onlara azâb etmeyin ve birer makam verin." buyurdu. Onun için bu makâma geldim." dedi.

1) Tâcü't-Tevârih; c.5, s.14
2) Âşıkpaşazâde; s.201
3) Amasya Târihi; c.3, s.68
4) Osmanlı Müellifleri; c.1, s.265
5) Aksaray Târihi; c.2, s.2278
6) Brockelman; sup.2, s. 328
7) Persian Literature; c.1, s.7
8) Tefsîr Târihi; c.1, s.391
9) Fevâidü'l-Behiyye; s.191
10) Mu'cem-ül-Müellifîn; c.11, s.192
11) El-A'lâm; c.7, s.40
12) Şakâyık-ı Nu'mâniyye Tercümesi; s.40
13) Kâmûs-ül-A'lâm; c.3, s.1832
14) Keşf-üz-Zünûn; s.36, 210, 1192, 1478, 1900
15) Keşf-üz-Zünûn Zeyli; c.2, s.433

 

Evliyalar

Abbâdî

Evliyalar

Abbas Mehdi

Evliyalar

Abdil Dede

Evliyalar

Abdülehad

Evliyalar

Abdülhay

Evliyalar

Abdülkuddûs

Evliyalar

Abdülulâ

Evliyalar

Ahî Bayram

Evliyalar

Ahî Evran

Evliyalar

Ahî Sinan

Evliyalar

Ahî Sirâc

Evliyalar

Ahî Şorba

Evliyalar

Ahmed Behlül

Evliyalar

Ahmed Berkî

Evliyalar

Ahmed Bîcân

Evliyalar

Ahmed Hânî

Evliyalar

Ahmed Kihtû

Evliyalar

Ahmed Necibî

Evliyalar

Ahmed Raûfî

Evliyalar

Ahmed Satîha

Evliyalar

Ahmed Sayyâd

Evliyalar

Ahmed Yesevî

Evliyalar

Ahmedullah

Evliyalar

Ahmedü Bamba

Evliyalar

Akşemseddîn

Evliyalar

Ali Bekkâ

Evliyalar

Ali Efendi

Evliyalar

Ali Ferâhî

Evliyalar

Ali Hâfız

Evliyalar

Ali Mahallî

Evliyalar

Ali Müzeyyen

Evliyalar

Ali Nâtikî

Evliyalar

Ali Nebtîtî

Evliyalar

Ali Rızâ

Evliyalar

Ali Septî

Evliyalar

Ali Sincârî

Evliyalar

Ali Şevnî

Evliyalar

Alihan Baba

Evliyalar

Amr Bin Utbe

Evliyalar

Ankuzu Baba

Evliyalar

Arab Baba

Evliyalar

Arab Dede

Evliyalar

Arpacı Dede

Evliyalar

Aslan Baba

Evliyalar

Âşık Paşa

Evliyalar

Atâ Efendi

Evliyalar

Atâ El-Ezrak

Evliyalar

Avdan Baba

Evliyalar

Ayderûsî

Evliyalar

Aydî Baba

Evliyalar

Aynî Dede

Evliyalar

Aziz Nesefî

Evliyalar

Bahri Dede

Evliyalar

Bahşî

Evliyalar

Bâkıllânî

Evliyalar

Baltalı Dede

Evliyalar

Bedirhan Bey

Evliyalar

Behiştî

Evliyalar

Bekrî

Evliyalar

Benli Sultan

Evliyalar

Berbehârî

Evliyalar

Berk

Evliyalar

Beşik Baba

Evliyalar

Beşir Ağa

Evliyalar

Beşir Ağa

Evliyalar

Birgivî

Evliyalar

Buhârî

Evliyalar

Cabbâr Dede

Evliyalar

Câfer Efendi

Evliyalar

Câfer Huzâ

Evliyalar

Câfer Mekkî

Evliyalar

Cebe Ali

Evliyalar

Cerrâhzâde

Evliyalar

Cezîrî

Evliyalar

Cezûlî

Evliyalar

Çomak Dede

Evliyalar

Dede Halîfe

Evliyalar

Dede Molla

Evliyalar

Dedebağ Dede

Evliyalar

Dehlevî

Evliyalar

Demir Hoca

Evliyalar

Derviş Hacı

Evliyalar

Deveci Sultan

Evliyalar

Deynekli Baba

Evliyalar

Ebdal Hasan

Evliyalar

Ebdal Kumral

Evliyalar

Ebdal Murâd

Evliyalar

Ebû Yûsuf

Evliyalar

Ebül Vefâ

Evliyalar

Edhem Baba

Evliyalar

Edhem Çelebi

Evliyalar

Emîr Sultan

Evliyalar

Es'ad Efendi

Evliyalar

Es'ad Efendi

Evliyalar

Esrâr Dede

Evliyalar

Evranos Dede

Evliyalar

Evzâî

Evliyalar

Fakîrullah

Evliyalar

Ferec Meczûb

Evliyalar

Gamrî

Evliyalar

Gani Baba

Evliyalar

Garip Hâfız

Evliyalar

Gazâlî

Evliyalar

Geyikli Baba

Evliyalar

Gül Baba

Evliyalar

Gül Baba

Evliyalar

Habîb Baba

Evliyalar

Hacı Dede

Evliyalar

Hacı Ramazan

Evliyalar

Hacım Sultan

Evliyalar

Hâdimî

Evliyalar

Hânî Baba

Evliyalar

Hasan Baba

Evliyalar

Hasan Can

Evliyalar

Hasan Dede

Evliyalar

Hasan Dede

Evliyalar

Hasan Sezâî

Evliyalar

Hâtim-i Esam

Evliyalar

Helvacı Dede

Evliyalar

Hıdır Baba

Evliyalar

Himmet Efendi

Evliyalar

Hocazâde

Evliyalar

Hucvîrî

Evliyalar

Hüseyin Dede

Evliyalar

İbn-i Ârif

Evliyalar

İbn-i Atâ

Evliyalar

İbn-i Cevzî

Evliyalar

İbn-i Hafîf

Evliyalar

İğneci Baba

Evliyalar

İmâm Baba

Evliyalar

Îsâ Baba

Evliyalar

Îsâ Dede

Evliyalar

Îsâ Dede

Evliyalar

Kabaşa

Evliyalar

Kâsım Aynî

Evliyalar

Kâzerûnî

Evliyalar

Kemal Ümmî

Evliyalar

Keşşaf Hoca

Evliyalar

Kevserî

Evliyalar

Kılıç Dede

Evliyalar

Kılıç Dede

Evliyalar

Kırklar Dede

Evliyalar

Kıyak Baba

Evliyalar

Koyun Baba

Evliyalar

Koyun Baba

Evliyalar

Kuşeyrî

Evliyalar

Leys Bin Sa'd

Evliyalar

Maksûd Dede

Evliyalar

Maksûd Dede

Evliyalar

Mecnun Dede

Evliyalar

Memik Dede

Evliyalar

Merkez Efendi

Evliyalar

Metbûlî

Evliyalar

Meyân Mîr

Evliyalar

Molla Arab

Evliyalar

Molla Ayas

Evliyalar

Molla Câmî

Evliyalar

Molla Hüsrev

Evliyalar

Molla Yegân

Evliyalar

Muhammed Cân

Evliyalar

Muhammed Cisr

Evliyalar

Muhammed Urre

Evliyalar

Murâd Baba

Evliyalar

Mûsa Fâkih

Evliyalar

Nâbî

Evliyalar

Nablüsî

Evliyalar

Nâgûrî

Evliyalar

Neccârzâde

Evliyalar

Necîb Efendi

Evliyalar

Nerkisecârî

Evliyalar

Nesevî

Evliyalar

Nevevî

Evliyalar

Nûdihî

Evliyalar

Nûri Efendi

Evliyalar

Nûri Efendi

Evliyalar

Osman Efendi

Evliyalar

Osman Efendi

Evliyalar

Osman Harrât

Evliyalar

Ömer Baba

Evliyalar

Ömer Bin Zer

Evliyalar

Pîr Ali Dede

Evliyalar

Pîr İlyâs

Evliyalar

Pirebi Sultan

Evliyalar

Pîrî Baba

Evliyalar

Sadır Sultan

Evliyalar

Said Şemid

Evliyalar

Sâkıb Dede

Evliyalar

Sâlih Baba

Evliyalar

Sâlih Efendi

Evliyalar

Sarı Nâsuh

Evliyalar

Sarı Yâkub

Evliyalar

Sefer Efendi

Evliyalar

Semnûn Muhib

Evliyalar

Serrâc

Evliyalar

Serûcî

Evliyalar

Serûcî

Evliyalar

Seyyid Atâ

Evliyalar

Seyyid Bilâl

Evliyalar

Seyyid Sâlih

Evliyalar

Sinân Efendi

Evliyalar

Sofu Baba

Evliyalar

Somuncu Baba

Evliyalar

Sultan Baba

Evliyalar

Sultan Veled

Evliyalar

Sumâdî

Evliyalar

Sülemî

Evliyalar

Sümbül Baba

Evliyalar

Şa'bân Dede

Evliyalar

Şa'bî

Evliyalar

Şad-i Dîv

Evliyalar

Şâfiî

Evliyalar

Şebrîsî

Evliyalar

Şeyh Elvan

Evliyalar

Şeyh Hasan

Evliyalar

Şeyh Mahmûd

Evliyalar

Şeyh Sabri

Evliyalar

Şeyh Sâdi

Evliyalar

Şeyh Seydâ

Evliyalar

Şeyh Sinân

Evliyalar

Şeyh Şâmil

Evliyalar

Şeyh Tâc

Evliyalar

Şeyh Türkî

Evliyalar

Şeyh Ulemâ

Evliyalar

Şeyhî

Evliyalar

Şiblî

Evliyalar

Şirvânî

Evliyalar

Şüsterî

Evliyalar

Taflâtî

Evliyalar

Tâzî

Evliyalar

Tebâsî

Evliyalar

Terzi Baba

Evliyalar

Tesbih Baba

Evliyalar

Tezveren Dede

Evliyalar

Topcu Dede

Evliyalar

Üç Kuzular

Evliyalar

Üftâde

Evliyalar

Vefâ Konevî

Evliyalar

Veli Dede

Evliyalar

Venâî

Evliyalar

Vişnezâde

Evliyalar

Yâfiî

Evliyalar

Yahyâ Efendi

Evliyalar

Yâren Dede

Evliyalar

Yûnus Emre

Evliyalar

Yünûnî

Evliyalar

Zâhid

Evliyalar

Zehâvî

Evliyalar

Zemlikânî

Evliyalar

Zengenî

Evliyalar

Zengî Atâ

Evliyalar

Zivingî

Evliyalar

Zührî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Yemen hükümdarı, oldukça cömert idi. İhsanları her yere yayılmasına rağmen, Hatim-i Tai’nin cömertliğinden bahsedilmesine tahammül edemez. Sarayında herkese büyük bir ziyafet verir. Zengin fakir herkes yer.

GÜNÜN HADİSİ

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, molla Abdülgafûr-i Semerkandîye yazılmışdır. Dünyânın kötülüğü ve ona düşkün olanların zevallılığı bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası