hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
11:51
13 Temmuz 2010 Salı
Okunma Sayısı: 1184
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Baybars

Moğollara karşı müslümanları müdâfaa eden dördüncü Memlûklu sultânı.

Asıl adı Seyfeddîn idi. 1223 (H.620) senesinde Kıpçak ülkesinde doğdu. Kıpçak topraklarına yapılan akınlar sırasında esir düştü. Mısır’da satıldı. Eyyûbî sultânı Melik Şâh Salih, onu kölelikten azl ederek, Bahri ünvanını taşıyan hizmetkârları arasına aldı.
Zekâsı ve kabiliyeti ile kısa zamanda kendisini gösteren Baybars, Melik Sâlih tarafından kumandanlığa kadar yükseltildi. 1249 (H.647) senesinde Melik Sâlih’in vefâtı üzerine tahta oğlu Turan Şâh çıktı. Bu sırada Dimyat’ı zaptederek ellibin kişilik orduyla Mansura’ya kadar ilerliyen Ve Mısır’ın istilâsı peşinde koşan Fransa kralı Dokuzuncu Louis, Mansura’da Memlûklerden meydana gelen Eyyûbî ordusu tarafından bozguna uğratılarak esir atındı. Bu savaşta çok yararlıklar gösteren Baybars, muharebenin kazanılmasında büyük rol oynadı. Turan Şâh’ın vefâtından sonra nâib sıfatıyla memlûk (köle) asıllı Kutuz başa geçti. Sultan Kutuz devrinde Moğollar, Suriye’yi işgal edip, binlerce müslümanı katlettiler. Sultan Kutuz, kuvvetli bir ordu hazırladı ve öncü kuvvetlerin kumandasını Baybars’a verdi. Ayn-Calut muharebesinde, Moğolları mağlûb eden Baybars, onları geri çekilmeye mecbur bıraktı. Bu galibiyet onun şöhretini daha da arttırdı ve ordu içindeki yerini kuvvetlendirdi.
Sultan Kutuz’un devlet idaresinde sert ve şiddetli bir yol takip etmesi, düşmanlarının çoğalmasına sebeb oldu ve 1260 (H.659) senesinin sonlarına doğru, bir suikaste uğrayarak öldürüldü. Bunun üzerine Me’mlûk emirleri, Baybars’ı sultan tanıdılar ve Melik-üz-zâhir Rukneddîn ünvanını verdiler.
Sultan olunca yaptığı ilk iş Kutuz’un halktan topladığı ağır vergileri kaldırmak oldu. Böylece halk Baybars’ı coşkun bir sevinç ile karşıladı. Kendisini Melik-ül-Mücâhid ünvanıyla sultan îlân etmeye kalkışan Şam naibi Sencer’i 1261 (H.660) senesinde yaptığı muharebede kolayca mağlûb ve esir ederek hapsettirdi. Bu sırada Memlûkler için başta Moğollar olmak üzere kuzeyde Ermeniler, Kıbrıs krallığı, güneyde Nubyalılar ve batıda Berberîler devamlı bir tehlike arzetmekte idi. Bu durumu gözönüne alan Baybars, önce devletin içindeki nüfuzunu arttırdı. Kırek’deki Eyyûbî emîrini öldürttü ve kendisi için görünen tehlikeleri ortadan kaldırdı. Daha sonra dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı faaliyetlere girişerek tedbirler aldı.
Moğolların Bağdâd’ı işgalleri sırasında ellerinden kurtulan halîfe Zâhir’in oğlu Ahmed, Şam’a gitmişti. Baybars, onu Kâhire’ye getirerek büyük bir törenle bî’at etti. Böylece İslâm âleminde asırlardan beri manevî ehemmiyetini muhafaza eden Abbasî hilâfetinin ortadan kalkmasına mâni oldu. Mustansır billâh lakabını alan yeni halîfe, Kâsımüddevle ünvanını verdiği Baybars’a; Mısır, Suriye ve bütün fethedilecek memleketlerin hükümdârlığını tevcih etti!
1264 (H.663) senesinde Moğol ordusunun Birecik üzerine hücûm ettiğini ve kaleyi kuşattığını haber alan Baybars, büyük bir ordu ile Suriye’ye hareket etti. Baybars’ın üzerlerine geldiğini haber alan Moğollar, kuşatmayı kaldırarak geri çekildiler. Bu durumu yolda öğrenen Baybars, Birecik’e gidip kaleyi yeniden tahkim ve teçhiz ederek, uzun bir kuşatmaya dayanacak hâle getirdi, Irak’daki kabîle reislerini, Moğolların hareketlerini tâkib etmek ve bildirmekle görevlendirdi.
Hülâgû’nun ölmesi Moğollar ile Memluklular arasındaki düşmanlığı gideremedi. İnsanlık düşmanı olan Hülâgû’nun yerine hıristiyan hanımından doğan Abaka geçti. Abaka, doğudaki ve batıdaki hıristiyan kuvvetleriyle devamlı münâsebet hâlinde idi. Ülkesindeki iç karışıklıkları hâllettikten sonra, İslâm topraklarına saldırmak istiyordu. Zaman kazanmak için, 1265 (H.664) senesinde Baybars’a bir elçi göndererek barış teklif etti. Müslümanları ve halîfeyi katleden Moğolların bu teklifini Baybars kabul etmedi.
Aradan üç sene kadar bir süre geçtikten sonra Abaka, barış teklifini tekrarladı. Abaka, bu teklifinde kendini göklere çıkararak överken, Baybars’ın bir köle olduğunu hatırlatarak aşağılıyordu. Baybars, yılmadan ömrünün sonuna kadar Moğollarla harbedeceğini bildirdi ve barış teklifini kabul etmedi. Sulhtan ümidini kesen Abaka, haçlılarla anlaşarak müslümanlara saldırmaya başladı. Fakat her defasında Baybars’ın orduları tarafından geri püskürtüldü. Moğollar yenilerek perişan bir vaziyette geri çekilmeye mecbur oldular.
Baybars bir taraftan Moğollar, diğer yönden de Haçlılarla savaşıyordu. Haçlılar arasındaki iç çekişmelerden faydalanarak, 1267 (H.666) senesinde Taberiyye ve Akka bölgelerini ele geçirdi. Ertesi sene Yafa, Sakûf ve Arnun şehirlerini zapt ederek, Antakya önlerine ulaştı. Antakya’ya vardığı zaman, ordusunu üç kısma ayırdı. Bir kısmını denizden gelecek yardıma mani olması için Suveydiye’ye, diğer bölümünü de doğu hıristiyanlarından yardım gelmemesi için Suriye ve Çukurova’ya, bölgedeki geçitleri tutmaları için gönderdi. Ana kuvvetin başına geçerek Antakya’ya hücûm etti. Şehir kısa bir süre sonra, 1268 (H.667) senesinin Nisan ayında Memlûkleriri eline geçti. Müslümanlar pek çok ganîmet ve esir aldılar. Baybars, 1271 (H.670) senesinde Trablus Prensliği’ne saldırarak, Safîtö, Hısn-ul-Ekrâd ve Hısn-i Akkâr’ı ele geçirdi. Dönüşünde Akka’nın kuzeydoğusunda bulunan Hısn-ul-Karin’i aldı. Aynı sene Akka’lılara yardım için gelen İngiliz kralı Edward, Baybars’la haçlılar arasında on yıllık bir barış yapılmasını sağladı. Sultan Baybars, 1273 (H.672) senesinde ordunun ihtiyâcını karşılamak için her yıl üç taksitte halktan alınmak üzere bir milyon ikiyüzbin dirhem tutan bir vergi koydu. Halk bu vergiyi ödeyecek durumda değildi. Bu durum karşısında dâima yol gösteren, Allahü teâlânın emirlerine muvafık olmayan bir işi işlediklerinde gerekli îkâzı yapan İslâm âlimleri nâmına, İmâm-ı Nevevî bir mektub yazdırarak Emir Bedreddîn’e gönderdi ve sultana ulaştırmasını istedi.
Emîr Bedreddîn, İmâm-ı Nevevî’nin mektubunu Sultan’a verdi. Sultan Baybars, İmâm-ı Nevevî’ye sert bir mektup yazdı ve verginin tahsili için tekrar tekrar emirler verdi. Halk vergileri ödemekten âciz kaldı. Sultan’ın cevâbı İmâm-ı Nevevî’ye ulaşınca, o da cevab olarak bir nasîhat mektubu yazdı:
Bu mektubun gönderilmesinden az bir zaman sonra, İmâm-ı Nevevî hazretleri Sultan’ın halka nasıl davranması gerektiğini bildirmek için bir mektup daha yazdı.
Bu mektuplar, Sultan Baybars’ın üzerinde büyük bir te’sir gösterdi. Koyduğu yeni vergilerden vazgeçti. Tahsil edilen paraları da sahiplerine geri verdi. Halk, bu durum karşısında çok sevindi. Sultan’ın düşmanlarına karşı zafer kazanması için Allahü teâlâya duâ ettiler.
Baybars, Moğolların yaptıkları zulümler karşısında, Anadolu’ya sefer düzenledi. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra, 1277 (H.675) senesi Nisan ayının yedisinde Halep’den yola çıktı. Altı gün sonra Elbistan ovasına ulaştı. Sis (Küçük Ermenistan) kralı bu durumu derhal Moğollara bildirdi. Moğollar, işgalleri altındaki Anadolu’dan da asker alarak, Elbistan üzerine yürüdüler.
Sultan Baybars’ın ordusu Elbistan ovasına geldiği zaman, Giray adındaki bir Moğol komutasındaki öncü birliği ile karşılaştı ve Emir Şemseddîn’i üzerlerine gönderdi. Yapılan muharebede Moğollar kısa zamanda bozularak kılıçtan geçirildiler. Baybars’la anlaşan Selçuklu beyleri harbe katılmadıkları için, Anadolu Türklerinin kaybı fazla olmadı. Memlûk ordusunda da zayiat gayet azdı.
Sultan Baybars, ertesi gün ordusunu toplayarak Kayseri üzerine yürüdü. Elbistan’dan Kayseri’ye kadar yol üstünde bulunan kalelerin kumandanları itâatlarını bildirdiler. Nisan ayının yirmisinde Memlûklu ordusu herhangi bir mukavemetle karşılaşmadan Kayseri’ye girdi. Kısa bir süre Kayseri’de kalan Baybars, yiyeceğin azalması ve erzak te’mininin zorluğu yüzünden, Antakya yoluyla, Şam’a döndü. Şam’da aniden rahatsızlanarak 1277 (H.676) senesi Muharrem ayının yirmiyedisinde Perşembe günü vefât etti.
Hayâtının en verimli devrinde ve saltanatının en parlak ve kudretli zamanında ölen Baybars, ortaçağ İslâm-Türk târihinin en büyük simalarından biridir. Maddî ve manevî bir çok hususiyetlere sahip, müstesna bir insandı. Çok güçlü bir vücûda, sağlam bir irâdeye, benzeri görülmemiş bir cesarete ve parlak bir zekâya sâhib idi. En önemli ve cesur hareketlerinde bile dâima ihtiyatlı hareket eder, en küçük tedbiri bile almakta ihmalkârlık göstermezdi. Harblerin en tehlikeli anlarında bir nefer gibi, ön saflarda çarpışır, hiç bir tehlikeden çekinmezdi.
Ehl-i sünnet mezhebine mensub olan halkının işlerini görmek için ayrı ayrı kadıların başına kâdı’l-kudâtlar tâyini usûlünü ilk defâ o koymuştu. Medrese, imaret ve hastahâne gibi hayır müesseseleri kurdu ve İslâm büyükleri ile eski mücâhid kahramanların türbelerini tamir ettirdi.
 Yabancı devlet adamlarına karşı takib ettiği siyâsetle, müslüman tüccarların serbest ticâret yapmalarını sağladı. Mükemmel bir posta teşkilâtı kurarak, ülkesindeki haberleşmeyi kolaylaştırdı. Ayrıca geniş bir istihbarat teşkîlâtı kurdu ve casusları kontrol eden casuslar kullandı. Devrinde her türlü silâhların yapımına büyük ölçüde önem verdi ve tersaneler kurdurdu.

SULTANA NASÎHAT
İmâm-ı Nevevî, Baybars’a yazdığı bir mektupda şöyle buyurdu:
 “Bismillâhirrahmânirrahim. Allahü teâlâya hamdolsun. Efendimiz Muhammed aleyhisselâma ve âline salât ve selâm olsun. Abdullah Muhyiddîn Nevevî’den Sultan Zâhir’e. Dînin hizmetçileri olan ulemâ daha önce size bir mektup yazmışlardı. Cevâbınız sert oldu. Gelen mektubda cihâd, dini hükmünden ayrı olarak bildirilmektedir. Allahü teâlâ ihtiyaç hâsıl olunca, emir sahiplerinin yanında lüzumlu îzâhlarda bulunmayı vâcib kıldı ve Al-i İmrân sûresi yüzseksen yedinci âyet-i kerîmesinde meâlen şöyle buyurdu: “Vaktiyle Allahü teâlâ, kendilerine kitâb verilenlerin âlimlerinden şöyle te’mînât almıştı; “Celâlim hakkı için, kitâblarımda olanı, muhakkak insanlara açıklayıp anlatacaksınız, onu gizlemiyeceksiniz.” Onlar ise o söz ve te’mînâtı sırtlarının arkasına attılar. Böylece karşılığında biraz para aldılar. Bu ne kötü alış veriştir!...” Bu sebeple bize bu hususta bir açıklamada bulunmak vâcib olup, susmak haramdır. 
Mektubunuzda, cihâdın askere mahsus olmadığı ifâde edilmektedir. Evet öyledir. Fakat cihâd farz-ı kifâyedir. Sultan’ın ordusu vardır. Onların Beytül-mâl’dan muayyen bir yiyecek tahsisatı vardır. Bu sebeple savaştan geri kalan halk ise, gerek kendilerinin, gerek Sultan’ın, gerekse asker ve diğerlerinin faydasına olan, herkesin muhtaç olduğu zirâat, san’at ve başka işlerle meşgul olmaktadır.
 İşte askerin ihtiyâcı Beytül-mâl’dan ayrılan tahsisat ile te’min edilmektedir Beytül-mâlda kâfi mikdarda para ve mal varken, halktan bir şey almak helâl değildir. Böyle olduğunda bütün İslâm âlemindeki ulemâ ittifak halindedir. Hamdolsun Beytül-mâlın para ve mala ihtiyâcı yoktur. Durum böyle olunca, cihâd ve başka zamanlarda Allahü teâlâdan yardım istenir. Resûlullah’ın Sünnet-i seniyyesine ve dînin emirlerine uyulur.
Önceki ve bu mektupta yazdıklarımızın hepsi, hem size, hem de halka nasîhattır. Bu nasîhatlerde kınanacak hiç bir şey yoktur. Halka yumuşak muamelede bulunmayı, şefkat göstermeyi, Ehl-i sünnet yolunu ve Resûlullah’a tâbi olmayı sevdiğinizi bildiğimiz için, size bu nasîhatleri yaptık.
 Bizim nasîhatimiz sebebiyle, halkı ve ulemâyı tehdit etmenize gelince, böyle şeyler sizin adalet ve hilminize muvafık değildir. Müslümanların zayıfları ve güçsüzleri, sultâna nasîhatten başka ne yapabilir. Hâlbuki, onlar nasıl nasîhat edileceğini de bilmemektedirler.
 Şahsıma gelince, gerek tehdid ve gerekse tehdidin de ötesinde her hangi bir durum, Allahü teâlânın izni ile, bana zarar vermez ve nasîhatten alıkoymaz. Çünkü ben ve benim durumumda olanlar. Sultân’a nasîhat etmemizin vâcib olduğuna inanıyoruz. Bir vacibi ifâ ederken, başıma gelecek şey, Allahü teâlânın katında, benim için hayırlıdır. Resûlullah, sallallahü aleyhi ve selim nerede olursak olalım, hakkı söylememizi, Allahü teâlânın rızâsı yolunda kınayanın kınamasından korkmamamızı emretmiştir. Biz, dünyâ ve âhırette size faydalı olacak işleri yaparak devamlı hayırlara vesile olup, kıyamete kadar hayırla yâdedilmenizi, bu sebeple ebediyyen Cennet’te kalmanızı istiyoruz. Allahü teâlânın selâmı, rahmeti ve bereketleri Peygamber efendimiz üzerine olsun!”

1) Fevât-ül-vefeyât; cild-1, sh. 235, cild-2, sh. 71, 254, 352, cild-3, sh. 76, 202, cild-4, sh. 193, 249, 350
2) Rehber Ansiklopedisi; cild-2, sh. 280
3) Târih-i Baybars (Edirne-Selimiye Kütüphanesi, sayı:1507, Türkçe Terc. İstanbul,1941)
4) Haçlı Seferleri Târihi; cild-3, sh. 228 v.d

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Ebü’l-Hasan-ı Şâzilî, memleketinden İskenderiyye’ye geldiğinde, o zamânın sultânı bir mektup yazarak kendisini dâvet etti.

GÜNÜN HADİSİ

Uzun bir hadis-i şerifin bir bölümü şöyledir:

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, şeyh Hamîd-i Sünbülîye yazılmışdır. Tevhîd, kalbi Allahü teâlâdan başka şeylerden kurtarmak olduğunu bildirmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası