hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
12:20
13 Temmuz 2010 Salı
Okunma Sayısı: 1006
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

Onuncu asırda İran’da kurulan ve eski Sâsânî İmparatorlarının soyundan geldiğini iddia eden şiî hânedân.

Büveyhîlerin kurucuları olan Ebû Şücâ’ Büveyh’in kendisi ve çocukları çok fakirdi. Omuzlarında odun taşırlardı. Ali, Hasen ve Ahmed adlarını taşıyan Ebû Şücâ’ Büveyh’in üç oğlu, doğup büyüdükleri Deylem’de hüküm süren Deylemî Devleti ordusunda uzun müddet paralı askerlik yaptılar. Daha sonra ordu içinde otoritelerini arttırıp Hazar denizinin güneyindeki bölgede, iktidar boşluğundan da istifâde, ederek, bağımsızlıklarını îlân ettiler. Büveyhîler, ilk zamanlar Bağdâd’daki Abbasî halîfelerine bağlı olduklarını bildirdilerse de sonraları onları hâkimiyetleri altına almaya çalıştılar ve Bağdâd-ı işgal ettiler. İlk önce Sâmânoğulları, daha sonra da Gazneliler ve Selçuklularla mücâdelede bulundular. Gazneli ve Selçukluların hücûmları ve iç kavgalar sebebiyle zayıfladılar. 1055 (H.447) senesinde Selçuklu sultânı Tuğrul Bey, son Büveyhî hükümdârı Melik-ür-Rahim’i tutuklatıp haps ettirerek, Büveyhler Devleti’ne son verdi.
Onuncu yüzyılın ilk yarısında Mâverâünnehr ve Horasan bölgelerinde sünnî Sâmânoğulları Devleti; Hazar denizi civarındaki İran platolarında Zeydîler ve bâzı mahallî güçler; güneyde yâni Irak taraflarında ise Bağdâd’daki Abbasî halîfesine bağlı valiler hüküm sürüyorlardı.
Hazar denizi’nin güneyinde bulunan Deylem bölgesinde yaşayan Deylemîler, savaşçı bir kavim olup, ordularında paralı olarak Türk ve yerli askerler bulunduruyorlardı. Yerli askerlerden Ali bin Büveyh ve kardeşi Hasen, Makan bin Kali’nin ordusunda göz doldurarak, komutanlık mertebesine yükseldiler.
Bu sırada o bölgede hüküm süren Astar bin Şireveyh’e isyân eden Merdâviç ile Makan arasında mücâdele başladı. Kuvvetlenen Merdâviç, Abbasî Devleti’ni yıkmak istedi. Merdâviç Makan mücâdelesinde Merdâviç’in kuvvetlendiğini gören Ali bin Büveyh ve tarafdârları onun tarafını tuttular, önceleri, Büveyhîlerin kendi tarafına geçtiğine sevinen Merdâviç, onlara bir çok imtiyazlar vererek, Ali bin Büveyh’i Kereç valiliğine tâyin etti. Fakat güçlenmelerinden korkan Merdâviç ile Büveyhîlerin araları kısa zamanda açıldı. Büveyhîlere verdiği imtiyazları geri alarak onlara karşı kendini korumak için bâzı tedbirlere başvurdu. Olup bitenler karşısında harekete geçen Ali bin Büveyh, şiîlik ve mecûsîliğin birleşimi olarak ortaya çıkan Hurremîlerin bulunduğu Kereç bölgesini ele geçirip, hâkimiyet kurdu. Şiraz, Ahvaz ve Arracan’ı da hükmü altına aldı. Zulüm ve zorbalıkla bölgenin haracını topladı. Merdâviç’e karşı mücâdeleye devam etti.
Daha sonra Merdâviç’le anlaşarak iyi geçinmek isteyen Ali bin Büveyh, aralarındaki düşmanlık ve rekabete son verdi. Hutbeyi onun adına okutup, çok hediyeler ve kardeşi Hasen bin Büveyh’i de rehine olarak gönderdi. Bunun üzerine Merdâviç, Ali bin Büveyh’i Arracan valiliğine tâyin etti. 935 (H.323)’de Merdâviç’in ölümü üzerine harekete geçen Ali bin Büveyh, Fâris bölgesini hâkimiyeti altına aldı. Bağdâd’daki Abbasî halîfesine elçi göndererek ondan, Fâris bölgesindeki hâkimiyetini tanımasını istedi ve arzusuna nail oldu.
Kendine halîfe tarafından valilik mührü gönderilen Ali bin Büveyh, halîfeye karşı kötü niyet beslemekle birlikte iyi geçiniyordu. Bir müddet sonra halîfeye üstünlüğünü kabul ettirmeye çalıştı. Halîfe de uzlaşma yolunu tercih etti ve Fâris eyâletinin idaresini ona verdi. Merdâviç’in öldürülmesi üzerine dağılan ordusundaki Türk subaylarından bir kısmı, Ali bin Büveyh’in ordusuna katıldı. Büveyhî ordusunu kuvvetlendiren Ali bin Büveyh, kardeşi Hasen’in de desteğiyle; Rey, Hemedân ve Irak-ı Acem’in geri kalan bölgelerini zaptetti. Kardeşi Ahmed’i de Saffârîlerin elinde bulunan Kirman üzerine gönderdi. Kirman, Ahvaz ve Huzistan’ı da topraklarına katan Büveyhîler, batıya doğru sınırlarını genişletmeye çalıştılar. Bu istilalar sırasında birçok Ehl-i sünnet müslümanın ölümüne sebeb olan Büveyhîlerin gelişmesinden çekinen Bağdâd’daki komutanlar, onları Bağdâd’ı işgale davet ettiler. 945 (H.334) senesinde Bağdâd’a gelen Ahmed bin Büveyh, halîfe Müstekfî tarafından karşılandı. Halîfe, müdârâ için ona hil’atlar giydirip, hediyeler takdim etti. Ona Müizzüddevle, kardeşi Ali’ye İmâdüddevle, öbür kardeşi Hasen’ede Rüknüddevle ünvanlarını verdi.
Sınırlarını genişleten ve halîfe üzerinde nüfuz sahibi olan Büveyhîler, sünnî müslümanlara akla gelmedik kötülük yaparak zulümlerine devam ettiler. Hattâ Abbasî halifeliğini yıkıp şiî bir halifelik kurmayı dahi düşündüler.
Halîfe Müstekfî’yi tutuklayıp gözlerine mil çektiler. Yerine Muktedir’in oğlu Ebü’l-Kasım el-Fazl’ı, el-Mûtî adıyla hilâfet makamına geçirdiler. Kendisine sultan ünvanını verme cesaretini gösteren Müizzüddevle, hilâfet merkezi üzerinde keyfî tasarruf ve baskılara devam etti. Daha da ileri giderek, oğlu Bahtiyâr’ı emîr-ül-ümera tâyin etti.
Büveyhîlerin tâkib ettiği bu siyâset, bir çok iç karışıklıklara sebeb oldu. Sâdece Bağdâd’da değil, Abbasî halîfesine bağlı bütün vilâyetlerde kendi üstünlüklerinin tanınmasını isteyen Büveyhîler, İran ve Irak bölgesinde tam hâkimiyeti sağladılar.
Büveyhî hânedânında liderlik, sırasıyla; İmâdüddevle diye bilinen Ali bin Büveyh’de, o ölünce Rüknüddevle diye bilinen ikinci kardeşi Hasen bin Büveyh’de ve Abbasî halîfesi üzerinde etkili olup, adına hutbe okutan Müizzüddevle diye bilinen Ahmed bin Büveyh ve o ölünce de İzzüddevle ünvanıyla bilinen oğlu Bahtiyar bin Ahmed’de bulundu. Oyun ve eğlenceye düşkün olan İzzüddevle, halîfe Mûtî’yi halifelikten alarak yerine Tâî-lillah’ı getirdi.
İzzüddevle’nin işret ve sefâhete düşkün olması ve keyfî davranışları sebebiyle devlet işleri gittikçe bozuldu. Azgın ve sapık Büveyhîler, Ehl-i sünnet olan müslümanlara karşı zulüm ve işkencelerini günden güne arttırdılar. Aralarında iç çekişmeler başladı.
Rey, Hemedân ve İsfehan’a hükm eden Adudüddevle, İzzüddevle’nin ordusundaki Türk askerleri tahrik ederek isyân etmelerini sağladı. Ayaklanan Türk askerleri tarafından azl edilen İzzüddevle, 975 (H.264)’de Adudüddevle tarafından tutuklandıysa da, sonra serbest bırakıldı. Bilâhare, Adudüddevle tekrar Irak üzerine yürüdüğünde, esir alınarak Bağdâd’a götürüldü ve orada öldürüldü.
Halîfe Tâî-lillah, Bağdâd’daki durumu lehine çeviren Adudüddevle’ye sultanlık ünvanını verdi. Hil’at ve tâc giydirdi. Kendisini tam yetkili ve bağımsız gören Adudüddevle’nin halîfeyle arası açıldı. Diğer Büveyhîler üzerine hâkim olan Adudüddevle, Bağdâd ve öteki Irak bölgelerini, Kirman, Fars, Umman, Huzistan, Musul, Diyâr-ı bekr, Harran ve Menbic’i içine alacak şekilde sınırlarını genişletti.
Büveyhî hânedânının güç ve kudreti en yüksek noktasına Adudüddevle zamanında ulaştı. Birtakım ilim ve îmâr çalışmaları onun zamanında yapıldı. Bağdâd’da kendi adıyla anılan bir hastane yaptırdı. Bu tür hizmetleri yanında bir çok masum kimseyi öldürtmüş olan Adudüddevle, kayıtlara aşırı şiddet sahibi ve kan dökücü olarak geçti.
Beş buçuk yıl süren bir saltanattan sonra 48 yaşındayken 983 (H.372) senesinde öldü. Yerine Samsamüddevle ünvanıyla bilinen oğlu Ebû Kalicâr el-Merzubân geçti. Halîfe Tâî-lillah ise ona Şemsülmille lakabı verdi. Adudüddevle’nin oğulları; Samsamüddevle, Şerefüddevle ve Behâüddevle arasında anlaşmazlıklar ve saltanat kavgaları baş gösterdi. Büyük mücâdelelerden sonra yenileceğini anlayan Samsamüddevle, anlaşmak üzere kardeşi Şerefüddevle’ye gitti. Şerefüddevle ilk anda iyi karşıladıysa da, onu Şefîî köşküne hapsetti. Büyük karışıklıklar çıkması üzerine Fâris’e gönderdi ve bir kaleye hapsettirdi. Böylece dört yıla yakın süren saltanatı son buldu.
Büveyhî saltanatına geçen Şerefüddevle’yi, Bağdâd’a gelişi sırasında halîfe Tâî-lillah karşıladı ve ona emirlik tacını giydirdi. Bir ahidnâme yazdırarak bütün devlet işlerini yürütmekle vazifelendirdi. Bu defâ kardeşi Behâüddevle ile mücâdeleye başladı. Üç yıla yakın hüküm sürdükten sonra 989 (H.379) senesinde vefât etti. Şerefüddevle’nin ölümü üzerine kardeşi Behâüddevle hükümdâr oldu.
Bu sırada Fâris’te hapsedildiği kaleden kaçmayı başaran Samsamüddevle, topladığı kuvvetlerle kardeşi Behâüddevle’ye karşı mücâdeleye girişti. Uzun çarpışmalardan sonra iki kardeş arasında sulh yapıldı. Bu sulh hâli fazla sürmedi. Behâüddevle Fâris bölgesini; Samsamüddevle ise, Huzistan ve Ahvaz’ı ele geçirdi ve Basra’yı işgal etti. Bir ara sulh yapıldıysa da yeniden araları bozuldu. İki yıl sonra 998 (H.389) senesinde Samsamüddevle’nin ölümüyle mücâdele son buldu.
Behâüddevle ile halîfe Tâî-lillah arasındaki münâsebetler de, kısa süre sonra, kötüleşti. Gözünü dünyâ ve makam hırsı bürüyen Behâüddevle, halîfe Tâî-lillah’ı vazîfeden alıp tutuklattı ve sarayını yağmalatıp hazînede ne varsa hepsine el koydu. Ayrıca devlet erkânından pek çok kimseyi tutuklayıp hapsettirdi. 17 yıldan fazla hilâfet makamında kalan Tâî-lillah, Büveyhîlerin bir çok baskı ve zulümlerine mâruz kaldı, müslümanların huzuru için pek çok sıkıntılara katlandı.
991 (H.381) yılında Behâüddevle tarafından hilâfet makamına Kâdirbillah getirildi. Dürüst bir kimse olan halîfe, Behâüddevle’nin bir çok huysuzluk ve usûlsüzlüklerine; müslümanların huzur ve sükûnu için, sabr etti.
Büveyhoğulları hükümdârları içinde en çok mal ve para biriktiren kötü ahlâklı zâlim gaddar ve kan dökücü olan Behâüddevle, yirmibeş yıla yakın hüküm sürdükten sonra, 1012 (H.403) senesinde öldü. Cenazesi, Arracan’dan Kûfe’de bulunan Hazret-i Ali şehidliğine taşındı. Yerine oğlu Sultânüddevle geçti.
Büveyhî tahtına geçen Sultânüddevle, kardeşleri; Celâlüddevle Ebû Tâhir’i Basra, Kıvâmüddevle Ebü’l-Fevâris’i Kirman valiliğine getirdiyse de aralarında anlaşmazlıklar baş gösterdi. Sultânüddevle’den memnun olmayan askerler, açıkça tavır koyarak kardeşi Müşerrifüddevle’yi hükümdârlığa geçirmeye kalkıştılar. Durumun aleyhine döndüğünü gören Sultânüddevle, Müşerrifüddevle ile anlaşmak mecburiyetinde kaldı. Ahvaz’a çekildi ve Irak’ın idaresini kardeşi Müşerrifüddevle’ye bıraktı. Kısa bir müddet sonra yeniden aralarında anlaşmazlık baş gösterdi. Neticede Sultânüddevle mağlûb olunca, diğer kardeşleri de Müşerrifüddevle’nin üstünlüğünü kabul ettiler. Daha sonra kardeşler arasında anlaşmazlıklar ortaya çıktı fakat sonunda sulh yapıldı. 1024 (H.415) senesinde Sultânüddevle’nin ölümü, Büveyhî saltanatının tek başına Müşerrifüddevle’ye kalmasına yol açtı. Müşerrifüddevle, beş yılı aşkın bir süre tahtta kaldıktan sonra 23 yaşında iken öldü. Ölümünden sonra yerine kardeşi Ebû Tâhir Celâlüddevle geçti. O da yeğeni Ebû Kalicar ile mücâdele etti. Celâlüddevle, Ahvaz üzerine yürüyerek şehri yağmaladı ve Ebû Kalicar ordusunu hezimete uğratıp, Vâsıt’ı geri aldıktan sonra bilâhare Basra’yı da geri aldı.
 Celâlüddevle’nin Büveyhî saltanatında bulunduğu yıllarda hilâfet merkezi olan Bağdâd karışıklıklar içindeydi. Büveyhî ordusundaki Türk askerleri, Celâlüddevle’nin yeğeni Ebû Kâlicar’ı tahta geçirmek için üç defâ teşebbüse geçtiler. Bu hareketler karşısında tutunamayan Celâlüddevle, Bağdâd’dan kaçtı. 1037 (H.428) senesinde Ebû Kalicar ile Celâlüddevle arasında sulh yapıldı. Bu şekilde karşı hareketlere muhâtab olan Celâlüddevle, aynı zamanda halîfe Kâimbiemrillah’ın özel işlerine kadar karışmaya başladı. Onu, bir gölge yerine koymak istediğinden, halîfenin düşmanlığını kazandı. Bağdâd’da yedi seneye yakın hüküm süren kötü ve zayıf iradesiyle bilinen Celâlüddevle, diğer Büveyhî hükümdârları gibi Eshâb-ı kirâm düşmanı idi. Nihayet 1044 (H.435) yılında ölümü ile yerine oğlu Melik-ül-azîz ünvanını alan, devlet işlerinden anlamayan, vaktini içki meclislerinde ve eğlencelerle geçiren Fîrûz geçti. Fîrûz’un dirayetsizliğinden istifâde eden Ebû Kalicar kumandanları para ile kendine çekti. Bağdâd’da hâkimiyeti sağladı. Zâten, Fîrûz’dan tarafdârları da memnun değildi. Ebû Kalicar halîfeden gereken ilgiyi göremeyince emirlerini dinlemiyerek bildiği şekilde hareket etmeye başladı. Diğer Irak emirleri de, Ebû Kalicar’ın nüfuzunu tanıdılar. Tarafdârları Hemedân’ı istilâ edip, Selçuklu sultânı Tuğrul Bey’in vekîlini kovdular.
Ahdini bozup, Selçuklu hükümdârı Tuğrul Bey tarafına geçerek Kirmân’ın bâzı bölgelerini ele geçiren ve kendisini hezîmete uğratan İsfehan emîriyle harbe tutuşan Ebû Kalicar, 1046 (H.438) senesinde gâlib geldi. Bu hâdiseden iki yıl sonra Ebû Kalicar ile Tuğrul Bey arasında sulh yapıldı. Tuğrul Bey, Ebû Kalicar’ın kızıyla; Ebû Kalicar’ın oğlu Ebû Mansûr da, Tuğrul Bey’in kardeşi Davud’un kızıyla evlenerek sulhu pekiştirdiler.
Ebû Kalicar; Fâris ve Ahvaz’da 25, Bağdâd’da ise 4 yılı aşkın hüküm sürdükten sonra 1048 (H.440) yılında öldü. İçki, oyun ve eğlence âlemlerine düşkün olan Ebû Kalicar’ın ölümünden sonra, oğlu Ebû Nasr Hüsrev Fîrûz, Melik-ür-Rahîm ünvanını alarak babasının yerine geçti. Bunun zamanında da iç karışıklıklar ve çekişmeler baş gösterdi. Bu sırada güçlenen sünnî Selçuklu Sultânı Tuğrul Bey; Bağdâd’daki birtakım iç karışıklıkların devam etmesi, aslen Türk olan Arslan Besâsirî’nin Bağdâd’ı işgal edip, Ehl-i sünnet olan müslümanlara zulm yapması, halîfe Kâimbiemrillah’a karşı kötü davranıp, sarayını yağmalaması ve halîfenin yardım istemesi üzerine Bağdâd’a geldi. Halîfenin bu durumunu haber alan Büveyhî hükümdârı Melik-ür-Rahîm de yardım için Bağdâd’a doğru yola çıktı. 1055 (H.447) senesinde Bağdâd’a gelen Sultan Tuğrul Bey, halîfeye ve kendisine karşı savaşanlardan bir kısmını yok etti. Büveyhîlerden yüz bularak halîfeye karşı ayaklanan isyâncıların başı Besâsirî, Bağdâd’dan kaçarak akrabası olan Hille emîri Kureyş bin Bedran’a sığındı. Tuğrul Bey bu sırada Bağdâd’a gelen Büveyhoğulları Devleti’nin son hükümdârı Melik-ür-Rahîm’i de tutuklayıp haps ettirdi. Böylece şiî Büveyhoğulları Devleti’ne son verdi. Melik-ür-Rahîm 1059 (H.450) yılında tutuklu bulunduğu Rey kalesinde öldü.
Yüz seneyi aşkın bir müddet İran ve Irak’ta hüküm süren, temel fikir ve düşünceleri Eshâb-ı kirâm düşmanlığı olan Büveyhîler, Bağdâd’daki Abbasî halîfeleri üzerinde devamlı olarak tehdîd unsuru olmuş, kendi aralarında taht ve kardeş kavgaları sebebiyle ilim ve îmâr çalışması yapamamışlar, fırsat buldukça Mısır’daki Fâtımîlerle işbirliği kurarak; sünnî Sâmânoğulları, Gazneli ve Selçuklulara karşı hareket etmek suretiyle İslâm birliğini bozmuşlardır.


1) İbn-ül-Esir; cild-8, sh. 93, 100, 162, 167, 223, 234, 250, cild-9, sh. 9, 29, 39, 41, 46, 53, 83, 118, 206, 229
2) Târihu Devlet-i Âl-i Selçuk; sh. 9,10
3) En-Nücûm-üz-zâhire; cild-5, sh. 78
4) Târih-i Bağdâd; cild-4, sh. 37, 38
5) Târih-ul-Hulefâ; sh. 172
6) Târih-i Güzîde; cild-1, sh. 413
7) Kitâb-ül-İber; cild-4, sh. 426
8) Ebü’l-Fidâ; cild-2, sh. 372
9) İbn-i Miskeveyh (Tecârib); sh. 297, 298
10) Târih-ul müslimin (İbn-ül-Âmid); sh. 42, 235, 241
11) Vefeyât-ül-a’yân; cild-1, sh. 418

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Bir kâfilede bulunan insanlar, Ebü’l-Hasan Harkânî hazretlerinin huzûruna gelip;

GÜNÜN HADİSİ

Din kitaplarında, (Şu on kısımdır, dokuzu şundadır) gibi ifadeler geçiyor. Onda dokuzu ne demektir?

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, molla Sâdık-ı Kâbilîye yazılmışdır. Kendini kavuşmuş sanan, bir şey elde edemez. Büyüklerin rûhlarından fâidelenmeğe aldanmamalıdır. Onlar, kendi üstâdının latîfeleridir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası