Böylece sıkıntıdan kurtuldum
Ahmed bin Selmân, başından geçen bir hâdiseyi şöyle anlatıyor:
“Bir zamanlar çok daralmıştım. İbrâhim el-Harbî’nin yanına gittim ve içinde bulunduğum durumu bildirdim. Bana şöyle anlattı: Bir zamanlar ben de çok sıkışık bir durumda kalmıştım. Yanımda bir kırattan (0,24 gr.) başka bir şeyim yoktu. Hanım bana: “Kitaplarını kontrol et. Kendisine ihtiyaç duymadıklarını ayırıp sat!” dedi. Ben de, günün son namazı olan yatsıyı kıldığım ve dehlize oturup yazmaya başladığım zaman, yolun üzerindeki kapı çalınmaya başladı. Bu da kim? diyerek kapıya vardım. Bana seslendi. Kapıyı açtım. Bana: “Lambayı söndür!” dedi. Ben de dediğini yaptım. Dehlize yanıma girdi. Oraya sırtındaki bir çuval yükü bıraktı ve bana; “Bil ki, biz çocuklar için yemek temin ederek durumlarını düzelttik. Senin ve çocukların için lâzım olan şeyi hazır ettik. Bu son şey odur.” dedi ve ilk yük denginin yanına ikinci bir şey daha yere koydu. Bana; “Onu ihtiyâcına harca!” dedi. Halbuki ben, bu adamı tanımıyordum. Sonra yanımdan ayrıldı. Hemen hanımı çağırdım ve ona: “Lâmbayı getirip yak!” dedim. O da hemen geldi. Bir de baktık ki, içinde ortalama elli çeşit yiyecek bulunan çok kıymetli bir mendile sarılmış bir bohça!Onun yanına konulan da, içinde bin dinâr bulunan bir para kesesiydi.” O bana bu hâdiseyi anlattıktan sonra, ben yanından kalkıp gittim. Ahmed bin Hanbel’in kabrini ziyâret ettim. Sonra dönüp gelirken baktım ki, bir hendeğin yanında yürüyorum. Komşularımızdan yaşlı bir kadın, bana yaklaştı ve: “Ey Ahmed!” diye seslendi. Hemen cevap verdim. Bana: “Sana ne oluyor ki, kederleniyorsun?” diye sordu. Ben de durumumu ona haber verdim. Bunun üzerine bana: “Senin annen bana ölmeden önce 300 dirhem para bırakmıştı ve bana da: Bunu yanında sakla! Sen benim oğlumu sıkışık ve üzüntülü hâlde gördüğün zaman, ona verirsin” demişti. Şimdi benimle gel, onları sana vereyim.” dedi. Nihâyet onunla berâber evine gittim. Çıkarıp onları bana verdi. Böylece sıkıntıdan kurtuldum.”