hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
11:31
13 Temmuz 2010 Salı
Okunma Sayısı: 948
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

Doğu Türkçesinin hemen hemen bütün güzelliklerini kendi san’atında toplayarak, Orta Asya Türk edebiyatını, yükselişinin en yüksek noktasına ulaştıran meşhûr Türk şâiri ve edebiyatçısı.

İsmi, Ali Şîr bin Gıyâseddîn Muhammed olup, lakabı Nizâmüddîn’dir. Çağatay Türklerindendir. Babası, Kiçkine Bahadır ve Kiçkine Bahşı diye tanınan Gıyâseddîn Muhammed, Tîmûroğullarından Ebü’l-Kâsım Bâbür Şâh ve Sultan Ebû Sa’îd’in hizmetinde bulunan emirlerdendi. Ali Şîr Nevâî, 1441 (H.844) senesi Ramazân-ı şerîf ayının onyedinci günü, bugün Afganistan sınırları içerisinde bulunan Hirat şehrinde doğdu.
Ali Şîr’in babası Gıyâsüddîn Kiçkine, oğlunun terbiye ve eğitimine çok önem vermişti. Küçüklüğünde, sultan Hüseyn Baykara ile mekteb arkadaşı idi. Aynı zamanda süt kardeşi oldukları kaynaklarda zikredilmektedir. Bu iki arkadaş, birinin devlet idaresine geçtiği zaman, diğerini unutmayacağına dâir aralarında sözleşmişlerdi.
Ali Şîr Nevâî bir müddet Horasan’da, sonra Semerkand’da bulunup, bir çok âlimden ilim tahsil etti. Sultan Hüseyn Baykara, Hirat’ta tahta geçince, aradan uzun zaman geçmesine rağmen, çocukluğunda Ali Şîr Nevâî ile yaptığı sözleşmeyi unutmayıp, onu arattırdı. Semerkand’da bulunduğunu haber aldı. Mâverâünnehr meliki olan Sultan Ahmed Mirzâ’ya haber gönderip, Ali Şîr’i, Hirat’a göndermesini istedi.
Sultan Ahmed Mirzâ’nın yardımıyla Hirat’a gönderilen Ali Şîr, Sultan Hüseyn Baykara tarafından fevkalâde bir şekilde karşılandı, önce mühürdârlık, sonra da vezirlik vazifesi verildi.
Ali Şîr Nevâî, vakitlerini ilim öğrenmek, kitap okumak ve ilmî tetkiklerde bulunmakla geçirirdi, öyle ki, makamı, âlimler ve edibler cemiyeti hâline gelmişti. Edib ve şâirlere ve bütün ilim, san’at ve hüner sahiplerine yardım ederdi. Böylece maârif ve güzel san’atların gelişmesine yardımcı oldu.
Hayrat ve iyilikleri de çok olup, bir çok medreseler ve binalar yaptırmıştır. Çok büyük ve mükemmel olan kütüphanesini dâima ilim sahiplerine açık tutardı. Mevlâna Abdurrahman Câmî ve başka âlim ve velî zâtlarla dostluğu ve sohbetleri vardır.
Vezirlik ve valilik yaptığı sıralarda, memleketin îmâr ve teknik bakımdan gelişip ilerlemesine çok yardım etti. Onun gayretleriyle de Hirat, bir ilim ve edebiyat merkezi hâline geldi. Ali Şîr Nevâî’nin, diğer âlim ve velîler arasında o zamanın en meşhûr evliyâsından olan Molla Câmî hazretlerine karşı ayrı bir muhabbet ve bağlılığı vardı.
Ali Şîr Nevâî, çok kuvvetli bir şâir idi. Türk olduğu için, daha çok Türkçe şiirler söylerdi. Arabî ve Fârisî lisânlarının inceliklerine ve edebiyatlarına hakkıyla vâkıf idi. Fârisî şiirleri de pek makbul olduğundan, Zül-Lisâneyn yâni iki dil sahibi ismiyle de tanınırdı. Türkçe şiirlerinde Nevâî, Fârisî şiirlerinde ise Fânî mahlasını kullanmıştır. Arabî ve Fârisî lisânlarını kendi ana dili gibi bilip, onlardan istifâde ederek, Türk Dili ve Edebiyâtı’nı bulunduğu durumdan daha üstün seviyeye getirmek için yılmadan çalıştı.
Aklı, zekâsı, hafızası çok kuvvetli olan Ali Şîr Nevâî, duygulu ve ince bir kalbe sâhib idi. Edebiyatın inceliklerini gayet iyi bilir, dili, ustalıkla ve çok iyi kullanırdı. Fevkalâde güzel şiirler söylemiştir. Türkçe şiirlerini dört dîvâna taksim edip, birini çocukluğunda, ikincisini gençliğinde, üçüncüsünü olgunluğunda ve dördüncüsünü de ihtiyarlığında söylediği şiirlere tahsis etmiştir. Dîvânlarında toplam 37.000 beyt vardır.
İlim, edebiyat ve şiirdeki üstünlüğü ve hizmetlerinin çokluğu sebebiyle haklı bir şöhrete kavuşan Ali Şîr Nevâî, herkes tarafından sevilip sayılan, örnek bir şahsiyet oldu. Meclislerin adamı idi. Yâni onun bulunduğu meclislerde herkes susar, kimse onun bulunduğu yerde kendisini konuşmaya selâhiyetli görmezdi. Kültürüne köklü hizmetlerde bulunan, dînini, dilini, milletini, vatanını çok seven büyük bir âlim ve değerli bir fikir adamı idi.
Sultan Hüseyn, çocukluk arkadaşı ve yüksek ilim sahibi olan Ali Şîr’i çok sever, hürmet ederdi. Hattâ, Hirat’ta bulunmadığı zamanlar, yerine onu vekil bırakırdı. O da, sultan bulunmadığı zamanlar ona vekâlet eder ve adına fermanlar çıkarırdı. Bir müddet devlet hizmetinde bulundu, fakat hakkındaki dedikodular yüzünden istifa etmek istedi. Sultan Hüseyn, ondan ayrılmak istemediği için, istifasını kabul etmedi. Fakat Ali Şîr Nevâî ayrılmakta çok ısrar ettiği için, Hüseyn Baykara, saraydaki vazifeden muaf tutarak, Esterâbâd’a vali tâyin etti. Ali Şîr Nevâî, çok durmayıp bu vazifeden de istifa etti. Hirat’a dönüp inzivaya çekildi ve kendini ilme verdi. Fakat Hüseyn Baykara ile olan irtibatını kesmeyip görüşür, ona karşı dâima muhabbet ve iltifat gösterirdi. Vazifeden ayrıldıktan sonra da Sultan’ın en çok îtimâd ettiği ve yapacağı işlerde istişare de bulunduğu müşavir bir zât olarak kaldı.
Sultan Hüseyn; Baykara, Hirat’ın kuzeyinde bulunan geniş bir araziyi Ali Şîr’e hediye etmişti. O da bu arazi üzerinde kendi ismini taşıyan bir mahalle kurdu. Burada güzel ve büyük bir ev, câmi, medrese, hân, dergah, hastane ve bir dâr-ül-huffâz yaptırdı. Bu yerler, şimdi de Küçe-i Ali Şîr ismiyle tanınır. Maddî durumu müsait ve kendisi de çok iyilik, hayır ve hasenat yapmaya istekli olduğundan; müslümanların istifâdesi için pek çok bina yaptırdı. Hirat’ta, Horasan ve başka yerlerde yaptırdığı hayır eserlerinin sayısı üçyüzyetmişi bulmaktadır. Ayrıca hayır kurumlarının devamı için, bir çok malını bu eserlerin bakımına vakfetti. Din ilimlerinin öğrenilmesine çok sevinir, yardımcı olur, destek sağlardı. Tasavvuf ehline karşı derin muhabbeti vardı. Allahü teâlânın emirlerine uymakta gayret ve titizlik gösterirdi. Din büyükleri ile sohbetten büyük zevk alırdı. Sohbetleri o kadar câzib ve faydalı idi ki, o zamanda ve daha sonra gelenler, tatlı ve hoş bir sohbeti anlatmak için Nevâî sohbeti tâbirini kullanırlardı.
Ömrünü, vakitlerinin hepsini kıymetli, güzel ve faydalı işlere harcetmek, bayağılıktan ve basit işlerden sakınmak, Ali Şîr Nevâî’nin başlıca hususiyetlerinden idi. Güzel ahlâk sahibi, çok kıymetli bir zât idi. İhlâs sahibi olup, her yaptığı işi yalnız Allahü teâlânın rızâsını düşünerek yapardı. Otuz küsur senelik me’mûriyet hayâtı boyunca, devletten hiç maaş almamış, üstelik devlete para vererek yardımda bulunmuştur. Bâzı kaynaklarda, kendi memleketinden ayrılıp ilim tahsîli için gittiği başka memleketlerde parasız kalıp sıkıntı çektiği bildiriliyor ise de, bu sıkıntı, parası olmadığı için değil, serveti yanında olmadığı içindi.
İlminin çokluğu yanında, mîmârlık ve hattatlıkta mehâret sahibi olan ve bu sahalarda da kıymetli eserler veren Ali Şîr Nevâî, Türk dili ve edebiyatı üzerine çalışmış, verdiği çok kıymetli eserleri ile Çağatay Türkçesi edebiyatında kurucu rol oynamıştır. Kendisinden önce Türk dili üzerine o kıymet ve sağlamlıkta eser yazan bulunmadığı gibi, kendisinden sonra da uzun zaman, o kadar ciddî ve sağlam eser yazılmamıştır. Osmanlı edebiyatının yetiştirdiği pek çok şâir kendisini örnek almış, hattâ Çağatay Türkçesi ile, az da olsa, şiirler yazmalarına sebeb olmuştur. Bu durum, Şeyh Gâlib’e kadar devam etmiştir.
Türk edebiyatına otuzdan fazla eser kazandıran Ali Şîr Nevâî, millî dile ve millî değerlere hayat kazandırmak için büyük bir gayretle çalışırken, İran edebiyatının o devirlerdeki üstünlüğünü inkâr etmemiştir. Eserlerini daha çok klasik İran eserlerinden mevzu, fikir ve örnek alarak meydana getirmiştir. Onun, asıl dikkat edilecek yönü, bu mevzu ve örneklere vermiş olduğu şahsî üslup ve kazandırdığı millî vasıflardır. Bu yüzdendir ki, Ali Şîr Nevâî’nin pek çok eseri, edebiyatımızın en orijinal mahsûlleri arasına yerleşmiştir.
Ali Şîr Nevâî, eserlerinde Arabça ve Farsça kelimeleri de kullanarak, bu ortak medeniyet kelime ve ıstılahlarını Türkçe’nin kendi kelimeleriymiş gibi bir ifâde tâbiliği vermiştir. Aruzla Türkçe söyleyişin bir îcâbı olarak, Orta Asya Türkçesini bu vezin ve bu kelimelerin uzun heceleriyle seslendirmiştir. Bunun yanında İran klasik üslûbuna uyarak, şiirlerinde, Türkçe bir çok heceleri zevkli ve ahenkli bir şekilde uzatmıştır.
Ali Şîr Nevâî dîvânlarında, dîvân şiirinin çeşitli şekilleriyle söylenmiş, şiirler vardır. Ali Şîr’in en çok sevdiği ve değer vererek kullandığı bir nazım şekli de Tuyug’dur. Tuyug, dîvân şiirine Türk şâirleri tarafından getirilen millî bir nazım şeklidir. Orta Asya Türkçesi edebiyatında tuyuğun en güzel örnekleri Nevâî tarafından verilmiştir.
Ali Şîr Nevâî’nin dördü Türkçe, biri Farsça olmak üzere beş tane dîvânı vardır. Türkçe dîvânlarının genel adı Hazâin-ül-Maânî’dir. Türkçe dîvânlar, sırasıyla; 1- Garâib-üs-sıgar: Çocukluğunda yazmış olduğu şiirlerden meydana gelmiştir. 2- Nevâdir-üş-şebâb: Gençliğinde yazmış olduğu şiirleri ihtiva etmektedir. 3- Bedâyi-ül-vasat: Olgunluk devresinde yazdığı şiirleri bu eserde toplamıştır. 4- Fevâid-ül-kiber: Yaşlılığında söylemiş olduğu şiirleri bu dîvânda toplamıştır.
Ali Şîr Nevâî’nin diğer eserlerini şöyle sıralayabiliriz: 1- Hayret-ül-Ebrâr: İslâm ahlâkı, tasavvuf, îmân, adalet, doğruluk, ilim, cehalet, yiğitlik, edeb gibi konular üzerine yazılmış, manzum makale ve hikâyelerden müteşekkil bir mesnevîdir. 2- Ferhâd ve Şirin. 3- Leylâ ve Mecnûn: Nevâî’nin üçüncü mesnevîsidir. Bu mesnevî, Nizâmî’nin ve Hüsrev-i Dehlevî’nin izinde yazılmış olmakla beraber, olayların psikolojisi, tasviri ve sosyal hayat içinde işleyişi bakımından tamâmiyle orijinal, millî ve mahallî bir eser görünüşündedir. Hikâyede şahısların ve olayların tasviri, kelimelerle yapılan bir tablo hâlinde, adetâ Orta Asya hayâtını ortaya sermektedir. 4- Seb’a-i Seyyâre: Bu mesnevî, meşhûr Sâsânî hükümdârı Behrâm-ı Gûr’un hikâyesidir. Daha çocukken babası tarafından Medâin’den çıkarılan ve babasının ölümünden sonra çıkan taht kavgaları arasında, bir ordu ile Medâin’e gelerek hükümdâr olan Behrâm-ı Gûr’un yaptığı savaşlar, av maceraları, bu mesnevînin mevzuunu teşkil etmektedir. 5- Sedd-i İskenderî: Bu mesnevî, Zülkarneyn aleyhisselâmın hayâtını, fetihlerini, kahramanlıklarını ve adaletini anlatan bir İskendernâmedir. Beş mesnevisinden meydana gelen Hamse’si ile Türk edebiyatında ilk hamse yazan da Ali Şîr Nevâî’dir. 6- Lisân-üt-Tayr: Büyük âlim Ferîdüddîn-i Attâr’ın Mantık-ut-Tayr’ına nazire olarak yazılmış, 3.500 beytten meydana gelmiş tasavvufî bir eserdir. 7- Muhâkemet-ül-Lügateyn: Bu eser, Farsça ve Türkçe arasında edîbâne ve münekkıdâne bir mukayese olup, Türk dilinin Farsça’dan daha zengin ve daha mükemmel olduğunu isbat düşüncesiyle yazılmıştır. 8- Mecâlis-ün-nefâis: Bu eser, Türk edebiyatında ilk defâ Ali Şîr Nevâî tarafından yazılan bir şâirler tezkeresidir ve pek çok şâir tarafından örnek alınmıştır. 9- Mîzân-ül-evzân: Türkçe olup, bu eserde, Orta Asya Türk nazım şekilleri hakkında bilgiler ve örnekler verilmektedir. 10- Nesâim-ül-Muhabbe: Orta Asya’da yaşayan velîlerin hayat ve menkıbelerini anlatan bir Tezkiret-ül-evliyâ’dır. Tasavvufun Türkler arasında nasıl karşılandığı, büyük evliyâların Türklerden nasıl saygı ve sevgi gördüğü, Türk tasavvufu hakkında bilgiler veren bu eserde, özellikle halk psikolojisi bakımından önemli çizgiler vardır. 11- Nazm-ül-cevâhir (Türkçe), 12- Hamset-ül-mütehayyirîn, 13- Tuhfet-ül-mülûk (Fârisî), 14- Münşeât (Türkçe), 15- Sirâc-ül-müslimîn, 16- Târih-ül-enbiyâ (Türkçe), 17- Mahbûb-ül-Kulûb fîl-ahlâk, 18- Seyf-ül-hâdî ve rakâbet-ül-münâdî.
Ali Şîr Nevâî, 1499 (H.905) senesi sonlarında Astarâbâd seferinden dönen Sultan Hüseyn Baykara’yı karşılamaya çıktığında, yolda kalbinden rahatsızlandı. Sultan Hüseyn Baykara, onu bizzat kendi tahtırevanında Hirat’a getirdi. 1500 (H.906) senesi başlarında altmış yaşlarında iken, kendi evinde vefât etti. Evi civarında yaptırdığı Kudsiye Câmii yanında kendisi için önceden hazırlattığı türbeye defnedildi.
Ali Şîr Nevâî, Türk topraklarının hepsinde, zamanından başlıyarak bugüne kadar üstâd bilinmiş büyük bir şâirdir. Nevâî, başta Sultan Hüseyn, Molla Câmî, Devlet Şâh ve diğer çağdaşları olmak üzere onbeşinci asırdan bu yana, Orta Asya Türk şâirleri tarafından takdir edilmiş, eserlerine çok sayıda nazireler yazılmıştır. Hattâ Osmanlı Türk edebiyatına da örnek olmuştur. Onun güzel Türkçesi, Orta Asya edebiyatında büyük ölçüde kabul edildiğinden, ilminin ve san’atının uzun süren bir hayâtı ve hizmeti olmuştur.
Fuzûlî, İkinci Sultan Bâyezîd, Ahmed Paşa, Yavuz Sultan Selim, Bakî, Nedim ve Şeyh Gâlib gibi meşhûr şâirler, Nevâî’yi tanıyarak, eserlerini takdirle okumuşlardır. İçlerinden bâzıları, Ali Şîr’in şiirlerine nazîreler söylemiştir. Ali Şîr Nevâî’nin ünü, Türkiye’de Tanzimat’tan sonra da devam etmiştir. Şiirlerinden bir örnek:
Çün koyup kitgüng cihân mülkin musahhar boldı tut,
Çün yatıp ölgüng felek tahtı müyesser boldı tut.
Bir avuç su tapmayın ölseng kirek çün teşneleb,
Hicr ile ber fethinde özni Sikender boldı tut.
Açıklaması: Cihân mülkünü baştan başa tutsan da, koyup gideceksin. Feleğin tahtını eline geçti farzetsen de yatıp öleceksin. Ülkeleri fethederken kendini İskender farzetsen de, ayrılık sebebiyle bir avuç su bulmadan susuz ölsen gerek.

 1) Esmâ-ül-hüsnâ; cild-2, sh. 739
 2) Kâmûs-ül-alâm; cild-4, sh. 3195
 3) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-13, sh. 283
 4) Rehber Ansiklopedisi; cild-1, sh. 183

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Talebelerinden Bergamalı İbrâhim Efendi, ziyâret maksadıyla Seydişehir’e geliyordu.

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, kıymetli oğlu Muhammed Sâdıka “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” yazılmışdır. Ba’zı sırları bildirmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası