hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
11:25
13 Temmuz 2010 Salı
Okunma Sayısı: 783
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Ali Bin Abbâs El-Ehvezî

Meşhûr müslüman tıb âlimi.

Adı, Ali bin Abbâs el-Ehvezî olup, künyesi Ebü’l-Hasen’dir. Batı dünyâsı Haly Abbâs adıyla tanımıştır. İran’da Cündişapur’un güney batısındaki Ehvez’de doğdu. Doğum târihi bilinmemekte ve hayâtı hakkında kaynaklarda fazla bir bilgi bulunmamaktadır. Aslen Zerdüşt dînine mensub bir âilenin çocuğu olmasına rağmen, müslüman olmuş ve 994 (H.384) senesinde vefât etmiştir. Ali bin Abbâs, Avrupa’nın ve Latinlerin tanıdığı ilk müslüman tabiblerdendir.
Ali bin Abbâs, İslâm bilginlerinin tıb sahasında en çok temayüz edenlerin başında gelmektedir. Devrine göre en zor ameliyatları başarıyla yapan iyi bir cerrahtı. Yunanlıların bilmedikleri pek çok tıbbî mühim keşifler yaptı. Tecrübe ve deneylerini birleştiren kabiliyetli bir hekimdi.
Ali bin Abbâs’ın tıbbî görüş ve metodlarının ağırlık noktasını, bugün hıfzıssıhha denen sıhhati muhafazanın esaslarını incelemek ve tesbit etmek teşkil etmiştir. Bilindiği gibi, günümüzde de tıbbın en çok üzerinde durduğu bu konudur. Yâni, insanlar hasta olmaktan nasıl korunabilir mes’elesidir. Ali bin Abbâs hıfzısıhhayı, sıhhatli olan kimselerin sıhhatini koruma, bakıma muhtaç ve zayıf bünyeli insanların sıhhatinin korunması, bir de hastalanmaya yüz tutmuş veya hastalık tehlikesiyle yeni karşılaşmış kimselerin sıhhatini koruma usûlleri olarak üç şekilde ele almıştır.
Ali bin Abbâs, eserlerinde; sıhhatin korunması hususunda en te’sirli metodun ölçülü ve lüzumu kadar gıda almak ve beden hareketleri yapmak olduğunu ifâde etmiştir. Bilhassa yemekten önce yapılan sporun çok faydalı olduğunu söylemiştir. Spor, uzuvları kuvvetlendirmekte, uzuvlarda gıda alma neticesinde kalan artıkları, bulundukları yerlerden dağıtmaktadır. Beden hareketi ve spor yeterli olursa, hazım da güzel ve sür’atli olmaktadır. Buna delil olarak da, çalışanların sıhhatli ve sağlamlıklarını, bedenlerinde daha az hastalık görüldüğünü göstermiş; yine o, alınan gıdaların iyice hazmedilmeden barsaklara inmemesi için yemekten hemen sonra spor yapmamayı tavsiye etmiştir. O, bu yönü ile, vücud-spor münâsebetinin faydalarını çok önceden belirtmiştir.
Ayrıca epilepsi denilen sara hastalığını incelemiş ve en ince ayrıntılarına varıncaya kadar tedkik etmiştir. Vardığı ilmî neticeler, asırlarca tıb dünyâsına yol göstermiştir. Hattâ çağlar boyunca, yapılan târihî araştırmalar netîcesinde bu hastalık üzerinde en ayrıntılı ve çağına göre en sağlam bilgileri Ali bin Abbâs vermiştir.
O, Arabistan yarımadasında görülen bâzı göz hastalıkları üzerinde de araştırmalar yapmış ve kendine göre mühim tedâvî yolları tesbit etmiştir. Yazdığı Kitâb-ül-meliki adlı meşhûr eserinde; “Göz, çok hassas bir uzuvdur. Kuvvetli ilâçları onda uygulamak asla doğru değildir. Ayrıca, bir defada çok ilâç tatbiki de iyi olmaz. Meselâ, eğer gözdeki rahatsızlık güneşin sıcaklığından veya içine giren bir takım toz, kir ve dumandan kaynaklanıyorsa, öncelikle bunları ortadan kaldırmak gerekmektedir” diye bahsetmektedir.
Bu meşhûr İslâm cerrahı, tıbbî araştırmalar yaparken, kılcal damarlardaki kan dolaşımını da keşfetmiştir. Batılı bâzı ilim adamları, bu ve benzeri birçok ilmî keşifleri kendilerine mâlederek, insanlığı asırlar boyunca aldatmışlardır. Meselâ, kılcal damarlardaki kan dolaşımının kâşifi İngiliz bilgini Harvey olarak gösterilmiştir. Halbuki Ali bin Abbâs, ondan çok önceleri, damarların büzülme ve genişleme özelliğini açıklarken, kılcal damarlardaki kan dolaşımını anlatmış ve isbât etmiştir. Ayrıca atar ve toplar damarlar arasında kılcal damarlar şebekesinin varlığından da bahsetmiştir.
Ali bin Abbâs, ayrıca jinekoloji (kadın ve doğum) ile ilgili konularda da orijinal incelemelerde bulunmuştur, öyle ki, modern araştırmacılar; bu incelemelere hayranlıklarını ifâde etmekten geri duramamışlardır. Hipokrat ve ondan sonrakiler, çocuğun kendi hareketi ile dünyâya geldiğini kabul ederlerken, Ali bin Abâs bu görüşü yıkmış; doğum olayının çocuğun hareketi ile değil, rahimdeki adalelerin sıkışıp gerilmesiyle gerçekleştiğini tesbit edip, ilim dünyâsına açıklamıştır. Ayrıca ceninin ana rahminde geçirdiği muhtelif dönem ve safhaları, muhtaç olduğu gıdayı ve bunun ana rahminde nasıl sağlandığını uzun uzadıya anlatarak, kıymetli bilgiler ortaya koymuştur.
Ali bin Abbâs, cerrahî sahada da meşhûr ve öncü olmuştur. İnsan bedeniyle ilgili bir çok cerrahî ameliyatı tek tek ele alıp incelemiş ve ameliyat yoluyla tedâvî usûllerini anlatmıştır. Kendine has cerrahî metodlarla, hemen hemen bütün insan uzuvlarını ameliyata tâbi tutmuş, kırık kemiklerin yeniden kaynamasını sağlayıp, çıkıkların yerine oturtulup tedavi edilmesini de maharetle tatbik etmiştir.
Ali bin Abbâs, onuncu asırda ilk defâ alt karın kanserleri hakkında yazılar yazdığı gibi, kanser ameliyatları da yapmıştır. Bu ameliyatlar hakkında; “Tabîbler, bu hususta nâdir olarak yardımda bulunabilirler. Tümörün organdan ta’mâmen ayrılmasını sağlamalı, köklerinden, geride bir şey kalmaması için tümörden muayyen bir mesafe uzaklaşacak şekilde etrafı kesilmeli ve temizlenmelidir” derken, kanser ameliyatının bugünkü şekline ışık tutmuştur.
Ali bin Abbâs, cerrahî derslerini anlatırken; talebelerine; “Uru, sardığı dokudan ayırabilmek için yavaşça ve dikkatle kes. Herhangi bir damarın zedelenmemesine ve sinirin kesilmemesine dikkat et. Ameliyat, bir damara rastlarsa, kanamanın ameliyat sahasına yayılmaması için, damarı bağla. Kendini doğru ve tam bir dikkatle çalışmaya ver. Tümörü kesip çıkarınca, küçük bâzı parçların kalıp kalmadığını araştırmak için parmağınla o bölgeyi yokla. Böyle bir durum varsa, onları da dikkatlice çıkar. Bütün tümör alındıktan sonra, fazla deriyi kesip kısaltmak suretiyle birbirine ekle ve damarları birbirleriyle kaynaşacak duruma getirdikten sonra dik” derdi.
Günümüzdeki ameliyatlara da aynen uyan bu anlatım, zamanımızdan on asır öncesine aittir. Biz kendi ilim adamlarımızı tanımazken, batı ilim dünyâsı onları senelerce önce tanımış ve kendilerine rehber edinmişdir. Kendi buluşlarımız, bugün, Avrupalı bilginlerin buluşları imiş gibi bize öğretilmektedir.
Ali bin Abbâs’ın yazdığı eserlerin en meşhûru Kitâb-ül-meliki diye tanınan, Kâmil-üs-sınâat-it-Tıbbiyye’dir. Bu eser, asırlarca doğu ve batı dünyâsında tabiblerin, tıb âlimlerinin başta gelen müracaat kaynağı olmuştur. Onun bu eserinde verdiği bilgiler, tamamen pratik müşahedelere yâni bizzat tecrübelere dayanıyordu. Yalnız teorik olan şeylere pek îtibâr etmiyordu. Ali bin Abbâs öncelikle, zamanından önceki tıb bilginlerinin eserlerini dikkatle gözden geçirerek, araştırmalar ve incelemeler yaptı. Fevkalâde ilmî, ama açık bir üslûb ve düzen ile tıb araştırmalarının temelini ve metodunu inceledi.
Kitâb-ül-meliki, İbn-i Sînâ’nın Kânun adlı eserinin ortaya çıkmasına kadar, tıb âlimleri arasında temel tıb kitabı olarak kabul edildi, İbn-i Sînâ Kânûn’unu hazırlarken, teorik ve pratik bâzı tıbbî konularda, Ali bin Abbâs’ın eserinden istifâde etti. Ali bin Abbâs’ın eseri uygulama, İbn-i Sînâ’nın eseri ise teori yönünden üstünlük göstermektedir denilebilir. Bu eser, müslüman tıb âlimlerinden bize ulaşan en mükemmel eser olarak değerlendirilebilir.
Kitâb-ül-meliki, esas itibariyle iki ana bölüm olmak üzere yirmi makaleden ve bunların alt bölümlerinden meydana gelmektedir. Eserin birinci ana bölümü, yâni ilk on makalesi daha ziyâde nazarî tıb hakkında bilgi vermekte; ikinci ana bölümünde, yâni ikinci on makalesinde de tababetin esasları üzerinde durmaktadır. Bu makalelerden birisi, cerrahî ile ilgili tam yüzon bölüm ihtiva etmektedir.
Nazarî bölümde; tıbba giriş ve bâzı tıbbî nasîhatler verildikten sonra, insan vücûdunu meydana getiren uzuvlardan birbirine benzeyenler, bunların anatomik yapısı; cüzleri, mürekkep uzuvların anatomisi ve faydaları yer alır. Ayrıca, insan bedeninde bulunan maddî-manevî kuvvetler (rûh ve enerji) üzerinde esâsında insan bedeninde bulunmayan, fakat ona uygulaması faydalı olan hava, su, gıda, uyku, cinsî münâsebet gibi hususların îzâhından başka, hastalıklar ve sebepleri, hastalıkların teşhisine yarayan temel işaret ve alâmetler üzerinde bilgi verilmektedir. Bundan başka beş duyu organı ile hissedilen dış organlardaki ağrı ve hastalıkların sebeplerinin araştırılması, bir de duyular yoluyla hissedilen iç organlardaki hastalık sebeplerinin incelenmesine ve beden hastalıklarının ortaya çıkabîleceğine dâir önceden görülen îkâz edici alâmet, işaret ve belirtilere yer verilmiştir.
Eserin tatbikî (pratik) olan ikinci bölümünde ise; yaşlarına göre insanların sıhhatinin korunması, ilâçların yapımı ve faydaları, humma ve karın ağrıları ile bedenin dış yüzeyinde meydana gelen yara ve hastalıkların, iç organlarındaki hastalıkların teneffüs yolları ile hazım organları ve tenasül organlalarında meydana gelen hastalıkların, bir de mafsal hastalıklarının teşhis ve tedâvîsi ele alınmıştır. Ayrıca, elde görülen hastalıkların teşhis ve tedavisiyle, muhtelif maddelerden îmâl edilen ilâçlar da yine bu kısımda anlatılmıştır.
Tıb târihçilerinin ifâdesine göre, İbn-i Sînâ’nın Kânûn’undan üstün olan bu eser, müellifin dehâsını göstermektedir. Sırf bu yüzden Orta çağlarda, hemen batılıların dikkatini çeken ve batı bilim çevrelerinde çok derin te’sirler bırakan eser; 1078’li yıllarda ölen Kostantin el-Afrikî tarafından Latince’ye tercüme edildi. Fakat Kostantin el-Afrikî, eseri Latince’ye tercüme ederken kimden tercüme ettiğini belirtmemiş ve kendine ait gibi göstermiştir.
Ünlü tıb târihçisi Neş’et Hamorne, Ef-Kahhal adlı Arab oftalmoloji dergisinde yayınladığı makalesinde; “Ali bin Abbâs’ın Kâmil-üs-sınâa adlı eseri, mîlâdî 12. asırda Etienne Antıoch adlı bir bilgin tarafından ikinci defâ Latince’ye tercüme edildi. Böylece onun ilmî görüşleri batıda yayılarak, kökleşti” demektedir. Kostantin el-Afrikî’nin yaptığı Latince tercüme, Libenregius adıyla tanınmıştır. Etienne Antioch’un 1127 yılında yaptığı ikinci tercümede Kostantin’i tenkid etmiş, asıl müellifinin ismini gizleyip, eseri kendisine mâl ettiğini ortaya atıp ispatlamıştır. Böylece, Antakyalı Etienne’nin yaptığı haysiyetli ilmî faaliyet sonucu, Ali bin Abbâs’ın gasbedilen ilmî hukuku bir bakıma iade edilmiştir.
Ali bin Abbâs bu eserinde, eski Yunanlı tabiblerden Hipokrat, Calinus (Galen) ve Aripposius’u inceleyerek, bilgilerini ilmî tenkide tâbi tuttu ve yanıldıkları noktaları gösterdi. Hipokrat’ı, çok kısa bilgi vermekle, üslûb ve ifâdesinin kapalılığı yüzünden; Calinus’u da doldurma bilgilere yer vermekle tenkid etti.
Eserinde, mes’eleleri açık bir ifâdeyle ve kolay anlaşılan bir üslûbla ortaya koyan Ali bin Abbâs, bir konuda bilgi verirken mevzuun târihî geçmişi üzerinde de durmuş ve kendi orijinalitesini tartışma götürmez bir açıklıkla ortaya koymasını bilmiştir. Tıb târihi araştırmacıları, onun sâdece tıb alanındaki çalışma metodunu değil; eczacılık sahasındaki ilmî araştırma anlayışını da hayranlıkla zikretmişlerdir.
Ali bin Abbâs, hava ve mevsimlerin, hastanın çektiği sıkıntıların, hasta üzerindeki etkilerini de inceleyip, îzâh ettiği gibi, yapılan ve uygulanan ilâçların, hastalar üzerindeki te’sir derecesini de araştırmış ve açıklamıştır. Ona göre, ilâçların te’sir derecesi, vücûdun tabîatına ve değişik hâllerine, hastalık ve sıhhat durumlarına göre değişiklik arzeder. Hastalıkların mâhiyetine, şiddetli veya zayıf olmalarına göre farklı olur. Yaşa ve mîzâca göre değişebilir. Mevsimlere göre de farklılık gösterir. Hastanın yaşadığı iklim, hava ve şehir ile, alışkanlıklarına göre de farklı olabilir.
Ali bin Abbâs, yine bu meşhûr eserinin ikinci makalesini eczacılık konusuna hasretmiş ve ellibeş kısımda hemen hemen bütün ilâçları, ilâç yapılacak hammaddeleri ile etki ve özelliklerini incelemiştir. Onuncu makalesinde de, terkip hâlindeki ilâçların nasıl yapılacağını, bunların özellikle; gıdalarla tedâvîyi esas alarak, tabiî ilâçların kullanılmasını tavsiye etmiştir. Tedâvî bu yoldan hâsıl olmadığı takdirde, ilâçların hazırlanıp tatbik edilmesini teklif etmiştir. Yâni ilâç kullanılması ikinci plânda tatbik edilecektir. Esas olan, tabiî gıdalarla hastalıkları tedâvî etmektir. İlâçlar ancak zaruret hâlinde verilebilir, kullanılabilir.
Ali bin Abbâs, bu meşhûr eserinin mukaddimesinde, hekim ve cerrah olmak isteyenlere tavsiyelerde de bulunup; “Tabib, her şeyden evvel kalb ve beden temizliğine çok dikkat etmeli, dâima Allahü teâlânın rızâsını gözetmeli, hayâtını O’nun rızâsına uygun geçirmeye çalışmalıdır. Tatlı dilli ve nâzik olmalıdır. Hayâtı, yaşayışı örnek alınacak derecede ölçülü olmalıdır. Her türlü günahdan, kir ve pisliklerden uzak durmalı, hastasının kendisine açıkladığı şahsî mes’elelerini hiç kimseye söylememelidir. Çünkü, nice hastalar vardır ki, kendilerinde zuhur eden hastalıkları, babalarına ve en yakınlarına bile söylemezken, tabibe çekinmeden söylerler. Bu hastalıkların bâzısı çok mahrem olabilir... Tabib olacakların dikkat edeceği diğer hususlar da şunlardır: Hekim olacak kimse, dâima hastanelerde hastalara hizmeti gözetmeli, hastalık bulunan mahalleri arayıp, hastalıkların tedâvî yollarını araştırmalıdır. Özellikle tabîb-i hâzık olanların görüşlerine sık sık başvurmalı, onların tecrübe ve bilgilerinden faydalanmasını bilmeli ve buna çok önem vermelidir. Müşâhade ettiği, incelediği hastalık alâmetlerini, okuyup öğrendiği bilgilerin ışığında değerlendirmeli, hocalarının konsültasyonuna da başvurmak suretiyle; doğru, sağlam bir teşhis ve tedâvî yolunu tutmalıdır. Yaptığı işin ne ölçüde mes’ûliyetli olduğunu iyi düşünüp, idrâk etmelidir. Böylece onlar hekimlikte en olgun seviyeye ulaşacak, herkesin sevgi ve güvenini kazanacaklardır...” demektedir.
