Akkoyunluların, ne zaman ve hangi yolla Anadolu’ya geldikleri bilinmemektedir. Bâzı târihçilere göre, onikinci asırda Mâverâünnehr veya Azerbaycan’dan Doğu Anadolu’ya gelip, Urfa, Mardin ve Bayburt bölgelerine yerleştiler. Akkoyunluların soyu, Oğuz Hân’a kadar uzanmaktadır. Eski Oğuzların Bayındır boyunun bir oymağı oldukları da söylenmektedir. Bundan dolayı da Akkoyunlu hânedânı, Bayındır ve Bayındıriyye adları ile de anılır. Bayraklarında koyun ambleminin olması, Karakoyunlular gibi, bunların da Orta Asya’da önemli roller oynayan Kon yâni Koyun ilinden geldikleri ihtimâlini kuvvetlendirmektedir. Akkoyunlular, hânedânlığın asıl kurucusu olarak görülen Tur Ali Bey zamanında târih sahnesine çıktılar. Moğollar, saltanat dâvasında birbirlerine ağır darbeler vurup siyâsî varlık ve kudretlerini yok olmaya doğru götürürlerken; Türkmen beyleri, mahallî emirler, yöre şehirlerin dirayetli valileri daha fazla serbestlik kazandılar. Bu bir fırsattı. Diyarbakır ve çevresinde oturan Tur Ali Bey, etrafına otuzbin kişilik bir kuvvet toplayarak Anadolu, Suriye ve Irak hudutlarına akınlarda bulundu. Tur Ali Bey zamanında, Akkoyunlulara bu beyin şöhretinden dolayı Tur Alililer de denildi. Tur Ali Bey, 1348 (H.749) senesinde Bayburt hakîmi Mahmud ve Erzincan hakîmi Gıyâseddîn Ahî Ayna Bey ile ittifak kurarak, Trabzon’u kuşattılar. Müttefik kuvvetler bir başarı gösteremediler. Ancak, Trabzon Rum imparatoru Üçüncü Alexios’a büyük korku verdiler. Bu yüzden, kendini emniyete almak isteyen imparator, kız kardeşi Maria’yı Kutlu Bey’e vererek, babası Tur Ali Bey ile akrabalık kurdu. Böylece Üçüncü Alexios, hem Tur Ali Bey’in yapacağı yeni akınlarından, hem de onun himâyesi ile diğerlerinin hücûmlarından kurtulacağını hesaplamıştı. Bunda da başarılı oldu ve 1360 senesine kadar bu taraftan herhangi bir saldırıya mâruz kalmadı. Anadolu’da Moğol hâkimiyetinin kalkmasından sonra, Sofay, Çoban ve Celâyir hânedânları nüfuz mücâdelesine başladılar. Bu mücâdele sırasında Akkoyunlular, Musul ve Diyarbakır taraflarında hâkimiyet kuran Sotayoğullarının hizmetine girdiler. Şiddetli muharebeler sonunda Sotayoğullarının mücâdeleyi kaybetmeleri ve Musul ile Diyarbakır bölgesini elden çıkarmaları üzerine Akkoyunlular, Mardin’de hüküm süren Artukoğulları ile ittifak kurdular. Bu ittifak neticesinde Akkoyunlular, Diyarbakır bölgesinde bâzı kalelere sâhib oldular. Babasının 1362 senesinde ölümü üzerine başa geçen Kutlu Bey zamanında, Akkoyunlu oymağı gittikçe kuvvetlendi ve büyük bir devlet hâline gelmeğe başladı. Akkoyunluların fütûhât hareketlerinde muvaffakiyet kazanması, diğer boy ve oymakların, kitleler hâlinde onlara iltihak etmesini sağladı. Kutlu Bey, Erzincan emîri Mutahharten’i Eretnaoğullârının saldırılarından korudu. Fakat araları bozulunca, Mutahharten, Karakoyunlular ile birleşerek, Akkoyunluları mağlûb etti. Bu mağlûbiyet üzerine Kutlu Bey, Kadı Burhâneddîn’e sığınmak mecbûriyettinde kaldı. Fahreddîn Kutlu Bey, 1389 (H.688) senesinde vefât etti. Bayburt’un Sinor köyüne defnedildi. Vefâtından sonra, başa büyük oğlu Ahmed Bey geçti. Ahmed Bey zamanında Erzincan emîri Mutahharten, Kadı Burhâneddîn’den istediği tâvizleri koparamayınca, Akkoyunluların doğu ve kuzeydoğu topraklarına göz koydu. Çok geçmeden de buralara akınlarda bulunup, Akkoyunluların mal ve hayvanlarını yağma etmeğe başladı. Bu hareket karşısında Ahmed Bey, büyük bir kuvvetle Mutahharten’in üzerine yürüdü. Yapılan harbde ağır bir yenilgi alan Erzincan kuvvetleri geri çekildi. Mutahharten ise yaralı olarak harb meydanından kaçtı. Akkoyunlulardan yediği bu ağır darbe, Mutahharten’in prestijini sarstı. Fakat intikam almak için, ikinci defa, Ahmed Bey üzerine yürüdü ise de, tekrar yenildi. Akkoyunlularla hiç geçinemeyen Karakoyunlu beyi Nâsireddîn Kara Mehmed Bey’e ittifak teklif etti. Mehmed Bey bu teklifi kabul ederek, Akkoyunlular üzerine taarruz edip, onları ağır bir yenilgiye uğrattı. Askerlerinin büyük çoğunluğunu kaybeden Ahmed Bey, Kadı Burhâneddîn’e sığındı. Ahmed Bey, kısa bir süre sonra tekrar eski gücüne ulaştı. Karakoyunlu Beyi Kara Mehmed’in 1389 senesinde ölümünden sonra, Karakoyunluların başına geçen Kara Yusuf, müttefiki Mutahharten’e, Akkoyunlular üzerine birlikte sefere çıkmak istediğini bildirdi. Bu teklifi kabul eden Mutahharten, büyük bir ordu hazırlayarak Karakoyunlular ile beraber Endris’te Akkoyunluların karşısına çıktı. Yapılan harpte müttefik kuvvetler büyük bir bozguna uğrarken, Kara Yusuf Bey esir düştü. Mutahharten ise canını zor kurtardı. Bu harbde bilhassa Akkoyunlulardan Kara Yülük Osman Bey, büyük bir gayret ve kahramanlık gösterdi ve muharebenin kazanılmasında önemli rol oynadı. Mutahharten kısa bir süre sonra yeniden Akkoyunlulara saldırdı ise de, mağlûb bir şekilde tekrar geri çekildi. 1394 senesinde Kadı Burhâneddîn, Erzincan üzerine sefere çıktı. Bu durumu haber alan Akkoyunlu Ahmed Bey, kuvvetleriyle birlikte Kadı Burhâneddîn’in ordusuna katıldı. Böylece güçlenen Kadı Burhâneddîn, Erzincan vilâyetini ve Ezdebir, Sis ve Burtuluş kalelerini zaptetti. Büyük yardımlarını gördüğü Ahmed Bey’e de Bayburt’a kadar olan bölgeyi timar olarak verdi. Bir süre sonra Akkoyunlular arasında bir takım karışıklıklar çıktı. Kara Yülük Osman Bey, ağabeyi Ahmed’e karşı isyân etti ve idareyi ele geçirdi. Kara Osman Bey de ağabeyi gibi Kadı Burhâneddîn’le ittifak yaptı. Kadı Burhâneddîn’in Kayseri’yi ele geçirip, verdiği te’mînâta rağmen Şeyh Müeyyed’i öldürmesi üzerine, Akkoyunlu Kara Osman Bey’le arası açıldı. Kara Osman Bey, her yıl ödediği vergiyi göndermedi. Bunun üzerine yapılan harbte Kadı Burhâneddîn’i esir alarak öldürttü. Daha sonra Sivas’ı muhasara altına aldı. Kadı Burhâneddîn’in oğlu Alâeddîn Ali Çelebi, kaleyi Akkoyunlulara teslim etmek istemedi. Kara Osman Bey’e mukavemet edemeyeceğini anlayınca da, Kara Tatar beyinden yardım istedi. Fakat, Kara Tatarlardan Sivas’a gelen yardım kuvvetlerini, Kara Osman Bey, Sivas-Karabel arasındaki mevkide bozguna uğrattı. Tatarların çekilmesinden sonra Osman Bey, Sivas’ı şiddetli bir şekilde muhasaraya başladı. Bunun üzerine Alâeddîn Ali Çelebi, Osmanlı sultânı Yıldırım Bâyezîd’e müracaat ederek şehri teslim almasını istedi. Anadolu birliğini kurmağa çalışan Yıldırım Bâyezîd, bu teklif üzerine, büyük oğlu Süleyman Çelebi’yi kuvvetli bir orduyla Sivas üzerine gönderdi. Süleyman Çelebi komutasındaki Osmanlı ordusu, Kara Osman Bey’i mağlûb ederek Sivas’a hâkim oldu. Bu suretle, Kadı Burhâneddîn’in arazisinin büyük kısmı Osmanlı hâkimiyetine girdi. Kara Osman Bey, Osmanlılarla yaptığı harbten sonra, Erzincan emîri Mutahharten’e sığındı. Anadolu’da istediği gibi bir beylik kuramayan Kara Osman Bey, Memlûklu sultânı Berkuk’un hizmetine girdi. Bu sırada Memlûklu sultânı öldü. Yerine küçük yaşta bulunan oğlu Farac geçti. Memlûklülere âid olan Elbistan, Malatya, Darende, Divriği, Kahta ve Behisni, Yıldırım Bâyezîd tarafından fethedildi. Bu durum karşısında, Kara Osman Bey, Tîmûr Hân’ın emrine girdi ve Tîmûr Hân’ın Anadolu’ya yaptığı seferlere katıldı. Ankara savaşında Tîmûr Hân’ın yanında yer aldı. Tîmûr Hân, Anadolu’dan çekilirken, Kara Osman Bey’e Diyarbakır ve havalisi bırakıldı. Osman Bey, Akkoyunluları bir araya toplamaya muvaffak olarak, 1403 senesinde Akkoyunlu Devleti’ni kurdu. Kara Osman Bey, devleti kurduktan sonra, 1435 senesinde ölümüne kadar, ömrü mücâdele içerisinde geçti. Saltanatının ilk yıllarında Tîmûr Hân’a tâbi olan Osman Bey, onun ölümünden sonra oğlu Şahruh’a bağlandı. Kısa zamanda devletini kuvvetlendiren Osman Bey, 1435 senesinde Karakoyunlularla yapılan savaşta iki oğlu ile birlikte öldü. Osman Bey’den sonra tahta geçen oğlu Ali Bey, kısa bir süre sonra tahtı kardeşi Hamza Bey’e bırakmağa mecbur oldu. Uzun süre Karakoyunlularla uğraşan Hamza Bey, 1444 senesinde vefât etti ve Akkoyunlularda taht kavgaları başladı. Başa geçen Cihângir, amcaları ve kardeşlerinin teşvikiyle, üzerine gelen Karakoyunlular ile uzun süre uğraştı. 1447’de başlayan Karakoyunlu taarruzları, 1453 senesinde sulh ile sonuçlandı. Bu zaman zarfında Uzun Hasan, kardeşi Cihângir’e büyük hizmetlerde bulundu. Karakoyunlu tehlikesi geçtikten sonra, âile arasında kargaşalık başladı. Uzun Hasan’ın Akkoyunlu beylerini etrafında toplayıp Diyarbakır’ı ele geçirerek tahta geçmesi üzerine ağabeyi Cihângir Mardin’e kaçtı. Uzun Hasan’ın yirmibeş sene süren saltanatı zamanında, Akkoyunlu Devleti en kuvvetli devrini yaşadı. Tahta geçtiği zaman, sâdece Diyarbakır ve havalisini elinde bulunduran Uzun Hasan, Anadolu’nun Doğu kısımlarını, Irak’ı, İran’ı ve Horasan’a kadar olan yerleri ele geçirerek, büyük bir devlet kurdu. Uzun Hasan, Osmanlıların önemli düşmanlarından olan Venediklilerle anlaşarak, Anadolu içlerine saldırmaya başladı. Bunun üzerine Osmanlı hükümdârı Fâtih Sultan Mehmed Hân, önce Trabzon Rum İmparatorluğu’nun topraklarını ele geçirdi. Sonra Akkoyunlu topraklarına girdi. 1473’de meydana gelen Otlukbeli savaşında Osmanlı ordusu, doğuda büyük bir şöhrete sahib olan Uzun Hasan’ı bir kaç saat içinde mağlûb etti. Uzun Hasan, savaş meydanından kaçtı. Bu mağlûbiyetten sonra, Akkoyunlu payitahtı Tebriz’e nakledildi. Uzun Hasan’ın vefâtından sonra, yerine, oğlu Halil Sultan geçti. Halil Sultanın altı aya yakın saltanat zamanında, iç karışıklıklar iyice alevlendi. Yerine kardeşi Sultan Ya’kûb geçti. Sultan Ya’kûb, âdil bir idareyle babasının beylerini kendine bağladı. Sultan Ya’kûb’un vefâtından sonra, yerine tahtta kısa bir süre kalan oğlu Baysungur geçti. Çıkan kardeş kavgaları sonucunda tahta sırasıyla Rüstem Mirzâ ve Ahmed Bey geçtilerse de, onların da saltanatları kısa sürdü. Uzun Hasan’ın torunları Elvend Mehmed Bey ve Sultan Murâd arasındaki taht kavgası ve her birinin bir yerde hükümdârlıklarını îlân etmeleri, Akkoyunlu Devleti’nin parçalanmasını hızlandırdı. Otlukbeli savaşından önce Safiyyüddîn Erdebîlî hazretlerinin torunlarından Şeyh Cüneyd, Karakoyunlu Hükümdârı Cihân Şâh tarafından Erdebil’den çıkarılmıştı. Diyarbakır’a gelip Uzun Hasan’a sığındı. Onun gözüne girip kız kardeşi ile evlendi. Uzun Hasan Azerbaycan’ı alınca, tekrar Erdebil’e yerleşti. Talebesi ile Gürcistan’a saldırdı. Şirvan Şahı Sultan Halil tarafından öldürüldü. Oğlu Haydar da dayısı Uzun Hasan’ın kızı ile evlendi. Şirvan’a yaptığı bir saldırıda bu da öldürüldü. Haydarın, oğlu ve Uzun Hasan’ın torunu Şâh İsmâil, babasının yerine geçti. Sapık kimselerin te’sirleri altında kalan Şâh İsmâil, koyu bir Eshâb-ı kirâm düşmanı idi. Dedelerinin iyi şöhretinden istifâde edip, başına çok adam topladı. Velînîmeti olan Akkoyunlulara karşı harekete geçti. Sistemli bir şekilde Akkoyunlulara hücûm ederek, devletin 1508 senesinde yıkılmasına sebeb oldu. Şâh İsmâil, yalnız Akkoyunlu hânedânını ortadan kaldırmakla kalmamış, Akkoyunlu Devleti’ne bağlı ve onların tarafdarları olan bütün boyları ve oymakları merhametsizce katletmiştir. Katliamdan kurtulan Akkoyunlular, Memlûklüler ve Osmanlılara sığındılar. Bunlar arasında İbrâhim Gülşenî hazretleri gibi büyük evliyâlar da vardı. Akkoyunlu beyliğinin esas teşkilâtı kendinden önceki Türk ve İslâm devletlerinin aynıdır. Akkoyunlularda bütün memleket, hânedânın mülkü idi. Hânedâna mensup şehzadelerden biri diğerlerinin başı olur ve ona ulubey veya hân denirdi. Diğer şehzadelerin hepsi ona tâbi olmak üzere ülkenin herhangi bir yerinde geniş salâhiyetlere sâhib olarak emirlik ederlerdi. Hükümdâr olan zât, oğullarını devlet idaresinde yetiştirmek üzere vali olarak gönderirdi. Akkoyunlu devleti genişleyip merkezi Tebriz olduktan sonra, Azerbaycan, Diyarbakır, Irak-ı Arab, Fars, İsfehan, Kirman, Kazvin ve Erran gibi vilâyetlere ayrılmıştı. Buralara hükümdârın oğulları, kardeşleri, amcazadeleri veya boy reisleri olan büyük emirler tâyin edilirdi. Selçuklularda olduğu gibi, Akkoyunluların başkentinde de umum devlet işlerinin tertip ve tanzim edildiği bir dîvan teşkilâtı vardı. Sâhib-i dîvân denilen dîvân reîsi, divânın mührünü taşır, îcâb eden vesîka ve hükümler bununla mühürlenirdi. Ayrıca, Sâhib adını taşıyan vezirler ile her biri bir nezârete tekabül eden ve büyük dîvâna bağlı olan eşraf dîvânları ile cezaî ve askerî işlere bakan adl ve arz veya arızî dîvânlarının nazırları olan zevat, kazasker ve pervaneci bulunurdu. Bundan başka saltanat hânedânına mensup veya boy reisleri olan bâzı büyük beyler de dîvânın tabii âzâsı idiler. Bu beylerin en büyüğüne emîr-i âzam denirdi ki, ekseriya dîvânın en nüfuzlu şahsiyeti olur ve hükümdârın iştirak etmediği seferlerde başkumandan vazifesini görürdü. Eyâletler veya vilâyetlerdeki şehzadelerin yahut beylerin emirleri altında da merkezdeki dîvâna benzer, fakat daha küçük şekilleri bulunurdu. Vilâyetleri idare etmek ve devlet işlerine alışmak için gönderilen hükümdâr çocukları, küçük iseler yanlarına hükümdârın îtimâd ettiği beylerden biri atabey veya lala ünvanıyla tâyin edilirdi. Bunlar, şehzade yetişinceye kadar ve hattâ yetiştikten sonra da vilâyet ve hükûmet işleriyle bizzat ilgilenirdi. Vilâyetlerin idaresi, validen sonra kadı ve subaşılara bırakılmıştı. Kadılar şer’î işlere bakarlar ve insanlar arasındaki hukukî dâvaları hallederlerdi. Vilâyetin bütün askerî ve inzibatî işlerinden ise subaşılar mes’ûl idi. Uzun Hasan zamanına kadar Akkoyunlu ordusu, hükümdârın ma’iyyet hassası ile hükümdâra bağlı olan diğer boy beylerinin kuvvetlerinden ibaret olup, atlı idi. Akkoyunlu Devleti’ni, muntazam bir askerî teşkilâta bağlayarak, onu nizamlı bir devlet hâline sokmak isteyen Uzun Hasan zamanında bile aşîret teşkilâtı hâkimdi. Bu sebeple aşîret kuvvetleri, çöküşün hızlanmasında büyük, rol oynadı. Uzun Hasan, giriştiği fütûhat hareketinden sonra, Osmanlı Devleti’nin teşkilâtını taklid ederek yeni bir ordu kurdu. Bu orduda Bayındırlar esas olmak üzere, devleti meydana getiren muhtelif boyların içinden seçilen ve Hassa Nökerleri denilen otuzbin kişilik bir kuvvet teşkil edildi. Orduda bu hassa kısmından başka azaplar, dirlik sipahileri, çeriler (Türkmen kuvvetleri), devamlı ve aylıklı idi. Diğer gruplar harp zamanı orduya katılırdı. Akkoyunluların bayrağı beyaz renkte idi. Akkoyunlu Devleti’nin hemen hemen bütün hayâtı, dahilî ve haricî muharebeler içinde geçti. Bu devletin hâkim olduğu yerlerde, sükûn ve intizâm bir türlü sağlanamadı. Bu sebeple Akkoyunlular da medeniyet ve kültür bakımından kayda değer bir ilerleme görülmedi. Ancak bu âilenin Mardin’de bulunan bâzı beyleri, ilim ve hayır müesseseleri inşâ ettiler. Uzun Hasan ve oğullarından Sultan Ya’kûb, âlimleri ve şâirleri himaye edip, bir çok ilmî ve dînî eserler meydana gelmesine teşvik ettilerse de bu faaliyetler, yalnız bu hükümdârların devrinde görüldü. Bununla birlikte, Tebriz’deki Uzun Hasan Câmii, Mardin’de Kasım, Hamza ve Cihângir Mirzâların yaptırdığı zaviye, mescid ve medreseleri ile Bayındır Bey’in Ahlat’ta yaptırdığı medrese, câmi ve hamam Akkoyunlulardan günümüze intikal eden belli başlı eserler olarak görülür. Uzun Hasan, beyliğini büyük bir imparatorluk hâline getirirken, kuvvetli esaslara da bağlamak istiyordu. Bu yüzden, mükemmel bir idare ve askerlik teşkilâtı meydana getirdiği sırada memleketinde ilim ve fennin yayılmasına da çok ehemmiyet verdi. Irak, İran, Mâverâünnehr ve Türkistan’ın âlim, şâir ve edîblerini davet ederek, sarayında topladı. Uluğ Bey’in katledilmesinden sonra hacca gitmek üzere yola çıkan, meşhûr astronomi ve matematik âlimi Ali Kuşçu, Tebriz’den geçerken Uzun Hasan’ın rica ve ısrarı ile orada kaldı. Daha sonraki senelerde hacca gitti. Akkoyunlu sultanlarının ve idarecilerinin büyük çoğunluğu Ehl-i sünnet îtikâdında idi. Ehl-i sünnet âlimlerinden Celâlüddîn Devânî, Uzun Hasân’ın çok ihsân ve iltifatına nail oldu. Celâlüddîn Devânî, yazdığı Levami-ül-İşrak fî mekârim-ül-Ahlâk adlı eserini Uzun Hasan’a ithaf etti. Uzun Hasan’ın medreselerinde, bu âlimden başka, “Tahranlı Mevlânâ Ebû Bekr, yüksek matematik âlimi Mahmûd Can, âlim ve edîb Kadı Muslihiddîn Îsâ ve sonra Osmanlı sarayına geçerek mühim hizmetlerde bulunan İdris-i Bitlisî ” vazife almışlardır.
AKKOYUNLU HÜKÜMDARLARI Hükümdârlar: Tahta Çıkış Târihi: Ölümü veya Hal’i: Tur Ali Bey Fahreddîn Kutlu Kara Yülük Osman 1378 (H.780) 1435 Sultan Hamza 1435 (H.839) 1444 Sultan Cihângir 1444 (H.848) 1453 Uzun Hasan 1453 (H.857) 1478 Sultan Halil 1478 (H.882) Sultan Ya’kûb 1478 (H.882) 1490 Sultan Baysungur 1490 (H.896) 1493 Sultan Rüstem 1493 (H.898) 1497 Ahmed Gövde 1497 (H.902) Sultan Murâd 1497 (H.902) 1498 Elvend Mehmed Bey 1498 (H.903) Muhammed Mirzâ 1498 (H.903) 1502 Sultan Murâd (tekrar) 1502 (H.907) 1508
1) Kitâbu Diyâr-ı Bekriyye (neşr. Necati Lügal, Faruk Sümer, Ankara 1962); sh. 14 2) Bezm ü Rezm; sh. 163 3) Acâib-ül-makdûr (Kâhire 1305); sh. 118 4) En-Nücûm-üz-zâhire (W. Popper Neşri, Bekey 1932); cild-6, sh. 191 5) Münşeât-us-selâtin (İstanbul 1274); cild-1, sh. 392 6) Eshâb-ı Kirâm; sh. 395 7) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-11, sh. 10, cild-14, sh. 137, 143
Yabancı Dil
İngilizce Dini Bilgiler
Arapça Dini Bilgiler
Almanca Dini Bilgiler
Fransızca Dini Bilgiler
İspanyolca Dini Bilgiler
Rusça Dini Bilgiler
Farsça Dini Bilgiler
Özbekçe Dini Bilgiler
Türkmence Dini Bilgiler
Urduca Dini Bilgiler
Arnavutça Dini Bilgiler
Boşnakça Dini Bilgiler
Azerice Dini Bilgiler
Bulgarca Dini Bilgiler