hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
8:58
12 Temmuz 2010 Pazartesi
Okunma Sayısı: 1124
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Abbâs (r.anh)

Eshâb-ı kirâmın meşhûrlarından.

Resûlullah efendimizin amcası Abbâs’ın oğlu olup, tefsîr, hadîs, fıkıh ve diğer ilimlerde mütehassıs idi. İsmi, Abdullah bin Abbâs bin Abdülmuttalib bin Hâşim bin Abd-i Menâf el-Kureşî el-Hâşimî’dir. Annesi Lübâbe binti Haris Hilâliyye, Hâlid bin Velîd’in teyzesi olup ilk müslüman olanlardandır. Babası hazret-i Abbâs, önceden müslüman olduğu hâlde gizli tutup, Mekke’nin fethinde açıklamıştır.
Abdullah bin Abbâs, hicretten birkaç sene önce Mekke’de doğdu. Doğduğunda, babası onu Resûl-i ekreme götürdü. Peygamber efendimiz onu kucağına alıp, mübârek ağzına aldığı bir hurmayı damağına sürdü ve; “Allah’ım! Onu dinde fakîh kıl ve kitabını ona öğret” diyerek duâ etti. Bu duâ bereketiyle, ilimde çok yüksek derecelere ulaştı. Daha küçük yaşta iken, Resûl-i ekrem efendimizin yânına giderdi. Teyzesi Meymûne binti Haris (r.anhâ) Resûlullah’ın zevcesi idi. Bu sebeple pek çok defâ Peygamberimizin evine gidip gelmiş, bâzı geceler orada kalmıştır. Resûlullah’ın abdest suyunu hazırlar, birlikte namaz kılarlardı. Abdest almayı, namaz kılmayı, Resûlullah’dan görerek öğrendi. Devâmlı hizmeti sebebiyle, Resûlullah’ın çok duâ ve iltifatına kavuştu. Bir defâsında Peygamber efendimiz, mübârek elini Abdullah ibni Abbâs’ın başına koyarak şöyle duâ etti: “Yâ Rabbî! Bütün ilim ve hikmeti, bu başa ver. Onları te’vil ve tefsîr edebilsin.” Bir başka gün de mübârek elini göğsü üzerine koyup; “Allah’ım! İnsanoğluna ihsân ettiğin her ilim ve her hikmet, bu güzel göğüste toplansın” buyurmuştur.
Peygamberimiz, Medîne’ye hicret ettikten sonra, Abdullah ibni Abbâs âilesi ile birlikte hicretin sekizinci senesine kadar Mekke’de kaldı. Mekke’nin fethinden önce Medîne’ye hicret etti. Bu sıralarda henüz 11-12 yaşlarında bulunuyordu. Aklı, zekâsı, çabuk kavrayışlılığı ile dikkati çekiyor ve seviliyordu. Peygamber efendimiz zamânında, Kur’ân-ı kerîmin bir kısmını ezberlemişti. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem vefât ettiği sırada, İbn-i Abbâs onüç veya ondört yaşında bulunuyordu. Bundan sonra Kur’ân-ı kerîmi tamâmen ezberledi. Übey bin Ka’b ve Zeyd bin Sâbit’e de (r.anhümâ) ezberini arzedip, dinletti. Yine bu sırada Eshâb-ı kirâmın büyüklerinin meclisinde bulundu. Hazret-i Ömer’in sohbetlerine ve ilim meclisine devâm edip, onun, Peygamberimizden sallallahü aleyhi ve sellem aldığı ilme, feyze ve mârifetlere kavuştu. Abdullah bin Abbâs, Hulefâ-i râşidîn (r.anhüm) devrinde fetvâlar verdi.
Hazret-i Osman devrinde yapılan Afrikiyye (Tunus) seferine katıldı. Bu seferde, islâm ordusu adına kendisine elçilik vazifesi verildi. Afrikiyye’de hükümdârlık eden Cercis ile görüştü. Cercis ve adamları onun aklını, zekâsını, fikrî kuvvetini ve ilmini görerek şaşırmışlardı. Hattâ onların; “Bu, Arabların mütebahhir (en derin) âlimidir” dedikleri vâriddir. Dönüşlerinde hazret-i Osman’ın emriyle, onun yerine hac emirliği yaptı. Bu vazifeden döndüğü zamân, Osman (r.anh) şehîd edilmişti. Hazret-i Ali’nin halîfeliği sırasında, Basra vâliliğinde bulundu.
Sıffîn’de hazret-i Ali’nin kumandanlarından olup, onun şehâdetinden önce istifâ ederek, Medîne-i münevvere, Mekke ve sonra da Taife gidip, vefâtına kadar burada kaldı. Abbasî halîfeleri onun soyundandır.
Abdullah ibni Abbâs (r.anh), Eshâb-ı kirâm arasında ilminin üstünlüğü ile tanınmıştır. Übey bin Ka’b onun hakkında; “O, bu ümmetin hıbridir yâni âlimidir. Ona akıl ve anlayış verilmiştir. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, onun dinde fakîh olması için duâ etmiştir” buyurdu.
Abdullah bin Abbâs (r.anh), Muhâcir ve Ensâr-ı kirâmdan bir çoklarıyla görüşür, onlara Resûlullah’ın gazâları ve inzâl olan sûreler hakkında suâller sorardı. İlminin çokluğu sebebiyle kendisine lakab olarak Bahr-ül-ilm yâni ilim deryâsı denildi.
Çalışmaları, son derece muntazam ve belli bir plân dâhilinde idi. Hangi gün ne iş yapacağını önceden tesbit eder ve onlara aynen riâyet ederdi.
Dörd büyük halîfe ve diğer Eshâb-ı kirâmdan çok iltifat gördü. Bu iltifatlar karşısında aslâ hâlini değiştirmedi. Tevâzûdan hiç ayrılmadı. Çok methedildiği zamân; “Bana bu nîmeti ihsân eden Allahü teâlâdır. Çünkü, Resûlullah benim için duâ etti” derdi. Abdullah ibni Abbâs, bilhassa Kur’ân-ı kerîmin tefsîri ve âyet-i kerîmelerin izâhında yüksek bir ilme sahipti. Bu vasfından dolayı Tercümân-ül-Kur’ân denilmiştir. Hazret-i Ömer, onu ilim meclisinde bulundurur ve dâima ilme teşvik ederdi. Yaşının küçüklüğüne rağmen İbn-i Abbâs’a hürmet eder, onunla istişârede bulunur, ilim ve irfânını takdir ve tebrik ederdi.
Abdullah bin Abbâs, hazret-i Ömer’in kendisini üstün tutup, meclisinde bulundurması hakkında şöyle demektedir: “Ömer (r.anh), beni, Bedr harbine katılan Eshâb-ı Bedr’in meclisinde bulundururdu. Onlardan bâzıları hazret-i Ömer’e; “Niçin bu genci yanında bulunduruyorsun?” diye suâl ettiklerinde; “Bu sizin bildiklerinizden değil” buyururdu.”
Atâ (r.aleyh); “İbn-i Abbâs’ın ilim meclisinden daha üstün ve daha faydalı bir meclis görmedim. Âlimler, sâlihler, şâirler onun meclisine devâm ederler, her biri ilme dolmuş ve doymuş olarak huzurundan ayrılırlardı” buyurdu.
Hazret-i Muâviye, İbn-i Abbâs hakkında; “Ölü veya diri herkes, onun ilmine muhtaçtır” buyurmuştur.
İkrime (r.aleyh); “En zor mes’eleleri hâlleden, hazret-i Ali; Kur’ân-ı kerîmi de en iyi bilen İbn-i Abbâs’dı” buyurdu.
Eshâb-ı kirâmın meşhûrlarından Ebû Hüreyre (r.anh) vefât ettiğinde, Zeyd bin Sabit (r.anh) şöyle buyurdu: “Bu ümmetin hibri yâni âlimi vefât etti. Ümîd ederiz ki, Allahü teâlâ ona İbn-i Abbâs’ı halef kılar”
Abdullah bin Ömer (r.anh), kendisine mühim bir mes’ele soruldukta; “Bunu, İbn-i Abbâs’a sorunuz. Çünkü o, Resûlullah’a inzâl buyrulanı, hayatta bulunanların en iyi bilenidir”, başka bir defâsında da; “İbn-i Abbâs, bizim en âlimimizdir” buyurdu.
Abdullah bin Amr bin Âs da, İbn-i Abbâs’ı medh ü senâ ederek; “Sünneti ve Kur’ân-ı kerîmdeki âyet-i kerîmelerin ihtivâ ettiği hükümlerin inceliklerini, en iyi bilenimizdir” dedi. Hazret-i Aişe ve Ümmü Seleme (r.anhâ) vâlidemiz de İbn-i Abbâs’ı övdüler.
Ebü’l-Hasen Medâyinî onun hakkında; “İbn-i Abbâs Basra’ya geldiği zamân, Arablar içinde; vakar, ilim, giyim, kemâl ve güzellik bakımından ondan üstünü yoktu” demektedir.
İbn-i Abbâs, fıkıh ilminin mühim bir bölümü olan ferâiz ilminde (ölüden kalan malın nasıl dağıtılacağını gösteren ilim) çok mâhirdi. Mu’âz bin Cebel, Zeyd bin Sâbit ve Abdullah bin Mes’ûd (r.anhüm), İbn-i Abbas’ın bu ilimde pek ileri olduğunu bildirmişlerdir. Ubeydullah bin Abdullah, onun, ferâiz ilminde seçkin bir zât olduğunu haber verdi.
Evzâî; “İbn-i Abbâs (r.anh), hergün beşyüz rekat namaz kılardı” buyurdu.
Abdullah bin Abbâs (r.anh), devrinin ilim, irfan ve fazîlet bakımından önde gelenlerindendi. İlimde canlı bir kütüphane olup, bütün ilimleri kendisinde toplamış; Kur’ân, tefsîr, hadîs, fıkıh, edebiyat ve sahâbenin ihtilâf ettiği konularda ve diğer ilim dallarında mütehassıs olmuştu. Kur’ân-ı kerîmle ilgili ilmini, isteyen ve soranlara öğretirdi. Kur’ân-ı kerîm âyetlerinin toplanmasında ve neşrinde büyük hizmeti olmuştur.
İbn-i Abbâs, tefsîr ilminde önde gelip müfessirlerin şâhı idi. İbn-i Mes’ûd (r.anh) onun hakkında; “O, sultân-ül-müfessirîndir. Kur’ân-ı kerîmin tefsîr ve te’vilinde kudret sâhibi idi. Ayet-i kerîmelerin geliş sebeplerini çok iyi bilir, nâsih ve mensûhu anlardı. Devrinin büyükleri tarafından çok medh ü senâ edildi. Tabiînden Şakîk, bir hac mevsiminde İbn-i Abbâs’ın bir hutbesini dinlemişti. İbn-i Abbâs, Nûr sûresinin tefsîrini yapmıştı. Şakîk buna hayran olup; “Bu tefsîrin kadri yüksektir. Eğer mecûsîler, rumlar bunu duysalardı, hepsi müslüman olurdu” demiştir. İslâm âlimleri, tefsîr kitaplarını onun rivâyetleriyle süslediler.”
Abdullah bin Abbâs’ın, müstakil bir tefsîr kitabı yoktur. Fakat tefsîre dâir muhtelif rivâyetleri vardır.
Abdullah bin Abbâs’ın (r.anh) nakledilegelen rivâyetlerinden bir kısmını Fîrûzâbâdî, “Tenvîr-ül-Mikbâs min Tefsîr-i İbn-i Abbâs” adlı bir kitapta toplamıştır. Onun tefsîre dâir rivâyetleri çeşitli yollarla nakledilmiştir. Bunlardan en meşhûrları şunlardır:
1- Saîd bin Cübeyr tarîki, 2- Mücâhid bin Cebr tarîki, 3- İkrime (Mevlâ ibn-î Abbâs) tarîki, 4- Ali bin Ebî Talhâ el-Hâşimî tarîki, 5- Kays tarîki, (Bu zât Atâ bin es-Sâib’den, o da Sa’îd bin Cübeyr’den, o da Abdullah bin Abbâs’dan rivâyet etmiştir. Bu tarîk, İmâm-ı Buhârî ve İmâm-ı Müslim’in şartlarına uygun olup, sahihtir.), 6- Ebû İshak tarîki, 7- Dahhâk tarîki.
İbn-i Abbâs hazretlerinin ders halkası çok genişti, ilim ve irfan öğrenmek için dört bir taraftan gelenler vardı. İbn-i Abbâs, derslerinde herkesi tatmin eden açıklamalarda bulunur, gelenler doymuş olarak giderdi. Dînî ilimlerden başka o ilim meclisinde; lisan, şiir, edebiyat, tahrîr konuları da mevzûbahs olurdu. İbn-i Abbâs hazretleri, namazlardan sonraki konuşmalarında ise, tâlim terbiye üzerinde dururdu. Seyâhatlerde bulunduğu zamânlarda da Allahü teâlânın emir ve yasaklarını insanlara bildirir, vâz ve irşâd ile meşgul olurdu. Arabca bilmeyen müslümanlara tercümanlar vâsıtasıyla vâz ve nasîhat ederdi.
İbn-i Abbâs hazretlerinin verdiği fetvâlar, fıkıh ilminin en kuvvetli temellerindendir. Halîfe Me’mûn zamânında toplatılan fetvâları, yirmi cildi bulmakta idi.
Sorulan mes’elelere cevap verirken, önce Kur’ân-ı kerîme, sonra hadîs-i şerîflere bakar, açıkça bulamazsa, hazret-i Ebû Bekrin, sonra hazret-i Ömer’in o hususta verdikleri hükümleri araştırırdı. Bunlarda da bulamazsa, kendi içtihadıyla cevap verirdi. Kendisine havâle edilen mes’elelere gâyet açık ve isâbetli cevaplar vermesiyle meşhûr oldu. Bu sebeple müşkillerini sormak üzere kendisine çok sayıda mürâcât eden oluyordu. Suâl sormak için gelenlerin çok kalabalık olması sebebiyle, gelenleri ellişer kişilik gruplar hâlinde yanına alıp, suâllerine cevap verirdi.
Ebû Sâlih (r.aleyh) anlatır: “İnsanlar mes’elelerini sormak için Abdullah bin Abbâs’ın evi önünde toplanmışlardı. Yol, insanla dolup taşmıştı. Kimsenin gelip geçmesi mümkün değildi. Huzuruna girip, kapı önündeki durumlarını haber verdim. Bana, su getirmemi söyledi. Getirince, abdest aldı ve; “Şimdi çık ve dışardakilere söyle. Onlardan, Kur’ân-ı kerîm ve kıraat ilmine dâir soru sormak isteyenler gelsinler” buyurdu. Dışarı çıkıp söyledim. O hususta mes’elesi olanlar içeri girdiler. Ev doldu. Müşkillerini sordular ve cevaplarını fazlasıyla alıp dışarı çıktılar. Sonra tekrar; “Şimdi tefsîr ve te’vil hususunda bilgi edinmek isteyenler gelsin” buyurdu. Söyledim. İçeri girdiler. Onlar da evin odalarını doldurdular. Onların da sorularını fazlasıyla cevaplandırdı. Doymuş olarak çıktılar. Arkasından; “Haram, helâl ve fıkıhtan mes’elesi olanlar gelsinler” buyurdu. Haber verdim, onlar da içeri girdiler. Evde yine boş yer kalmadı. Gelenler de haram, helâl ve fıkhî mevzularda çeşitli suâller sordular. Onlara da çok güzel cevaplar verdi. “Dışarıda kardeşleriniz bekliyor” buyurdu. Gelenler dışarı çıktılar. “Ferâiz mes’elesine dâir suâlleri olanlar girsinler” buyurdu. Onlar gelip evi doldurdular. Cevaplarını alıp çıktılar. Sonra; “Lügat ilminden ve edebiyattan sormak isteyenler girsinler” buyurdu. Onlar da gelip suâllerini sorup cevaplarını aldılar.” Ebû Sâlih der ki: “Kureyş, Abdullah bin Abbâs (r.anh) ile ne kadar iftihar etse azdır. İnsanlardan hiç kimsenin kapısında, böyle toplandıklarını görmedim.”
İbn-i Abbâs, hadîs ilminde bir deryâ idi. 2660 civarında hadîs-i şerîf rivâyet etti. Hadîs-i şerîfleri tedkik ve araştırma ile öğrenirdi.
Abdullah bin Abbâs (r.anh), çok âlim yetiştirmiştir. Ondan ilim öğrenen ve hadîs-i şerîf rivâyet eden pek çok âlimden, bir kısmı şunlardır: Kendi oğulları Muhammed bin Abdullah, Ali bin Abdullah, kardeşlerinin oğulları Abdullah bin Ubeydullah, Abdullah bin Ma’bed, Abdullah bin Ömer, Şa’be bin Hakem, Merved bin Mahreme, Ebü’t-Tufeyl, Ebû Ümâme bin Sehl, Sa’îd bin Müseyyeb, Mücâhid bin Cebr, Atâ bin Ebî Rebâh ve diğerleri.
Abdullah bin Abbâs hazretleri, Peygamberimizden bizzat işiterek hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Ayrıca, babası hazret-i Abbâs’dan, annesinden, Ebû Bekr, Ömer, Osman, Ali, Abdurrahmân bin Avf, Mu’âz bin Cebel, Ebû Zer Gıfârî ve diğer bir çok sahâbîden radıyallahü anhüm hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Rivâyetleri Kütüb’üs-Sitte denilen meşhûr altı hadîs kitabında yer almaktadır.