Ali bin Abbâs, ayrıca, özetle şu altı prensibe uyulmasını eserinde sık sık belirtir:
1- Hastalarla dâima beraber olup, hastalıkları tanımak. Böylece, ihtiyaç ânında pratiğe kolayca geçebilmek mümkün olabilecektir.
2- Hastaları evlerinde, yerlerinde ziyâret edip, hâl-hâtır sorup, onlara sıcak alâka göstermek.
3- Otorite olan hocalarının verdiği bilgilere uymak, dâima onlardan istifâde yollarını aramak suretiyle çeşitli hastalıkların teşhisini hakkıyla kavramak.
4- Hastaların değişik hâllerini iyi tetkik etmek; yâni hastalığın ayrı ayrı merhalelerini, seyir hâlini, alâmetleriyle beraber iyi tanımak.
5- Uygulama ve davranışlarıyla hastanın güvenini, îtimâdını kazanıp ona moral vermek. Böylece psikolojik olarak da sür’atle iyileşme ümîdi içinde olmasını sağlamak.
6- Hocaları ve meslekdaşlarıyla birlikte dâima hastaların problemlerine eğilerek, onlarla ilgilenmek.
Görüldüğü gibi Ali bin Abbâs, modern tıbbın hemen her şubesinde erişilmeye çalışılan ana prensipleri derin bir kavrayışla tâ o devirde tesbit etmiş ve ilmî sistemi yerleştirmiştir.
Âlimler, tıb alanında çok eser te’lif etme yolunu tercih ederken, o tek ve pek kıymetli bir eser bırakarak, hem İslâm, hem de Avrupa tıb âleminde derin ve köklü te’sirler icra etmiştir. Onun ve diğer müslüman âlimlerin ilmî çalışmaları olmasaydı, tıb ilminin sahası, çağlar boyunca hemen hemen karanlık kalacak ve belki de modern merhalelere kolay ulaşılamayacaktı. Tıbdaki bu derin otoritesinden dolayı hemen hemen hiç tenkide uğramayan Ali bin Abbâs, yüzyıllar ötesinden modern tıbbın temellerini atmış oldu. Bütün bu sebeplerden dolayıdır ki, ortaya koyduğu sağlam prensip ve nazariyeler hâlâ incelemelere tâbi tutulmakta, insanlığa yeni birtakım ilmî ipuçları vermektedir. Fakat Avrupalıların bu nazariye ve prensipleri çalarak, kendilerine mâl edip, asıl sahibini asırlarca gizlemeleri, insanlık ve ilim târihi açısından hoş bir şey değildir.
Kitâb-ül-meliki’nin güzel bir nüshası Irak Müzesi Kütüphânesi’nde olup, siyah ve kırmızı mürekkeple yazılmıştır. Frankfurt’ta faaliyet gösteren, “Instıtute fur Geschichten Arabisch İslâmischen Wissenschaften (IGAIW)” tarafından orijinal bir yazması esas alınmak suretiyle 1987 yılında iki cild hâlinde nefis bir faksimile baskısı yapılmış, dünyânın muhtelif önde gelen kütüphanelerine gönderilmiş, ilim adamlarına ve ilim akademilerinin tedkîkine yeniden arzedilmiştir.

 1) İshâm-ül-ulemâ-il-Arab vel-Müslimîn fis-Saydale; sh. 239
 2) Introduction to the history of Science; cild-1, sh. 677
 3) Literature history of Persia; cild-1, sh. 372, cild-2, sh. 329
 4) Medicin history of Persia; sh. 155, 329
 5) History de la Medizin Arabe; cild-1, sh. 381
 6) Science and Civilization in İslâm; sh. 204, 208
 7) Illustriete Geschicthe der Medizin; cild-2, sh. 601, 610 cild-3, sh. 1462, 1518, cild-5, sh. 2364

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Anadolu'da yetişen en büyük velilerden biri olan Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin talebelerinden birisi de, Fatih'in hocalarından Akşemseddin idi. Hacı Bayram hazretlerine bağlanışından kısa bir zaman sonra zekası, en önemlisi de şeyhine tam teslimiyeti sayesinde icazet [diploma] aldı ve irşadla görevlendirildi

GÜNÜN HADİSİ

Allah’ın buğz ettiği kimseler

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, hakîm Abdülvehhâba yazılmışdır. Allah adamlarının yanına giden kimsenin, kendini boş bulundurması lâzımdır. Böylece, dolu olarak döner. Herşeyden önce, i’tikâdı düzeltmek lâzım olduğu bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası