hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
11:21
13 Temmuz 2010 Salı
Okunma Sayısı: 989
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Muhammed Tekiş

Harezmşahlar Devleti’nin yedinci hükümdârı.

İsmi Muhammed olup, altıncı Harezmşah hükümdârı Alâüddîn Tekiş’in oğludur. Annesi Terken Hâtûn olup, doğum yeri ve târihiyle ilgili olarak kaynaklarda kesin bilgi mevcut değildir. Harezmşah hükümdârı oluncaya kadar Kutbüddîn, hükümdâr olduktan sonra Alâüddîn lakablarıyla meşhûr oldu. Babasının 1200 (H.596) senesinde vefât etmesi üzerine, Harezmşah hükümdârı oldu. Saltanatı müddetince Gurlularla, Karahıtaylarla ve Bağdad’daki Abbasî halîfesiyle mücâdele etti. Zâlim ve kan dökücü Moğol hükümdârı Cengiz Hân’ın, Harezm ülkesini istilâ ve yağma ettiği sırada, Moğol istilâsından kaçan Alâüddîn Muhammed bin Tekiş, Irak’da bulunan oğlu Rüknüddîn’in yanına gitti. Mâzenderân yolu ile Âbiskûn’da küçük bir adaya irtica etti ve 1220 (H.617) senesinde üzüntüsünden hastalanarak öldü. 
Çocukluğundan îtibâren köklü bir âile terbiyesi ile yetişen Alâüddîn Muhammed, babasının sağlığında Horasan valiliği yaptı. Babası Alâüddîn Tekiş’in emriyle düzenlediği kalabalık bir orduyla, sapık bâtınîlere ait Torşiz kalesini muhasara etti. Bu sırada babasının ölüm haberini aldı; sıkışan ve anlaşma teklif eden bâtınîlerle yüzbin dinar vergi vermeleri karşılığı sulh yaparak, Harezm’e döndü. 3 Ağustos 1200 (H.596)’da Harezmşah tahtına oturdu Kutbüddîn olan lakabını Alâüddîn’e çevirdi. Kardeşi Tâcüddîn Ali Şâh’ı Horasan valiliğine tâyin edip Nişâbur’a gönderdi.
Alâüddîn Tekiş’in vefâtı üzerine başkaldıran Iraklılar, bir çok Harezmliyi öldürdüler ve aralarında bulunan bâzı hânedân mensubu kişileri de Alâüddîn Muhammed’e karşı harekete geçirdiler. Bir müddet onlarla uğraşan Alâüddîn Muhammed, Gurlu hükümdârı Gıyâsüddîn’in kendisine karşı olanları tahrik ve teşvik etmesi üzerine Gurlularla mücâdeleye başladı. Gurlu hükümdârı Gıyâsüddîn, yeni Harezm hükümdârının kendi üzerlerine kuvvet gönderecek güçte olmadığını düşünerek, Hindistan seferinde bulunan kardeşi Şihâbüddîn’i çağırdı. Diğer taraftan da Horasan’ı ele geçirmek üzere savaş hazırlığına başladı. Gönderdiği kuvvetli bir ordu, Merv şehrini kuşatarak ele geçirdi. Serahs, Nesâ, Ebîverd, Tûs ve Nişâbur şehirlerini de zabt etti. Nişâbur’da bulunan ve Horasan valisi olan Tâcüddîn Ali Şâh esir alınarak, Gur’a, Sultan Gıyâsüddîn’in huzuruna gönderildi. Sultan Gıyâsüddîn’in kardeşi Şihâbüddîn, Kûhistan’a kadar ilerleyip, bâtınîlere ait bâzı beldeleri tahrîb etti. Irak’ın ve Horasan’ın elinden çıkmasına üzülen Alâüddîn Muhammed bin Tekiş, 1201 (H.597) yılında Gurlu hükümdârı Gıyâsüddîn’e mektup yazarak, Horasan’ın iadesini istedi. İâde etmediği takdirde, gerekirse Karahıtaylar’dan faydalanarak zorla alacağını bildirdi. Gurlu hükümdârı aynı şiddette olmamakla birlikte olumsuz cevap verdi. Bir takım bahanelerle onu oyalamaya çalıştı. Alâüddîn, hazırladığı orduyla 1201 (H.598) senesi baharında Horasan’a hareket etti. Nişâbur’u kuşatarak geri aldı. Horasan’ın ikinci merkezi olan Merv’i harb etmeden ele geçirdi. Serahs’ı kuşattıysa da kışın gelmesi, bu yüzden yiyecek ve yakacak sıkıntısının baş göstermesi üzerine, muvaffak olamayıp, kuşatmanın sürdürülmesi için bir mikdar asker bırakıp Harezm’e döndü. Serahs’ı kuşatan Harezm ordusu, uzun mücâdelelerden sonra ele geçirdi. Bu vesileyle Nesâ ve Ebîverd havalisi de Harezmşahlara geçti. Sultan Alâüddîn Muhammed bin Tekiş, 1202 (H.599) senesi yazında, hazırladığı büyük bir orduyla Herat üzerine yürüdü ve muhasaraya başladı. Ancak Gurluların büyük tahkimat ve kalabalık ordusu karşısında, muhasaraya kırk gün kadar devam edebildi. Sonunda Merv’e doğru geri çekilmek mecburiyetinde kaldı ve Harezm’e döndü. Şihâbüddîn Gûrî, ordusu ile Tûs’a kadar ilerledi. Merv ve Ebîverd’i işgâl etti. Harezmlilerden pek çok kimseyi öldürttü. Bu sırada kardeşi Gıyâsüddîn’in ölüm haberini alıp Herat’a döndü.
Zâten ikinci bir Horasan seferine hazırlanan Alâüddîn Muhammed, Gurlu hükümdârı Gıyâsüddîn’in ölümü üzerine hemen harekete geçti. Gönderdiği öncü kuvvetleri Merv’i kuşatarak ele geçirdiler. Sultan Alâüddîn Muhammed, hazırladığı kuvvetli bir orduyla 1202 (H.601) senesi kışında, Gurluların Horasan yolu üzerindeki en önemli merkezi olan Herat’ı kuşattı. Nisan ayı sonlarına kadar süren muhasaradan sonra, Herat kumandanı Alp Gâzî’nin emân dilemesi ve sulh teklifi üzerine şehir alınarak sulh yapıldı. Alâüddîn Muhammed, emrindeki orduyla birlikte Merv’e doğru hareket etti. Herat’ın, Alâüddîn M’uhammed bin Tekiş tarafından alındığını haber alan Şihâbüddîn Gûrî, Alâüddîn Muhammed’e tehdit dolu mektup yazarak geri çekilmesini istedi. Olumsuz cevap alınca da hazırladığı orduyla birlikte Harezm’e doğru hareket etti. 1205 (H.602) yılı sonbaharında Merv’den ayrılan Alâüddîn Muhammed, sür’atle anayurdu olan Harezm’i müdâfaaya koştu ve Harezm’e ulaştı. İki ordu Amûderya kanallarından olan Karasu’da karşılaştılar. Her iki taraf da büyük kayıplar verdiyse de Harezm ordusu yenildi. Şihâbüddîn Gûrî, kuvvetli mukavemete ve karşı tedbirlere rağmen ilerleyerek, Harezm’in başşehri Gürganc’ı kuşattı. Yediden yetmişe bütün Gürganc ahâlisi birleşerek, Gurlu ordusuna karşı savunmaya hazırlandı. Bu sırada dışarıda bulunan Alâüddîn bin Muhammed, yanında bir mikdar kuvvetle şehre geldi. Sultan Alâüddîn Muhammed, bu tedbirlerin alınması esnasında Karahıtaylardan yardım istemişti. Tayangu kumandasındaki Karahıtaylar ordusu, yanlarında Semerkand hükümdârı Sultan Osman ve kuvvetleri olduğu hâlde yardıma yetiştiler. Bu durum karşısında çekilmekten başka çâresinin olmadığın! anlayan Şihâbüddîn Gûrî, geceleyin bütün ağırlıklarını yaktırdı ve ordusuna geri dön emrini verdi. Geri çekilen Gurluları, Sultan Alâüddîn Muhammed, Hezâresb’e kadar tâkib etti. Orada, Şihâbüddîn mukabelede bulunmak istediyse de, bozguna uğratıldı ve kumandanlarından bir çoğu esir edildi. Bozguna uğrayan Gurlu ordusu, pek çok kayıp vererek çöl yoluna düştü. Karahıtaylar ordusu, Gurluları tâkib etti. Sultan Alâüddîn Muhammed ise Gürganc’a döndü.
Bu çarpışmalardan sonra, Herat hariç, bütün Horasan tekrar Harezmşahlara geçti. Kısa bir zaman sonra, Gurlu emirlerinden Tâcüddîn Zengi, Alâüddîn Muhammed’e karşı harekete geçti. Sultan Alâüddîn Muhammed’in gönderdiği orduya yenilen Emîr Zengi de on arkadaşı ile esir edilerek Harezm’e gönderildi. Bunlar orada öldürüldüler. Bu sırada, Gurlu sultânı Şihâbüddîn’in vefâtıyla yerine oğlu Mahmûd geçti. Fakat onun iradesizlik ve liyakatsızlığı sebebiyle, Gurlu ülkesinin değişik beldelerinde müstakil hareket etmeye çalışan emirler, valiler ortaya çıktı. Herât valisi İzzüddîn Hüseyn bin Harmil, Harezmşah’a bağlı olmayı istedi. Gurlu hükümdârı Sultan Mahmûd’dan saltanat mektubu gelmeden önce, Sultan Alâüddîn Muhammed’e elçi göndererek itâatini bildirdi. Herat’a el koymak üzere elçi göndermesini istedi. Sultan Alâüddîn Muhammed, Horasan ordusunun Herat’a gitmesini emretti. Horasan ordusu Herat’a gidip şehri teslim aldı ve Harezmşah ülkesine kattı. Daha sonra düzenlediği orduyla Belh üzerine yürüyen Alâüddîn Muhammed, kuvvetli bir mukavemetle karşılaştıysa da, kaleyi teslim aldı. 1206 (H.603) senesi Aralık ayında Herat’a da gitti. Gittiği yerlerde ahâli ve ileri gelenler tarafından hüsn-i kabul gördü. Tirmiz şehrini teslim alıp, Semerkand sultânı vasıtasıyla Karahıtaylara verdi. Herat ve havalisinin idaresini Hüseyn bin Harmil’e bırakarak, 1207 (H.604) senesinde Harezm’e döndü.
Bu sırada Ali Şâh kumandasındaki Harezm kuvvetleri, Mâzenderân bölgesindeki Cürcan, Bistâm, Damegân’ı alıp Rûdbâr’a kadar ilerledi. Sâriye ve Amûl’u aldı. Müstahkem olan Kura kalesi hâriç, bütün Mâzenderân Harezmşahlar hâkimiyetine girdi. Horasan, Herat ve Mâzenderân’ı hâkimiyeti altına alan Alâüddîn Muhammed bin Tekiş, Karahanlıları hâkimiyeti altında bulunduran müslüman olmayan Karahıtayları emri altına almayı düşünüyordu.
Mâverâünnehr’de bulunan Karahıtaylarda saltanat, bir kalkan tüccarının oğlu olan Sancar’ın eline geçmişti. Halk, kendilerine zulm eden ve kimseye hayat hakkını tanımayan Sancar’la ilgili olarak Alâüddîn Muhammed Harezmşah’a müracaatta bulunarak, uğradıkları zulmün üzerlerinden kaldırılmasını istediler. Bu iç karışıklıkları fırsat bilen Alâüddîn Muhammed Harezmşah, 1207 (H.604) senesinde Mâverâünnehr’e bir sefer düzenledi. Şehir ileri gelenlerinin yardımıyla Buhârâ’yı ele geçirdi. Melik Sancar’ı yakalatarak Harezm’e gönderdi. Karahıtaylara karşı olan Karahanlı Semerkand sultânı Osman, Alâüddîn Muhammed Harezmşah’a tâbi olduğunu bildirdi ve sultan adına hutbe okutup para bastırdı. Hattâ müslüman olmıyan Karahıtayların, İslâm ülkesinden uzaklaştırılması hususunda müşterek hareket etmek üzere fikir birliğine varıldı. Alâüddîn Muhammed, annesi Terken Hâtun’un akrabalarından Emîr Burtana’yı saltanat naibi olarak Semerkand sultânı Osman’ın yanında bıraktıktan ve Karahıtaylara karşı gerekli hazırlıkların birlikte yapılması hususunda talimat verdikten sonra Semerkand’dan ayrıldı.
Alâüddîn Muhammed bin Tekiş’in ayrılmasından sonra, Karahıtaylar ciddî bir savaş hazırlığına giriştiler. Harezm ordusuna mensub kişileri kazanmaya çalıştılar. Semerkand saltanat naibi Burtana’yı kandırmaya muvaffak oldular. Karahıtaylar ile Harezmliler karşılaşınca, Emir Burtana, Alâüddîn Muhammed’in yanından ayrılıp Karahıtaylar tarafına geçti. Morali bozulan Harezm ordusu, Karahıtayların saldırıları karşısında müşkül duruma düştü. Şiddetle mukavemet göstermesine rağmen, kanlı çarpışmalar sonunda mağlûb oldu. Askerleriyle irtibatını kaybeden Sultan Alâüddîn Muhammed, düşman kuvvetleri arasında kaldı. Kaçan kuvvetleri ise parça parça Harezm’e döndüler. Ordunun dağınık bir hâlde Harezm’e dönmesi üzerine, Sultan’ın öldüğü veya esir düştüğü ve kuvvetlerinin büyük kayıplar verdiği haberi kısa zamanda etrafa yayıldı. Bu haberler üzerine, Harezm ülkesinin bâzı bölgelerinde Sultan’a karşı hareketler baş gösterdi. Fakat kısa zaman sonra ülkesine dönen Sultan Alâüddîn Muhammed, karşı hareketleri bastırıp, suçlulara hak ettikleri cezalarını verdi.
Sultan Alâüddîn Muhammed’in Mâverâünnehr yenilgisi, Karahıtayların Sultan üzerindeki baskılarının artmasına sebeb oldu. Bu sırada, Semerkand ve Buhârâ tekrar Karahıtayların hâkimiyetine girdi. Karahıtaylar, Alâüddîn Muhammed’den ağır vergi istediler. Yine bu günlerde Harezm ülkesinin doğu sınırı olan Cend bölgesinde de Sultan’a karşı ayaklanma başgösterdi. Bu sebeple Karahıtayların istediği vergiyi ödemeyi kabul etmek mecburiyetinde kalan Alâüddîn Muhammed, hazırladığı orduyla Cend’e doğru hareket etti. Kısa bir müddet içinde Cend bölgesinde karşı hareketleri bastırıp Harezm’e döndü. Tekrar Karanıtaylar’a karşı savaş hazırlığına başladı. Başta Karahanlı Semerkand sultânı Osman olmak üzere, hemen her şehir ve kaleye gizlice elçiler göndererek, bir çok vaadlerle onları kazanmaya çalıştı. Harezmlileri mağlûb eden Karahıtayların, Mâverâünnehr ahâlisine karşı baskı uygulamaları sebebiyle, başta Semerkand sultânı Osman olmak üzere diğer şehir ve kale idarecileri, Sultan Alâüddîn Muhammed’in teklifini memnunlukla karşıladılar. Bu sırada Karahıtaylar imparatorunun gönderdiği bir elçinin, saygısızca gelip, Harezm tahtına oturması bardağı taşıran son damla oldu. Elçinin saygısızlığına tahammül edemeyen Sultan Alâüddîn Muhammed, elçileri öldürttü. Bu durumu haber alan Karahıtaylar imparatoru Gürhan, tecrübeli kumandanı Tayangu idaresindeki orduyu Harezm üzerine gönderdi. Zâten daha önceden böyle bir karşılaşmaya hazırlıklı olan Alâüddîn Muhammed de ordusuyla hareket edip Seyhun (Amûderyâ) nehrini geçerek Mâverâünnehr’de ilerledi. Zâlim ve îmânla şereflenmemiş Karahıtaylar ordusuyla, Endican civarındaki Hamiş sahrasında 1210 (H.607) senesi sonbaharında karşılaştı. Müslüman hatiplerin küffâra karşı cihâd etmenin fazîletini ve şehîdliğin ehemmiyetini anlatan hutbeleriyle coşan müslüman askerler, Allahü Ekber sadâları arasında Karahıtaylar üzerine hücûm ettiler. Göğüs göğüse şiddetli çarpışmalardan sonra, Karahıtaylar ordusu korkunç bir hezimete uğradı. İleri gelen kumandanlarından çoğu öldürüldü. Başkumandan yakalanarak Sultan’ın huzuruna getirildi. Bozguna uğrayan ve parçalanan Karahıtaylar ordusu, gittiği yerleri yakarak ve talan ederek geri çekildi. Gürganc’a gönderilen Karahıtayların kumandanı Tayangu öldürüldü.
Hayâtının en parlak başarısı olan bu zaferden istifâde eden Alâüddîn Muhammed, Semerkand ve Buhârâ’yı yâni Mâverâünnehr’i tekrar ülkesine kattı. Şehir ve kalelere Harezmli valiler tâyin etti. Otrar meliki de gelip tâbi olduğunu bildirdi. Senelerdir, îmânsız Karahıtay idarecilerinin zulümleri altında yaşayan yerli ahâli de, Sultan Alâüddîn Muhammed’in idaresine girmekten duydukları memnuniyetlerini bildirdiler. Sultan Alâüddîn Muhammed, müstakbel damadı Semerkand sultânı Osman’la Harezm’e döndü. Bu zafer üzerine Sultan’ın îtibârı halk nazarında o kadar yükseldi ki, ona, ikinci İskender denilmeye başlandı.
Sultan Alâüddîn Muhammed’le Harezm’e gelen Semerkand Sultânı Osman, Sultan Alâüddîn Muhammed’in kızı Han Sultan’la evlendi. Bu müddet içinde yeniden toparlanan Karahıtaylar, Sultan Osman’ın yokluğundan istifâde ederek Semerkand’ı muhasara ettiler. Fakat Alâüddîn Muhammed’e bağlı Harezm kuvvetlerinin yolda olduğunu haber alınca geri çekildiler. Sultan Osman, Semerkand’a geldikten sonra durum değişti. Harezmşah tâbiiyyetinden ayrılıp, Karahıtaylarla birleşmek yoluna gitti. Sultan Osman bir taraftan Karahıtaylar hükümdârı Gürhan’ı Semerkand’a davet ederken, diğer taraftan bütün Harezmlileri öldürttü. Harezmşah’ın kızı olan karısı Hân Sultan’ı herkesin gözü önünde diğer karısı olan Karahıtay prensesine hizmet ettirdi. Hattâ bir ara onu öldürtmek istediyse de Hân Sultan kaleye sığınarak kendini kurtardı. Bu hâdiseleri haber alan Sultan Alâüddîn Muhammed, hazırladığı orduyla birlikte 1212 (H.609)’da Semerkand üzerine hareket etti. Kapıları kapatılmış olan şehir, Harezm ordusu tarafından tekrar ele geçirildi. Bir elinde kılıç, bir elinde kefen ile Sultan’ın huzuruna gelen Sultan Osman, yaptıklarına pişman olduğunu bildirip Özür diledi. Fakat Sultan’a bağlı askerler, şehri işgale devam ediyordu. Seyyidlerin, imâmların ve ulemânın şefaati üzerine katliâm durduruldu. Sultan Osman ise o gece, zevcesi Hân Sultan’ın isteği üzerine katledildi. Karahanlı sultânı Osman’ın, diğer kardeşlerinin ve akrabalarının da öldürülmesiyle Karahanlılar sülâlesine son verildi.
Sultan Alâüddîn Muhammed, bundan sonra Türkistan ve Fergana emirlerine elçiler göndererek, kendisine tâbi olmalarını istedi.
Sultan Alâüddîn Muhammed’in nüfûzunun arttığını gören Gazne ve havalisi de 1215 (H.612)’de Harezmsah hâkimiyetine girdi. Kirman, Sicistan ve Umman denizine kadar olan bölgeyi de hâkimiyeti altına alan Alâüddîn Muhammed, kendisinin doğuda bulunmasını fırsat bilerek Irak’ta gelişen bâzı karşı hareketleri bastırmak üzere, hazırladığı yüzbin kişilik bir orduyla Irak’a yürüdü, önce Azerbaycan’ı hâkimiyeti altına aldı. Irak’ı Acem bölgesini de ülkesine katıp, oğullarından Rüknüddîn’in emrine verdi. Fars’ı yâni İran’ı da emrine aldı. Böylece İslâm dünyâsında onunla boy ölçüşebilecek hükümdâr kalmadı. Bu hâle gururlanan Alâüddîn Muhammed, Bağdad’da bulunan halîfe Nâsır Lidînillah’ı da kendi nüfuzu altına almak istedi. İsteklerini kabul ettirmek için Bağdad’a elçi gönderdi. Halîfe, onun kötü niyetlerinden vazgeçmesini istemek üzere, büyük âlim Şihâbüddîn Sühreverdî’yi Harezm’e yolladı. Fakat görüşmelerden netîce çıkmadı; halîfe ile Sultan’ın arası açıldı. Halîfenin bâzı hareketlerinin usûlsüz olduğunu ileri sürerek, böyle bir kimsenin hilâfet makamında bulunamayacağını ve hilâfet makamının Hazret-i Ali’nin evlâdına âid olduğunu iddia etti. 1218 (H.615) senesinde Nasır Lidînillah’ın ismini hutbelerden kaldırdı ve onun yerine Seyyid Âlâ Tirmizî isminde bir Seyyid’in halîfeliğini îlân etti. Bunları yaparken bir çok âlim ve evliyâyı da karşısına alıp incitti. Hattâ Şeyh Necmüddîn-i Kübrâ’nın (k.sirruh) talebelerinden olan Mecdüddîn Bağdâdî’yi öldürttü. Daha sonra bu hareketine pişman olmuş ise de, onu sevenler iyice gücenmişlerdi.
Mağrur ve inatçı bir hükümdâr olan Alâüddîn Muhammed, bütün barıştırma çabalarına rağmen halîfeye karşı beslediği husûmetten vazgeçmeyip, gittiği yerde halîfenin aleyhinde bulundu. Bu suretle bir çok âlim ve velînin kırılıp üzülmesine sebeb oldu. Bu yüzden bâzı yenilgi ve musibetlerle de karşılaşan Alâüddîn Muhammed, Irak tarafında iken, doğuda bâzı karışıklıklar baş gösterdi. Hırslı, kimseyi dinlemez ve tanımaz davranışları sebebiyle, devlet erkânı ve idaresi altındaki bölgelerde yaşayan ahâli, ona karşı nefret duymaya başladı. İçeride böyle hoşnûdsuzluk ve karışıklıklar bulunan Harezm ülkesi, dışarıya karşı güçlü görünüyordu.
Bu sırada doğuda Cengiz Hân tarafından Moğol Devleti kurulmuştu. Cengiz Hân, etrafındaki devletleri idaresi altına alıp, Çin’e kadar ilerledi. Onun gelişmesinden endişe duyan Alâüddîn Muhammed, Cengiz’in gücünü ve harb kabiliyetlerini öğrenmek için elçiler gönderdi. Moğol hükümdârı Cengiz, buna karşılık bir hey’et göndererek kendisiyle iyi geçinmek ve ticarî münâsebetlerde bulunmak istediğini bildirdi. Karşılıklı siyâsî ve ticarî münâsebetleri düzenleyen bir andlaşma yapıldı. Bu andlaşmaya dayanarak, Harezm ülkesine gelen bir Moğol ticâret kervanı, hudut şehri olan Otrar’da, vali İnalcuk tarafından tâkib edilerek casusluk iddiasıyla tutuklattırıldı. Malları müsadere edilip, kervanda bulunan 450-500 kişi öldürtüldü. Bu durumu haber alan Cengiz Hân, Alâüddîn Muhammed’e elçi göndererek, vali İnalcuk’un kendisine teslimi ve malların tanzim edilmesini istedi. Bu isteğinin kabul edilmemesi üzerine Cengiz Hân, hazırladığı kalabalık bir orduyla Mâverâünnehr’e doğru hareket etti. Sultan Alâüddîn Muhammed de harp meclisini toplayarak, Mâverâünnehr’de Moğollarla savaş edilmesini kararlaştırdı. Kuvvetlerini büyük şehir ve kalelere dağıtarak parçalayan Alâüddîn Muhammed, hiç bir birliğin başında bulunmaya cesaret edemeyip kendisi Horasan’a gitti. Kuvvetli bir şekilde hazırlanan Cengiz de kuvvetlerini muhtelif parçalara ayırarak, Mâverâünnehr’in müstahkem mevkilerini birer birer ele geçirdi. Mukavemet gösteren mevkiler ise korkunç bir katliâma tâbi tutuldu. Harezm kuvvetleri büyük kahramanlıklar gösterdilerse de netîce değişmedi. Bu suretle muhtelif küçük şehirlerden başka Buhârâ, Semerkand, Otrar, Sığınak, Barçınlıgkent, Cend, Benâked ve Hocend gibi şehirler de Cengiz Hân tarafından işgal edildi. Bu işgal sırasında yüzbinlerce müslüman da şehîd edildi. Bu sırada Belh’de bulunan Alâüddîn Muhammed, Moğolların takibinden kurtulmak için Tûs’da bulunan oğlu Rüknüddîn’in yanına kaçtı. Bütün Harezm ülkesini işgal edip, yüzbinlerce müslümanın kanını döken Moğol ordularının Rey’e kadar gelmesi karşısında şaşkına döndü. Hattâ, kendi hayâtından bile endişe ederek telâşa kapıldı. Devletâbâd civarındaki bir muharebe sırasında Moğolların elinden güçlükle kurtulabilen Alâüddîn Muhammed, Mâzenderân yoluyla Âbiskûn’da küçük bir adaya sığındı. Çok geçmeden 1220 (H.617) senesinde üzüntüsünden hastalanarak öldü. Onun ölümünden önce annesi Terken Hâtûn ile bir kısım âile fertleri Moğollar tarafından esir edildi.
Kibirli ve hırslı bir kişiliğe sâhib olan Alâüddîn Muhammed, Harezm ülkesinin sınırlarını genişletmiş ve müslüman olmıyan Karahıtaylara karşı mücâdele etmişse de, zaman zaman dengesiz hareketlerde bulunarak, İslâm ve Türk birliğini bozmaya çalışmış, bu suretle affedilmez hatâlar işlemiştir. Müslümanların manevî lideri ve İslâm birliğinin sembolü olan Abbasî halîfesi Nasır Lidînillah’a karşı tâkib ettiği kırıcı hareketleri sebebiyle, bir çok âlim ve evliyânın darılmasına ve tebeasının kendisinden nefret etmesine sebeb olmuştur. En önemlisi Cengiz Hân gibi zâlim ve kâfir bir Moğol hükümdârı ile yok yere savaşa girmek suretiyle, onun Harezm ülkesini ve bütün İslâm âlemini talan edip, yüzbinlerce müslümanı şehîd etmesine sebeb olarak, târihî bir sorumluluk yüklenmiştir.

 1) Târih-i Cihân Gûşâ; cild-2, sh. 48-102
 2) İbn-ül-Kesîr; cild-9, sh. 254
 3) Ravdat-üs-Safâ; cild-4, sh. 135
 4) Tabakât-ı Nâsırî; sh. 122

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Şah Şücâ Kirmânî, bir gün Ebû Osman Hîrî ile birlikte zamânın meşhûr velîlerinden Ebû Hafs Haddâd’ın ziyâretine gitmişti.

GÜNÜN HADİSİ

Allah’ın buğz ettiği kimseler

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, mevlânâ Muhammed Sâlihe yazılmışdır. Dostlardan çoğunun ilerledikleri bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası