hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
11:44
13 Temmuz 2010 Salı
Okunma Sayısı: 844
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

Hindistan’daki en büyük İslâm devleti olan Gürgâniyye Devleti’nin kurucusu.

İsmi, Zahîrüddîn Muhammed Bâbür’dür. Babası, dünyânın en büyük hükümdârlarından Emîr Tîmûr Hân’ın oğlu olan Esterâbâd fâtihi Miran Şâh’ın torunu, Sultan Ebû Sa’îd’in oğlu, Fergana hükümdârı Ömer Şeyh Mirzâ’dır. Annesi, Çağatay Hânlığı’nın kurucusu Çağatay Hân’ın torunu Yûnus Hân’ın kızı Kutluğ Nigâr hâtûndur. 14 Şubat 1483 (H.888) târihinde Özbekistan’ın Fergana şehrinde doğdu. 26 Aralık 1530 (H.937) târihinde Agra’da vefât etti. Kabri, Kâbil’dedir.
İyi bir tahsîl ve terbiye ile yetiştirilen Bâbür Şâh, Hâce Kelân’ın terbiyesinde büyüdü. Ana dili olan Türkçe’den başka, mükemmel surette Farsça ve Arabça öğrendi. Âlim ve evliyâ diyarı Türkistan’da, Ehl-i sünnet itikadını ve Hanefî mezhebi fıkıh bilgilerini tahsîl etti. Zâten, öteden beri ataları, İslâm âlimlerinin hizmetkârı idiler. Tîmûr Hân, İmâm-ı Teftezânî’nin sohbetine devam ederdi. Dedeleri Ebû Sa’îd ve Yûnus Hân da Silsile-i aliyyenin büyüklerinden Ubeydullah-i Ahrâr’ın (k.sirruh) sohbetinde bulunarak duâsını aldılar ve teveccühüne kavuştular. Torunları Bâbür Şâh doğunca, Ubeydullah-i Ahrâr hazretlerine takdîm edip, ad istediler. Ubeydullah-i Ahrâr hazretleri, Bâbür’e, dînin yardım edip yayıcısı mânâsında Zahîrüddîn lakabını verdi ve sevgili Peygamberimizin ism-i şerîfi olan Muhammed adını koydu. Pek çok duâlar etti. Bâbür Şâh, bu teveccüh ve ad alma yönüyle nice muvaffakiyetlere mazhâr oldu ve dâima bunun şükrünü yaptı. Daha sonraları çok tehlikeli, çetin ve maceralı hayâtını yazan ve Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uyarak da, kendisine verilen nîmetlerin şükrünü eda etmeye çalışan Bâbür Şah; “Allahü teâlâ, lütfuyla işlerimi en müsait ve en mes’ûd bir şekilde tanzim etmiştir” derdi.
Devrin örf ve âdetlerine göre mükemmel bir askerî tâlim ve terbiye ile yetiştirilen Bâbür Şâh, kılıç kullanmayı, ok atmayı ve ata binmeyi öğrendi ve kumandanlık vasıflarını geliştirdi. Gençliğinden îtibâren gazâlara katılıp, zaferler kazandı.
Fergana bölgesinin emîri olan babası Şeyh Ömer Mirzâ, oğlu Bâbür’ü, kumandanlık ve devlet idaresinde bilgi ve tecrübesini arttırması için Endican valiliğine tâyîn etti. Tahsîline burada da devam eden Bâbür, babasının bir kaza sonucu ölümü üzerine, 10 Haziran 1494 (H.5 Ramazan 899) târihinde Fergana bölgesine emîr oldu. Genç yaşında mes’ûliyet yüklenen Bâbür, amcası ve dayısı ile, tehlikeli ve maceralı bir mücâdele içine girdi. Tîmûroğulları, bağlı beylerden meydana gelen ve Semerkand’daki hükümdârın idaresinde bulunan fedaral bir devletti. Semerkand’daki hükümdârın iktidarını yitirmesi, bâzı kuvvetli beylerin güçlenmesine sebeb oluyordu. Bâbür Şâh’ın Fergana emîri olduğu sıralarda da, Tîmûroğullarının zayıflaması sebebiyle, Mirzâ denilen beyler arasında daimî çatışmalar oluyor ve aralarında bir birlik sağlanamıyordu. Bâbür Şâh, Tatar ve Özbek melikleriyle onbir yıl mücâdele etti. Geçirdiği bir çok tehlike ve maceralar; tecrübesini, mukavemet ve azmini gittikçe arttırdı. Ağır şartlarda, az sayıda kuvvet ve sâdık mâiyetiyle büyük işler başarmayı öğrendi. Şeybânîlerin işgalindeki Semerkand ve Endican’ı 1498 (H.904) ve 1499-1500 (H.905-906) yıllarında zabt etmeye çalıştı. Fakat muvaffak olamadı. Üstelik her şeyini kaybetti ve çok az olan sâdık dostlarından başka herkes kendisini terk etti. Üç sene mâiyetiyle birlikte sefalet ve sıkıntı çekerek ölümle burun buruna geldi. Buna rağmen dâima tevekkül içinde abdestli bulunur, duâ eder ve Allahü teâlâdan gafil olmazdı. Ziyadesiyle sıkıntılı ve çok tehlikeli bir günde abdest alıp namaz kıldıktan sonra; “İster bir, ister yüzyıl yaşa ne çıkar! Kalbleri fetheden bu saraydan ayrılma zamanı geldi” deyip, tam bir tevekkülle Allahü teâlâya sığınarak yattı ve hemen uyudu. Rüyasında, Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin torunlarından Hâce Ya’kûb’u gördü. Ona; “Korkmayın! Dedem Ubeydullah-i Ahrâr hazretleri sizi unutmadı. Biraz sonra imdadınıza koşacaklar, uyanın” diyordu. Gözlerini açınca düşmanlarının bulunduğu yere kadar geldiklerini ve kendisini yakalayıp bağlamaya hazırlandıklarına şâhid oldu. O anda nal sesleri de işitiliyordu. Gelenler, Bâbür’ün iki sâdık kumandanı ve yirmi adamıydı. Tehlike geçmişti. Yardıma gelenler, rüyada Ubeydullah-i Ahrâr hazretlerini gördüklerini ve yerini bildirerek gidip bulmalarını emrettiğini söylediler. Bâbür Şâh, genç yaşında uğradığı felâketlere sabrederek, hiç bir zaman mücâdeleden yılmadı. Mümtaz bir şahsiyete sâhib olması sebebiyle, adamlarının kalbini kazanmasını çok iyi bilirdi. Uğradığı felâketlere rağmen, her defasında etrafında sâdık adamlar toplandı. Taşkend’de dayısının yanında iken, bir ordu kurdu. Dünyânın en muhteşem sıra dağları olan Hindukuş’u aşıp, Kabil’i muhasara etti. Kan döküp, tahribat yapmak istemediğinden, Hâkim Mukim Argun ile müzâkereye girişildi. Bâbür Şâh müzâkerenin uzatılmaması için, şaşalı bir askerî gösteri tertipledi. Birliklerini etrafa yaydı. Rüzgâra karşı dalgalanan sancaklar ve kulakları sağır eden kös sesleri arasında kalenin karşısındaki yüksek bir düzlükte resmî geçit yaptırdı. Kâbillilerin hayranlıkla seyrettiği merasim, Mukim Argun’un şehri teslim etmesine sebeb oldu. Kabil, böylece kuvvete baş vurulmadan ince bir siyâsetle zabtedilrniş oldu ve halk hiç zarara uğramadı. 1504 (H.910)’da, Hindukuş’tan Gazne’ye kadar hâkim oldu. Tâbiiyyetine giren Mukim Argun’u, mükâfatlandırdı ve teşkilâtlanmaya önem verdi. Yine toprakları umarlara ayırarak, kendisiyle beraber gelen kumandan ve hânedân mensuplarına dağıttı. Şeybânî istilâsından kaçan; Semerkand, Hisar ve Fergana ahâlisini iskân etti. Fars, Türk, Tatar, Hindu, Peştu lisânlarını konuşan ahâliye adaletle muamele etti. Askerî teşkilâtı kuvvetlendirip, güçlü bir ordu kurarak İslâmiyeti insanlara duyurdu ve bu uğurda çok çalıştı.
Bâbür Şâh, adaleti te’min etmek için gazâlara çıktı. Gittiği yerlerde İslâm’ın ahkâmını tatbik etti. 1505 (H.911) senesinde, İndus nehri sahillerine kadar ilerledi. Âsî kabîle reislerini cezalandırdı. Hire’yi zabt edip, Belh’i hâkimiyeti altına aldı. Tîmûrlu hükümdârı Hüseyn Baykara’nın 1506 (H.912) yılında vefâtından sonra Herat’a geldi. Yeğenleri Bedîüzzamân ve Muzaffer Hüseyn tarafından çok iyi karşılandı. Herat’ın ziyâret mahallerini, evliyânın büyüklerinden Abdullah-ı Ensârî hazretlerinin türbesini ziyâret etti. San’at ve mimarî eserlerini ve dinlenme yerlerini gezdi. Sonra, Ubeydullah-i Ahrâr’ın (k.sirruh) talebesi, büyük âlim, edib Molla Câmî hazretlerinin türbesini ziyâret ederek feyz alan Bâbür Şâh, buralarda gördüğü nâdîde eserlerin te’siri altında kaldı.
Mevsimin kış olması sebebiyle, büyük zorluklar ve sıkıntılar içerisinde yedi aydır ayrı kaldığı Kabil’e dönen Bâbür Şâh, burada amcasının oğlu Hân Mirzâ’nın isyânını bastırıp şehre girdi. Kandehâr’ı 1507 (H.913) senesinde zabt etti. Afganistan’a hâkim, büyük bir İslâm devleti kurdu. Tîmûrlular hânedânının en büyük reisi olduğunu îlân edip, Pâdişâh ünvanını aldı. Şeybânî Hân’ın, Şâh İsmâil Safevî’ye mağlûb olması üzerine, tekrar Mâverâünnehr’e gitmek istedi. Bu sırada Şâh İsmâil, Herât’ı işgal edip, Ehl-i sünnet ahâlisine çok zulm etti. Üç büyük halîfeye ve Eshâb-ı kirâmın büyüklerine dil uzattı.
Sünnî bir müslüman devlet adamı olan Bâbür Şâh, hâdiseler karşısında çok üzüldü ve Safevî zulmüne son vermek istedi. 1511 (H.917) senesinde Hisar ve Buhârâ’yı zabt edip, Mâverâünnehr’deki şehir ve kasabalara hâkim oldu. Özbeklerle arası açılınca Kabil’e çekildi. Budizm ve mecûsîlik gibi putperestliğe inanan racaların zulmü altında inleyen Hindistan’a, İslâmiyeti götürmeye karar verdi. Kuvvetli bir ordu kurdu. 1518 (H.924) yılında, süvârî ve ateşli silâhlar ile Kunar ve İndus sahalarını emniyet altına aldı. 1519 (H.925)’de İndus nehrini sallarla geçti ve Pencab’a hâkim oldu. Pencab ahâlisine çok iyi muamele etti. Askerlerin zulüm ve tahribat yapmasını şiddetle yasak etti. Hindistan’ın merkezi Delhi’ye elçi gönderdi. Gönderdiği elçi Lahor’da tutuklanınca, Kabil’e dönüp, hudutlarını emniyet altına almaya ve ordu toplamaya başladı.
Bâbür Şâh, Afganistan’da kuvvetlenip, gönderdiği adamları vasıtasıyla Hindistan’da tarafdâr topladı. Yeniden İndus nehrini geçerek, kuzey Hindistan’a girdi. Lahor’u zabt edip, Pencab’ı adamları arasında taksim ederek tekrar Kabil’e döndü. 1525 (H.932) yılında beşinci olarak son defâ Hindistan seserine çıktı. Onikibin kişilik kuvvetle Hindistan’a girdi. Geçtiği yerleri teşkîlâtlandırarak ilerledi. Bu sefer esnasında Bâbür Şâh, uğradığı her yerde, insanların müslüman olmasında müessir olan, evliyâ ve âlimlerin kabir ve türbelerini ziyâret etti. Muvaffakiyeti için, onların ruhlarından istimdâdda bulunup, Allahü teâlâya duâ etti. Hindistan’ın zaptı için, batıdaki en büyük Türk-İslâm devleti olan Osmanlı Devleti ile münâsebet kurdu. O devrin en ileri ve en yüksek ateşli silâh teknolojisine sâhib olan Osmanlı Devleti’nden topçu ustaları getirtti. Bütün hazırlıklarını yapan Bâbür, Delhi’ye hâkim olan İbrâhim Lodî’ye karşı harekete geçti. 21 Mayıs 1526’da Pânipüt’te yapılan meydan muharebesinde, İbrâhim Lodî’nin kendisinden çok üstün kuvvetlerini karşılayarak mağlûb etti. Bu zaferden sonra büyük ün kazanan Bâbür Şâh’a imparatorluk yolu açıldı. İbrâhim Lodî’nin ölümü üzerine, Hindistan-Türk İmparatorluğu tacına sâhib oldu. O zaman dünyânın en büyük şehirleri arasında olan Delhi, Agra ve Hanpur’u 1526 yılında fethetti. Agra’yı başşehir yaparak, 1526 yılını Bâbür İmparatorluğu’nun kuruluş târihi olarak îlân etti.
Bâbür Şâh, Pânipüt muharebesini kazandıktan sonra da, fetihlere devam edip, içerde ve sınır boylarında emniyeti sağlamaya çalıştı. Mültan’ı ilhak ederek, hudutlarını İndus’tan Bihâr’a kadar ulaştırdı. Biyana kalesini zabt etti. Hindular üzerine yürümek için 1527 senesinde Agra’dan çıktı. Bu haber üzerine, hindular aralarında ittifak kurup, yüzbin kişilik bir ordu, bir kaç yüz zırhlı fil ile karşı koymak için yola çıktılar. Çok kritik ve târihî bir an başlamıştı. Zîrâ müslümanların Hindistan’daki beş asırlık hâkimiyeti, hindular tarafından hazırlanan bir ordu ile ilk defâ tehdit ediliyordu. Bu tehlikeli anda Bâbür, onüçbinbeşyüz kişilik çok seçkin atlı birliğinin başında harbe girdi. Ateşli silâhlara ve Osmanlı sultânı tarafından gönderilen Mustafa Rûmî Bey’in kumandasındaki top ve topçu birliğine sahip Bâbür ordusu, mükemmel bir muharebe taktiği ile gâlib geldi ve düşman ordusu imha edildi. Bu müslüman Türk’ün Pânipüt zaferinden daha büyük bir zaferiydi. Biyana civarında geçen ve “Kanva Meydan Muharebesi” diye adlandırılan bu muharebe, Bâbür’e, Gazneli Sultan Mahmûd derecesinde şöhret kazandırdı. Hindistan’daki Türk-İslâm idaresi kuvvetlendi. Şeyh Zeynüddîn Hafî’nin kaleme aldığı Zafer-nâme, bütün müslüman hükümdârlara gönderildi. 1528 (H.935)’de Şanderi’ye varıp, şehri Rajput ve hindulardan kurtardı.
Bâbür Şâh, Bengâl seferi neticesinde; Himâlaya’dan Guvalyar’a, Şanderi ve Amuderya’dan Bengâl’e kadar olan bölgeye hâkim oldu. Otuz seneyi aşan hayâtı, mücâdele ile geçtiğinden; bir hayli yıprandı ve sıhhati bozuldu. Bu sebepten, Bedahşân valisi olan büyük oğlu Hümâyûn’u Agra’ya çağırdı. Hümâyûn, babasının yanına gelince, hastalandı ve altı ay yattı. Oğlunun hastalığına çok üzülen Bâbür’ün sıhhati daha da bozuldu. Nihayet Hümâyûn’un iyileşmesinden sonra devlet erkânını toplayıp, kendisinden sonra Hümâyûn’u hükümdâr yapmalarını vasiyet etti. Sıtma ve müzmin ishalden bir türlü kurtulamayan Bâbür, 26 Aralık 1530 (H.937) senesinde, kırksekiz yaşında iken vefât etti. Önce Agra’da Nur-Afson bahçelerinde defnedildiyse de, daha sonra Kabil’e nakledildi. Torunlarından Şâh Cihân, 1646 (H.1056) yılında kabri üzerine muhteşem bir türbe inşâ etti. Vefâtında; Hümâyûn, Kâmrân, Askerî ve Hindâl adlı dört oğlu ve Gülrenk, Gülçehre ve Gülbeden isimli üç kızı vardı.
Bâbür Şâh, otuz altı sene süren hükümdârlık hayâtında İslâmiyet için çalıştı ve çok hizmet etti. Hindistan’ı alarak doğuda en büyük İslâm devletini kurdu. 1526 (H.933) yılında kurulan bu devlet; Bâbürlüler, Tîmûroğulları ve Gürgâniyye diye târihe geçti. Müslümanların en büyük ve tehlikeli düşmanları olan İngilizlerin, Hindistan’ı işgaline kadar, üçyüzkırkbir sene hüküm sürdü. (Bkz. Bâbürlüler!)
Bâbür Şâh, âlim, âdil, edib, mücâhid ve sâlih bir müslüman idi. Vefâtından sonra, Hazret-i Firdevs Mekâni ve Hazret-i Gûti-sitân (cihân fâtihi) diye yâd edildi. Cesareti, keskin zekâsı, ince, zarîf yapısıyla büyük bir devlet adamı ve kumandandı. Kahramanlığı ve yılmaz azmi ile tanınırdı. Çevresindeki insanlara, sevgi, saygı ve muhabbet ile hitâb edip, onları kendine bağlardı. Olaylar karşısında kazandığı tecrübe, kabiliyetinin gelişmesini arttırdı. Bütün hâdiseleri tevekkül ile karşılar, hiç bir zaman Allahü teâlâdan ümîdini kesmezdi. Kendisine karşı gelen, pek çok hânedân üyesi, kumandan ve devlet adamının yaptıklarını bağışlayıp, onları affetti. İslâmiyetin emri ve devletin bekası söz konusu olduğu anda, en şiddetli cezaları vermekten çekinmezdi. Memleketinin îmârı için gayret gösterdi. Hindistan ve Afganistan’da bir çok yollar, kervansaraylar ve medeniyet için gerekli olan vâsıtaların yapımına gayret ederek, memleketi bayındır hâle getirdi. Kılıç kullanmak, ata binmek gibi kumandanlığın gereği olan hususların yanında, mu’azzam bir edebî zekâya sahipti. Türk edebiyatının en büyük şâir ve ediblerinden biri idi. Hayâtını kendi yazdı. Bâbür Şâh’ın; Edebiyat âleminde büyük bir yeri işgal eden ve Tüzük Bâbûrî, Bâbürnâme veya Vekâyi diye bilinen eseri, o devrin Orta Asya, Afganistan ve Hindistan târihi için mühim kaynaktır. Bu eser, önce Farsça’ya, sonra; İngilizce, Fransızca, Rusça, Felemenkçe, Almanca’ya çevrilmiş ve Türkiye Türkçe’sine de aktarılmıştır. Hâce Ubeydullah-i Ahrâr hazretlerinin, Hanefî fıkhı üzerine Farsça olarak yazdığı, Risâle-i Vâlidiye’sini, Risâle-i Vâlidiye tercümesi adıyla, nazm şeklinde Türkçe’ye çevirdi. Yine Hanefî mezhebine ait olan ve fıkhî mes’eleleri ihtivâ eden Mubeyyen’ini yazdı. Mesnevi tarzında yazılan bu eser, Bâbür’ün fıkıh ilmindeki bilgisini ortaya koymaktadır. Ayrıca, Türkçe pek kıymetli bir eser olan Risâle-i Arûz’u ile Dîvân’ı vardır. Eserlerinde Türkçe, Farsça, Arabça ve Moğolca’yı en iyi şekilde kullandı. İfâdesi ve hattı çok güzel idi. Bundan dolayı onun yazılarından, Hatt-ı Bâbûrî ismi ile yeni bir yazı türü ortaya çıktı.
Bâbür Şâh, hattatlığın yanında, hayvancılık, mimarlık ve daha pek çok sanatın bilgi ve inceliklerini kendinde toplamıştı. Torunlarından Cihângîr ondan bahsederken; “Bâbür Şâh nûra olduğu kadar, fütûhata da yürüdü. Ama aslında o, mânâ âlemine dönüktü” demektedir. Bu teşhis ve cümleler, her yönü ile onun şahsiyetini anlatmaya kâfîdir.
Son derece geniş bir kültüre sâhib olan Bâbür Şâh’ın güzel vecîzelerinden bâzıları şöyledir:
“Sana kötülük edeni kadere bırak, kader intikamını daha iyi alır.”
“İşlerin zamanında yapılması lâzımdır. Vakitsiz yapılan iş, gevşek olur.”
“Yaralı gönüllerin derdinden sakın! Çünkü gönül yarası sonunda açığa çıkar.
Elinden geldiği kadar gönül yıkma, Çünkü bir âh, bin dünyâyı alt-üst eder.”
“Kötü adamla yaşamaktansa, iyi adamla ölmek daha iyidir.”

1) Bâbür-nâme
2) Kamûs-ül-a’lâm; cild-2, sh. 1178
3) Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî; cild-1, sh. 106
4) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh. 987
5) Eshâb-ı kirâm; sh. 313
6) Cinâyat-ül-İngilizi alel-beşer (Beyrût 1916)
7) Es-Servet-ül-Hindiyye
8) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-13, sh. 296
9) Rehber Ansiklopedisi; cild-2, sh. 163

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Ebu Müslim-i Saftar, evliyanın büyüklerindendi. Bir gün gemi ile yola çıktı. Yanında çok kimseler de vardı. Aniden ters yönden bir rüzgar çıktı. Dalgalar yükseldi. Gemi batacak gibi oldu. Gemide olan yükü denize attılar. Yardım istediler.

GÜNÜN HADİSİ

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, Hân-ı Hânâna “rahmetullahi aleyh” yazılmışdır. Bir muhtâcın gönderildiği bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası