Kazanlar boş kaldı
Şeyh Ahmed Kalender adında bir derviş, kemâl sâhibi bir kimse bulabilmek için Hindistan’a gitti.
Lüki-Çengel denilen yerde ikâmet etti. Âlim ve talebe bulunduğunu duyduğu her yere mektup yazıp, onları dâvet etti. Bu dâvet üzerine, oraya pek çok kimse geldi. Kutb-i Rabbânî de gitti. Bir sofra yayıp herkesi sofranın başına dâvet etti. Sofradaki kazan kapakları açılınca, yemeklerin haram ve şüpheli şeyler oldukları görüldü. Her kazanın içinde, eti pişirilen hayvanın başı da vardı. Orada bulunanlar bu hâli görünce, ellerini yemeklere uzatmadılar. Uzun zaman hayrette kaldılar. Hepsi Kutb-i Rabbânî’ye döndüler ve; “Ne yapmak lâzım?” diye arz ettiler. “Dostlar! Niye şaştınız. “Hak teâlâ, kullarını koruduğu şeylerden kulları yemesin diye, onlara, onları haram eyledi.” diyen siz değil miydiniz? Şimdi emredin de, o gibi şeyler bu sofradan çıksın gitsin.” dedi. Bu söz ağızlarından çıkmakla, eti pişen ve kellesi kazanda bulunan hayvanların hepsi canlanıp yerinden fırladı ve doğru kapıya koştu. Kazanlar boş kaldı. Ahmed Kalender bu büyük kerâmeti görünce, kalktı, Kutb-i Rabbânî’nin ellerine sarıldı ve; “Ey hazret, fakir bunun için bu ziyâfeti tertib etmiştim. Kemâl sâhibi arıyordum. Allahü teâlâ benim istediğimi verdi. Bu nîmetin şükrünü hangi dille yapayım.” dedi. Sonra ziyâfeti tertib eden Ahmed Kalender, bütün âlimleri hürmetle uğurladı. Kutb-i Rabbânî orada bir müddet kaldı. O sâdık tâlib, dileğine hazretin hizmetinde bir defâda kavuştu ve kâmil evliyâdan oldu. Kutb-i Rabbânî ona hilâfet verdi ve Mültân’a gönderdi. Kendisi de Pâni-püt’e geldi.