hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
11:43
13 Temmuz 2010 Salı
Okunma Sayısı: 871
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

Anadolu’da yaşayan Türkmenleri etrafında toplayıp, Anadolu Selçuklu Sultânı İkinci Gıyâseddîn Keyhüsrev’e karşı isyân ettiren, peygamberlik iddiasında bulunan Baba Resûl ve onun adamlarından olan Baba İshak tarafdârlarına verilen ad.

Büyük Selçuklu sultânı Alb Arslan tarafından 1071 (H.464) senesinde kazanılan Malazgird zaferindan sonra, Mâverâünnehr, Harezm, Azerbaycan, Horasan ve İran taraflarından gelen Türkler Anadolu’ya yerleşmeye başladılar. Ayrıca Karahıtaylarla, Harezmliler arasındaki mücâdeleler sebebiyle Fergana’daki şehirlerin çoğu harabe hâline gelince, bölgedeki halkın büyük bir kısmı Anadolu’ya göç etti. Aynı dönemde Büyük Selçuklu Devleti’nin, Harezmliler tarafından yıkılmasından sonra, yine pek çok Türk, Anadolu’ya gelerek yerleşti. Ayrıca bu sıralarda ortaya çıkan Moğol istilâsında, Cengiz orduları önünden kaçan Oğuz ve Karluk Türkleri de Anadolu’yu yurt edindiler. Daha sonra Harezmşâhlar Devleti’nin yıkılması ile Harezm Türkleri de Türkiye Selçuklularına sığınırak Anadolu’ya gelip yerleştiler.
Bu sırada Alâeddîn Keykûbâd’ın idaresindeki Türkiye Selçuklu Devleti, hemen her yönden zirveye ulaşmıştı. Değişik milletlere mensup, değişik inanç ve kültür yapısına sahip topluluklar, Anadolu’da bir müddet sulh ve sükûn içinde yaşadılar. Henüz eski dinlerinden vaz geçmeyen ve yeni müslüman olan Türkmenler, büyük kitleler hâlinde Anadolu’ya gelip yerleştiler ve Orta Asya’daki inanç ve yaşayışlarını devam ettirmeye çalıştılar. Anadolu’ya gelen bu Türkmen kitleleriyle birlikte, değişik mıntıkalardan gelen tasavvuf erbabı dervişler de vardı. Hakîkî tasavvuf erbabı olup, insanlara Allahü teâlânın dîninin emirlerini ve yasaklarını anlatan dervişlerin yanında; tasavvuf erbabı, zâhid gibi görünüp, eski Mani ve Mecusîlik dînindeki bozuk inanışları, İslâm dînindenmiş gibi göstermeye çalışan sapık kimseler de vardı.
Şihâbüddîn Sühreverdî ve Necmüddîn-i Kübrâ gibi büyük velîlere bağlı olan dervişler, daha çok şehir kesimlerinde yerleşip, insanları Allahü teâlânın emirlerine uymaya ve yasaklarından sakınmaya davet ediyorlardı. Bu zâtlar, bilhassa; Konya, Kayseri, Tokat ve Amasya gibi merkezlerde te’sirli oluyorlardı. Bozkırlarda göçebe olarak yaşayan Türkmenlerin ise, İslâm dîni ile ilgili köklü ve sahih bilgileri az olduğundan, bilhassa bozguncu fikirler taşıyan art niyetli kişiler bu durumdan istifâde ederek, kendi sapık fikirlerini anlatıp insanları ifsâd ediyorlardı. Eski inançlarını ve atalarıyla ilgili bir takım dînî geleneklerini muhafaza eden Türkmenler; baba, ata veya dede ünvanını taşıyan bâzı kötü niyetli kimselerin etkisinde kalıyorlardı.
Hakîkî melâmîlikten uzaklaşan ard niyetli bâzı kimseler, kendilerine cevâlika, melâmî veya kalenderî diyor, etraflarına topladıkları kimselere Hint menşeli bir takım sapık fikirleri telkin ederek, her türlü günahı işliyorlardı. “Kalblerimiz temizdir, her işi Allah rızâsı için yapıyoruz; riyâdan, gösterişten kurtulup hâlis Allah adamı olmak için günah işliyoruz. Allahü teâlânın ibâdete ihtiyâcı yoktur. Kulların günah işlemesi ona zarar, ziyan vermez. Asıl günâh, mahlûkları incitmek, can yakmaktır. İbâdet de, insanlara iyilik, ihsân etmektir” diyerek câhilleri aldatıyorlardı. Bunların çoğu bekâr yaşıyor, ahlâkî ve dînî kaidelere riâyet etmiyor, acâib kıyafetlerle geziyor, saçlarını, sakallarını, bıyık ve kaşlarını, tamâmiyle kazıtıyorlardı. İslâm dîninin emir ve yasaklarını hiçe sayan bu kimseler, şehirlerde kabul görmüyor, hattâ kovuluyorlardı. Kendilerine melâmî veya kalenderî diyen ve derviş olduklarını iddia eden bu zındıklar, aslında tabîata, suya, aya ve güneşe tapmaktaydılar.
Temel görüş ve fikirleri, İslâm dînini yok edip, Mecusîlikteki ve Mani dinindeki sapık fikirleri yaymak olan, çeşitli sinsî metodlarla insanları kandıran bâtınîler (ismâilîler) de boş durmuyor, Suriye ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki yeni müslüman olmuş Türkmenler arasında bozuk fikirlerini yayıyorlardı.
Dînî, siyâsî ve ekonomik özellikleri bu durumda olan Anadolu’daki Selçuklu Devleti’nin başında, güçlü, âdil vefazîlet sahibi Alâeddîn Keykûbâd bulunuyordu. Onun zamanında dışarıda devletin îtibârı olduğu gibi, insanlar da kardeşçe, huzur içinde yaşıyorlardı. Devletin güçlü bir ordusu vardı. Ülke içinde bir çok îmâr ve inşâ çalışmaları devam etmekte idi. Selçuklu Devleti’nin bu durumu karşısında, Moğollar da Anadolu’ya karşı bir istilâ ve tecâvüz hareketine cesaret edemiyorlardı.
1237 (H.635)’de Alâeddîn Keykûbâd’ın ölümünden sonra tahta geçen İkinci Gıyâseddîn Keyhüsrev, babası gibi dirayet ve liyâkat gösteremediği gibi, devlet işlerini bâzı kimselere vererek kendi hâlinde yaşamaya başladı. Kendilerine vazife verilen kimseler de, memleketi, kendi siyâsî menfaatleri doğrultusunda idare ediyorlardı. Bu boşluktan ve kargaşalıktan istifâde eden vergi memurları, halkı yüksek vergilerle ezmeye başladılar. Bir kaç yıl içinde ülkenin idaresinde ve halkın huzurunda bozukluklar başgösterdi. Bu sıkıntı ve sarsıntıları fırsat bilen bâzı bozuk kimseler, ihtiyaçlarını giderebilmek için yağma hareketlerine girdiler. Bu şekilde, ülkenin her tarafında huzursuzluklar çoğaldı.
Moğol zulmünden kaçıp gelen ve bir kısmı Suriye’deki Eyyûbîlere, bir kısmı da Selçuklu hükümdârı Alâeddîn Keykûbâd’a sığınan Harezmliler de, Alâeddîn Keykûbâd’ın ölümünden sonra yerine geçen İkinci Gıyâseddîn Keyhüsrev’e karşı harekete geçtiler. Hükümdâr bu yüzden Harezmlilerin reisi Kayır Hân’ı yakalatıp, Zamantı kalesine haps ettirdi. Kayır Hân’ın zindanda ölmesi üzerine isyân eden Harezmliler, Orta Anadolu’dan itibaren geçtikleri yerleri yağmalayarak Malatya’ya ulaştılar. Kendilerine katılan yetmişbin kadar Türkmen kuvvetiyle beraber Güneydoğu Anadolu mıntıkalarını; Urfa, Harran ve Suruç bölgelerini tamamen harâb ettiler. Suriye’deki Eyyûbîlerin ve Anadolu’yu istilâ etmek isteyen Moğolların da Türkmenleri teşvik ve tahrik etmesi, isyânı iyice büyüttü.
Ülkenin içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan istifâde etmesini bilen Baba Resûl, Sultan’ın zalimliğini, içki meclislerinde bulunarak Allah yolundan ayrıldığını, devlet adamlarının halka zulm ettiğini, kendinin bütün bu yolsuzluk ve zulümlere son vermek üzere, bizzat Allah tarafından vazifelendirdiğini ve zafere ulaşacağını söyleyip, propaganda etti. Talebesi olan Baba İshak’ı da, peygamber olduğu fikrini anlatmak ve Türkmenleri, Selçuklu Devleti’ne karşı isyâna teşvik etmek üzere Güneydoğu Anadolu’ya gönderdi.
Selçuklu sultânı İkinci Gıyâseddîn Keyhüsrev’in idaresinden memnun olmayan Harezmlilerin ve Türkmenlerin devlete karşı olan tutumlarından faydalanmasını bilen Baba İshak, müslüman ve zâhid görünerek câhil ahâlîyi aldattı. Bâtınîliğe ait sapık fikirleri Türkmenler arasında yaymaya çalıştı. Amasya dolaylarında geleceği beklenen kurtarıcı peygamberin çıktığını söyleyerek herkesin inanmasını istedi ve halkı Selçuklu Devleti’ne karşı toplu hâlde isyâna teşvik etti.
Amasya yöresinde bulunan Baba Resûl’ün peygamberlik iddiasında bulunduğunu ve kendisine karşı isyân ettiğini haber alan İkinci Gıyâseddîn Keyhüsrev, onun üzerine ordu gönderdi. Amasya’ya ulaşan ordu, şehre hâkim oldu. Taraftarlarıyla bir müddet kendisini savunan Baba Resûl, daha fazla dayanamayarak kaçtı ve Amasya kalesine sığındı. Şeyhinin kuşatıldığını haber alan Kefersûd’da bulunan Baba İshak, Sultan’ın bir vergi memurunun kendisine yaptığı haksızlığı bahane edip, zâten Selçuklulara karşı ayaklanmış olan Harezmlileri ve Maraş, Adıyaman, Kefersûd, Malatya ve Elbistan’ı içine alan bölgedeki Türkmenleri etrâfına toplayarak Amasya’ya hareket etti. Gayr-i müslimlerin ve Selçuklu idaresine karşı memnuniyetsiz olan kimselerin de katılmasıyla isyân iyice büyüdü. Büyük bir kısmı câhil Türkmenlerden olan Baba İshak’ın ordusu, önce Kefersûd’u işgal etti. Sonra Adıyaman (Hısn-ı mansûr), Gerger ve Kahta’yı ele geçirdiler. Yollarının üstündeki her yeri yağmalayarak kendilerine karşı çıkanları işkenceyle öldürdüler.
Büyüyen tehlikenin kendilerine yaklaştığını gören ve kahramanlığı ile meşhûr olan Malatya valisi Muzafferüddîn Ali-Şîr, Selçuklu askerlerinden ve bir kısım hıristiyan ahâliden topladığı kuvvetlerle Baba İshak küvetlerine karşı koymaya çalıştı. İki taraf arasında Malatya yakınlarında meydana gelen korkunç bir savaştan sonra, Muzefferüddîn Ali-Şîr’e bağlı birlikler yenilerek geri çekildiler. Vali tekrar Malatya’ya dönerek yeni kuvvetler hazırlamaya başladı. Topladığı yeni kuvvetlerle babaîleri yâni Baba İshak taraftarlarını geriletmeyi denedi ise de muvaffak olamadı. Malatya yakınlarındaki Elbistan’da cereyan eden savaştan sonra, Baba İshak kuvvetleri yeni tarafdarların katılmasıyla iyice kuvvetlendi. Sivas’a doğru yürüyen babaîlere, Sivas’taki Selçuklu askerleri ve yerli ahâli karşı koyduysa da muvaffakiyet sağlanamadı. Sivas valisini ve ileri gelenlerini işkence yaparak öldürdüler. Bir çok yağma ve gasb hareketinde bulunarak iyice azdılar. Muhasara altında bulunan Baba Resûl’e kavuşmak üzere Tokat ve Amasya taraflarına doğru yürüdüler ve karşı gelenleri imha ettiler. Baba İshak ve tarafdârlarının Amasya’ya yöneldiğini haber alıp, durumun iyice karışacağını ve hayâtının tehlikede olduğunu anlayan Baba Resûl, yakın adamlarıyla Baba İshak’a haber göndererek, Amasya’ya değil, Canik taraflarına gitmelerini istedi. Fakat buna aldırış etmeyen Baba İshak ve tarafdarları Amasya’ya geldiler.
Bu gelişmeleri haber alan Selçuklu sultânı İkinci Gıyâseddîn Keyhüsrev, Anadolu’da çok sevilen Mübârizüddîn Armağan Şâh’ı, Amasya valiliğine tâyin etti ve ayaklanmayı bastırmakla vazifelendirdi. Amasya’ya gelen Armağan Şâh şehre hâkim oldu.
Baba Resûl ve adamları, şiddetle karşı koymaya çalıştılar. Baba Resûl; kendi tarafdârlarını hiç bir şeyden korkmamaları ve şiddetle çarpışmaları için teşvîk etti ve hiç kimsenin düşman silâhlarından yaralanıp ölmeyeceği telkininde bulundu. Ancak isyâncılar sekiz arkadaşlarının öldürüldüğünü ve bir çoğunun da yaralandığını görünce, endişe ve korkuya kapılarak Baba Resûl’e geldiler ve; “Neden bizi aldattın? Sen de tıpkı arkadaşlarımız gibi öleceksin” dediler. Baba Resûl yeminler ederek, Allah’ın meleğinin kendisine zafer vâd ettiğini söyledi. Bu defâ karşısındakiler; “Seni aldatan şeytandır” dediler. Bu sözler karşısında söyleyecek bir şey bulamayan ve hilesinin anlaşıldığını kavrayan Baba Resûl, bir bahane ile; “Ey Rabbîm! Ne yaptın! Yoksa uyuyor musun?” dedi. Yanındakilere de dönerek; “Yarın Rabbim ile konuşacağım ve sizin hepinizin huzurunda, size ve bana bu talihsizliğin neden eriştiğini soracağım” dedi ve şâmânizmdeki şâmânların gök tanrı ile konuştukları yolundaki iddialarına benzeyen inancını ortaya koydu. Ertesi gün bir hücûm daha yaptı ve bu esnada kürek kemiklerinden yaralandı, ölümünün fark edilmemesi için bir kenara çekilerek saklandı. Daha sonra Mübârizüddîn Armağan Şâh tarafından yakalanıp, kale burcuna asılarak îdâm edildi. Gece olunca, ileri gelen adamları onu asılı olduğu yerden indirdiler. Sabah olunca da Baba Resûl’ü asılı olduğu yerde göremeyen tarafdarları, onun, hiç bir fânî tarafından öldürülemeyeceğini ve Baba’nın göklere çıkıp meleklerin yardımını getireceğini söylediler. Böylece bâtınîlikteki, geleceği beklenen peygamber ve Mehdî inancını sinsice yaydılar. Bu sırada Baba İshak ve tarafdarları da Amasya’ya gelerek, Selçuklu kumandanı Mübârizüddîn Armağan Şâh’ı şehîd ettiler. Baba Resûl’ün ölmediğine ve kendilerine zafer ve hâkimiyet vâd ettiğine inanan babaîler, hücûma geçerek başşehir Konya’ya doğru yürüdüler.
Ordusunun başına gelenleri öğrenen İkinci Gıyâseddîn Keyhüsrev, Erzurum’da bulunan, Moğollara karşı sınırlarını korumakla vazifeli ordunun, babaîler üzerine yürümesini emretti. Çevreden toplanan yeni kuvvetlerle takviye edilen bu ordu, Kayseri’ye geldi. Frenk ve Gürcü askerleriyle de takviye edilen Selçuklu ordusu, altmışbin süvariye ulaştı ve ordunun kumandanlığına Necmeddîn Behrâmşâh tâyin edildi.
Babaîlerin kadınları, çocukları, bütün ağırlıkları ve sürüleriyle birlikte Kırşehir yakınlarındaki Malya ovasında toplandığını haber alan Necmeddîn Behrâmşâh, emrindeki büyük bir orduyla birlikte Kırşehir’e hareket etti. 1240 (H.638) senesi sonbaharında iki tarafın orduları Malya ovasında savaş nizâmı aldılar. Tecrübeli bir kumandan olan Necmeddîn Behrâmşâh, ordunun önüne Frenk askerlerini yerleştirdi. İlk hücûm Baba İshak tarafdârı olan Türkmenler tarafından yapıldı. Çelik zırhlarla teçhiz edilmiş Selçuklu ordusu üzerinde etkili olamayan babaîler geri çekildiler. İkinci hücûm ise Selçuklu ordusu tarafından gerçekleştirildi. Baba İshak taraftarları bu şiddetli hücûm karşısında şaşkına dönüp geri çekildiler. Ağırlıklarının gerisine sığınarak kendilerini müdâfaaya çalıştılarsa da fayda vermedi.
Savaş, Selçuklu ordusunun kesin zaferiyle sonuçlandı. İsyâncı sapıkların büyük bir kısmı kılıçtan geçirilerek cezalarını buldular. Reisleri Baba İshak da bu savaşta öldürüldü.
Savaş sonunda ele geçirilen esirler; İkinci Gıyâseddîn Keyhüsrev’e gönderildi. Elde edilen ganîmetler de askerler arasında paylaşıldı. Savaşta başarı sağlayan kumandanlar ve ordudaki askerler, sultan tarafından mükâfatlandırıldı. Konya’ya gönderilen esirler îdâm edilmek istendi ise de, vezir Celâleddîn Karatay’ın araya girmesiyle affedildiler.
Uzun zamandır Selçuklu Devleti’ni şiddetli bir şekilde sarsan, babaîlik isyânının bastırılması, büyük bir fitneyi önlemiş oldu. Daha sonraki zamanlarda bilhassa Türkmenler arasında, babaîliğin izleri ve inançları görülmüşse de, yerleşik hayâta geçilmesi ve İslâm dîninin sağlam kaynaklardan öğrenilmesi sonucu bir varlık gösteremedi.
Kendisinin peygamber olduğunu iddia eden Baba Resûl’ün ve onu destekleyip Selçuklu Devleti’ne karşı isyân eden Baba İshak’ın kimlikleri hakkında kaynaklarda değişik görüş ve rivâyetler vardır.
Anadolu Türk târihi boyunca en geniş ve en büyük ayaklanmalardan biri olan babaî isyânı, Türkiye Selçuklu Devleti târihinde bir dönüm noktası teşkil eder. Bu isyân sebebiyle devletin siyâsî, iktisadî ve ictimâî nizâmı sarsıldı. O zamana kadar Selçuklulara karşı harekete geçmeye cesaret edemeyen Moğollar, 1243 (H.641) senesinde, devletin bu zayıf durumundan istifâde ederek Anadolu’ya saldırdı. Zâten Harezmliler ve Türkmenler tarafından tahrip edilen memleketi büsbütün yağmaladılar. Siyâsî olduğu kadar dînî bir mâhiyet de arz eden Babaîlik isyânı, Anadolu’nun kapısını Moğollara açan bir olay olmuştur.

 1) Târih-i Cihân Gûşa; cild-3, sh. 335
 2) Buğyet-üt-Taleb; sh. 215-220
 3) Amasya Târihi; cild-2, sh. 368
 4) El-Evâmir-ul-alâiyye; sh. 499-502
 5) Ebül-Ferec Târihi; cild-2, sh. 540
 6) Menâkıbü’l-Kudsiye fî Menâsib-il-ünsiye
 7) Muhtasar-üd-Düvel; sh. 439-440
 8) Tevârih-i Âl-i Osman; cild-2, sh. 86

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Ebû Necîb Sühreverdî anlattı:

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, müezzin hâcı Yûsüfe yazılmışdır. Ezân kelimelerinin ma’nâlarını bildirmekdedir

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası