hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
9:7
12 Temmuz 2010 Pazartesi
Okunma Sayısı: 1336
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Übey Bin Selûl

Medîneli münâfıkların reisi ve Hazrec kabîlesinin ileri gelenlerinden.

İsmi; Abdullah bin Übey bin el-Hâris bin Ubeyd’dir. Babaannesi, Huzâa kabîlesinden Selûl adında bir kadın olduğu için, İbn-i Selûl diye de bilinir. Annesi, Neccâroğullarından Havle binti Münzir idi. Peygamber efendimiz, Mekke-i mükerremeden Medîne’ye hicret buyurdukları sırada, Evs ve Hazrec kabîleleri anlaşarak, İbn-i Selûl’ü kral yapmak için taç giydirmek üzere hazırlık yapmışlardı. Sevgili Peygamberimizin Medîne’yi teşrif buyurmaları üzerine, Medîneliler, Peygamberimizin etrâfında toplandıkları için, İbn-i Selûl’ün liderliği gerçekleşmedi. Daha sonra Medîneliler topluca müslüman oldular. O da müslüman olduğunu bildirdi ve münâfıklığını gizledi. Zamân zamân Peygamber efendimize karşı üzücü hareketlerde bulundu. Oğlu Abdullah, sahâbedendir. İbn-i Selûl, 630 (H.9) senesinde Medîne’de öldü.
Resûlullah efendimiz Medîne’ye hicret edince, îtibârını kaybeden Abdullah bin Übey bin Selûl, zâhiren müslüman olmuşsa da; gizlice Peygamber efendimize hased ve düşmanlık beslemeğe başlamıştır. Müslümanlardan görünerek, aralarındaki sıkı ve samimî kardeşlik bağlarını koparmak için, onları sevgili Peygamberimize ve birbirlerine karşı tahrik etmeğe devâm etti. Peygamber efendimiz onun bu inanış ve düşüncede olduğunu bildiği hâlde, sabrediyor ve yumuşak davranıyordu. Abdullah bin Übey bin Selûl ise, nifâkının gereği olarak, Peygamberimizin yüzüne karşı yumuşak davranıyor, gıyâbında ise kendisi gibi münâfıklarla ve İslâm’ın ve müslümanların azılı düşmanı olan yahûdîlerle işbirliği yapmaktan geri durmuyordu.
Sevgili Peygamberimiz, İslâm’ın ve müslümanların zaferiyle sona eren Bedr muharebesinden bir sene sonra, Mekkeli müşriklerin kalabalık bir orduyla Medîne’ye doğru yola çıktıklarını haber aldı. Bu haber üzerine, müşriklere karşı nasıl hareket edileceği hususunu Eshâbıyla istişâre etti. Onlardan bir kısmı, düşmanla Medîne dışına çıkılarak harb edilmesini, bir kısmı ise düşmanın Medîne’de karşılanmasını teklif ettiler. Peygamber efendimiz de, Medîne şehri içerisinde kalınarak düşmanla harb edilmesi taraftarıydı. Fakat düşmanla Medîne dışında harb etmek isteyenlerin çokluğunu, cesâret ve azimlerini gören Resûlullah efendimiz, Medîne dışına çıkmağa karar verdi. Harb hazırlığını yapıp, zırhını giydi. Dışarı çıkıp Cum’a namazını kıldırdı. Cumartesi gecesi seher vaktinde, bin kişilik bir kuvvetle yola çıktı. Medîne ile Uhud arasındaki Şavt denilen yere varıldığında, münâfıkların lideri Abdullah bin Übey bin Selûl, Peygamber efendimiz için; “Ey insanlar! Ben meydan harbine karşıydım. Muhammed (aleyhisselâm) benim dediğimi yapmıyor da, çocukların dediğini yapıyor. Niçin öleceğimizi de bilmiyoruz” dedi. Kendi gibi düşünen ve ordunun üçte biri kadar olan bir kuvvetle Peygamber efendimizden ayrılarak geri döndü. Bâzı müslümanlar, onu ve berâberindekileri geri döndürmeye çalıştılarsa da dinlemediler. Bu husus, Al-i İmrân sûresi 167. âyetinde meâlen şöyle bildirildi: “Bir de münâfıklık edenleri açığa vurmak içindi. Kendilerine; “Gelin Allah yolunda savaşın veya (kendinizi ve âilenizi) müdâfâ edin” denildiğinde; “Şayet muharebe etmeyi bilseydik, elbette arkanızdan gelirdik” dediler. Onlar o gün, îmândan ziyâde küfre yakın idiler. Ağızlarıyla, kalblerinde olmayanı söylüyorlardı. Allahü teâlâ onların gizledikleri şeyi bilir.”
Abdullah bin Übey bin Selûl ile berâber 300 kişinin, İslâm ordusundan ayrılarak Medîne’ye dönmesi, müslümanların şevkini kırmıştı. Bununla berâber Resûlullah efendimiz, azimle ve şevkle Uhud’a gelerek karargâhını kurdu. 70 kişinin şehîdlik derecesine ulaştığı Uhud harbi başladı. Başlangıçta üstünlük ve zafer, İslâm ordusunda idi. Müşrik ordusu bozguna uğramış kaçıyordu. Fakat, Ayneyn geçidi denilen yere Peygamber efendimizin bıraktığı okçuların, yerlerinden ayrılması üzerine, müşriklerden bir süvari birliği arkadan hücûm ederek harbin akışını değiştirdi. Kaçmakta olan müşrikler de geri dönerek hücûm ettiler. Bu sırada müslümanlar dağıldılar. Hattâ sevgili Peygamberimizin hayâtı bile tehlikeye düştü. Fakat daha sonra, Resûlullah efendimizin peşlerinden gönderdiği bir birlik, müşrikleri kaçırttı. Medîne’ye dönen Abdullah bin Übey ve arkadaşları ise, müslümanların düştüğü bu duruma sevindiler. Hattâ; “Eğer bize uysalardı öldürülmezlerdi” diyecek kadar ileri gittiler.
Uhud gazâsında müslümanlârı yenilgiye uğrattıklarını zanneden müşrikler, onları tamâmen yok etmek için yeni bir ordu hazırlamağa başladılar. Bu durumu haber alan Peygamber efendimiz, savunma için ne yapılması gerektiğini Eshâbıyla istişâre etti. Selmân-ı Fârisî’nin teklifi üzerine, Medîne’nin etrâfına hendek kazılmağa başlandı. Müslümanlar bütün güçleriyle hendek kazmağa uğraşırlarken, münâfıklar, Peygamber efendimizden izin almaksızın evlerine döndüler.
Abdullah bin Übey bin Selûl ve adamlarının bu hiyâneti, Kur’ân-ı kerîmin Nûr sûresi 63. âyetinde meâlen şöyle haber verildi: “İçinizden, birbirini siper ederek gizlice kaçanları, Allahü teâlâ muhakkak biliyor. Onun emrinden uzaklaşıp gidenler, dünyâda fitneye, âhırette de elem verici bir azaba uğramaktan sakınsınlar!”
Benî Kaynuka ve Benî Nâdir yahûdîleri, nifaklarının cezâsı olarak Medîne-i münevvereden kovulduktan sonra, Abdullah bin Übey bin Selûl ortak hareket edebilecek bir kuvvetten mahrum kaldı. Bunun için de elinden gelen her türlü fitne ve fesadı yaymağa çalıştı. Benî Mustalak (Müreysî) gazâsı dönüşünde, su kıtlığı sebebiyle Muhâcirlerden bir kimse ile Ensâr’dan bir kimsenin kendi aralarında münâkaşa etmelerini fırsat bildi ve; “Ey Muhâcirler!” diye bağırarak Ensârı, Muhâcirlere karşı getirmeye çalıştı. Diğer münâfıklar da Ensâr tarafından olup, kavgayı alevlendirmek istediler. Sevgili Peygamberimiz müdâhele ederek; “Böyle yardım istemek, câhiliye dönemine aittir ve fitneyi körükler. Hâlbuki, İslâm hepimizi birleştirmiştir. Yardıma çağırmanız; “Yetişin ey müslümanlar!” şeklinde olsun” buyurdu ve fitneyi önledi. Fakat münâfıkların reisi olan İbn-i Selûl hiç boş durmuyor, Medînelileri başına toplayıp; “Medîne’ye döndüğümüzde Muhammed ve etrâfındakilere hiç bir şey vermeyin ki, Muhammed’in etrâfından dağılsınlar. Şüphesiz Medîne’ye döndüğümüzde şerefliler (yâni münâfıklar), zelîl olanları (yâni Peygamberimiz ve Eshâbını) Medîne’den çıkaracaktır” diyerek içinde gizli olan küfrünü dışına vurdu. Bu husus ise, Münâfikûn sûresi 7. ve 8. âyetlerinde meâlen şöyle haber verildi: “Onlar öyle kimselerdi ki (Ensâra); “Allahü teâlânın Peygamberi nezdinde bulunan kimselere (Muhâcirlere) infâk etmeyin (yedirip, giydirmeyin). Tâ ki dağılıp gitsinler” diyorlardı. Hâlbuki göklerin ve yerin hazîneleri, Allahü teâlânındır (Muhâcirlere de, başkalarına da rızkı veren, taksim eden O’dur.) Fakat o münâfıklar bunu anlamazlar, (rızık verenin Allahü teâlâ olduğunu bilmezler.) Onlar; “Eğer bu savaştan (Müreysî gazvesinden) Medîne’ye dönersek; kuvvetli, şerefli kimseler (yâni münâfıklar), zayıf ve zelil kimseleri (yâni mü’minleri) oradan çıkaracaktır” diyorlardı. Hâlbuki, şeref ve üstünlük, Allah’ın, Peygamberinin ve O’na inananlarındır. Fakat münâfıklar bu hakîkati bilmezler.”
Abdullah bin Übey bin Selûl’un bu sözlerini duyan Zeyd bin Erkam, hazret-i Ömer’e haber verdi. O da, Resûlullah efendimize gelerek olanları anlattı ve; “Yâ Resûlallah! İzin ver de Abbâd bin Bişr, bu herifin başını uçursun” dedi. Sevgili Peygamberimiz, Ömer’i (r.anh) teskin ederek; “Yâ Ömer! Halk; “Muhammed artık arkadaşlarını öldürtüyor” demez mi? Hayır, sâdece çağır, ordu yürüyüşe başlasın” buyurdu. Resûl aleyhisselâmın o saatte yola devâm etmek âdeti olmadığı hâlde, yürüyüş emri verdi. Her zamânki âdetini terk ederek, istirahat vermeden uzun müddet yolculuğu devâm ettirdi. Yolculuk telâşıyla, kimse münâkaşa edecek vakit bulamadı ve konu böylece kapandı.
Abdullah bin Übey bin Selûl, Peygamber efendimize giderek, Zeyd bin Erkam’ın (r.anh) naklettiklerini, kendisinin söylemediğine dâir yemîn etti. Bu sırada Münâfikûn sûresi nazil olup, İbn-i Selûl’un nifakı ortaya serildi.
İbn-i Selûl’un oğlu Abdullah, samîmi mü’min olup, Sahâbe-i kirâmdan idi. Medîne’ye girişte babasının atının dizginini tutup; “Vallahi, Resûlullah’ın şerefli, münâfıkların şerefsiz olduğunu söylemedikçe seni Medîne’ye sokmayacağım” dedi. İbn-i Selûl bu sözleri söyledikten sonra Medîne’ye girebildi. Oğlu Abdullah, babasının öldürüleceği şeklinde bir teklif olduğunu haber alınca, Resûlullah efendimize giderek; “Yâ Resûlallah! Eğer babamın öldürülmesini emredeceksen bana emret. Zira Hazrec kabîlesi içinde ebeveynine benden daha hürmetli kimse yoktur. Eğer onu başkası öldürür, sonra da ortalıkta Abdullah bin Übey bin Selûl’ü öldüren kişi olarak dolaşırsa, nefsim bana gâlip gelebilir. Ben de intikam için onu öldürürsem, bir kâfirin uğruna bir müslümanı öldürmekten çekiniyorum” dedi. Fakat Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem; “Hayır, biz ona merhametli davranacağız. O bizimle iyi geçindiği müddetçe, onunla iyi geçinmeğe devâm edeceğiz” buyurdu.
Enes bin Mâlik’den (r.anh) nakledildiğine göre; Peygamber efendimiz, etrâfındakileri İslâm’a dâvet için, Abdullah bin Übey bin Selûl’e uğramak istedi. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem ve Eshâb-ı kirâm aleyhimürrıdvân yola çıktılar. İnce topraklı bir yoldan geçiyorlardı. Abdullah bin Übey bin Selûl’un yanına vardıklarında o, sevgili Peygamberimize dönerek; “Benden uzak dur! Senin merkebinin kokusundan rahatsız oluyorum” dedi. Ensârdan bir zât; “Allah’a yemîn ederim ki, O’nun merkebinin kokusu, senin kokundan daha güzeldir” diyerek onu susturdu.
Hicretin dokuzuncu senesinde, Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Rumları, bâzı hıristiyan Arab kabîlelerini de yanlarına alarak müslümanlarla savaşmak üzere Filistin hududunda kuvvet topladıklarını haber aldı. Bunun üzerine müslümanları cihâda dâvet etti. Bâzı kimseler, mâzeretleri olmadığı hâlde, Resûlullah’a gelerek mâzeret beyân ettiler. Allahü teâlâ onların mâzeretlerini kabûl buyurmadı. Münâfıkların reisi Abdullah bin Übey bin Selûl de, adamlarıyla birlikte harbe gitmek üzere yola çıktı. Bu sırada, İbn-i Selûl ve adamları, müslümanları etkileyip, harbe gitmekten caydırmağa calışıyorlardı. “Rumlarla çarpışmayı, Arabların birbirleriyle çarpışması gibi mi sanıyorsunuz? Vallahi, biz sizi, bir sabah iplere ikişer ikişer bağlanmış olarak görür gibi oluyoruz” diyorlardı. Hattâ; “Vallahi! Eğer Muhammed, peygamberlik dâvasında sâdık ise, biz eşekten daha kötüyüz” diyerek küfürlerini açıkça îlân ediyorlardı. İbn-i Selûl, kendine bağlı olan kimselerle yola çıkmış olmasına rağmen, harbe gitmeyerek Medîne’ye döndü. Samîmi mü’minler ise, bütün dedikodulara rağmen savaşmak üzere Tebük’e gittiler. Peygamber efendimiz, Medîne’ye kendi yerine vekil olarak Ensârdan Muhammed bin Mesleme’yi, âilesine bakması için de hazret-i Ali’yi bırakmıştı. Medîne’de kalan münâfıklar boş durmayarak; Muhammed aleyhisselâmın hazret-i Ali’yi, sefer sırasında ağır hareket edeceğinden kurtulmak için Medîne’de bıraktığı dedikodusunu yaymağa başladılar. Hazret-i Ali, silâhını alarak Resûlullah’a yetişti ve münâfıkların konuşmalarını O’na nakletti. Peygamber efendimiz de ona; “Yalan söylemişler. Ben seni âilemin ve âilenin işlerinde vekilim olasın diye bıraktım. Geri dön, seni sâdece mü’min olan sevecek ve sana sâdece münâfık olan buğz edecek” buyurdu. Peygamber efendimizin bu sözleri üzerine, hazret-i Ali geri döndü. Allahü teâlâ, münâfıkların ve savaşa gitmekte gevşeklik gösterenlerin hâllerini beyân ederek, Tevbe sûresi 42. âyetinde meâlen şöyle buyurdu: “Eğer (dâvet olundukları şey) yakın (ve dünyevî) bir menfaat, orta bir sefer olsaydı, elbette sana uyarlardı. Fakat meşakkatle katedilecek mesâfe, onlara uzak geldi. (Bununla berâber) onlar (sen, Tebük’den döndükten sonra); Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle berâber cihâda çıkardık” diye Allah’a yemîn edecekler, böylece nefslerini helâke sürükleyeceklerdir. Allah biliyor ki, onlar mutlaka yalancılardır.”
Hayâtı boyunca bozgunculuk yapıp, Peygamber efendimizin ve müslümanların aleyhinde uğraşan Abdullah bin Übey bin Selûl, hicretin 9. yılında hastalandı. Haber gönderip Peygamber efendimizle sallallahü aleyhi ve sellem, görüşmek istediğini bildirdi. Peygamber efendimiz, onun yanına gelince, ölmek üzere olduğunu gördü. Nifak ve zulümle dolu olan bir hayâtın geçiciliğine ve faydasızlığına işâret ederek; “Yahudilere olan sevgin, seni helâk etti” buyurdu. İbn-i Selûl; “Yâ Resûlallah! Bugün kınama zamânı değildir. Vücûduna değen gömleğini bana giydirir misin? Ben bununla bağışlanma dilerim. Cenâze namazımı da kıl ve benim bağışlanmam için Allah’a duâ et” diyerek şefaat dileğinde bulundu. Sevgili Peygamberimiz ise orayı terk etti.
Münâfıkların reisi olan Abdullah bin Übey bin Selûl, öldüğü zamân cenâze namazını Peygamber efendimizin kıldırmasını ve Peygamberimizin gömleğine sarılıp kefenlenmesini oğluna da vasiyet etti. Abdullah bin Übey ölünce, samîmî bir müslüman olan oğlu Abdullah, Peygamberimize gelerek; “Yâ Resûlallah! Babam Abdullah bin Übey öldü. Gömleğini ver de, onu gömleğinin içine sarıp kefenliyeyim. Onun cenâze namazını kıl ve yargılanması için Allah’a duâ et” dedi. Sevgili Peygamberimiz, Abdullah’ı (r.anh) kırmak istemediğinden, sırtından gömleğini çıkarıp ona verdi. “Cenâze hazırlanınca bana haber ver. Cenâze namazını da kılayım” buyurdu. Cenâze hazırlanıp musallâya konulduğu zamân, cenâzenin namaz için hâzır olduğunu Peygamber efendimize haber verdi. Peygamber efendimiz cenâze namazını kıldırmak üzere ileri vardığı sırada, hazret-i Ömer, Peygamber efendimizin ellerine sarılıp, Abdullah bin Übey’in kötülük yaptığı günleri birer birer sayarak; “Yâ Resûlallah! Filân gün şöyle, filân gün böyle söyleyen Allah düşmanı Abdullah bin Übey üzerine mi namaz kılacaksın? Allahü teâlâ münâfıklar üzerine namaz kılmanı nehyetmedi mi?” dedi. Efendimiz tebessüm ederek; “Geri dur yâ Ömer! Allah beni (münâfıklar için) mağfiret dileyip dilememem hususunda serbest bıraktı” buyurarak; “Ey Habîbim! Onların ister bağışlanmasını dile, ister dileme, birdir. Onlar için yetmiş defâ istiğfarda bulunsan, Allah onları bağışlamıyacaktır. Bu, Allahü teâlâyı ve Peygamberini inkâr etmelerinden dolayıdır. Allahü teâlâ, fâsıklar topluluğunu doğru yola eriştirmez” meâlindeki Tevbe sûresi 80.âyetini okudu ve cenâze namazına hazırlık yaptı. Bu esnâda; “Ebedî olarak ölen kâfirlerin hiç biri için namaz kılma. Mezarı başında da durma. Çünkü onlar; Allahü teâlâyı ve Peygamberini inkâr ettiler, fâsık olarak öldüler” meâlindeki Tevbe sûresi 84. âyet-i kerîmesi nâzil oldu. Bu âyet-i kerîmenin nâzil olmasından sonra Peygamber efendimiz, hiç bir münâfıkın cenâze namazını kılmadı ve kabrinin başında da durmadı.

 1) Tefsîr-i Kebîr, cild-8, sh. 213
 2) Tefsîr-i Taberî; cild-10, sh. 205, 206, cild-28, sh. 113, 114
 3) Sahîh-i Buhârî; cild-2, sh. 76, cild-5, sh. 173, 206, 207
 4) Sahîh-i Müslim (Kitâb-u sıfat-il-münâfıkîn)
 5) Müsned-i Ahmed bin Hanbel; cild-1, sh. 16, cild-2, sh. 18
 6) İbn-i Mâce; cild-1, sh. 488
 7) Sünen-i Ebû Dâvûd; cild-3, sh. 184
 8) Feth-ul Bârî; cild-8, sh. 251, 254
 9) Tabakât-ı İbn-i Sa’d; cild-2, sh. 39, 57, 165, cild-3, sh. 540
10) Sîret-i İbn-i Hişâm; cild-3, sh. 584, 585, cild-4, sh. 196, 944, 948
11) Târih-i Taberî; cild-3, sh. 12, 143, 153
12) Beyhekî, Sünen; cild-9, sh. 31
13) Vâkidî, Megâzi; cild-1, sh. 367, 368, cild-3, sh. 995, 996, 1057, 1059
14) Hâmis-i Diyarbekrî; cild-2, sh. 140
15) En-Nifak vel-Münâfıkûn; sh. 67, 73

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Hâce Hasan Attâr hazretleri, babası ve aynı zamanda hocası olanAlâeddîn-i Attâr hazretlerinin tasavvuftaki yolunu anlatan bir eser yazmıştır.

GÜNÜN HADİSİ

Uzun bir hadis-i şerifin bir bölümü şöyledir:

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, Lala beğe yazılmışdır. Müslimânlığı yaymak lâzım olduğu bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası