Bende bir gümüş kaldı
Şihâbüddîn Sühreverdî bir gün hacdan dönmüştü.
Bağdatlılar, huzûruna geldiler. Herbiri fakirlere verilmesi için para ve diğer hediyeler getirdiler. Bu arada bir ihtiyâr geldi ve eski elbisesinin cebinden bir gümüş çıkarıp verdi. Şeyh Şihâbüddîn, o bir gümüşü aldı, hediyelerin en üstüne koydu. Sonra orada bulunanlara; “Kime ne lâzımsa bunlardan alsın.” buyurdu. Her biri kalkıp, para kesesi ve elbiseleri aldılar. Şeyh Celâleddîn Tebrîzî de orada idi. Ona işâret edip; “Sen de birşey al.” buyurdu. Şeyh Celâleddîn kalktı. İhtiyârın getirdiği gümüşü aldı. Şeyh Şihâbüddîn bunu görünce; “Bunların hepsini sen aldın.” buyurdu. Şihâbüddîn Sühreverdî hazretlerinin yanında kemâl mertebesine kavuşan Celâleddîn Tebrîzî hazretlerinin kerâmetleri meşhûr oldu. Hülâgü’nün işgâl ettiği Bağdât’ta, halîfe olan Mu’tasım’ın katledileceğini, Allahü teâlânın izniyle, bir gün önceden işâretle haber verdi. Ertesi sabah halîfe hunharca katledildi.Celâleddîn Tebrîzî hazretleri, Bedâyin şehrine vardığı sıralardaydı. Birgün evin önünde otururken, sokakta bir yoğurtçu göründü. O, yoğurt satmak behânesiyle eşkıyâlık yapıp milleti soyan bir adamdı. Celâleddîn-i Tebrîzî, ona acıdı. Merhametinden keskin nazarlarla bakıp; “Muhammed aleyhisselâmın dîninde, böyle adamlar da olur.” buyurdu. Adam, hemen tövbe etti. Şeyh, ismini Ali koydu. Evine gidip yüz bin gümüş getirdi. Celâleddîn Tebrîzî hediyesini kabûl etti ve buyurdu ki: “Bu gümüşleri yine sen sakla, söylediğimiz yere harcarsın.” Vel-hâsıl bu gümüşleri herkese, her muhtâca, verdiriyordu. Kimine yüz, kimine elli, kimine daha az, kimine daha çok verin diyordu. En az verdiği beş gümüş idi. Bu dağıtma işi bir müddet devâm etti. Bütün gümüşleri verdi. Sâdece bir gümüş kaldı. Tövbekâr olan bu talebesi, bundan sonrasını şöyle anlatır: Kalbimden; “Bende bir gümüş kaldı. Hocamın en az ikrâmı ise beş gümüştür, bir kimseye daha verin derse, ben ne yapacağım.” diye düşünüyordum. Böyle düşünürken, bir dilenci çıka geldi. Şeyh bana: “Bir gümüşü de ona ver.” buyurdu.