Abdullah bin Abbâs, ömrünün son günlerinde 7-8 gün hasta yattıktan sonra, 687 (H.68) senesinde Tâif’de vefât etti. Cenâze namazını, hazret-i Ali’nin oğlu Muhammed bin el-hanefiyye (r.aleyh) kıldırdı ve; “Bugün, bu ümmetin en âlimi vefât etti” buyurdu. Onun vefâtı müslümanları çok üzdü.
Uzun boylu, güzel beyaz yüzlü, iri vücutlu bir zât idi. Sakalını kına ile boyardı. Çok ağlaması sebebiyle, yanaklarında, göz yaşlarının bıraktığı izler görünürdü, ömrünün sonuna doğru gözleri görmez olmuştu. Bunun için şu beyti söylemişti:
Allah, gözlerimden görme nûrunu aldıysa,
Dilimde ve kalbimde o nûr devâm ediyor.
Abdullah bin Abbâs (r.anh) buyurdular ki: 
“Dağlar dahi birbirine karşı azsa, azgın cezâsını bulacaktır.”
“İçinde haram olanın, yâni haram yiyenin namazını, Allahü teâlâ kabûl etmez.”
“Benim için gecenin az bir vaktini ilme ayırmak, bütün geceyi ibâdetle geçirmekten daha sevimlidir.”
“İnsanlara hayrı öğretenler için, denizdeki balıklara varıncaya kadar her şey, Allahü teâlâdan mağfiret diler.”
“Resûlullah efendimiz misvak kullanmak hususunda bize öyle emirler verirdi ki, bu hususta bir âyet nâzil olacağını zannederdik.”
“Her binânın bir temeli vardır. İslâm binasının temeli de güzel ahlâktır.”
“Zengine ikrâm edip, fakire ihânet eden mel’ûndur.”
“Kıyamet günü Cennet’e ilk dâvet edilecek olanlar, her halükârda Allahü teâlâya hamd edenlerdir.”
“Ey çok günah işleyen! Yaptığın işin şerli sonucu seni bekliyor, emin olma. Gülmektesin, ama başına neler geleceğini anlamıyorsun. Bu hâlin, günahların en büyüğüdür. Bir hatâlı işde başarı kazanır, sevinirsin. Bu sevinmen, yaptığın hatâdan daha büyüktür. İşleyeceğin yanlış bir işin fırsatını kaçırınca, üzülürsün. Hâlbuki bu, o hatâdan daha tehlikelidir. Sen hatâdasın. Allahü teâlâ, seni daima görmektedir. Bu görüş, kalbini titretmez. Bu hâlin, yaptığın hatâdan daha fenâdır.”
“Sabır üç çeşittir. Birincisi, farzların yapılmasında güçlüklere sabretmek. Bunun sevabı üçyüz derecedir. İkincisi haramlardan ve yasak edilen şeylerden sakınma hususunda sabır. Bunun altıyüz derece sevâbı vardır. Üçüncüsü, ilk sarsıntıda, musîbetin ilk geldiği anda gösterilen sabırdır. Bunun da fazîleti dokuzyüz derecedir.
Mücâhid bin Cebr (r.anh), Abdullah bin Abbâs’ın (r.anh) şöyle buyurduğunu nakleder: “Beş hafif şey var ki, bunlar eğerlenmiş ve binmek için bekletilen bir Arab atından (en kıymetli şeyden) benim için daha sevimlidir.”
“Üzerine gerekmeyen ve sana faydası dokunmayan şeyler hakkında konuşma; çünkü bu fuzûlî bir iştir, zararından da emîn değilsin. Yerini bulmadıkça lüzumlu olan sözü de konuşma. Çok kere faydalı söz yerini bulmaz da kaybolur gider. Sefîh ve ahmak kimselerle mücâdele etme. Çünkü sefîh, kalbinden sana buğz eder. Ahmak, âdî kimseler, dili ile sana eziyet ederler. Tanıdığın kimse, yanından ayrıldığı zamân, onun ayrı bir yerde seni nasıl anmasını istersen, sen de onu öyle an. Sen affedilmeni istediğin hususlarda, onu da affet. Kardeşinin sana ne şekilde muâmele yapmasını istersen, sen de ona o şekilde muâmele et. Suçlu olarak yakalanıp da, ihsân ile mükâfat görenin ameli gibi amel et.”
Abdullah bin Abbâs (r.anh) şöyle buyurdu: “Besmeleyi” okuyan, Allahü teâlâyı zikretmiş olur. “Elhamdülillah” diyen, şükretmiş olur. “Allahü ekber” diyen, Allahü teâlâyı ta’zim etmiş (büyük bilmiş) olur. “Lâ ilâhe illallah” diyen, Allahü teâlâyı tevhîd etmiş olur. “La havle velâ kuvvete illâ billâh” diyen, Allahü teâlâya teslim olmuş olur. Onun için Cehnet’te yüksek bir derece ve hazîneler vardır.”
“İlk önce farzları yapmalıdır. Allahü teâlânın emirlerini yerine getir ve O’ndan yardım iste. Allahü teâlâ bir kulunda düzgün niyet ve katındaki sevâba kavuşma arzusu görünce, onun istemediği şeyleri ondan men eder.”
“Allahü teâlâ, mü’min, fâcir (günahkâr) herkesin rızkını helâlden takdir etmiştir. Helâl rızkı için sabrederse, Allahü teâlâ onu mutlaka gönderir. Sabırsızlık gösterir haramdan bir şey yerse, helâl rızkından eksiltir.”
Peygamber efendimizden bizzat işiterek rivâyet ettiği bâzı hadîs-i şerîfler şunlardır.
“Kur’ân-ı kerîme saygı göstermek, E’ûzü okuyarak başlamakla olur ve Kur’ân-ı kerîmin anahtarı besmeledir.”
“Ölünün mezardaki hâli, imdâd diye bağıran denize düşmüş kimseye benzer. Boğulmak üzere olan kimse, kendisini kurtaracak birini beklediği gibi, meyyit de babasından, anasından, kardeşinden, arkadaşından gelecek bir duâyı gözler. Kendisine bir duâ gelince, dünyânın hepsi kendisine verilmiş gibi sevinmekten, daha çok sevinir. Allahü teâlâ, yaşayanların duâları sebebi ile, ölülere dağlar gibi çok rahmet verir. Dirilerin ölülere hediyesi, onlar için duâ ve istiğfar etmektir.”
“Allahü teâlânın size verdiği sayısız nîmetler için O’nu seviniz. Beni de Allahü teâlâyı sevdiğiniz için seviniz.”
“Öğretiniz, müjdeleyiniz, güçleştirmeyiniz.”
“Ümmetimden iki sınıf düzgün olursa, bütün insanlar düzgün olur. Bunlar bozulursa insanlar da bozulur. Bu iki sınıf, âmirler ve âlimlerdir.”
“Kur’ân-ı kerîmi kendi arzusuna (görüşüne), sözüne göre tefsîr eden, Cehennem’deki yerine hazırlansın”
“Tövbe ve istiğfara devâm eden kimseye Allahü teâlâ her sıkıntıdan bir kurtuluş ve her darlıktan bir genişlik verir ve ummadığı yerden kendisini rızıklandırır.”
“İşitmek, görmek gibi değildir.”
“Kızdığın zamân sükût et.”
“Bid’at sâhibi, bid’at işlemekten vazgeçmedikçe, Allahü teâlâ onun hiç bir ibâdetini kabûl etmez.”

 1) El-A’lâm; cild-4, sh. 95
 2) Hilyet-ül evliyâ; cild-1, sh. 314
 3) El-İsâbe; cild-2, sh. 330
 4) El-İstiâb; cild-2, sh. 350
 5) Tabakât-ı İbn-i Sa’d; cild-2, sh. 365
 6) Eshâb-ı Kirâm; sh. 177
 7) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh. 975
 8) Kâmûs-ul a’lâm; cild-4, sh. 3103
 9) Tezkiret-ül-huffâz; cild-1, sh. 141
10) İzâlet-ül-hafâ; cild-1, sh. 295
11) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-1, sh. 182
12) Üsüd-ül-gâbe; cild-3, sh. 192
13) Rehber Ansiklopedisi; cild-1, sh. 12
14) Et-Tefsîr vel-müfessirûn; cild-1, sh. 65

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Fethullah-ı Verkânisî, Sibgatullah Arvâsî’nin talebelerinden birisine;

GÜNÜN HADİSİ

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, yine Hân-ı Hânâna “rahmetullahi aleyh” yazılmışdır. İnsanı dünyâda ve âhıretde yükseltecek olan tevâzu’un ne olduğu ve kurtuluşun ancak Ehl-i sünnete uymakla olduğu bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası