hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
11:50
13 Temmuz 2010 Salı
Okunma Sayısı: 928
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

“Kur’ân-ı kerîmin zahirî yâni anlaşılan mânâsı olduğu gibi, bâtınî yâni gizli, iç mânâsı da vardır.

Bâtınî mânâsı lâzımdır, zahirî mânâsı lâzım değildir” diyerek, mecûsîlikteki ve çeşitli bâtıl dinlerdeki inanışları İslâm dînindenmiş gibi göstermeye çalışan fırka. İsmâîliyye ve Karâmita adlarıyla da bilinen bu fırkanın ne zaman ve kim tarafından kurulduğu hususunda çeşitli rivâyetler vardır.
Ca’fer-i Sâdık’ın oğlu İsmâil’i imâm kabul ettikleri için İsmâîliyye; yedinci imâm olarak Ca’fer-i Sâdık’ın oğlu İsmâil’i kabul ettikleri ve şerîat sahibi peygamber yedi tanedir dedikleri için Seb’iyye; haram olan şeyleri mubah saydıklarından Hurremiyye; kırmızı giyindikleri için Muhammira; hakîkâtların sâdece imâmdan öğrenileceğine inandıklarından Tâlimiyye; kurucularından Hamdan Karmat’ın ismine nisbetle Karâmita; Bâbek Hurremî’ye tâbi oldukları için Bâbekiyye; afyon kullandıklarından Haşhâşiyye gibi isimler alan bu sapık fırka mensupları, Kur’ân-ı kerîm âyetlerinin ve hadîs-i şerîflerin zahiri mânâlarını hükümsüz sayarak bâtınî mânâlarına uyduklarını iddia ettikleri için de Bâtıniyye ismini almışlardır.
İslâmiyetin üç kıtada sür’atle yayılması, İslâm dînine ve İslâm ordularına kılıç ile karşı koyamayan din düşmanlarını, bu yayılışa karşı tedbirler almaya sürükledi. Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere kendi inançlarına göre mânâ verip, genç ve câhil kimselere İslâmiyet adı altında bunları öğretmek yolunu tuttular. İlk önce, aslen İranlı bir mecüsî olup, Ca’fer bin Muhammed es-Sâdık’ın âzâdlı kölesi olan ve göz tabibi olduğu için “Kaddâh” diye bilinen Meymûn bin Deysân, Ahvaz civarında, mecûsîlikteki bâtıl inanışları İslâm dînindenmiş gibi göstererek, anlatmağa başladı. Mecûsîlikteki eski inanış ve âdetlerinden tamamen vazgeçmemiş olan ve yeni müslüman olan İranlılar arasında, bir mikdar tarafdâr da buldu. Önce, kendisinin Ali bin Ebû Tâlib’in kardeşi Ukayl neslinden olduğunu iddia etti. Mecûsîleri ve câhil kimseleri etrafında toplayarak, bozguncu fikirlerini yaymaya devam etti. Şiîlerin altıncı imâm olarak kabul ettiği Ca’fer-i Sâdık’ın 765 (H.148)’de vefâtından sonra, yedinci imâmın, Ca’fer-i Sâdık’ın büyük oğlu İsmâil olduğunu iddia ederek, yedinci imâm Mûsâ el-Kâzım’ın imâmetini kabul eden imâmiyye (isnâ aşeriyye) fırkasından ayrıldı. Ona tâbi olanlar, İsmâil bin Ca’fer-i Sâdık’ın imâm olduğunu kabul ettikleri için İsmâiliyye, onu yedinci imâm olarak kabul ettikleri için Seb’iyye ismini aldılar.
Meymûn bin Deysân el-Kaddâh’ın, müslümanlar arasında mecûsîlikteki sapık inanış ve âdetleri yaymaya, fitne ve fesat çıkarmaya çalıştığını haber alan Irak valisi, onu ve bâzı ileri gelen arkadaşlarını haps ettirdi. Meymûn ve arkadaşları, hapishanede bir araya gelerek yeni inanış ve fikirler ileri sürüp, gizli çalışacak olan Bâtınîliği kurdular. Hapisten kurtulunca, Ahvâz ve Tûs civarında, sapık fikirlerini, halk arasında, gizli tebliğ metodlarıyla yaymaya başladılar. Dâî denilen gizli propagandacılar yetiştirip, insanları ifsâd ettiler.
Meymûn bin Deysân’ın ölümünden sonra, yerine oğlu Abdullah bin Meymûn geçti ve babasının bâtıl fikirlerini yaymaya devam etti. Irak bölgesinde durumu açığa çıkan ve tâkib altında olduğunu anlayan Abdullah bin Meymûn el-Kaddâh, Horasan ve Kuzistan taraflarına gidip, Kur’ân-ı kerîm âyetlerinin ve hadîs-i şerîflerin zahirî yâni açık mânâlarından başka bâtınî yâni gizli mânâlarının da bulunduğunu, asıl olanın bâtınî mânâ olduğunu ileri sürüp, kendi görüşüne göre mânâ vererek müslümanların îtikâdını bozmaya çalıştı. Kendisinin İsmâil bin Ca’fer-i Sâdık’ın neslinden olduğunu iddia etti. Küçük yaşından îtibâren çeşitli ilimleri ve felsefî akımları okuyup öğrenen Abdullah, mü’slüman olmadığı hâlde, takva sahibi ve tasavvuf ehli bir müslüman görünerek, Horasan ve Kûhistan beldeleri ahâlisi arasında şöhret bulup tarafdâr topladı. İbâdetlerin ve haramların cenâb-ı Hakk’ın yakın dostları için değil, avam yâni halk için olduğunu ve kız kardeşle evlenmenin caiz olduğunu söyledi, özel olarak yetiştirilen dâîler de; Kûfe, Basra, İran, Yemen, Bahreyn, Kuzey Afrika gibi müslüman beldelere giderek, bu fikirleri gizlice yaymaya çalıştılar. Dâîler; gittikleri yerlerde önce ibâdet ve zühdle uğraşıyor, yörenin özelliğine göre tasavvuf ehlindenmiş gibi görünerek ve müslümanların iyi niyetinden istifâde ederek aldatmaya çalışıyorlardı. Câhil halka, ihtilâfa ve şüpheye düşürücü sorular sorarak, fitne tohumlarını ekiyorlardı.
Abdullah bin Meymûn’un adamlarından olup, Kerh ve İsfehan dolaylarında propagandası etkili olan ve Dendân lakabıyla bilinen Muhammed bin Hüseyn, çevresindeki insanlardan Arablara karşı kin besleyenleri toplayıp, asıl maksadını gizleyerek sapık fikirlerini telkin etti. Abdullah bin Meymûn’la görüşen ve Bahreyn bölgesinde propagandası etkili olan Hamdan bin Karmat’a bağlı dâîler de, bölgede iktidarı ele geçirerek, 891 (H.278)’de Karmatî Devleti’ni kurdular. Ehl-i sünnet itikadında olan samîmi müslümanlara zulüm ve işkence yaptılar. Müslümanları, kendi sapık fikirlerine inanmaya zorladılar. 929 (H.317) yılında, reisleri olan Ebû Tâhir, Mekke-i mükerremeyi yağma ettirip, Hacer-ül-esvedi yerinden sökerek Basra civarındaki Hicr şehrine götürdü. Bu mübarek taş, 22 sene Karmatîlerin elinde kaldı. Karmatîler 943 (H.332) senesinde yıkıldılar.
Kendisinin Ehl-i beytten olduğunu iddia eden Abdullah bin Meymûn’un neslinden gelen ve bu yüzden kendilerine Fatımî diyen dâîler de, Mısır taraflarına gidip çeşitli hîle ve propagandalarla iktidarı ele geçirip, 910 (H.298) yılında Fatımî Devleti’ni kurdular. Ehl-i sünnet olan müslümanlara, akla gelmedik işkence ve zulümler yaptılar. Abbasî halîfeleri ve Selçuklulara karşı uzun zaman mücâdele edip, devletlerinin sınırlarını genişletmeye çalıştılar. Fakat içlerinde baş gösteren ayrılık hareketleri netîcesinde çeşitli fırkalara bölündüler. Bunların ilki; Bahreyn Karmatîleridir. Fatımî hükümdârı Mustansır-billah’ın ölümünden sonra, büyük oğlu Nizâr’ı ve küçük oğlu Musta’lî’yi imâmete (hilâfete) lâyık görenler ortaya çıktı. Neticede; Nizârîler ve Müsta’lîler olmak üzere iki büyük fırkaya ayrıldılar. Aralarıdaki mücâdeleler gittikçe kızıştı. Bu parçalanma ve karışıklıkları fırsat bilen Selâhaddîn-i Eyyûbî, 1171 (H.567) senesinde iktidarı ele geçirerek sapık Fatımî Devleti’ni ortadan kaldırdı.
Selçuklu vezîri Nizâm-ül-mülk ile Şâir Ömer Hayyâm’ın talebelik arkadaşı olan Hasan Sabbâh, Nizâm-ül-mülk ile arası açılınca, Mısır’a gidip bir müddet orada kalıp, tekrar İran’a döndü. Selçuklulara isyân etti. Bâzı kaleleri alarak 1081’de İsmâiliyye Devleti’ni kurdu. Alamut kalesini de alıp merkez yaptı. Kurduğu Fedâyîn adlı terör teşkîlâtıyla pek çok müslümanı, devlet adamını ve âlimi şehîd ettirdi. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumayı ve onlarla görüşmeyi şiddetle men etti.
Bu sırada Bâtınî ileri gelenlerinden Celâleddîn Hasen, Bâtınîliği terk edip İslâmiyete girdi ve müslüman devletlerle münâsebetler kurdu. Gün geçtikçe zayıflayan ve etkisini kaybeden Bâtınî İsmâilî Devleti, İlhanlı (Moğol) hükümdârı Hülâgû’nun 1256 (H.654) senesinde Alamut kalesini zabt etmesiyle yıkıldı. İsmâiliyye Devleti’nin son reisleri olan Rükneddîn’i öldürdü. Horasan ve Azerbaycan’daki İsmâiliyye (Bâtınî) eşkıyalarını kılıçdan geçirip, kale ve sığınaklarını yıktı. Müslümanlar böylece büyük bir felâketten kurtulmuş oldular. Sâdece Suriyedeki kale ve tekkeleri kaldı.
Daha önce Mısır’daki Fatımî Devleti’nin yıkılması üzerine, Yemen taraflarına giden Mustansır-billah’ın oğlu Müsta’lî’nin imâmetini (hilâfetini) kabul eden Müsta’lîler, faaliyet sahalarını genişletip Hindistan taraflarına gittiler. Hasan Sabbâh ve tarafdârlarının aksine, yumuşak ve sessiz bir yol tâkib eden bu Bâtınî grubu, kısa zamanda çevrelerinde adam toplamayı başardılar. Bugün Hindistan’da Bohra veya Bohara adıyla tanınan kalabalık bir topluluğa sâhib olan Hindistan Bâtınîleri, daha sonra Dâvûdî ve Süleymânî olmak üzere, ikiye ayrıldılar. Dâvûdîler Hindistan’da kalıp; Süleymânîler Yemen’e döndü. Bugün Dâvûdîlerin merkezi Hindistan’da; Süleymânîlerinki ise Yemen’dedir.
Bâtınîlerin, görüşlerini yaymak için kabul ettikleri temel prensipleri şunlardır:
1- Din bilgisi olanlarla konuşulmayacak. Din âlimi bulunan yerde tamamen gizlenilecek.
2- Karşıdakinin arzusuna ve keyfine göre konuşulacak. Meselâ, zahidin yanında zâhidler medh edilecek. Fâsıka, düşkün olduğu günahların yasak olmadığı söylenecek. Ehl-i sünnetin yanında, Ehl-i sünnet övülecek; “Hepimiz kardeşiz” denilecek.
3- Müslümanlar, İslâm dîninin emirleri ve yasakları hususunda şüpheye ve kararsızlığa düşürülecek. Meselâ özürlü kadına oruç kaza ettiriliyor da, namazları niçin kaza ettirilmiyor? Bevl (idrar) daha pis olduğu hâlde niçin bevl çıkınca da gusül farz olmuyor? Beş vakit namazların iki ve üç veya dört rekât olması nedendir? gibi şeyler sorup zihinleri bulandırılmaya çalışılacak.
4- Sırlarını yabancılara söylememek için söz alırlar. Allah, Kur’ân’da mîsâk emr ediyor derler.
5- “Din ve dünyâ büyükleri bizi beğenip öğüyor” derler.
6- Aldatmak için önce herkesin inandığı şeyleri müdâfaa ederler.
7- İbâdetlere lüzum yoktur. Kalbin temiz olması esastır derler.
8- Avlanılan gençlere hakîkî müslümanlık olan Ehl-i sünnet îtikâdını kötülemeli, Ehl-i sünnete gerici demeli, son olarak haramları işlemeye alıştırmalı. Bunları yaptırmak için, âyet-i kerîmelere ve hadîs-i şerîflere yanlış mânâlar vermeli. Bunlar bâtınî mânâlardır. Her âlim bunları anlayamaz demeli. Meselâ Cennet, ibâdetlerden kurtulmak ve lezzetli şeyleri yapmaktır. Cehennem, ibâdetlerin yüklerine katlanmak ve haramlardan sakınmaktır demeli.
Bâtınîler bu prensiplerini, kurdukları gizli davet teşkîlâtıyla uygularlar. Bu teşkîlât, belli davet metodlarına göre hareket eder. Bâtınî olmak isteyenler, derece derece telkine tâbi tutularak, bu metodları öğrenirler. Böyle hareket ederek en üst seviyeye ulaşan kimsenin İslâm dîninin îmân esaslarıyla hiç bir ilgisi kalmaz.
Bâtınîlerin, ilk zamanlar Yunan felsefecilerden, daha, sonra da, mecûsîlik ve mejdekçilikten aldıkları ve İslâm dînine aitmiş gibi göstermeye çalıştıkları sapık ve bâtıl inanışları şöyle özetlenebilir.
 1- “Yaratıcı yâni Allah ne vardır, nede yoktur. Ne âlimdir ne câhildir. Ne kâdirdir ne âcizdir. Bütün sıfatları da böyledir. Çünkü bunlar var denirse, mahlûklara benzetilmiş olur. Yoktur denirse, yokluk kondurulmuş olur. Yaratan, kadîm yâni başlangıcı olmayan da değildir. Hadis yâni sonradan olan da değildir” derler.
2- “Kur’ân-ı kerîmin bir zahirî mânâsı, bir de bâtını mânâsı vardır. Bâtın (iç, öz) mânâsı lâzımdır. Cevizin kabuğu değil, içi işe yarar.” diyerek Kur’ân-ı kerîm âyetlerine kendi anlayış ve kafalarına göre yanlış mânâlar verip, aslı bozulmamış tek din olan yüce dînimizin emirlerini ve yasaklarını değiştirmeye çalışırlar.
 3- Yedi sayısı kutsaldır. Felsefecilerden Pythagoras’çıların nazariyelerinden alınan bu görüşe göre âlemin nizâmı ve târihî hâdiseler yedi sayısı üzerine kurulmuştur. Allah, küllî akıl, nefs, aslî madde (heyula), feza, zaman, yeryüzü âlemi ve insanlık olarak yedi tecellî kabul ederler. Yeryüzü âleminin kendilerine Nâtık adı verilen din getirmiş yedi peygamberi vardır. Bunlar; Âdem, Nûh, İbrâhim, Mûsâ, Îsâ, Muhammed aleyhimüsselâm ile Muhammed Mehdî olacaktır. Her peygamber arasında yedi imâm vardır. Bunlar davet liderleridir. Her devirde bulunması gereken imâmların sayısı da yedidir. Bunların vazifeleri ve yetkileri şunlardır:
Birincisi, İmâm; Doğrudan doğruya Allah’tan ilim alan, ilâhî kudretle mücehhez, yeryüzünün kutbu, göklerin merkezi, dilemesi ile imkânsız şeyleri mümkün kılan, kemâlin zirvesinde bulunan ve Muhammed bin İsmâil’in neslinden gelen ve her devirde bulunan, masum yâni günahsız, bâzan gizli, bâzan aşikâr olan kimsedir. Onu hakîkî kişiliğiyle tanımak mümkün değildir.
İkincisi, Hüccet; İmâmdan feyz alır. İmâmın ilmini yüklenmiştir.
Üçüncüsü, Zü-massa; İmâmdan çok, hüccetle görüşür ve onun verdiği emirlere göre hareket eder. Çocuğun meme emmesi gibi, bilgileri hüccetten emdiği için bu adla anılırlar.
Dördüncüsü, Dâî-i ekber; İnsanları tecrübe süzgecinden geçirdikten sonra, ehil gördüklerini Bâtınîliğe davet eder. Bâtınîliğe inananların derecelerini yükseltmek yetkisi vardır.
Beşincisi, Dâî-i me’zûn; Bâtınîliğe meyilli olanlardan and ve mîsâk alır. Ondan sonra, tâlibler taahhüd altına girmiş olurlar. Dâî-i me’zûn, bu kimselere ilim ve irfan kapılarını açarlar.
Altıncısı, Mükelleb; Dâîlere yardım eder. Dinde derecesi yüksek olmakla beraber, halkı davet için kendisine izin verilmiş değildir. Halk arasında dolaşarak, kendilerine göre kabiliyetli gördüğü kimseleri bir takım hîle ve tertiplerle dâîlere getirirler. Av köpeğinin avcıya avı getirdiği gibi, bunlar da insanları dâîye getirdikleri için mükelleb adını alırlar. 
Yedincisi, Mü’min; Bâtınîliğe inanan, ahd verdiği dâîye tâbi olan, ahde riâyet edeceği kesinlikle bilinen kimsedir.
Henüz Bâtınîliğe girmemiş, fakat dâîlerin teklifini olumlu karşılayan bu kimselere de Müstecib denilir.
4- Âhıret hayâtını inkâr eden Bâtınîler; “Cennet, Cehennem, ba’s yâni yeniden dirilme, haşr, mahşer, mîzân ve sırat, olması mümkün olmayan şeylerdir. Cennet, bu dünyâdaki nimetler; Cehennem ise, dünyâda yapılan ibâdetlerin ve haramlardan kaçınmanın verdiği sıkıntı ve eziyetlerdir” derler.
5- “Namaz ve zekât gibi ibâdet ve haramlar, Allah’ın yakın dostları için değildir” derler. Bir çok haramları mubah sayarlar. Anne ve kız kardeşlerle kendi kızlarıyla evlenmeyi caiz görürler. Bu gibi ibadet ve haramlarla havâss yâni üst tabaka mükellef olmayıp, avam yâni halk kısmı mükelleftir derler.
Peygamber efendimizden önce yaşamış olan Mejdek’in fikirlerini benimseyen Bâtınîler; “Her şey herkesin malıdır. Zevceleri değiştirmek helâldir. Herkesin malları ve yaşayışları eşittir. Şahsî tasarruf yoktur. Bütün insanlar eşit ve her şeyde ortaktırlar. Birbirinin zevcelerini isterse ona vermesi lâzımdır. Zenginler, malları fakirlere vermeli, onların ihtiyaçlarını gidermelidir” derler.
6- Yedinci İmâm, İsmâil bin Ca’fer-i Sâdık’ı kabul ederler. Bu sebeble İsmâiliyye adını alırlar.
7- Tenâsühe inanan Bâtınîler; “Ruhlar, insan öldükten sonra tekrar dünyâya gelip, başka bedene girer. Allah’ın ruhu oniki imâma hulûl etmiştir. onikinci imâm gelinceye kadar İslâmiyete uymak lâzım değildir. Cebrâil, vahyi, Hazret-i Ali’ye getirmek için emr olunmuştu. Yanılarak Muhammed aleyhisselâma getirdi” derler.
Bâtıl inanış ve fikirlerinden önemli görülen bir kısmı anlatılan Bâtınîlerin küfür içinde olduklarını bir çok Ehl-i sünnet âlimi bildirmiştir. Büyük âlim İmâm-ı Gazâlî hazretleri, Fedâih-ul-Bâtınîyye=Bâtınîlerin (İsmâilîlerin) kepazelikleri adlı eserinde, Bâtınîlerin sapıklık ve küfür olan fikirlerini yazmış, gerekli cevapları vererek, insanlara doğru yolu göstermiştir.

1) Fedâih-ul-Bâtıniyye 
2) El-Fark Beyn-el-firâk; sh. 177-179 
3) El-Kâmil fit-târih; cild-10, sh. 109, 500
4) İbn-i Haldûn Mukaddimesi; sh. 356
5) Târih-i Cihân-gûşâ; sh. 142, 152, 186, 211
6) Ravdat-üs-Safâ; cild-4, sh. 63
7) Et-Tebsîr fid-Din; sh. 124
8) Tam İlmihal Seâdet-i Ebediyye; sh. 370, 440, 1015
9) Târih-i Güzîde; sh. 518
10) Rehber Ansiklopedisi; cild-7, sh. 117, cild-8, sh. 228
11) Faideli Bilgiler; sh. 183, 381
12) El-Milel ven-Nihâl; cild-2, sh. 5, 27
13) Şerh-i Mevâkıf
14) Et-Tenbih ver-Redd; sh. 37, 38
15) İbn-i Kalânisî; sh. 151, 156, 162
16) Muhtasar-ı Tuhfe-i İsnâ Aşeriyye; sh. 17

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Harput’ta yetişen meşhur velîlerden

GÜNÜN HADİSİ

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, şeyh Yûsüf-i Berkîye yazılmışdır. Bu yolun sonsuz olduğunu ve kelime-i tevhîdin fâidelerinden birkaçını bildirmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası