hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
9:6
12 Temmuz 2010 Pazartesi
Okunma Sayısı: 1161
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

Abbasî halîfesi Me’mûn zamânının Horasan vâlisi.

İsmi, Abdullah bin Tâhir bin Hüseyn bin Mus’ab bin Ruzeyk bin Mâhân el-Huzâ’î olup, künyesi Ebü’l-Abbâs’dır. Tâhirî hânedânını kuran Tâhir bin Hüseyn’in oğlu, Horasan vâlisi iken 828 (H.213) senesinde ölen Talhâ bin Tâhir’in kardeşidir. Dedelerinden Ruzeyk, Eshâb-ı kirâmdan Talhâ bin Abdillah’ın âzâdlısı idi. 798 (H.182) senesinde doğdu. Horasan’da vâli iken 26 Kasım 844 (H.230) senesi Rebî’ul-evvel ayının ikinci haftasında hastalandı. Üç gün hasta yattıktan sonra Rebî’ul-evvel ayının onbirinde, Cum’a gecesi vefât etti. Bağdad’ın fethi ile ilgili bir risâlesi ve çeşitli mevzularda yazıları vardır.
Abdullah bin Tâhir, Me’mûn’un yanında büyük bir îtibâra sâhib idi. Bu, babası Tâhir’in halîfeye hizmetlerinden değil bizzat kendi gayretlerinden ileri geliyordu. Abdullah’ın babası Tâhir, meşhûr kumandanlardan ve halîfe Me’mûn’un has adamlarındandı. Me’mûn; Musul, Cezîre, Şam ve Mağrib bölgelerinin genel vâlisi olarak Rakka’da bulunan Tâhir’i Bağdad’ın emniyet müdürlüğüne ve Irak bölgesinin mâliye me’mûrluğuna tâyin etmek üzere Bağdad’a çağırmıştı. Tâhir de, Temmuz 819 (H.204)’da Bağdad’a gelirken, Rakka’da yerine nâib (vekil) olarak oğlu Abdullah’ı bırakmış, böylece onun devlet hizmeti, daha genç yaşta başlamıştı. Me’mûn, Tâhir’den boşalan Rakka vâliliğine Yahya bin Mu’âz’ı tâyin edip, 6 Mayıs 821’de orada vekil bulunan Abdullah’ı Bağdad’a getirtti ve aynı târihte, Horasan’a vâli olarak giden babası Tâhir’in yerine onu, Bağdad’ın sâhib-uş-şurta’lığına (emniyet müdürlüğüne) tâyin etti. Bir kaç ay sonra Yahyâ bin Mu’âz vefât etti ve vefât ederken yerine oğlu Ahmed’i vekil bıraktı.
Diğer taraftan, bundan az zamân önce 815 (H.199) senesinde (Tâhir zamânında) Cezîre’de, Halîfe Me’mûn’a karşı meydana gelen Nasr bin Şebes isyânının çalkantıları devâm etmekte olup, gerginlik artmıştı. Bu sebeple, Bağdad’a gelmesinden bir-iki ay gibi çok kısa bir zamân sonra, Abdullah bin Tâhir, halîfe Me’mûn tarafından tam bir selâhiyetle Temmuz-Ağustus 821 (H 206)’da vâli olarak Rakka’ya gönderildi.
Bu sırada Horasan’da vâli olan Tâhir, oğlunun Rakka vâliliğine getirildiğini öğrenince, tecrübelerinden istifâde ederek, bir idârecinin nelere dikkat etmesi, siyâsî ve diğer hususlarda hangi kâidelere riâyet etmesi îcâb ettiğini ihtivâ eden uzun bir mektup yazarak, oğluna gönderdi. İnsanların çok hoşlanıp, elden ele dolaştırdıkları, nihâyet halîfeye kadar ulaştırdıkları ve halîfenin beğenip, çoğaltarak bütün vâlilere gönderdiği bu mektup özetle şöyledir:
“Bismillâhirrahmânirrahîm.
Bir olan, eşi ve ortağı bulunmayan Allahü teâlâdan kork. Dâima O’nun korkusu içinde bulun. Her an O’nu murakabe eyle! Hep O’nu düşün. O’nun gadâbından sakın. Gece-gündüz, idâren altında bulunan insanları korumaya gayret eyle. Allahü teâlânın sana ihsân ettiği âfiyet nimetini, âhıret için hazırlanmakta, mes’ûl olacağın şeyi düşünmekte kullan.
Allahü teâlâ ihsân ederek vâlilik mevkîinde bulunmanı nasîb etmiş ve idâren altında bulunanlara da şefkat ve merhametle muâmele etmeni emretmiştir. Ayrıca, insanlara karşı âdil davranmanı, Allahü teâlânın hakkına riâyet etmeni, insanlara O’nun emir ve yasaklarını tatbik etmeni, onları zararlı şeylerden korumanı, onların ırz ve namuslarını iyi muhafaza etmeni, kanlarının dökülmesine mâni olmanı, yolculuklarında kendilerine yol emniyetini te’min etmeni, hâsılı, onları rahat ettirmeni emretmiştir.
Şunu iyi bil ki, Allahü teâlâ emrettiği şeylerden seni hesâba çekecek ve yaptığın işlerin; mükâfat veya cezâ olarak, karşılığını verecektir. O hâlde aklınla, zihninle, basîretinle, her şeyinle, Hak teâlâya vereceğin hesâba hazırlanmaya yönel. Hiç bir meşguliyet bu mühim farzı terketmene ve gevşeklik göstermene sebeb olmasın. Çünkü bu, her şeyin başıdır.
Üzerinde en fazla dikkat ve hassasiyet göstereceğin, ehemmiyetle duracağın en mühim şey; Allahü teâlânın sana farz kıldığı beş vakit namaza devâm etmektir. Ayrıca, namazlarını, Hak teâlâyı hatırlayarak, güzel abdest alarak, müstehab olan vakitlerinde, bütün âdâb ve erkânına riâyet ederek cemâatle kılmaktır. Bundan başka, namazda okuduğun âyet-i kerîmeleri, acele etmeden, edeble oku. Namazın rükû, secde ve diğer erkânını, tam bir samîmiyet, ihlâs ve teslîmiyet ile îfâ et. Yapılan bütün iyi işlerin, hattâ diğer bütün ibâdetlerin; namazı güzel ve düzgün kılabilmek için olduğunu unutma. Bu hususta en ufak bir gevşeklik, tembellik gösterme ve kat’iyyen ihmalkâr davranma. Bil ki, bütün işlerin düzenli olması namaza bağlıdır. Namaza bu şekilde devâm eden, her kötülükten uzaklaşır. Çünkü Allahü teâlâ meâlen; “Doğru kılınan namaz, insanı fahşâdan ve münkerden her hâlde uzaklaştırır” buyurdu (Ankebût sûresi: 45). Hem, berâber olduğun kimseleri de namaza teşvik et!
Beş vakit namazdan sonra yapman îcâbeden en mühim husus, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin sünnet-i seniyyesine sımsıkı sarılmak ve O’nun ahlâkı ile ahlâklanmaktır.
Bir işle karşılaştığın zamân, önce Allahü teâlâdan korkarak istihârede bulun ve Resûlullah efendimiz vâsıtasıyla bildirdiği emir ve yasaklarına bağlı kalarak yapmaya çalış. Bu işin, Allahü teâlânın senin hakkında, razı olduğu, beğendiği şekilde meydana gelmesini nasîb etmesi için O’ndan yardım iste!
Sana yakın olsun, uzak olsun hoşlandığın ve hoşlanmadığın bir hususta herhangi bir kimseye muâmele ederken, sakın adâletten ayrılma.
Her zamân fıkıh âlimlerini, sâlihleri, Allahü teâlânın emirlerine uygun yaşayanları tercih eyle. Kişinin kendini süslediği şeylerden birisi, fıkıh ilmine sâhib olmak, fıkıh bilgisini elde etmek gayretinde olmak, başkalarını da buna teşvik etmek ve insanı Allahü teâlâya yaklaştıracak şeyleri bilmektir. Bütün bunlara riâyet edersen, Allahü teâlânın yardımı ve muvaffakiyeti seninle berâber olur. Bunun sâyesinde, insanlar senin emrine ta’zimde bulunur. Saltanatın onlara karşı heybetli olur. Böylece, herkes sana samimiyet duymaya ve adâletine îtimâd etmeye başlar.
Bütün işlerinde orta yolu tut. Îtidâlli olmak, orta yolda bulunmak çok takdir edilmiş, beğenilmiştir. Orta yolu tutmak, apaçık bir emniyet, fazîlet ve güzellik olup, insanı, istikâmet sâhibi olmaya ve hidâyete sevkeder. Hak teâlânın yardımı, muvaffakiyeti ve iki cihân saâdeti ise, istikâmet, hidâyet üzere bulunanlaradır. Bütün dünyâ işlerinde orta yol üzere bulun. Âhıreti istemekte, sevâb işlemekte, sâlih ameller yapmakta, güzel hâl üzere bulunmakta gevşeklik gösterme. Zîrâ, Allahü teâlânın rızâsını, kazanmak ve Cennet’te, O’nun dostu olan velî kullarla berâber olmak için çok hayır ve iyilik yapmanın, bu hususda gayretli olmanın hududu yoktur.
Bil ki, dünyâ işlerinde orta yol üzere bulunmak, kişinin izzet ve şerefini arttırır. Günahlardan korur. Ayrıca sen, kendini ve berâberinde bulunanları, ancak orta yolu tutmakla koruyabilir ve işlerini düzeltebilirsin. Orta yolu tut ve buna riâyet eyle. Böylece işlerin tamam olur, gücün, kudretin artar. Sana tâbi olan insanlardan, yakınında bulunanlar ve uzağında olanlar, düzelip ıslâh olurlar.
Allahü teâlâya zannını güzel eyle ki, mâiyetinde bulunanlar da sana dosdoğru davransınlar.
Kendisine vazife verdiğin hiç bir kimseyi herhangi bir şeyden dolayı, durumunu iyice araştırmadan evvel, kat’ıyyen bir suç ile ithâm etme. Çünkü, tertemiz kimselere ithamlarda ve kötü zanda bulunmak, büyük günahdır. Arkadaşların ve yakınların ile alâkalı işlerinde iyi zanda bulun. Onlara sû-i zanda yani kötü düşüncede bulunmaktan kaçın. Bu davranışın, onların iyi yetişmelerinde sana yardımcı olur. Allahü teâlânın düşmanı olan şeytan, yaptığın işlerde, hoşlanacak bir şey bulamasın. Çünkü sende azıcık bir zayıflık bulması, sû-i zannı ve hayâtının tadını kaçıracak olan gam ve kederi gönlüne sokmak için kâfidir.
Şunu iyi bil ki, hüsn-i zan sâhibi olduğun müddetçe kuvvet ve rahat bulursun. İşlerinde, arzu ettiğin, sevdiğin netîcelere hüsn-i zan ile kavuşursun. Hüsn-i zan sâyesinde insanları, seni sevmeye, bütün işlerinde dosdoğru ve dürüst olmaya dâvet edebilirsin. Hüsn-i zan sâhibi olursan, insanlar seni sever ve bütün işlerini severek, dürüstlükle yaparlar. Bununla berâber, yakınlarına hüsn-i zannın ve emrin altında bulunanlara olan yumuşaklığın hiç bir zamân işlerini tâkibe, sorup araştırmana, dostların işlerini hâlletmene, maiyetindekileri gözetmene, onları dikkatle tâkib etmene mâni olmasın. Evliyânın işleri ile bizzat alâkadar olman, idâren altında bulunanları iyi gözetip, ihtiyaçlarını gidermen ve himâyelerini üstlenmen önde gelen tercihin olsun. Dînin ayakta durması ve sünnetin ihyâsı, ancak bu şekildedir.
Bütün bu işlerin hepsinde niyetini sağlam eyle. İhlâslı ol. Yaptıklarından mes’ûl olduğunu, işlemiş olduğu iyiliklerden mükâfat alacağını, kötülüklerden ise cezâ göreceğini çok iyi bilen kimsenin yaptığı gibi, devâmlı kendini hesâba çek! Muhakkak ki, Allahü teâlâ dînini sağlam bir sığınak, izzet ve şeref kılmıştır. Dînine uyanları yüksek, şerefli eylemiştir. O hâlde idâre ettiğin, yetişmelerini üzerine alıp, kendilerini gözettiğin kimselere din yolunu, hidâyet yolunu göster.
Allahü teâlânın hakkına mutlaka riâyet et. Suçlulara müstehak oldukları cezâyı vermekten de geri durma. Bunu ihmâl etme ve kat’iyyen gevşeklik gösterme! Suçlulara, cezâlarını vermekte gecikme. Aksi hâlde bu gecikmen, içinde bulunduğun hüsn-i zannı bozup, yok eder. Bu hususlara bildirilen şekilde riâyet eylersen, dînin korunmuş ve mürüvvetin tamamlanmış olur.
Verdiğin her hangi bir sözü muhakkak yerine getir. Hayırlı bir şey vâdettiğinde, gecikmeden yap. Dâima iyilik yapmaya, iyilik sâhibi olmaya yönel! Sana iyilik yapanlara karşılık, iyilikle mukâbelede bulun. İdâren altında bulunanların ayıb ve kusurlarını görmezlikten gel. Lisânını yalan sözden ve yalancı şâhidlikten uzak tut ve böyle yalancılara, yalancı şahidlere buğzet. Ayrıca nemmâmlardan yâni söz taşıyanlardan uzak dur, onlardan alâkanı kes! İşlerinin, başında veya sonunda fesâda uğrayıp bozulması, yalancıların sana yaklaşmaları ve sana yalan söylemeye cür’et etmeleri ile başlar. Çünkü yalan, günahların başıdır. Nemîme, sâhibini selâmete erdirmez. Nemmâm yâni koğucu ile arkadaşlık edenin de başı selâmete ermez. Ayrıca, koğucunun sözlerine uyarak hareket eden kimsenin hiç bir işi rast gelmez.
Doğruluk ve iyilik sâhibi kimseleri çok sev. Doğruluk üzere çalıştıkları müddetçe şeref sahiplerinin yardımcısı ol. Zayıflara yardım eyle. Akrabânı ziyâret edip gözet. Bütün bunları, Allahü teâlânın rızâsı ve O’nun dîninin yükselmesi için yap sevabını da sâdece Allahü teâlâdan iste ve dâima âhıret yurdunu taleb eyle.
Kötü arzulardan ve zulümden çok kaçın. Hattâ bunları, hatırından, bile uzak tut. İdâren altında olanlara da, bu düşüncelerden uzak olduğunu göster. Onları adâletle güzel idâre eyle. Aralarında hak ve doğrulukla kal ve seni hidâyet yoluna ulaştıracak mârifet bilgisi ile muâmele et. Kızdığın zamân kendine hâkim ol. Vakur, ağır başlı ve yumuşak huylu ol. Bulunduğun mevkî sebebiyle kendini çok kıymetli zannetmekten, hiddet ve gururdan çok sakın. Hem; “Ben başta bulunuyorum. Dilediğimi yaparım” gibi bir düşünceye kapılmaktan çok sakın. Çünkü bu hâl, sende görüşün noksan olduğuna ve bir olan, ortağı bulunmayan Allahü teâlâ hakkındaki yakîninin azlığına alâmettir. Allahü teâlâ için niyetinde samîmî, ihlâslı ve O’nun hakkında yakîn sâhibi ol!
Şunu iyi bil ki, mülk, Allahü teâlânındır ve onu dilediğine verir. Dilediğinden ise çekip, geri alır. Sultâna yakın olup, nîmetlere bol bol kavuşanlar, Allahü teâlânın bu nîmet ve ihsânlarına nankörlük ederler, küfrân-ı nimette bulunurlarsa ve bu nîmetlerle övünüp büyüklenirlerse, o nîmetlerin elden çıkması ve cezânın gelmesi çabuklaşır ve hiç bir şey o kadar sür’atli değildir.
Nefse düşkün olmaktan çok sakın. Biriktirmen ve saklaman gereken hazînelerini; iyilik, takvâ, adâlet, idâresine me’mûr olduklarını ıslâh, beldelerini îmâr işleri ile alâkadar olmak, canlarını korumak ve mahzunlara, muhtaçlara yardım etmek için kullan.
Şunu iyi bil ki, mallar çoğaltılmakla ve hazînelerde biriktirilmekle, üzeri kilitlenmekle meyve vermez, artış göstermez. Ancak bu mallar, seninle bulunanların ıslâhı, haklarının kendilerine verilmesi, geçim sıkıntılarının giderilmesi gibi hususlar için kullanıldığı takdirde kıymetli olur ve o zamân meyve vererek artış göstermiş olur. O hâlde hazînelerinde, hakîkaten artan mal biriktirmek istiyorsan, mallarını bu şekilde, İslâm’ın ve müslümanların faydaları için, onlara hizmette harcamalısın. Bu gibi hususlara riâyet eder, hak sahiplerine haklarını ödersen, kavuştuğun nimetler elinde kalır ve Allahü teâlâ sana daha fazlasını ihsân eder.
Herkese karşı adâletle ve ihsân ile muâmele edersen, onlar da sana itââtta bulunup, her söylediğini ve her istediğini kolaylıkla yaparlar.
Hududlarını bildirdiğim bu hususlara riâyet etmeye çalış. Hasenâtını, iyiliklerini çok eyle. Maldan bakî kalacak, âhırete yarayacak olan, Hak yoluna sarfedilendir. Şükredenlerin şükürlerini iyi tanı ve kendilerini mükâfatlandır. Sakın dünyâ ve dünyâ gururu, sana âhıret korkusunu unutturmasın. Aksi hâlde üzerindeki hakları hafife almaya, küçümsemeye başlarsın. Bir işi mühimsemeyip ağır davranmak, insanı tefrite, ihmalkârlığa götürür. Tefrit ise helâke sebeb olur. Yaptığın her amel, Allahü teâlâ için olsun. Sevâbını O’ndan bekle. Muhakkak ki, Allahü teâlâ, dünyâdaki nîmetini bol ve geniş olarak ihsân etmiştir ve bu fadlını da senin elinde meydana çıkarıp, göstermiştir. O hâlde bütün bunlara karşı şükret. Şükre sımsıkı sarıl. Yalnız Allahü teâlâya güven! Böyle yaparsan Allahü teâlâ, sana olan hayır ve ikrâmını arttırır. Allahü teâlâ, şükreden kimselere şükürleri kadar, ihsân sahiplerini de ihsânları nisbetinde mükâfatlandırır, sevâb ihsân eder. Kavuştuğun nimetlerden, nîmete kavuşmana vesile olanların hakkını ver. Onlara teşekkür et. İyilik ve âfiyet elbisesi giy. Hiç bir günahı hafif görme! (Çünkü günahların hepsi Allahü teâlânın emrini yapmamak olduğundan büyüktür.) Bâzı günahlar bâzılarına göre daha büyüktür.) Hasedciye hiç meyletme! Fâsık ve fâcire, açıktan günah işleyenlere merhamet gösterme. Nîmete nankörlük edene iyilikte bulunma. Düşmana yaltaklık etme! Söz taşıyan koğucunun söylediklerini tasdik etme. Hâini emin kabûl etme. Fâsıklarla dostluk kurma. Azgın ve sapık kimselere tâbi olma ve onlara uyma. İki yüzlü olanları medhetme. Hiç bir insanı hakîr, aşağı görme. Hakîkaten çok muhtaç olup, senden bir şey istemeye geleni boş çevirme. Bâtıla hiç kulak verme. Mûziblik ederek insanları güldürenlerle alâkadar olma. Aksi hâlde, sende onlar gibi, ciddiyetsiz, hafif meşrebli olursun. Va’dinden dönme. Şuursuzca davranma. Gadab ve kızgınlıkla amel etme. Övünüp kibirlenme. Kendini beğenme. Şımararak, gururlanarak yürüme. Hafif, basit olanlarla, Hakk’ı tanımayanlarla, malını ölçüsüz savuran câhillerle düşüp kalkma.
Âhırete hazırlanmak hususunda gevşeklik tembellik gösterme. Günlerini, başkasına kızarak, onları azarlayıp lanet ederek ve gizli gizli sır, söz taşıyarak, herkesin gizli hâllerini araştırarak geçirme. Kendisine müsamaha ederek veya ondan korkarak zâlimin zulmüne göz yumma. Âhırette göreceğin mükâfatı, alacağın sevabı, dünyâda dünyâlık olarak bekleme.
Devâmlı olarak, fıkıh âlimleri ile istişâre et. Kendini yumuşak huylu eyle. Tecrübe sahiplerinin, akıl ve hikmet ehlinin ve görüşü keskin olanların fikirlerinden istifâde et. İstişâre ettiğin kimselerin arasına müslüman olmayanları ve cimrileri katma. Zararları faydalarından çok olan bu kimselerin sözlerini dinleme.
Şunu iyi bil ki, seni, emrin altında olanların işleriyle meşgul olmaktan men eden şeylerin en sür’atlisi, en te’sirlisi cimrilik ve hırsdır. Mala karşı çok haris olursan, çok toplayan ve az dağıtan, Allah için az veren veya hiç veremeyen biri olursun. Böyle olunca, işlerinin pek azı doğru, düzgün olabilir. Emrin altında olanlar, ancak mallarından elini çektiğin, üzerlerinden zulmü kaldırdığın zamân sana muhabbet beslerler. Dostlarının, dostluktaki samimiyetleri de senin kendilerine olan iltifat ve ihsânların ile devâmlı olur. Bunun için cimrilikten çok sakın. İnsanoğlunun ilk defâ cimrilik sebebiyle Rabbine isyânda bulunduğunu hatırından çıkarma. İsyan eden âsî ise mahv, rezîl ve perîşân olmuş demektir.
Hak yolunda cömertlik yapmak, yolunu kolaylaştırır. Cömertliğin, kulların en fazîletli ibâdetlerinden olduğunu unutma. Bunun için cömertliği, kendine huy hâline getir. İş ve gidişât olarak cömertlikten razı ol!
Divânlarındaki, kayıtlardan ve yazılı oldukları diğer yerlerden askerlerinin durumlarını incele. İâşelerini bol eyle. Maaşlarını da arttır. Böylece Hak teâlâ onların ihtiyaçlarını gidermiş olur. Onların işleri de seninle kâim olur, kuvvet bulur. Ayrıca bu davranışınla kalblerinin bağlılığı ve emrine itâatleri fazlalaşır. Unutma ki, bir sultan; askerine ve emri altında olanlara merhametli ve adâletli davranır, onları koruyup gözetir, insaf, yardım, şefkat ve iyilikle muâmele eder ve kendilerine bolluk te’min ederse, bu hâli, saâdet olarak ona kâfidir.
İyi bil ki, Allahü teâlâ indinde hiç bir şey, adâletle hükmetmek gibi değildir. Çünkü adâletle hükmetmek, Allahü teâlânın öyle bir terâzisidir ki, yeryüzündeki bütün hâller onunla tartılır.
Hükümde ve amelde “adâletin kâim olması, bu terazi iledir. Böylece insanların durumları düzelir. Yolların emniyeti sağlanır, mazlûm hakkını alır, diğer insanlar da haklarını kolayca alırlar. Böylece hayat güzelleşir. İtâat hakkı îfâ olunur. Yâni herkes itâatkâr olur. Allahü teâlâ âfiyet ve selâmet ihsân eder. Böylece din kâim olur, her tarafta dînimizin emir ve kâidelerine uyulur.
Allahü teâlânın emri hususunda çok dikkatli, pek hassas davran. Ayıb ve fesâd olan işlerden, iftirâdan çok sakın. Suç sahiplerine, Allahü teâlânın emrettiği cezâları ver. Aceleci olma. Başkalarını rahatsız etmekten, sıkıntı ve üzüntü vermekten uzak ol. Rızkına kanâat eyle ki, gönlün rahat olsun. Gayretin, çalışman kararlı, istikrarlı olsun. Tecrübelerinden istifâde eyle. Sustuğunda çok dikkatli, uyanık ol! Konuştuğun zamân, doğruyu söyle.
Hasma karşı insaflı ol. Şüpheli, tereddütlü hâllerde dikkatli, ihtiyatlı, yavaş hareket eyle. Bir şeyin delîline iyice ulaş, delîli iyi tesbit et ki, hükmün kat’î ve sağlam olsun. Tebeândan birisini “cezâlandırman îcâb ederse, herhangi bir himâye, müsâmaha ve ayıplayıcının ayıblama ihtimâli, cezâ vermene mâni olmasın. İyi tesbit et, acele etme. Temkinli davran. Dikkatli bak, kontrol eyle. Tedbirli ol ve iyi düşün. Gördüklerinden ibret al.
Rabbine karşı tevâzu üzere bulun. İdâren altında bulunanların hepsine yumuşak muâmele eyle. Nefsine, Hakk’ı hâkim kıl. Haksız yere, haram olarak kan akıtmaya kalkma. Çünkü bu, Allah katındaki suçların büyüklerindendir.
İyi bil ki, sen vâli tâyin edilmekle, idâren altında bulunan, kendilerinden mes’ûl olduğun insanların hazînedârı, koruyucusu ve gözetleyicisi oldun. Bu vazifelerinden dolayı, idâren altında bulunanlara, korunup gözetilenler mânâsına ra’ıyye denilmiştir. Çünkü sen onları gözetirsin ve başlarında bulunursun.
Onlara bir me’mûr tâyin edeceğin zamân, görüş, tedbir ve tecrübe sâhibi, işinin ehli, idâreciliği bilen, namuslu, dürüst kimseleri tâyin et. Erzak hususunda ahâline bolluk sağla. Zîrâ bu, sana dayanan, üzerine aldığın vazifenin îcâbı olarak yerine getirilecek haklardandır. Hiç bir meşguliyet seni bu vazifelerden alıkoymasın ve hiç bir mâni seni bu işleri yapmaktan uzak tutmasın.
Bütün bu nasîhatlere riâyet edersen, beğenilen, düşmanların gözünde bile adâletinden razı olunan; bütün işlerinde, adâlet, kuvvet, tedârik sâhibi kıymetli bir idâreci olursun. O hâlde, bu hususları yerine getirmeye gayret eyle ve hiç bir şeyi buna tercih eyleme ki, Allahü teâlânın izni ile işinin sonunda medholunmaya lâyık olasın.
İdâren altında bulunan yerlere vazifelendirdiğin kimselerin çalışmaları, hâl ve gidişatları hakkında sana malûmat yazıp bildirecek emin kimseler gönder. Böylece vazifelendirdiğin me’mûrların çalışmalarını tâkib et. Me’mûrlarına bir iş buyurmak gerekince, istediğin işin sonunu iyi düşün. Şayet bu işin âkıbetinde, selâmet, emniyet ve âfiyet görürsen ve bu işten güzel netîce, nasîhat, iyi karşılık umarsan, yap. Aksi hâlde vazgeç. O iş hakkında, ilim ve basîret sahiplerine danış. Kişi sonunu düşünmeden bir iş yapmaya kalkarsa, kendisini tehlikeye attığı gibi işleri de bozulabilir. Bu sebeple her işinde ihtiyatlı ol.
Bu günkü işini, yarına bırakma! Kendi işini kendin yapmaya çalış. Yarınki günde karşılaşacağın işler ve hâdiseler, yarına bıraktığın işleri yapmana mâni olur. Bil ki, gün, geçtiği zamân, içindekileri de birlikte götürür. Bugünkü işini yarına bırakırsan, yarına iki günlük işi biriktirmiş olursun. Bu ise seni çok meşgul eder, sonra hiç birini yapamazsın. Ama her günün işini o günde yaparsan, kendini ve bedenini rahatlatmış, sultânının işlerini de muhkem etmiş olursun.
İhtiyaç içerisinde bulunan hânelerin haklarını araştır. Geçim yüklerini üzerine al, durumlarını düzelterek sıkıntıya düşmelerini önle. Bundan başka fakirlerin, miskinlerin, durumunu sana kadar getirmeye muktedir olmayanların hakkını aramada bizzat alâkadar ol. Gizli mes’elelerini, sıkıntılarını öğren. Allahü teâlânın izni ile hâllerini düzelt. Hastaların barınıp tedavi görecekleri hastaneler yap. Onlara iyi bakıp, hizmet edecek, şefkatli davranacak hizmetçiler ve hastaları güzel muayene ve tedâvi edecek tabibler tâyin eyle.
İşlerin çokluğu sende bıkkınlık meydana getirmesin ve insanlarla meşgul olmana mâni olmasın. İnsanların yanına gelmelerine, sık sık müsâde eyle. Onlarla görüş, kendilerine sakinlik göster. Merhamet kanatlarını onlara aç. Sevindiğini onlara göster. Bir şey istemekte ve konuşmakta kendilerine yardımcı ol. Onlara karşı şefkatli, merhametli ve cömerd ol. Verdiğini; üzmeden, başa kakmadan, cömertlikle, gönül açıklığı ile ver ve karşılığını yalnız Allahü teâlâdan bekle. Bu şekilde verilenlerin, Allahü teâlânın izniyle çok kârlı, kazançlı bir ticâret olduğunu bil.
Gördüğün dünyâ işlerinden ve senden önce, geçmiş asırlarda yaşayan helâk olmuş milletlerdeki başkan ve hükümdârların hâllerinden ve âkıbetlerinden ibret al. Sonra dîninin hükümlerine uyarak, dîninin ve kitabının kâim olması için gayret edip, her hâlinde Allahü teâlânın emrine sımsıkı sarıl. Bunlara mugâyir ve Allahü teâlânın gadâbına sebeb olan şeylerden uzak dur.
Haramdan mal toplama ve malını israf ile harcama. Sık sık âlimlerin meclislerinde bulun, onlarla istişâre et ve kendileri ile berâber ol. Tek arzun; Hak teâlânın emirlerine tâbi olmak ve bunu yaymaya çalışmak, işlerin iyilerini, yüksek olanlarını tercih etmek olsun. Berâber olduğun, yanına girip çıkan kimselerin senin nazarında en hayırlı ve kıymetlisi, sende gördüğü bir kusuru, korkmadan ve çekinmeden, tenhâ bir yerde sana söyleyebilen kimse olsun. Böylelerinin sana olan samimiyeti, muhabbeti elbette yapmacık ve gösteriş değildir.
Emrin altında bulunanlara ve başkalarına karşı, yaptığın herhangi bir iyiliği başa kakma.
Sana yazdığım bu mektubumu iyi anlamaya çalış. Bu mektup hakkında ve mektupda yazılanlarla amel etmek hususunda sık sık düşün. Bütün işlerinde Allahü teâlâdan yardım iste ve hayırlı kılmasını dile. Muhakkak ki, Allahü teâlâ doğru ile ve doğru olanlarla berâberdir. Hâl ve gidişâtın; Allahü teâlânın rızâsını kazanacak, O’nun dînine nizâm olacak, dînine tâbi olanlara izzet ve şeref bahşedecek, millete adâlet ve sulh te’min edecek şekilde olsun.
Allahü teâlâdan dilerim ki; yardımını, muvaffakiyetini, doğru yolda bulunmanı ve muhâfazanı güzel kılsın. Sana çok iyilikler ihsân etsin. Fazîlet ve rahmetini bol bol göndersin; düşmanlarını, hasımlarını ve sana baş kaldıran, haddi aşan azgınları helâk etsin. Sana ve emrin altındakilere âfiyet ihsân etsin. Şeytanı ve şeytanın vesveselerini senden uzak eylesin. İzzet, kuvvet ve yardım ile işini yüksek eylesin. Muhakkak Allahü teâlâ kullarına yakındır ve onların duâlarını kabûl edicidir.”
Abdullah bin Tâhir, babasının bu mektubunu okuduktan sonra, vazifesine başlamak üzere Rakka’ya doğru yola çıktı. “Târîh-i Taberî” de bildirildiğine göre, Abdullah’ın, vâli olarak Rakka’ya gitmesi, babası Tâhir’in vâli olarak Horasan’a gitmesinden altı ay sonradır.
Nasr bin Şebes’in çıkardığı isyân ve karışıklığı gidermek için, dört yıla yakın çalıştı. Sonunda 825 (H.209)’de Keysum kalesini alıp, Nasr’ı esir ederek Bağdad’a, halîfe Me’mûn’un yanına gönderdi.
Abdullah bin Tâhir, Rakka’da karışıklığı gidermeye çalışırken, Mısır’da Ubeydullah bin Serî isminde biri Mısır’a hâkim olmuş, halîfeye itâatten ayrılmıştı. Ayrıca, Endülüs’den kovulmuş olan onbeşbin kadar kimse de Mısır’a gelerek İskenderiyye’yi ele geçirmişlerdi. Mısır’da bu hâdiseler, karışıklıklar sürüp gitmekle berâber, Abdullah bin Tâhir, Nasr ile uğraştığından, Mısır ile meşgul olamamıştı. 825 (H.210) senesinde ordusu ile birlikte Mısır’a yürüyerek ele geçirdi. Ubeydullah emân dilemek mecbûriyetinde kaldı. Ayrıca İskenderiyye’yi zabt edenlere de elçi gönderip, halîfeye itâat etmedikleri takdirde kendileri ile harbedeceğini bildirdi. Bu durum karşısında bulundukları yerden ayrılıp, İslâm diyarının dışında bir Rum beldesinin kenar kısmında yerleşmek üzere emân dilediler. Böylece harb olmadan, İskenderiyye’den sürülüp çıkarılmış oldular.
Kısa bir zamânda Mısır’da sükûneti sağlamayı başaran Abdullah bin Tâhir, Mısır ve Cezire bölgesinin vâliliğine devâm ediyordu. Bu arada İranlı sapıkların çıkardığı Hurremî hareketinin başı olan Bâbek’in isyânı tehlikeli bir hâl aldı. Me’mûn, isyânı bastırmak için, Abdullah bin Tâhir’i Azerbaycan ve civârının vâliliğine tâyin etti. Abdullah, Bâbek’le savaşmak için Dînever beldesinde asker toplamakla meşgul iken, Horasan vâlisi olan kardeşi Talhâ’nın vefâtı üzerine hâricîler baş kaldırdılar. 828 (H.214) senesindeki bu hâdiseden sonra, Abdullah bin Tâhir, Horasan vâliliğine tâyin edildi. Kendisi asker toplamakla meşgul olduğundan, yerine kardeşi Ali’yi gönderdi. Fakat, yetmişiki dalâlet fırkasının en azılılarından olan haricîler, taşkınlık ve isyânlarına, çapulculuk hareketlerine devâm ettiler. Hattâ Nişâbur’a bağlı El-Hamrâ köyünü yağmalayarak, mâsum halktan pek çoğunu öldürdüler.
Bu hâdiseler üzerine, halîfe Me’mûn, Abdullah’a haber gönderip, Horasan’a kendisinin gitmesini emretti. Abdullah, Horasan bölgesine doğru yola çıktı. Ağustos 830 (Receb 215)’da Nişâbur’a geldi ve orayı kendine baş şehir kabûl etti.
Abdullah bin Tâhir, haricîlere karşı askerlerini cihâda teşvîk için şöyle hitâb etti: “Sizler, Allahü teâlânın dînine hizmet eden, dîninin emirlerini yapıp haramlarından sakınan, insanları, Allahü teâlânın yapışılmasını emrettiği ipine, yâni Kur’ân-ı kerîme ve emirlerine dâvet eden, dîninin bekçisi olan vâlilerine itâate ve müslümanların birliğine çağıran bahtiyar kimselersiniz. O hâlde, düşmanlarınızla, yeryüzünde fesâd çıkaran, azgın, taşkın ve Ehl-i sünnet ve cemâat yolundan ayrılan, dîninden çıkan kimselerle muharebenizde Allahü teâlâdan zafer ve nusret isteyiniz. Zîrâ Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki: “Ey îmân edenler! Eğer siz, Allahü teâlânın dînine (ve Resûlüne) yardım ederseniz, O da size (düşmanınıza karşı) yardım eder (ve İslâmiyetin emirlerini yerine getirmede ve muharebede) ayaklarınızı sâbit kılar.” (Muhammed sûresi: 7) öyleyse sabır, sığınağınız olsun! Sabırla istediğiniz yardıma kavuşursunuz. Çünkü sabır, Allahü teâlânın size haber verdiği muhkem bir kale, giyilmesini emrettiği sağlam bir zırhtır. Kendinizi tamâmen Allahü teâlânın zikrine veriniz. O’ndan yardım isteyerek harb ediniz. Zîrâ Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki: “Ey îmân edenler! Bir düşman topluluğu ile karşılaştığınız vakit, sebat edin ve Allahü teâlâyı çok zikr ediniz ki, kurtulasınız.” (Enfâl sûresi: 45) Allahü teâlâ, sabır bereketiyle sizi kuvvetlendirsin.”
Bundan sonra, Azîz bin Nuh komutanlığındaki onbin kişilik bir orduyu haricîler üzerine gönderdi. Bu ordu, Horasan ve Sistan bölgelerini hâricîlerden temizlediği gibi, bir çoğunu da kılıçtan geçirdi. Abdullah bin Tâhir, 844 (H.230)’de Nişâbur’da, ömrünün sonuna kadar Horasan bölgesi vâlisi olarak kaldı. Horasan’dan başka; Rey, Taberistan ve Kirman’ı da idâresi altına almış idi. Vefâtından sonra, yerine oğlu Tâhir vâli oldu.
Abdullah bin Tâhir; geliri çok, eli açık, çok cömert bir zât idi. Malı olduğu hâlde, Allah rızâsı için harcamayanları tenkid eder, böyle yapmayı hiç hoş görmezdi. Bağdad’da vâli iken, ihtiyaç sâhiplerini tesbit ettirdi ve dörtbin civârında olan bu fakirlere her gün ekmek ve et gönderdi. Ayrıca, elbise almaları için yazın yüz, kışın da yüzelli dirhem ihsân ederdi. “Hem kesesi dolu olmak, hem de iyilikle anılmak gibi iki haslet çok az kimsede bir araya gelebilir” derdi. Adâleti, cömertliği dillere destan idi. Bunun için, bir çok şâir, onun hakkında mersiyeler yazmışlardır.
Gâyet edîp, zarîf bir zât olan Abdullah bin Tâhir, aynı zamânda kuvvetli bir şâir idi. Çok güzel şiirleri vardır, önceleri mûsikî ile meşgul olmuş ise de, sonraları tövbe ettiği ve mûsikî âletlerini kırıp parçaladığı kaynak eserlerde bildirilmektedir. Çeşitli mevzularda mahâret ve istidâdı vardı. Meşhûr Mısır kavununu ilk defâ onun yetiştirdiği ve çok beğendiği, bu sebeple Mısır kavununa, ona nisbetle Abdellâvî denildiği bildirilmiştir. Çok şecâatli, cesur, heybetli bir zât idi. Aklı da cömerdliği gibi çok idi. İyilik ve ikrâmda üstüne yok idi. Çok sadaka verir, Allah rızâsı için çok harcardı. Adâleti meşhûr idi.
TAHTI TERS ÇEVİRTEN DUÂ
Abdullah bin Tâhir’in ne kadar âdil olduğu, mazlûmları nasıl koruduğu hususunda kaynak eserlerde şu menkıbe bildirilmektedir: “Bir zamân, zaptiyeler birkaç hırsız yakalamış, vâli Abdullah bin Tâhir’e bildirmişlerdi. Hırsızlardan biri kaçtı. Diğer taraftan Hiratlı bir demirci, Nişâbur’a gitmişti. İşini bitirince, memleketine dönerken, gece vakti zaptiyeler kaçan hırsız zannedip, onu yakaladılar. Hırsızlarla berâber vâliye çıkardılar. Vâli; “Hepsini habsedin!” diye emir verdi. Demirci, hapishanede abdest alıp namaz kıldı. Ellerini uzatıp; “Yâ Rabbî! Günahım olmadığını, yalnız sen bilirsin ve beni buradan ancak sen kurtarırsın. Yâ Rabbî! Beni kurtar!” diye duâ etti. Vâli, o gece rüyada, dört kuvvetli kimsenin gelerek, tahtını tersine çevirdiklerini gördü ve uyandı. Hemen abdest alıp, iki rek’at namaz kıldı. Tekrar uyudu, aynı rüyâyı tekrar gördü. Uyanınca, bir mazlûmun âhını aldığını anladı.
“Binlerce top ve tüfek, yapamaz asla,
Gözyaşının seher vakti yaptığını.
Düşman kaçıran süngüleri, çok defâ,
Toz gibi yapar, bir mü’minin duâsı.”
diye düşünüp; “Yâ Rabbi! Büyük, yalnız sensin! Sen öyle bir büyüksün ki, büyükler ve küçükler, sıkışınca, ancak sana yalvarır. Sana yalvaran ancak murâdına kavuşur” dedi.
Hemen, o gece, hapishane müdürünü çağırtıp, hapishanede bir mazlûmun olup olmadığını sordu. Müdür; “Bunu bilemem. Yalnız, biri namaz kılıp, çok duâ ediyor. Gözyaşları döküyor” deyince, onu getirtti. Hâlini sorup anladı. Özür dileyip; “Hakkını helâl ve bin gümüş hediyemi de kabûl et ve herhangi bir arzun olunca bana gel!” diye rica etti.
Demirci; “Hakkımı helâl ettim ve hediyeni kabûl ettim. Fakat işimi, dileğimi senden istemeye gelemem” dedi. “Niçin?” deyince, demirci dedi ki: “Çünkü, benim gibi bir fakir için, senin gibi bir vâlinin tahtını bir kaç defâ tersine çeviren sâhibimi bırakıp da, dileklerimi başkasına götürmem kulluğa yakışmaz. Namazlardan sonra ettiğim duâlarla, beni nice sıkıntıdan kurtardı ve murâdıma kavuşturdu. Nasıl olur da, başkasına sığınırım? Rabbim, nihâyeti olmayan rahmet hazînesinin kapısını açmış, sonsuz ihsân sofrasını, herkese yaymış iken, başkasına nasıl giderim? Kim istedi de, vermedi? İstemesini bilmezsen alamazsın. Huzuruna edeble çıkmazsan, rahmetine kavuşamazsın.” Şiir
İbâdet eşiğine, kim ki, bir gece baş kodu,
Dostun lütfü, açar ona, elbette binbir kapu.


 1) Vefeyât-ül-a’yân; cild-3, sh. 83
 2) Târîh-i Bağdadî cild-9, sh. 483
 3) Şezerât-üz-zebeb; cild-2, sh. 68
 4) Mu’cem-ül-müellifîn; cild-6, sh. 65
 5) Esmâ-ül-müellifîn; cild-1, sh. 440
 6) El-A’lâm; cild-4, sh. 93
 7) Târîh-i Taberî; cild-8, sh. 581
 8) Târih-i Ümem-il-İslâmiyye; sh. 204
 9) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh. 198
10) Riyâd-ün-nasihîn (Muhammed Rebhâmî, İstanbul 1405); sh. 104
11) Kâmâs-ül-a’lâm; cild-4, sh. 3102
12) Tabakât-ı Nâsırî; cild-; 1, sh. 13

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Ebü’l-Hasan Hamza Hemedânî isminde birisi, bir akşam Câfer-i Huldî’nin yanına geldi.

GÜNÜN HADİSİ

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, Feydullah-i Pânî Pütîye arabî olarak yazılmışdır. Bir hadîs-i şerîfi açıklamakdadır

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası