hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
9:19
12 Temmuz 2010 Pazartesi
Okunma Sayısı: 1075
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Afşin Bey (Bekçioğlu)

Selçuklu kumandanlarından.

Doğumu, yetişmesi ve ölümü hakkında kaynaklarda çok az bilgiye rastlanmaktadır. Âilesinden tanınan yalnız kendisidir. Horasanlı bir Türkmen âilesinden geldiği bilinmektedir. Pehlivanlığı ile de tanınan Afşin Bey’in târih sahnesine çıkışı, onbirinci yüzyıl başlarında Selçukluların Anadolu’ya yaptıkları büyük Malazgirt zaferinin ön hazırlıkları mâhiyetinde olan akınlarla başlar. Selçuklu Türkleri, gönül verdikleri İslâm dînini yaymaya ve çoğalan nüfusa, yeni yerleşim yerleri aramaya çalıştılar. Bu düşünceler içinde olan Selçuklu kumandanları, Anadolu’nun kilit noktalarını tesbit ederek, akınlar tertiplediler. İşte Afşin Bey, târih sahnesine bu fetih akınları ile çıktı ve meşhûr oldu.
 Afşin Bey, 1016-1021 (H.407-412) seneleri arasında Çağrı Bey kumandasında batıya yapılan seferlere katıldı. Bu seferlerde, büyük başarılar elde edildi ve kuzeydoğu yönünde hudutlar aşılarak Van bölgesinde hüküm süren Vaspuragan Krallığı topraklarına girildi. Vaspuraganlarla yapılan çetin muhârebede düşmana kesin ve büyük bir darbe vuruldu. Yenildikten sonra, bölgeyi terk eden Vaspuraganlılar, Orta Anadolu’ya çekildiler.
Çağrı Bey komutasındaki Selçuklu akıncılarının Anadolu’ya yaptıkları ilk gazâ ve keşif muharebelerinden sonra, Afşin Bey uzun müddet gazâlardan uzak kaldıysa da, tekrar Selçukluların meşhûr kumandanlarından biri olan Gümüş Tigin’in hizmetine girdi. 1064 (H.457) yılında Gümüş Tigin ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde fetihlere başladılar. Harran (Urfa), Rakka ve Surûç bölgesine hâkim oldular. Ardından Bizans uçlarına yöneldiler. Fırat nehrini geçip, Hısn-i Mansur denilen Adıyaman bölgesi üzerine harekete geçtiler. Afşin’in de dahil olduğu bu seferi, Urfa dükası Aruantones (Arvantos), durdurmak istediyse de, Türklerin yiğitlik, alplik, mertlik, cesâret ve muharipliğinin yanısıra, İslâm’ın cihad rûhu ve emri ile hareket etmeleri, Rumları müthiş bir bozguna uğrattı. Kumandanları Arvantos’la birlikte pek çok esir alındı. Bölge, Türklerin fethine açıldı ve düşmanın mukâvemeti kırıldı. Afşin Bey, bu muhârebelerden sonra, Selçukluların ilk fethedip aldıkları ve hareket merkezi yaptıkları Ahlat’a döndü. Ahlat’ta Gümüş Tigin ile arası açıldı. Gümüş Tigin münâzaada ölünce, Afşin Bey, Türkmenlerin başına geçti. Alb Arslan tarafından cezâlandırılma ihtimâline karşı, berâberindeki Türkmenler ile batıya gitti. Fırat’ı geçerek Toroslara geldi. Çukurova’nın kuzeyindeki Amanos dağları arasındaki Karadağ’da karargah kurdu. Bölge uç olarak kullanılmaya çok müsâid olduğundan, hemen akınlara başladı. 1066 (H.459) senesinin yaz mevsiminde Afşin Bey, Bizanslıların hâkimiyetindeki Delûk (Dulûk), Ra’bon, Artoh ve Keysûm kalelerini fethedip, bölgeye hâkim oldu. Akınlara hızla devâm eden ve karşısına çıkan engelleri aşan Afşin, Antalya Dükalığı sınırlarına girdi ve karşı koymak isteyenleri cezâlandırdı. Ayrıca pek çok ganîmet ve esir alındı.
Gönlü cihad aşkı ile yanıp tutuşan ve Allahü teâlânın dînini duyurmak için çalışan Afşin Bey, daha da güneye inerek, Bizanslıların Ortadoğudaki en büyük üstlerinden biri olan Antakya’ya girdi ve şehri zaptetti. Pek çok esir ve ganîmet alındı; Gâziantep, Halep ve Antakya bölgesinde uğranmadık yer bırakmadı.
Büyük Selçuklu sultanı Sultan Alb Arslan, Afşin Bey’in bu zafer ve fetihlerini haber alınca, onu affetti. Alb Arslan tarafından taltif edilen ve Selçuklu’ya hizmet aşkı ile yanıp tutuşan Afşin, tekrar akınlara başladı. Türkler’in Anadolu’daki ilerleyişinden endişelenen Bizanslılar, akınları durdurmak için faaliyete geçtiler. O sırada Bizans kayseri Konstantin Dukas, şark (Doğu) orduları kumandanlığına Nikephores Bataniales’i tayin etti. Bizanslı kumandan, ilk iş olarak güney ve doğu sınırlarında kale komutanları arasında ortaya çıkan mücâdeleyi kaldırdı. Surları tamir ettirdi ve müdâfaa için gerekli tedbirleri aldı. Afşin, Bizanslıların bu tedbirlerine karşı, içinde kahramanca çarpışan asker bulunmadıkça, taş yığınlarından ibaret olan kale ve surların, askerlerine mukavemet edemiyeceğini göstermek gâyesiyle, tahkim edilen kaleler üzerine sefere çıktı. Bunlardan; Sivas, Divriği, Malatya ve diğer kaleler üzerine yürüdü. Bizans ordusunun Malatya’da toplandığını haber alınca, hızla oraya hareket etti. Bizanslılar, Afşin Bey kumandasındaki akıncılara mukâvemet edemediler; orduları bozuldu, can havliyle Malatya kalesine kaçtılar. Bu başarı ile Bizans taarruzu kırıldı. Afşin Bey, ileri hareketlerine devâm ederek Kızılırmak vâdisinden Kayseri’ye doğru ilerledi. Amuriyye’yi, El-Afşin Haydar bin Kâvûs’tan üç asır sonra, 1068 (H.461) yılında fethetti.
Selçuklu akıncı kuvvetlerinin Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde giriştikleri akınlar, 1069 (H.462) senesinde de görüldü. Bu kuvvetlerin başında Afşin Bey’in yanısıra, Sunduk, Ahmed Şâh, Türkmen et-Türkî, Demleçoğlu Muhammed ve Duduoğlu gibi meşhûr Türkmen beyleri bulunuyordu. Bizans imparatoru Romanos Diogenes, akınları durdurmak için Anadolu’ya kuvvet gönderdiyse de, Bizanlılar yenilmekten kurtulamadılar, Bunun üzerine İmparator büyük bir ordu hazırlayarak sefere çıktı. Kayseri yöresine geldi. Selçuklu kuvvetlerini geri çekilmek zorunda bırakıp, Firat ırmağına kadar ilerledi. Daha sonra Selçuklu kuvvetlerinin, başta Konya ve Karaman olmak üzere bir çok şehir ve kaleleri muhâsara ettiklerini haber alan imparator, ileri harekâtından vazgeçerek akıncıların dönüş yollarını kesmek için Sivas üzerinden Kayseri’ye ulaştı. Bütün bu tedbirlere rağmen Selçuklu akıncıları, Toros dağlarını aşarak, hareket üsleri olan Haleb’e varmayı başardılar.
Bizans imparatoru Romanos Diogenes’in giriştiği karşı hareketlere rağmen, Anadolu’ya yöneltilen Selçuklu akınları git gide artıyordu. İmparator, akınları durdurmak gayesiyle 1070 (H.463) yılında, yeni bir sefere çıkmak üzere hazırlık yaptı. Fakat sarayın baskısı buna mâni oldu. Bunun üzerine, Manuel Kamnenos’u kuvvetli bir orduyla Anadolu’ya gönderdi.
Bu zamânda büyük kumandan Sultan Alb Arslan ile eniştesi Erbaskan’ın arası açıldı ve Erbaskan, Yavekiye’den çapulcu bir grubun başına geçerek, Bizans imparatoruna sığınmak için kaçarak, Derbend’e kadar geldi. O zamânlar hisar olan Derbend, Maria adlı bir kadının idâresinde idi. Erbaskan kadına haber göndererek hisardan geçip İstanbul’a gitmek istediğini bildirdi. Kadın izin vermeyip, Erbaskan’a muhâlefet ederek, düşmanca tavır aldı. Netîcede savaş hazırlıklarına başlandı. Hadiseleri duyan Bizans imparatoru, Erbaskan’ın savaşa geldiğini sanarak üzerine Mihail komutasında bir ordu gönderdi. Erbaskan, Bizans komutanına savaş için gelmediğini, muradının Alb Arslan’ın vereceği cezâdan kaçarak ilticâ olduğunu bildirdi. Mihail inanmayıp; “Yalan söylüyorsun, hîle yapıyorsun. Muradın bize sığınmak olsaydı; ülkemizi yağmalamaz, yakıp-yıkıp zarar vermezdin” diye cevap gönderdi. Erbaskan bütün ısrârlarına rağmen, Mihail’i inandıramadı ve savaşa başladılar. Mihail yenilerek esir alındı ve zincire vuruldu.
Öte yandan Alb Arslan, Afşin Bey’i Erbaskan’ı tâkib için vazifelendirdi. Anadolu’yu iyi bilen Afşin, akıncılarını toplayarak hızla Derbend’e hareket etti. Afşin’in üzerlerine geldiğini duyan Erbaskan, Mihail ile anlaşarak İstanbul’a kaçtı. Afşin Bey tâkibe devâmla, Boğaziçi’ne kadar geldi ve Üskudar’da karargâh kurdu. Bizans imparatoru Romanos’a haber göndererek Erbaskan’ı iâde etmesini, bu takdirde sulh olacağını, iâde edilmezse Sultan’ın düşmanını korumak sûretiyle muhalefet etmiş bulunacağını, Erbaskan’ın dost sanılmamasını, Bizans ülkesini onun yağma ettiğini ve Sultan ile yapılan sözleşmeden dönülmemesini, ancak böyle bir davranışın yerinde olacağını bildirdi. İmparator Romanes cevap gönderip; “Bütün dediğiniz doğrudur. Fakat bize sığınanı veremeyiz” dedi. Afşin Bey, bu cevab üzerine geri döndü ve Rum beldelerine akınlar yaparak Derbend’e vardı. Kışı orada geçirdi. Baharın gelmesiyle yeniden akınlara başladı ve Ahlat vilâyetine ulaştı. Buradan Haleb’deki Sultan Alb Arslan’a gönderdiği rapor mâhiyetindeki arz mektubunda; “İşte Rum (Bizans) ülkelerine gazâ edip, büyük bir ganîmet ile döndüm. Rumlar bizimle harb edecek kudrette değildir” şeklinde bir ifâde kullanarak, zaferlerini bildirirken, Sultan Alb Arslan’a fetih müjdelerini veriyordu. Afşin, Anadolu’nun Türkleşip, İslâmlaşma faaliyetlerini kesinleştiren ve Anadolu’yu bir Türk yurdu yapan büyük Malazgirt zaferine de katıldı.
26 Ağustos 1071 (H.464)’de Cum’a namazından sonra Sultan Alb Arslan secdeye kapandı; “Ya Rabbî! Seni kendime vekil yapıyorum. Azâmetin karşısında yüzümu yere sürüyor ve senin dînin uğrunda cihâd yapmaya niyet ediyorum. Ey Allah’ım! Niyetim hâlistir. Bana yardım et. Sözlerimde hilaf varsa beni kahr et!” diye niyazda bulunduktan sonra, askerlerine; “Burada Allahü teâlâdan başka bir sultan yoktur. Emir ve hüküm tamâmen O’nundur. Böylece benimle birlikte harb edip, etmemekte serbestsiniz” dedi. Bunu işiten ordu, emrine itâate cân-u gönülden hazır olduğunu bildirdi. Alb Arslan’ın kumandanlarından olan Afşin Bey’in bu zaferde büyük hizmetleri oldu.
Anadolu gazâlarında şöhret kazanıp, buranın Türk yurdu olmasına, İslâmlaşmasına hizmet eden Afşin Bey, Sultan Alb Arslan’dan sonra Melik Şâh’ın maiyetine girdi. 1075 (H.468) de Anadolu’dan Haleb’e gitti. Oradaki asîlerin cezâlandırılmasında vazife aldı. Afşin Bey’in bundan sonraki hayâtı hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Şurası muhakkaktır ki, o, bütün güç, kâbiliyet ve dehâsıyla Anadolu’nun müslüman Türklere vatan yapılmasında, büyük Sultan Alb Arslan’ın mâiyetinde çalışan bir alperendir. Bu, daha sonra Türk edebiyatında, gazâ ve cihad aşkı ile dolu bir tipin ortaya çıkmasına sebeb olmuştur.

 1) Ravdat-us-safâ; cild-4, sh. 73
 2) El-Kâmil; cild-10, sh. 144
 3) Zeylü Târihi Dimeşk (İbn-i Kalânisî, Beyrut 1908); sh. 92
 4) Mir’at-üz-zemân (Ali Sevim neşri, Ankara); sh. 122
 5) A’lâk-ul-hatîra (İbn-i Şeddâd, Şam 1953); sh. 95
 6) El-Muntazam; cild-7, sh. 254
 7) Anonim Selçuk-nâme; sh. 8
 8) Ahbâr-ud-devlet-is-Selçûkiyye; sh. 35
 9) Zübdet-ül-Haleb; cild-2, sh. 11
10) Ikd-ül-Cümân; cild-21, V. 172
11) Ebu’l-Ferec Târihi; sh. 217

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Beyzâde Mustafa Efendinin, Geyve müftîsine yazdığı nasîhat dolu mektubu şöyledir:

GÜNÜN HADİSİ

Uzun bir hadis-i şerifin bir bölümü şöyledir:

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, mevlânâ Sâlihe gönderilmişdir. Hakîkatleri bilen, Vilâyet sâhiblerinin Fenâsını ve nübüvvet yolunda Fenâ lâzım olmadığını bildirmekdedir

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası