hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
11:38
13 Temmuz 2010 Salı
Okunma Sayısı: 698
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

Selçuklular zamanında Güneydoğu Anadolu’da kurulan Anadolu beyliği.

Anadolu’nun fethinde büyük yararlıklar gösteren Oğuzların Döğer boyundan Türkmen beyi Artuk Bey’e, Suriye Selçuklu hükümdârı tarafından Kudüs’ün idaresi verildi. Artuk Bey burada vefât etti. Büyük Selçuklu hükümdârı tarafından kendilerine iktâ yâni timâr olarak verilen topraklarda Artuk Bey’in oğulları, Sökmen ve İlgâzî beylikler kurdular. Artukoğlu Beyliği Güneydoğu Anadolu’da üç ayrı kol hâlinde gelişti.
 İlgâzî, babasının yerine Kudüs ve Filistin beyliğinde hâkimiyetini devam ettirdi. Sökmen ise, diğer kardeşleri ile birlikte, başka hâkimiyet bölgeleri ele geçirmek için seferler düzenledi. Suriye Selçuklu Devleti’ndeki kardeş kavgalarından faydalanarak Suruç’u ele geçirdi. Sökmen, Suriye’de Şehzade Rıdvan ile Şehzade Dukak arasındaki mücâdelede Rıdvan’a yardım etti. Şehzade Dukak’ı, Kınnesrin’de bozguna uğrattı. Daha sonra Dukak, Kudüs’ü ele geçirdi. Sökmen, Kudüs’ü tekrar geri aldı. Bir süre sonra haçlı orduları Suriye’yi işgal ederken, Mısırlı Fâtimîler tarafından teşvîk ediliyorlardı. 1098 (H.491) senesinde Fâtimîler, haçlı ordularının Türk ordusuyla savaşından faydalanarak Kudüs’ü ele geçirdi. Sökmen Suruç’a döndü. İlgâzî ise Bağdad valiliğine tâyin edildi.
Hısn-ı Keyfâ Artukluları: Sökmen Bey, bir süre sonra Hısn-ı Keyfâ’yı (Hasankeyf) ele geçirerek, Artuklu Beyliği’nin temelini attı. Bu yüzden bu bölgede kurulan Artuklu Beyliği’ne, Hısn-ı Keyfâ Artuklu Devleti denildi. Sökmen Bey 1103 (H.497) senesinde Selçuklu sultânı Muhammed Tapar’a bağlılığını bildirdi. Daha sonra Sultan’ın emri üzerine, kardeşi İlgâzî’yle birlikte bâzı ayaklanmaları bastırdı. 1104 (H.498) senesinin başlarında Urfa kontu Baudouin komutasındaki haçlı ordusu, Mardin ve Harran bölgesine saldırarak, Mardin beyi Uluğ Salar da dâhil olmak üzere bir çok Türkmen beyini esir aldı. Bu durum karşısında Sökmen Bey, Çökermiş Bey ile işbirliği yaparak haçlıları büyük bir bozguna uğrattı ve otuzbin kayıp verdirdi. Ayrıca pek çok ganîrmet ve esir alındı. Haçlı esirleri arasında Urfa kontu Baudouin de bulunuyordu. Bu sırada Mardin’e hâkim olan Sökmen’in yeğeni Yâkûtî vefât edince, yerine kardeşi Ali geçti. Ali, amcasının tâbiliğinden çıkıp Çökermiş’in yönetimi altına girdi. Sökmen bu duruma mâni olmak üzere iken, 1105 (H.499) senesinde hastalanıp vefât etti. Yerine oğlu İbrâhim geçti. Saltanatı üç sene süren İbrâhim Bey de 1108 (H.502) senesinde vefât etti. Yerine kardeşi Rükneddîn Dâvûd geçti. Bir süre sonra Rükneddîn Davud’un da vefâtı ile Fahreddîn Kara Arslan, Artukoğullarının başına geçti. Fahreddîn Kara Arslan, Diyarbakır civarını ele geçirdi. Ondan sonra yerine geçen Nûreddîn Mehmed, Diyarbakır bölgesine gelen Selâhâddîn-i Eyyûbî’ye bağlılığını bildirdi. Musul savaşında Selâhaddîn-i Eyyûbî’ye yardımda bulundu. Bu yardımı sebebiyle Sultan, ona bölgenin en büyük merkezi olan Diyarbakır’ı iktâ olarak verdi. 
Nûreddîn Mehmed’in yerine oğlu Kutbeddîn İkinci Sökmen geçti ise de, kısa zaman sonra vefât etti. Kardeşi Mahmûd’dan hoşlanmayan İkinci Sökmen, kölesi Ayas’ı veliahd tâyin etti. Fakat bu durumu onaylamayan Artuklu emirleri, Kutbeddîn’in vefâtından sonra kardeşi Nâsıreddîn Mahmûd’u Diyarbakır’a çağırarak tahta geçirdiler. Nâsıreddîn Mahmûd, önce Eyyûbîlere, sonra da Türkiye Selçuklularına bağlandı. Nâsıreddîn Mahmûd, 1222 (H.619) senesinde vefât edince yerine geçen oğlu Mes’ûd, Eyyûbî sultânı Melik Eşref’in yayılma politikasına karşı Mardin Artukluları’nın sultânı Artuk Arslan ile birleşti. Bu sırada Sultan Alâüddîn Keykubâd, Mes’ûd’un topraklarına girdi. Mes’ûd’a yardım eden Melik Eşrefi mağlûb etti ve Kahta, Çemişkezek, Adıyaman kalelerini ele geçirdi. Mes’ûd diğer şehirlerine dokunmamak şartıyla, Alâüddîn Keykubâd’ın tâbiyeti altına girmeyi kabul etti.
Bir süre sonra Celâleddîn Harezmşah’ın ordusunu tâkib eden ve İslâm medeniyetine telâfî edilemeyecek darbeler indiren Moğollar, Güneydoğu Anadolu’nun birçok şehirlerine saldırdılar. Ellerine geçen esirlerin erkeklerini hunharca öldürüp, kadınlarını askerlerine dağıttılar. Ancak kaçanlar ve kalelere sığınanlar kurtuldu. Moğollar, Diyarbakır civarında onbeş, Siirt havâlisinde ise yirmibin müslümanı şehîd ettiler.
İlk Moğol akını Güneydoğu Anadolu’yu bir kasırga gibi sardıktan sonra, Eyyûbî meliki Kâmil, 1231 (H.629) senesinde Diyarbakır’ı kuşatarak ele geçirdi ve Artuklu meliki Mes’ûd’un hâkimiyetine son verdi. Melik Mes’ûd yüzbin dinar verip kurtulmak istedi. Fakat Melik Kâmil bunu kabul etmeyerek, bütün topraklarını elinden aldı ve Mes’ûd’u Kâhire’ye götürdü. Böylece Artukoğullarının Sökmeniyye veya Hasankeyf kolu târihe karıştı.
Mardin Artukluları (İlgâzîler): Bağdad valiliğinden azledilen Necmeddîn İlgâzî, 1105 (H.499) senesinde diğer kardeşi gibi Diyarbakır havalisine göç etti. 1108 (H.502) senesinde Mardin’e sâhib olan İlgâzî, yeni bir Artukoğulları devletinin temelini attı. Onun kurduğu bu beylik de Mardin Artukluları veya İlgâzîler adını aldı. İlgâzî’nin kurduğu bu hânedân üç asır hüküm sürerek, Selçuklu devrinin en uzun ömürlü siyâsî teşekkülü oldu. Selçuklu sultânı Muhammed Tapar, Harran’ı haçlıların elinden kurtarınca, buranın idaresini İlgâzî’ye bıraktı. Bu sırada Ahlatşahlar’ın elinde esir bulunan İlgâzî’nin yeğeni Belek Bey, İkinci Sökmen’in ölümüyle kurtuldu ve hemen amcasının yanına gelerek birlikte bir çok cihâdlara katıldı. İlgâzî, haçlılarla yaptığı mücâdelelerle büyük şöhret kazandı.
Halep Selçuklu meliki Rıdvan, 1117 (H.511) senesinde vefât edince, Halep halkı İlgâzî’yi şehre davet etti. Halk onu bir kurtarıcı olarak karşıladı. Fakat bir süre sonra şehrin muhafazası için oğlu Timurtaş’ı görevlendirerek Mardin’e döndü. İlgâzî, 1119 (H.513) senesinde kendisine bağlı olan Erzen ve Bitlis beyi Toğan Arslan’la birlikte kırkbin kişilik bir ordu ile Antakya üzerine yürüdü. Antakya haçlı kontu Roger aynı sayıda ordu ile karşısına çıktı. Haçlılar Antakya yakınlarındaki muharebede yenilgiye uğradılar. Roger de ölüler arasında idi. İlgâzî, haçlıların elinde bulunan bir çok yeri ele geçirerek, onları denize kadar sürdü. Çok mikdarda ganimetle Haleb’e uğradıktan sonra Mardin’e vardı. İlgâzî’nin haçlılara karşı kazandığı zaferler karşısında, Muhammed Tapar’ın yerine geçen Sultan Mahmûd, Silvan’ı İlgâzî’ye verdi. İlgâzî, 1121 (H.515) senesinde Sultan Mahmûd tarafından Gürcistan seferine me’mûr edildi. İlgâzî’nin yanında bir çok Türkmen beyi ve emîri de vardı. Tiflis’e vardığında Selçuklu Tuğrul’u beklemeden hemen muharebeye tutuştu ve bozguna uğradı. Çok sayıda esir ve ganîmet vererek çekilmeye mecbur kaldı. Haçlılar tarafından yenilmez bilinen İlgâzî’nin bu mağlûbiyeti, düşmana cesaret verdi ve taarruza geçmelerine sebeb oldu. Kendi bölgesine geri dönen İlgâzî, yanına Belek Bey’i de alarak Urfa’yı kuşattı. Kuşatma sırasında rahatsızlanınca komutayı yeğeni Belek Bey’e bıraktı. Belek, bu muharebede haçlıları büyük bir hezîmete uğrattı. Urfa kontu Jocelin ve Birecik senyörü Galenan ile birlikte yirmibeş senyörü de esir aldı. Bu zafer, Belek’in şöhretinin İslâm ve hıristiyan dünyâlarında yayılmasına sebeb oldu. İlgâzî, tutulduğu hastalıktan kurtulamayarak, 1122 senesinde vefât etti.
 İlgâzî, adaleti, ihsânı, ve halka hizmeti ile meşhûrdu. Diğer memleketlere nazaran Mardin ve Haleb’de vergileri hafifletmek suretiyle halkın sevgisini kazandı. Zamanında, hâkim olduğu bölgede asayiş sağlandı. Ticâret kervanları emniyet ve intizam içinde işlemeye başladı. Harap köyler îmâr edildi ve komşu bir çok beyi de tâbiiyeti altına aldı.
İlgâzî’nin yerine geçen yeğeni Belek Bey, Halep’de iken, haçlıların Harput’u ele geçirdiğini haber alınca, sür’atle Harput’a dönerek kaleyi kuşattı ve tekrar aldı. Hıyanet edenlerin ve müslümanları öldürenlerin cezalarını verdi.
 Belek Bey, Harput mes’elesini hâlledince, devam eden haçlı savaşlarına katılmak için Haleb’e döndü ve haçlıları bozguna uğratıp, bâzı kaleleri fethetti. Bu arada Menbic şehrini kuşattı. Kuşatması sırasında aldığı bir ok yarası ile 1124 (H.518)’de şehîd oldu. Haçlıları Anadolu’dan temizlemeye çalışan Belek Bey’in ani ölümü, Türkler arasında bir şaşkınlık ve üzüntüye sebeb oldu. Yerine İlgâzî’nin oğlu Timurtaş geçti. Kardeşi Süleyman ise, Harput ve Palu bölgesini ele geçirerek buralara sâhib oldu. Süleyman’ın ölümü üzerine bölge, Hısn-ı Keyfâ Artuklu beyi Muînüddîn Sökmen’in oğlu Davud’un eline geçti. Fakat bir süre sonra Timurtaş bu şehirleri geri aldı.
İhtiyatlı bir şekilde devletini kuvvetlendiren Hüsâmeddîn Timurtaş, 1154 (H.548)’de Mardin’de öldü. Şehrin altındaki şehîdlikte defnolundu. Yerine, oğulları arasında en liyakatlisi olan Necmeddîn Alpı tahta çıktı. Necmeddîn Alpı, Mardin’deki devlet işlerini yola koyduktan sonra, Meyyâfârıkîn’e gitti. Buranın valisi Yınal’ı görevden alıp, yerine İlalmış’ı getirdi.
Necmeddîn Alpı’nın, 1157 (H.552) senesinde Hısn-ı Keyfâ Artuklu hükümdârı Fahreddîn Kara Arslan ile arası bozuldu. Necmeddîn Alpı, Ahlatşah hükümdârı Sökmen ile birleşerek Hısn-ı Keyfâ Artukluları’nın topraklarını işgal etti. İki Artuklu devleti karşı karşıya gelip tam savaşacakları sırada, Necmeddîn Alpı ile Kara Arslan anlaşarak memleketlerine geri döndüler. Bu olaydan sonra iki hânedânlık arasında kuvvetli bir dostluk kuruldu.
Necmeddîn Alpı ile Kara Arslan arasında devam eden dostluk, hânedânlığın yükselmesine sebeb oldu. Güneydoğu Anadolu bölgesi bu sayede îmâr ve medeniyet yolunda ilerledi. Necmeddîn Alpının, oğlu Kudbeddîn İlgâzî’ye, Kara Arslan’ın kızını alması ile hânedânlık iki taraftan da birbirine daha sıkı bir şekilde bağlandı.
Necmeddîn Alpı’nın, yirmiiki yıl saltanat sürdükten sonra 1176 (H.572) senesi Temmuz ayında vefât etti. O da babası gibi medeniyet ve îmâr faaliyetlerine önem vermiş, halkı adalet ve refah içinde yaşatmıştı. Bölgede yaşayan hıristiyanlar, yazdıkları eserlerde, bu beyden ziyadesiyle memnun olduklarını anlatmışlardır.
Necmeddîn Alpı’nın vefâtından sonra yerine, oğlu Kudbeddîn İkinci İlgâzî geçti. İkinci İlgâzî sekiz yıl süren saltanatı müddetince hâkimiyetini kabul etmeyen emirlerle ve topraklarını ele geçirmek isteyen Eyyûbîler’le uğraştı. Mardin’deki Büyük Câmi’yi yaptıran İkinci İlgâzî 1184 (H.580) senesinde vefât edince, yerine oğlu Hüsâmeddîn Yavlak Arslan tahta çıktı. Yavlak Arslan’ın yaşı küçük olduğundan, devleti, babasının vezirlerinden Nizâmüddîn Aİp Kuş idare etti. 1185 (H.581) senesinde Ahlatşah sultânı İkinci Sökmen’in vefâtı üzerine Artuklu Devleti’nin idaresi tamâmiyle Alp Kuş’un eline geçti.
Alp Kuş, Yavlak Arslan’ın ölümü üzerine yerine geçen Artuk Arslan’ı da vesayet altında tuttu. Artuk Arslan, 1204 (H.601) senesinde Alp Kuş’u bertaraf ederek devletin tek hâkimi durumuna geldi. Artuk Arslan uzun seneler Eyyûbîler ile muharebelerde bulundu. 1231 (H.629) senesinde ardı arkası kesilmeyen Moğol orduları, Mardin Artukluları’nın topraklarını işgal ile ele geçirdikleri pek çok müslümanı şehîd ettiler. Artuk Arslan ve halk, Mardin kalesine sığınarak Moğol katliâmından kurtuldular.
Otuzbeş yıl saltanat süren Artuk Arslan, 1239 (H.636) senesinde ölünce yerine, oğlu Necmeddîn Gâzî geçti. Saltanat kavgasına mâni olmak için diğer üç kardeşini hapsettirdi. Necmeddîn Gâzî, 1242 (H.640) senesinde; Urfa, Harran ve Cezîre’yi Halep Eyyûbîleri’nden geri aldı. Moğollar 1251 (H.650) senesinde tekrar Diyarbakır ve Meyyâfârıkîn (Silvan) havalisine girdiler. Bir çok müslümanı öldürdükten ve çok mikdarda ganimet aldıktan sonra geri Azerbaycan’a döndüler. 1256 (H.654) senesinde Azerbaycan’da başkent Tebriz olmak üzere İlhanlı Devleti kuruldu. Hülâgu, Güneydoğu Anadolu’da bulunan beylikleri kendine itâate davet etti. Necmeddîn Gâzî ve Meyyâfârıkîn emîri Melik Kâmil bu daveti kabul etmedi. Bunun üzerine Hülâgu, 1256 (H.654) senesinde Şehzade Yâşmut kumandasında bir orduyu Mardin ve Meyyâfârıkîn (Silvan) üzerine gönderdi. Bu iki şehir uzun süre Moğol kuşatmasına karşı dayandı ise de, hastalık ve açlıktan halkın büyük bir kısmı öldü. Moğollar Meyyâfârıkîn’e girdiği zaman, sâdece insan ölüleri ile karşılaştılar. Mardin kalesinde bulunan erzak sayesinde Necmeddîn İlgâzî, Moğol kuşatmasına sekiz ay dayanabildi. Kalede bulunan halkın çoğu açlıktan ve veba hastalığından öldü Necmeddîn Gâzî de hastalığa yakalananlar arasında idi. En sonunda Necmeddîn Gâzî’nin oğlu Moğollarla anlaşmaya razı oldu. Anlaşmaya göre Artuklular, Moğol tâbiiyetine girecek, Moğollar da emân dileyenleri ördürmeyecekti.
Kara Arslan, Hülâgu’nun yanına çok kıymetli hediyelerle gitti. Hülâgu, memleketine dönmekte olan Kara Arslan’ın yanına bir tabur Moğol askeri kattı. Böylece Kara Arslan’ın ilerde muhalefet etmesini engellemeye çalıştı. Kara Arslan yola çıktıktan sonra, Hülâgu bir yolunu bulup, onun en kuvvetli altmış yedi emîrini öldürttü.
Fahreddîn Kara Arslan, Moğolların tâbiiyetinde 1259 (H.657) senesinden 1291 (H.691) senesine kadar uzun ve sakin bir hayat sürdü. Bu sayede küçük Artuklu Devleti’ne bir buçuk asırlık ömür daha sağladı. Kara Arslan, 1291 (H.691) senesinde otuzüç senelik saltanattan sonra öldü ve Mardin’de yaptırdığı Muzafferiye Medresesi bahçesine defnedildi. Yerine oğlu, Şemseddîn Dâvûd geçti. Davud’un saltanatı üç yıl sürdü. Davud’un ölümü üzerine Kara Arslan’ın diğer oğlu İkinci Necmeddîn Gâzî tahta çıktı. İkinci Necmeddîn Gâzî, 1312 (H.712) senesine kadar saltanat sürdü. Moğol hâkimiyeti altında olan Güneydoğu Anadolu’da birlik ve beraberlik bozuldu. Necmeddîn Gâzî’nin en mühim işi, saltanatı boyunca baş kaldıran küçük beylikler ve gayr-i müslim tebea ile uğraşmak oldu.
Necmeddîn Gâzî’nin vefâtından sonra başa, oğlu Ali Alpı geçtiyse de onyedi günlük saltanattan sonra zehirlenerek öldü. Bunun üzerine kardeşi Melik Salih tahta geçti. Melik Sâlih, yarım asrı geçen saltanat devri ile Artuklu hükümdârları arasında tahtta en fazla kalan hükümdâr oldu. O da babası gibi İlhanlı Devleti’ne bağlı kaldı. Nihayet 1365 (H.766) senesinde seksen yaşında iken ellidört senelik bir saltanattan sonra vefât etti. Yerine oğlu Ahmed geçtiyse de kısa bir süre sonra o da vefât etti. Ahmed’in oğlu Salih Mahmûd çocuk olduğu için, ancak dört ay saltanat sürdü. Yerine amcası Dâvûd sultan oldu ve 1376 (H.778) senesine kadar saltanat sürdü. Vefâtı üzerine yerine oğlu Îsâ geçti.
Melik Îsâ, babası gibi âdil ve merhametli idi. Karakoyunlular ile Artuklular arasında sık sık savaşlar olurdu, Îsâ Bey, 1384 (H.786) senesinde yine Karakoyunlu hükümdârı Kara Mehmed’in saldırısına uğrayarak mağlûb oldu. Bir süre sonra Tîmûr Hân’ın Tebriz’i ele geçirmesiyle Melik Îsâ, Mısır sultânına bağlılığını bildirdi. Sultan Berkuk buna karşılık 1385 (H.787) senesinde Melik Îsâ’ya hil’at gönderdi. Tîmûr Hân’ın ordularıyla Güneydoğu Anadolu üzerine yürümesi ve zaferler kazanarak Mardin’e yaklaşması üzerine Melik Îsâ, onun tâbiiyetine girmeyi kabul etti. Fakat iki ordu askereleri arasında küçük çarpışmalar oldu.
Sultan Îsâ, Tîmûr Hân’a hediyeler sunmak için şehirden çıkarken, kardeşine ve komutanlarına kaleyi asla teslim etmemelerini tenbihledi. Fakat maiyeti ile birlikte esir alındı. Tîmûr Hân, Musul seferinden dönüşünde Mardin’i kuşattı. Mardin kalesinin kuvvetli olması yüzünden muhasara uzun sürdü ve pek çok müslüman öldü. Artuklu vezîri Alâeddîn Altınbuğa, Tîmûr Hân’ın ordusuna çok zayiat verdirdi. Sultan Îsâ’nın yerine, yeğeni Melik Sâlih’i tahta çıkardı. Bir süre sonra Tîmûr Hân, Îsâ’yı affetti. Adına hutbe okutması ve para bastırması şartıyla Mardin’e gönderdi. Melik Sâlih tahtı amcasına bıraktı. Sultan Îsâ tahta geçtikten sonra bir süre daha Tîmûr Hân’a itâat etti. Sonraları Memlûklere karşı savaşmayı red ederek bu itâatten vazgeçti. Bunun üzerine Tîmûr Hân Mardin üzerine yürüdü. Şehrin muhasarasını Akkoyunlu reisi Kara Osman’a bırakarak bir kısım kuvvetiyle Bağdad taraflarına gitti.
Kara Yülük Osman, Mardin’i uzun süre kuşattı ise de almaya muvaffak olamadı. Muhasaranın uzaması kaledekiler için tehlikeli oluyordu. Bu sebeble Sultan Îsâ, ağır şartlar altında Tîmûr Hân ile anlaşmaya mecbur kaldı ve Tîmûr tarafından affedildi. Bu sırada Kara Osman, Urfa, Suruç ve Siverek bölgelerinde söz sahibi olan Türkmen reisi Dımışık Hoca ile Yağmur Bey’i itâati altına aldı. Bunların yardımıyla Mardin’i kuşattı. Fakat yine başarılı olamadı.
Kardeş ve akraba olan Karakoyunlular ile Akkoyunlular arasında Mardin ile Hısn-ı Keyfâ arasındaki Savur civarında çok şiddetli savaş oldu. Karakoyunlu Kara Yûsuf, bir ara Kara Osman’a haber göndererek; “Her ikimiz de Türkmeniz. Bundan sonra birbirimizle uğraşmayalım. Ben Çağataylarla, sen ise Anadolu taraftarıyla meşgul ol” dedi. İkisi arasında andlaşma olunca, Kara Osman tekrar Mardin’i kuşattı. Sultan Îsâ, bu sırada Halep bölgesinde istiklâlini îlân eden Çekim Bey’den yardım istedi. Mardin yakınlarında konaklayan Çekim, Sultan Îsâ’nın isteğini vezirlerle istişare etti. Varılan karar gereği Kara Osman’ın üzerine yürüdü. Aralarındaki çetin savaş sonunda, Kara Osman’ın oğlu İbrâhim öldürüldü. Kara Osman Diyarbakır’a sığındı. Şehrin etrafındaki bağlıkları su altında bıraktı. Sultan Îsâ ve Çekim’in askerleri, bataklık hâline gelen bağlıklara girince hareket edemez hâle geldiler. Kara Osman derhâl şehirden çıkarak hücûma geçti. Çekim ve Sultan Îsâ öldürülünce askerleri derhâl geri çekildiler. Artuklular bu büyük kayıplarından sonra Mardin surları içine kapanarak müdâfaaya başladılar. Sultan Îsâ’nın yerine oğlu Şehâbeddîn Ahmed’i tahta geçirdiler. Şehâbeddîn Ahmed, Karakoyunlu hükümdârı Kara Yûsuf’a, Kara Osman’ın Mardin’i kuşattığını bildiren bir mektup gönderdi. Bunu fırsat bilen Kara Yûsuf Diyarbakır’ı kuşattı. Kara Osman, Mardin kuşatmasını kaldırarak hızla Diyarbakır’a döndü. Kara Yûsuf, Akkoyunluları mağlûb etti. Artuklu sultânı Şehâbeddîn Ahmed, topraklarını Kara Yûsuf’a karşı koruyamayacağını anlayınca, Kara Yûsuf’u Mardin’e davet etti. Kara Yûsuf, Şehâbeddîn Ahmed’i 1409 (H.812) senesinde Musul’a gönderdi. Böylece Mardin Artukluları târihe karıştı.
Harput Artukluları: 1185 (H.581) senesinde İmâdeddîn Ebû Bekr tarafından Artukluların Harput kolu kuruldu ise de, fazla bir varlık gösteremedi. Bu bölgeye sâhib olan Artuklular, 1234 (H.632) senesinde Birinci Alâüddîn Keykubât tarafından Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağlandı.
Artuklular hep ayrı beylikler hâlinde görülen siyâsî teşekküller hâlinde kaldılar ve hiç bir zaman tek bir devlet olamadılar. Haçlılara karşı cihâdları ile meşhûr olan İlgâzî ve Belek Bey gibi büyük mücâhid sultanlar, bütün Artukluları kendi otoriteleri altına topladılarsa da devletin bünyesinde hukukî bir birlik meydana getiremediler. Mevcud feodal beyliklere dokunmadılar. Başta bulunan sultan, siyâsî hâkimiyeti, kendisine bağlı kalmak suretiyle oğlu, kardeş ve amca olmak üzere şehzadelere taksim ediyor, bu ise merkezî bir devlet kurma teşebbüsünü engelliyordu.
Artuklu toprakları, medeniyetçe çok ileri İslâm devletleri arasında, Mısır, Suriye, Anadolu, Irak ve İran yolları üzerinde bulunduğu için, büyük ticâret faaliyetlerinin merkezi durumunda idi. Bundan faydalanan sultanlar, geniş inşâ ve îmâr faaliyetlerine girişerek ticarî ve iktisadî büyümeyi kuvvetlendirdiler. Memleketlerinin ticarî ve iktisadî imkânlarını geliştirdiler. Zamanın diğer Türk hükümdârları gibi yurtlarının medenî yönden yükselmesi ve halkın ihtiyaçlarının giderilmesi için çok çalıştılar. Ülkelerini; câmi, medrese, imaret, zaviye, köprü, kervansaray, hastane ve kalelerle süsleyip bir medeniyet diyarı hâline getirdiler. Artukluların Mardin ve çevresinde yaptırdıkları pek çok eser vardır: Emîneddîn Külliyesi, Necmeddîn Külliyesi, Hüsâmiye Medresesi, Ulu Câmi, Hâtuniye Medresesi, Radviyye Hamamı, Mârufiye Medresesi, Şehîdiye Medresesi, Muzafferiye Medresesi, Yeni Kapı Hamamı, Melik Mansur Medresesi, Ulu Câmi Hamamı, Altunboğa Medresesi, Latîfiye Câmii, Melik Mahmûd Câmii, Süleyman Paşa Câmii, Sultan Îsâ Medresesi bunların en önemlileridir.
 Artukluların hüküm sürdüğü topraklar, Türklerden önce Bizanslılara ve Abbâsîlere aitti. Fırat boyları Bizanslıların, Dicle havzası ise Abbasîlerin elinde bulunuyordu. İlk Artuklu sultanları ilim ve kültürle fazla uğraşmadılar. Meşgaleleri zarurî devlet işleri ve cihâddan başka bir şey değildi. Bununla beraber ilim ve kültürü himaye etmeyi kendilerine bir vazife sayıp, ellerinden geleni esirgemediler. Artuklu sultanlarının ilim sahibi olmaları, Hüsâmeddîn Timurtaş ile başladı. O, ilim adamlarını himaye eder ve bizzat ilim ve edebiyat ile uğraşırdı. Artuklu sultanlarının büyük merkezlerde yaptırmış oldukları medreselerde değerli ilim adamları yetişti. Bölge, Bizans hududuna yakın olduğu için, medreselerde yetişen âlimler, İslâmiyetin yayılması için çok gayret gösterdiler ve halkı durmadan cihâda teşvik ettiler.

1) Müslüman-Türk Devletleri Târihi (Prof. Dr. Erdoğan Merçil); sh. 243
2) Doğu Anadolu Türk Devletleri Târihi (Prof. Dr. Osman Turan); sh. 134

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Bedreddîn Tirmizî isminde biri simyâ ile uğraşırdı.

GÜNÜN HADİSİ

Din kitaplarında, (Şu on kısımdır, dokuzu şundadır) gibi ifadeler geçiyor. Onda dokuzu ne demektir?

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, molla Abdülgafûr-i Semerkandîye yazılmışdır. Bu büyüklerin nisbetinden az birşeye kavuşulursa, bunu az görmemek lâzım geldiği bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası