hakdin.net
2 Recep 1433
23 Mayıs 2012 Çarşamba
21:56
17 Mayıs 2010 Pazartesi
Okunma Sayısı: 358
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

EVLİYALAR

Ârif-İ Dikgerânî

On dördüncü yüzyılda, Buhârâ'da yetişen velîlerden.

İnsanları Hakk'a dâvet eden doğru yolu göstererek dünyâ ve âhiret seâdetine kavuşturan ve kendilerine "Silsile-i aliyye" adı verilen büyük âlim ve velîlerden Seyyid Emir Külâl hazretlerinin dört halîfesinden ikincisidir. İsmi, Ârif'dir. Buhârâ civârındaki Dikgerân köyünde doğduğu için Dikgerânî nisbesiyle meşhûr oldu.Doğum ve vefât târihleri bilinmemektedir. Dikgerân'da vefât etti.
Küçük yaşta ilim tahsîline başlayan Ârif-i Dikgerânî, bâzı velîlerin sohbetinde bulundu. Tasavvufa karşı alâka duydu. Zamânının en büyük velîsi Seyyid Emir Külâl hazretlerinin huzûruna gidip sohbetleriyle şereflendi. Uzun müddet hizmetinde bulunup maddî mânevî pekçok ihsânlara kavuştu. Tasavvuf yolunda ilerleyip Seyyid Emir Külâl hazretlerinin önde gelen talebelerinden oldu. Seyyid Emir Külâl hazretleri onun hakkında; "Benim yakınlarım arasında iki kimseden daha üstünü yoktur. Bunlar Behâeddîn Buhârî ve Ârif-i Dikgerânî'dir. Bunlar akranları ile olan yarışmada topu kapmışlardır." buyurdu. Hocası zâhirî ve bâtınî ilimlerde yükselen Ârif-i Dikgerânî'ye talebe yetiştirmek ve insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatmak husûsunda tam icâzet, diploma ve hilâfet verdi.
Seyyid Emir Külâl hazretleri ölüm hastalığında iken, talebelerini toplayıp vasiyetini bildirdi. Sonra yanında bulunan oğullarından Emir Burhân'ı yetiştirilmek üzere Şâh-ı Nakşibend Behâeddîn Buhârî'ye, Emir Hamza'yı Mevlânâ Ârif-i Dikgerânî'ye, Emir Şâhı Şeyh Yâdigâr'a, Emir Ömer'i de Mevlânâ Celâleddîn Dehkesânî'ye havâle etti. Oğullarına dönerek buyurdu ki: "Hanginiz, Allahü teâlânın kullarına hizmet etmek husûsunda benim vekîlim olur?" Oğulları; "Ey yakîn yolunun rehberi! Biz buna nasıl güç yetirebiliriz. Fakat bu işi kim kabûl ederse biz onun hizmetinde bulunuruz." dediler. Oğullarının bu sözü üzerine başını eğip murâkabeye dalan SeyyidEmir Külâl hazretleri, bir müddet sonra başını kaldırdı ve; "Büyüklerin rûhâniyeti, Emir Hamza'nın bu işi kabûl etmesini işâret buyurdular." dedi. Yetiştirilmesi Ârif-i Dikgerânî'ye emânet edilmiş olan Emir Hamza, kabûllenmeyeceğini arz etti ise de; "Bunu kabûl etmekten başka çâre göremiyorum. Kabûl edeceksin. Bu iş bizim elimizde değildir. Sen de biliyorsun." buyurdu.
Bundan sonra Seyyid Emir Külâl hazretleri talebelerinden ve oğullarından ayrılıp husûsî odasına geçti. Üç gün üç gece dışarı çıkmadı. Sonra dışarı çıktı. Meclisinde toplananlar neden üç gündür dışarı çıkmadığını sordular. Buyurdu ki: "Üç geceden beri benim ve talebelerimin hâli nasıl olur?" diye düşünüyordum. Gâibden kulağıma bir ses geldi. Şöyle deniliyordu: "Ey Emîr Külâl! Kıyâmet gününde seni, senin talebelerini, dostlarını, sizin mutfağınızdan uçan bir sineğin üzerine konduğu kimseleri bile affettim." Allahü teâlâ, fadlından ve kereminden ihsân etti." Bunları söylediği Perşembe günü sabaha doğru vefât etti.
Ârif-i Dikgerânî, Seyyid Emîr Külâl hazretlerinin vefâtından sonra insanlara İslâm dîninin emir ve yasaklarını anlatarak onların kurtuluşlarına vesîle olmaya çalıştı. Şâh-ı Nakşibend Buhârî hazretleri, hocası Emîr Külâl hazretlerinin Ârif-i Dikgerânî hakkındaki; "Bizim yakınlarımızdan iki kimseden daha üstünü yoktur." işâretine uyarak ona büyük saygı ve hürmet gösterdi.
Tam yedi yıl Mevlânâ Ârif-i Dikgerânî'nin sohbetlerine devâm etti. Öylesine saygı gösterdi ki, su kenarında abdest alsalar, onun üstüne geçmemeye ve altında abdest almaya dikkat etti. Yolda birlikte giderlerken de ileriye geçmemeye dikkat etti. Çünkü Mevlânâ Ârif-i Dikgerânî, Seyyid Emîr Külâl hazretlerinin hizmetine kendilerinden evvel girmiş, zaman yönüyle kendisinden daha kıdemliydi.
Hac ibâdetini yerine getirmek üzere iki defâ Mekke-i mükerremeye giden Ârif-i Dikgerânî'nin bu yolculukları sırasında yanında Şâh-ı Nakşibend Buhârî hazretleri de vardı. Ârif-i Dikgerânî'ye karşı saygıda kusur etmeyen Şâh-ı Nakşîbend, bu berâberlikleri hakkında şöyle buyurdu: "Gizli zikirle meşgûl olurken, içimizde esrârlı bir bilgi meydana geldi. O sırrı anlamak istedik. Otuz yıl boyunca Mevlânâ Ârif ile bu yolda birlikte ilerledik. İki kere Hicaz seferine çıktık. Pek çok Allah adamıyla karşılaştık. Köşe, bucak, zâviye, dergâh dolaştık. Eğer mânâ âleminde Mevlânâ Ârif kadar yüksek veya onun kavuştuğu esrârdan bir zerreye sâhib olan bir kimse görmüş olsaydım, buralara dönmezdim."
Hac yolculukları sırasında Şâh-ı Nakşibend Behâeddîn Buhârî, Merv'de inerek bir müddet orada kaldı. Sevenleri ve bağlıları da etraftan ve Mâverâünnehr'den gelip Merv şehrinde toplandılar. Sohbetlerinde bulunup engin mânâ denizinden inciler topladılar. Ârif-i Dikgerânî ise, memleketine dönerek sohbetleriyle insanlara hak yolu gösterdi. Pek çok insan onun sohbetinde bulunup istifâde etti. Bu sohbetleri sırasında sevenlerinden biri bir hediye getirip takdim etti. Ârif-i Dikgerânî özür beyân ederek bu hediyeyi kabûl etmedi ve; "Hediye kabûl etmek o insana yaraşır ki, onun duâsı bereketiyle hediye getiren murâdına ersin. Bizde ise öyle bir özellik yoktur. Hediyenizi kabûl edemeyiz." buyurdu. Böylece yüksek derece sâhibi olduğunu gizleyerek tevâzu gösterdi.
Bir sohbeti sırasında talebelerine yemek ikrâm ettikten sonra; "Bir insan yemek yerken her uzvu ayrı ayrı bir işle meşgûldür. Ya kalbi ne ile meşgûldür?" diye sordu. Talebeleri; "Allahü teâlânın zikriyle meşgûl olur." dediler. Onlara buyurdu ki: "Zikir, bu yerde kelimeyle değildir. Sebepten müsebbibe gitmek, nîmetten nîmet vericiye intikâl etmek sûretiyledir."
Bir başka sohbeti sırasında da buyurdu ki: "Kendi tedbirine güvenenin yeri Cehennem'dir. Tedbirini aldıktan sonra Allahü teâlânın takdîrine bağlananın ise yeri Cennet'tir."
Yüksek ilim, fazîlet ve güzel ahlâk sâhibi olup, Emr-i bi'l-mârûf ve nehy-i ani'l-münker vazîfesini bir an bile ihmâl etmeyen Ârif-i Dikgerânî hazretlerinin birçok kerâmetleri hâsıl oldu.
Bir gün Dikgerân köyünde şiddetli yağan yağışlar netîcesinde büyük bir sel felâketi başgösterdi. Köy halkı, bütün köyün silinip süpürüleceği korkusuyla feryâd etmeye başladı. Sanki bir ana-baba günü idi. Sesleri işiten Ârif-i Dikgeranî hazretleri mescidden dışarı çıkarak durumu gördü. Allahü teâlâya bu âfetten Dikgerân köyünü koruması için duâ etti. Sonra da sel sularına seslenerek; "Eğer beni alıp götürebilirsen hiç durma, al götür!" buyurdu. Sel suları bir anda yumuşayıp sindi. Köy ve köy halkı da bu âfetten kurtuldu.
Ârif-i Dikgerânî, ömrünün son günlerinde, hac dönüşünde Merv'de kalan ve insanları irşâd edip, doğru yolu gösteren Şâh-ı Nakşibend Behâeddîn Buhârî hazretlerine haberci göndererek; "Çabucak yetişiniz. Âhirete göç etmemiz yakınlaştı. Size vasiyetlerim var." buyurdu. Haberi alır almaz, Merv'den ayrılan Şâh-ı Nakşibend hazretleri süratle Buhârâ yolunu tuttu. Dikgerân köyüne geldiğinde, Ârif-i Dikgerânî'nin yanında yakınlarından ve talebelerinden bir topluluk bulunuyordu. Mevlânâ Ârif, Şâh-ı Nakşibend hazretlerini saygıyla karşıladı. Yanındaki topluluğa kendilerini başbaşa bırakmalarını istedi ve; "Hace Behâeddîn ile aramızda bir sır var. Bu sırrı görüşmek için ikimiz tenhâ bir yere gideceğiz, yoksa siz buradan çekilmeği tercih eder misiniz?" buyurdu. Topluluk uzaklaşınca, Şâh-ı Nakşibend Buhârî hazretlerine dönerek; "Aramızda mânâda büyük birlik ve berâberlik hâsıl oldu. Şimdi de bu birlik ve berâberlik üzereyiz. İşte vakit sona erişti. Kendi yakınlarıma ve sizinkilere nazar ettim. Bu tarîkatte ehliyeti ve yokluk sıfatını en ziyâde Hâce Muhammed Pârisâ'da buldum. Tarîkatte elime geçen her lütfu ihsânı ve mânâyı ona havâle ettim. Yakınlarıma ona bağlanmalarını emrettim. Sizin de bu hususta yardımınızı esirgemeyeceğinizden emin olmak isterim. Zâten Muhammed Pârisâ sizin de bağlılarınızdandır. Şimdi sizden isteğim; kendi elinizle su kaplarını yıkayın, iki diziniz üzerine oturup elinizle ateş yakın ve suyumu ısıtın. Techiz ve tekfin için lâzım olan şeyleri yerine getirin. Vefâtımdan üç gün sonra da yerinize dönün." buyurdu.
Yakınları ve talebeleriyle görüşüp helâlleştikten sonra Dikgerân'da vefât eden Ârif-i Dikgerânî hazretlerinin cenâzesini Şâh-ı Nakşibend Buhârî yıkadı ve namazını kıldırdı. Onu defnettikten sonra tekrar Merv'e döndü.
Ârif-i Dikgerânî'nin kendisinden sonra Hâce Muhammed Pârisâ, Mevlânâ Emir Şeref ve Mevlânâ İhtiyarüddîn adlı halîfeleriyle yolu devâm etti.

ÖLEN ÖKÜZLER

Mevlânâ Ârif-i Dikgerânî'ye karşı çıkan, kendinin tasavvuf erbâbı olduğunu söyleyip sesli zikir yapan biri vardı. Ârif-i Dikgerânî o kimsenin yanına kadar gidip sesli zikri bırakmasını, Allahü teâlânın ismini gizlice söylemesini istedi. Fakat o bu nasîhatı dinlemedi, açık zikre devâm edeceğini bildirdi. Ârif-i Dikgerânî; "Eğer nasîhatimi kabûl etmezsen tarlanı sürdüğün hayvanlardan her gün birinin öldüğünü görürsün." buyurdu. O kimse söz dinlemedi inatla açık zikre devâm etti. Ertesi gün çift sürdüğü öküzlerinden biri öldü. Bunun üzerine kapı kapı dolaşmaya, dergâh dergâh gezip bâzı şeyhlerden imdâd istemeye çalışan o kimsenin, ikinci öküzü de öldü. Bu hâl karşısında perişan olan ve şaşkınlık içinde kalan o kimse yaptığına pişmân oldu. Ârif-i Dikgerânî hazretlerinin huzûruna gelerek tövbe ettiğini bildirdi ve talebesi oldu.

1) Reşehât; s.57-59
2) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.11, s.35

 

Evliyalar

Abbâdî

Evliyalar

Abbas Mehdi

Evliyalar

Abdil Dede

Evliyalar

Abdülehad

Evliyalar

Abdülhay

Evliyalar

Abdülkuddûs

Evliyalar

Abdülulâ

Evliyalar

Ahî Bayram

Evliyalar

Ahî Evran

Evliyalar

Ahî Sinan

Evliyalar

Ahî Sirâc

Evliyalar

Ahî Şorba

Evliyalar

Ahmed Behlül

Evliyalar

Ahmed Berkî

Evliyalar

Ahmed Bîcân

Evliyalar

Ahmed Hânî

Evliyalar

Ahmed Kihtû

Evliyalar

Ahmed Necibî

Evliyalar

Ahmed Raûfî

Evliyalar

Ahmed Satîha

Evliyalar

Ahmed Sayyâd

Evliyalar

Ahmed Yesevî

Evliyalar

Ahmedullah

Evliyalar

Ahmedü Bamba

Evliyalar

Akşemseddîn

Evliyalar

Ali Bekkâ

Evliyalar

Ali Efendi

Evliyalar

Ali Ferâhî

Evliyalar

Ali Hâfız

Evliyalar

Ali Mahallî

Evliyalar

Ali Müzeyyen

Evliyalar

Ali Nâtikî

Evliyalar

Ali Nebtîtî

Evliyalar

Ali Rızâ

Evliyalar

Ali Septî

Evliyalar

Ali Sincârî

Evliyalar

Ali Şevnî

Evliyalar

Alihan Baba

Evliyalar

Amr Bin Utbe

Evliyalar

Ankuzu Baba

Evliyalar

Arab Baba

Evliyalar

Arab Dede

Evliyalar

Arpacı Dede

Evliyalar

Aslan Baba

Evliyalar

Âşık Paşa

Evliyalar

Atâ Efendi

Evliyalar

Atâ El-Ezrak

Evliyalar

Avdan Baba

Evliyalar

Ayderûsî

Evliyalar

Aydî Baba

Evliyalar

Aynî Dede

Evliyalar

Aziz Nesefî

Evliyalar

Bahri Dede

Evliyalar

Bahşî

Evliyalar

Bâkıllânî

Evliyalar

Baltalı Dede

Evliyalar

Bedirhan Bey

Evliyalar

Behiştî

Evliyalar

Bekrî

Evliyalar

Benli Sultan

Evliyalar

Berbehârî

Evliyalar

Berk

Evliyalar

Beşik Baba

Evliyalar

Beşir Ağa

Evliyalar

Beşir Ağa

Evliyalar

Birgivî

Evliyalar

Buhârî

Evliyalar

Cabbâr Dede

Evliyalar

Câfer Efendi

Evliyalar

Câfer Huzâ

Evliyalar

Câfer Mekkî

Evliyalar

Cebe Ali

Evliyalar

Cerrâhzâde

Evliyalar

Cezîrî

Evliyalar

Cezûlî

Evliyalar

Çomak Dede

Evliyalar

Dede Halîfe

Evliyalar

Dede Molla

Evliyalar

Dedebağ Dede

Evliyalar

Dehlevî

Evliyalar

Demir Hoca

Evliyalar

Derviş Hacı

Evliyalar

Deveci Sultan

Evliyalar

Deynekli Baba

Evliyalar

Ebdal Hasan

Evliyalar

Ebdal Kumral

Evliyalar

Ebdal Murâd

Evliyalar

Ebû Yûsuf

Evliyalar

Ebül Vefâ

Evliyalar

Edhem Baba

Evliyalar

Edhem Çelebi

Evliyalar

Emîr Sultan

Evliyalar

Es'ad Efendi

Evliyalar

Es'ad Efendi

Evliyalar

Esrâr Dede

Evliyalar

Evranos Dede

Evliyalar

Evzâî

Evliyalar

Fakîrullah

Evliyalar

Ferec Meczûb

Evliyalar

Gamrî

Evliyalar

Gani Baba

Evliyalar

Garip Hâfız

Evliyalar

Gazâlî

Evliyalar

Geyikli Baba

Evliyalar

Gül Baba

Evliyalar

Gül Baba

Evliyalar

Habîb Baba

Evliyalar

Hacı Dede

Evliyalar

Hacı Ramazan

Evliyalar

Hacım Sultan

Evliyalar

Hâdimî

Evliyalar

Hânî Baba

Evliyalar

Hasan Baba

Evliyalar

Hasan Can

Evliyalar

Hasan Dede

Evliyalar

Hasan Dede

Evliyalar

Hasan Sezâî

Evliyalar

Hâtim-i Esam

Evliyalar

Helvacı Dede

Evliyalar

Hıdır Baba

Evliyalar

Himmet Efendi

Evliyalar

Hocazâde

Evliyalar

Hucvîrî

Evliyalar

Hüseyin Dede

Evliyalar

İbn-i Ârif

Evliyalar

İbn-i Atâ

Evliyalar

İbn-i Cevzî

Evliyalar

İbn-i Hafîf

Evliyalar

İğneci Baba

Evliyalar

İmâm Baba

Evliyalar

Îsâ Baba

Evliyalar

Îsâ Dede

Evliyalar

Îsâ Dede

Evliyalar

Kabaşa

Evliyalar

Kâsım Aynî

Evliyalar

Kâzerûnî

Evliyalar

Kemal Ümmî

Evliyalar

Keşşaf Hoca

Evliyalar

Kevserî

Evliyalar

Kılıç Dede

Evliyalar

Kılıç Dede

Evliyalar

Kırklar Dede

Evliyalar

Kıyak Baba

Evliyalar

Koyun Baba

Evliyalar

Koyun Baba

Evliyalar

Kuşeyrî

Evliyalar

Leys Bin Sa'd

Evliyalar

Maksûd Dede

Evliyalar

Maksûd Dede

Evliyalar

Mecnun Dede

Evliyalar

Memik Dede

Evliyalar

Merkez Efendi

Evliyalar

Metbûlî

Evliyalar

Meyân Mîr

Evliyalar

Molla Arab

Evliyalar

Molla Ayas

Evliyalar

Molla Câmî

Evliyalar

Molla Hüsrev

Evliyalar

Molla Yegân

Evliyalar

Muhammed Cân

Evliyalar

Muhammed Cisr

Evliyalar

Muhammed Urre

Evliyalar

Murâd Baba

Evliyalar

Mûsa Fâkih

Evliyalar

Nâbî

Evliyalar

Nablüsî

Evliyalar

Nâgûrî

Evliyalar

Neccârzâde

Evliyalar

Necîb Efendi

Evliyalar

Nerkisecârî

Evliyalar

Nesevî

Evliyalar

Nevevî

Evliyalar

Nûdihî

Evliyalar

Nûri Efendi

Evliyalar

Nûri Efendi

Evliyalar

Osman Efendi

Evliyalar

Osman Efendi

Evliyalar

Osman Harrât

Evliyalar

Ömer Baba

Evliyalar

Ömer Bin Zer

Evliyalar

Pîr Ali Dede

Evliyalar

Pîr İlyâs

Evliyalar

Pirebi Sultan

Evliyalar

Pîrî Baba

Evliyalar

Sadır Sultan

Evliyalar

Said Şemid

Evliyalar

Sâkıb Dede

Evliyalar

Sâlih Baba

Evliyalar

Sâlih Efendi

Evliyalar

Sarı Nâsuh

Evliyalar

Sarı Yâkub

Evliyalar

Sefer Efendi

Evliyalar

Semnûn Muhib

Evliyalar

Serrâc

Evliyalar

Serûcî

Evliyalar

Serûcî

Evliyalar

Seyyid Atâ

Evliyalar

Seyyid Bilâl

Evliyalar

Seyyid Sâlih

Evliyalar

Sinân Efendi

Evliyalar

Sofu Baba

Evliyalar

Somuncu Baba

Evliyalar

Sultan Baba

Evliyalar

Sultan Veled

Evliyalar

Sumâdî

Evliyalar

Sülemî

Evliyalar

Sümbül Baba

Evliyalar

Şa'bân Dede

Evliyalar

Şa'bî

Evliyalar

Şad-i Dîv

Evliyalar

Şâfiî

Evliyalar

Şebrîsî

Evliyalar

Şeyh Elvan

Evliyalar

Şeyh Hasan

Evliyalar

Şeyh Mahmûd

Evliyalar

Şeyh Sabri

Evliyalar

Şeyh Sâdi

Evliyalar

Şeyh Seydâ

Evliyalar

Şeyh Sinân

Evliyalar

Şeyh Şâmil

Evliyalar

Şeyh Tâc

Evliyalar

Şeyh Türkî

Evliyalar

Şeyh Ulemâ

Evliyalar

Şeyhî

Evliyalar

Şiblî

Evliyalar

Şirvânî

Evliyalar

Şüsterî

Evliyalar

Taflâtî

Evliyalar

Tâzî

Evliyalar

Tebâsî

Evliyalar

Terzi Baba

Evliyalar

Tesbih Baba

Evliyalar

Tezveren Dede

Evliyalar

Topcu Dede

Evliyalar

Üç Kuzular

Evliyalar

Üftâde

Evliyalar

Vefâ Konevî

Evliyalar

Veli Dede

Evliyalar

Venâî

Evliyalar

Vişnezâde

Evliyalar

Yâfiî

Evliyalar

Yahyâ Efendi

Evliyalar

Yâren Dede

Evliyalar

Yûnus Emre

Evliyalar

Yünûnî

Evliyalar

Zâhid

Evliyalar

Zehâvî

Evliyalar

Zemlikânî

Evliyalar

Zengenî

Evliyalar

Zengî Atâ

Evliyalar

Zivingî

Evliyalar

Zührî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

İbrâhim bin Edhem bir gün deniz kenarında oturmuş, elbisesini dikiyordu.

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, molla Abdülgafûr-i Semerkandî, Hâci bey Firketi ve hâce Muhammed Eşref Kâbilîye yazılmışdır. Bu yolun büyüklerini sevmek, dünyâ ve âhıret se’âdetinin sermâyesi olduğu bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası