hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
12:26
13 Temmuz 2010 Salı
Okunma Sayısı: 871
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Abdullah (r.anhümâ)

Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden.

Hicretten 21 sene önce (M.601)’de Medîne’de doğdu. Künyesi, Ebû Abdurrahmân’dır. Babasının ismi Abdullah (r.anh), annesininki Nesîbe Hâtûn’dur. Babası Abdullah, Selemoğullarının reisi idi ve ikinci Akabe bî’atında îmân etmiş, Medîne-i münevvereye döndüğünde, çocuklarının ve kabîlesinin müslümanlıkla şereflenmelerine sebeb olmuştu.
Genç yaşta müslüman olmakla şereflenen Hazret-i Câbir, Bedr ve Uhud gazâsı hâriç, Resûlullah efendimizin bütün gazâlarına katıldı. Bizzat Peygamber efendimizden ilim öğrendi. Tefsîr ilminde, Eshâb-ı kirâmın ileri gelenlerinden idi. İstanbul’u muhasara ederken 693 (H.74)’de şehîd olup, Koca Mustafa Paşa’da bulunduğu sanılmakta ise de, kitaplar Medîne-i münevverede vefât ettiğini yazmaktadır. Bir rivâyete göre cenaze namazını o zaman Medîne valisi olan Hazret-i Osman’ın oğlu Ebân (r.anh) kıldırmıştır.
Hazret-i Câbir’in babası Abdullah’ı (r.anh) İkinci Akabe bî’atında Peygamber efendimiz, onu, kabîlesine nakîb tâyin etmişti. Dönüşte İslâmiyetin yayılması için çok çalışmış, bu sebeple kabîlesi ve çocukları hidâyete kavuşmuştu, Resûlullah efendimizin hicretiyle, hepsi de büyük bir sürûra (sevince) gark olmuşlar, O’nun etrafında pervane olup hizmetiyle şereflenmeye can atmışlardı. Hazret-i Abdullah, oğlu Câbir’i de (r.anh) yanına alarak sık sık Peygamber efendimizin sohbetlerine katılırlar, mübarek kalbinden fışkıran derya misâli feyz ve bereketlere kavuşurlardı. Bedr savaşında büyük Kahramanlıklar gösteren Abdullah (r.anh), Uhud Savaşı’nın ilk şehidi oldu.
Babasının nasıl şehîd düştüğünü Hazret-i Câbir şöyle anlattı: “Babamın Uhud’da şehîd düştüğünü öğrendiğimiz zaman çok üzülmüştük. Kız kardeşlerim bir deve vererek; “Ey Câbîr! Uhud’a git. Babamızı bu deveye yükleyip getir de, kendi kabristanımıza buraya defnedelim” dediler. Ben de deveye binip harp meydanına gittim. Yanımda başkaları da vardı. Onlar da yakınlarını arıyorlardı. Bu sırada, geldiğimi Resûlullah efendimize haber vermişler. Beni huzûr-ı şerîflerine çağırdılar. Babamın şehîd düştüğü yere vardık. Üzerini örtmüşlerdi. Bakmak istediğimde, yakınlarım engel olmak istediler. Resûlullah efendimizin izni ile açtım. Mübarek burnunu kulağını kesmişler, yüzünü tanınmaz hâle getirmişlerdi. Yarasından kanlar akıyordu. Resûlullah efendimiz bana; “Nefsimi yed-i kudretinde bulunduran Allahü teâlâya yemin ederim ki, Abdullah da arkadaşları ile beraber defnedilecektir” buyurdular. Bu sırada ağlayan bir kadının sesi duyuldu. Peygamber efendimiz; “Bu kadın kimdir?” buyurdular. “Abdullah bin Amr’ın kızı veya kız kardeşidir” dediler. Resûl-i ekrem efendimiz; “Ne diye ağlıyorsun? O şehîd kaldırılıncaya kadar, melekler onu kanatları ile gölgelendirmekten geri durmadılar” buyurdular. Kahraman sahâbîlerden Amr bin Cemûh hazretleri de şehîd düşmüştü. Peygamber efendimiz; “Amr bin Cemûh ile Abdullah bin Amr bin Harâm, dünyâda birbirlerini severlerdi, ikisini bir kabre koyunuz” buyurdular. Resûlullah bana; “Ey Câbir! Sana müjde vereyim mi?” buyurunca; “Anam-babam, canım sana feda olsun yâ Resûlallah! Veriniz” dedim. Buyurdu ki: “Uhud’da şehîd olan babanı Allahü teâlâ diriltip ona; “Ey Abdullah bin Amr! Sana ne yapmamı arzu edersin?” diye sordu. O da: “Ey Rabbim! Ben dünyâya döndürülmemi ve yine senin yolunda çarpışarak tekrar öldürülmemi dilerim” dedi. Allahü teâlâ; “Ben, şehîdler geri dönmeyecekler diye hükmettim” buyurdu. O da; “Öyle ise yâ Rab! Geride kalanlara bunu ulaştır” dedi. (Bunun üzerine Al-i İmrân sûresinin 169-170.âyet-i kerîmelerini okudular. Ayet-i kerîmelerde meâlen: “Allahü teâlâ yolunda şehîd olanları ölü sanmayınız! Onlar diridirler. Rableri katında rızıklanmaktadırlar. Onlar, Allahü teâlânın kendilerine ihsân ettiği nîmetden (şehîdlik rütbesinden) dolayı mutludurlar. Arkalarından kendilerine şehîdlik rütbesi ile katılamayan mücâhidler hakkında şunu müjdelemek isterler; “Onlara hiç bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.” buyruldu.
Uhud gazâsından sonra Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz Medîne’ye döndüler. Ertesi günü müşrikleri tâkib etmek üzere, Uhud gazâsına katılan Esbabının yeniden hazırlanmasını emrettiler. Eshâb-ı kirâm derhâl toparlanmıştı. Gazâya katılanların dışında kimse alınmıyordu. Câbir bin Abdullah, Resûlullah efendimizin huzûr-ı şerîflerine varıp; “Yâ Resûlallah! Dün, müşriklerle Uhud’da çarpışmaya katılanların dışında kimsenin düşman takibine çıkamayacağını bildirdiler. Hâlbuki ben, bu sefere en çok katılmak isteyenlerdenim. Babam, yedi tane kızkardeşim sebebiyle Uhud gazâsından beni alıkoydu. “Ey oğlum! Şu kızları bırakabîleceğimiz bir yakınımız yok. Resûlullah efendimizle cihâda seninle beraber çıkmak isterdim. Sen, kardeşlerine bakmak üzere burada kal” demişti. Ben de onlar için gazâya katılamamıştım. Canım sana feda olsun yâ Resûlallah! Ne olur müsâde buyurunuz, ben de sizinle gideyim” diye arz etti. Peygamber efendimiz, ona müsâde ettiler. Ondan başkasının gitmesine izin verilmedi. Böylece Hazret-i Câbir, Uhud gazâsının akabinde müşrikleri takibe gitmişti.
Zâtürrikâ gazvesinden dönüşte Câbir bin Abdullah’ın (r.anhümâ) devesi yorulmuş, kafilenin en arkasında kalmıştı. Sevgili Peygamberimiz, onun geride kaldığını görünce; “Ey Câbir! Sana ne oldu da geride kaldın?” buyurdular. O da; “Anam-babam sana feda olsun yâ Resûlallah! Geride kalmama sebep şu devemdir!” dedi. Resûlullah efendimiz ona; “Elindeki deyneği bana ver” buyurdular. Hazret-i Câbir’in deyneğini alan Efendimiz, deynekle dokunur dokunmaz deve, çok sür’atlendi. Câbir bin Abdullah hazretleri bunu; “Resûlullah’ı hak din ve kitapla gönderen Allahü teâlâya yemîn ederim ki, devem öyle sür’atlendi ki, Resûl-i ekrem efendimizin devesini geçmesin diye yularını geriye doğru çekiyor, edebe aykırı bir harekette bulunmamak için onu zor zaptediyordum” diye anlatmıştır.
Hicretin beşinci (M.627) yılı idi. Müşrikler, onbin kişilik çok büyük bir ordu ile Peygamber efendimizin mübarek vücûdlarını ortadan kaldırmak ve İslâmiyeti yok etmek için Mekke’den Medîne’ye doğru hareket etmişlerdi. Bunu işiten Server-i âlem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, Eshâbını toplayarak istişare ettiler. Müşriklerle, Medîne’de müdâfaa savaşı yapmak üzere karar aldılar. Bunun için de Medîne’nin çevresine hendek kazılmasını uygun gördüler. Eshâb-ı kirâm, bir an önce hendeği kazmak için canla başla çalışıyorlardı.
Câbir bin Abdullah (r.anh) şöyle anlatır: “Hendek kazmaya devam ediliyordu. Eshâb-ı kirâm, bir ara çok sert bir yerle karşılaştılar. Kazmak mümkün olmuyordu. Resûl-i ekrem efendimize gelip, durumu bildirdiler. Teşrif buyurarak hendeğe indiler. Bir kapla su istediler. Bir yudum alıp, tekrar kaba boşalttılar. Sonra suyu sert yere serptiler. Balyozu alıp, o yeri bir vuruşta kum gibi dağıttılar. Orası kolayca kazılır olmuştu. Bu vuruş esnasında, sevgili Peygamberimizin mübarek karnı açılınca, hepimiz Efendimizin açlıktan midesi üzerine taş bağladığını gördük. Resûlullah efendimizin bu hâline çok acıdım. Hemen mübarek huzurlarına varıp; “Anam-babam sana feda olsun yâ Resûlallah! İzin verirseniz eve kadar bir gidip geleyim” diyerek müsâde istedim. İzin verilince eve gelip hanımıma; “Resûl aleyhisselâmda öyle bir açlık hâli gördüm ki, dayanılır gibi değil. Evde yiyecek bir şeyler var mı?” diye sordum. O da; “Şu oğlaktan ve bir kaç avuç arpadan başka bir şey yoktur” dedi. Hemen oğlağı kestim, zevcem de arpayı el değirmeninde öğütüp un hâline getirdi ve hamur yaptı. Eti çömleğe koyup, tandırda pişirmeye başladı. Bundan sonra Resûlullah efendimizin yanına vardım ve; “Yâ Resûlallah! Çok az bir yemeğim var. Yanınıza bir kaç kişi alıp bize yemeğe buyurun” dedim. Resûlullah; “Yemeğiniz ne kadardır?” buyurdular. Evde hazırlananları söyledim. Bunun üzerine “Hem çok, hem de güzel yemektir. Hanımına söyle, ben gelinceye kadar tandırdan ne et çömleğini ne de ekmeği çıkarsın” buyurdu. Sonra mücâhidlere dönüp; “Ey hendek halkı! Kalkınız! Câbir’in ziyâfetine gideceğiz!” buyurdu. Bu emir üzerine Eshâb-ı kirâm toplanarak Peygamberimizin arkasından yürümeye başladılar. Ben hemen eve dönüp olanları hanımıma anlattım ve; “Şimdi ne yapacağız?” deyince, bana; Resûl aleyhisselâm, yemeğin ne kadar olduğunu sormadı mı?” deyince; “Sordu ve söyledim” dedim. Hanımım; “Eshâb-ı kirâmı sen mi, yoksa Resûlullah efendimiz mi davet etti?” diye sordu “Resûlullah davet etti” deyince; “Resûl aleyhisselâm daha iyi bilir” diyerek beni teselli eyledi. Biraz sonra, Peygamber efendimizin nûrlu cemâli kapımızda göründü. Kalabalık olan sahâbîlere; “Birbirinizi sıkıştırmadan içeri giriniz” buyurdular... Sahâbî kardeşlerim, onar kişilik gruplar hâlinde oturdular. Âlemlerin efendisi, ekmeğin ve etin bereketlenmesi için duâ buyurdu. Sonra, çömleği tandırdan çıkarmadan, kepçe ile içindekileri aldığı ekmeklerin üzerine koyarak, Eshâbına ikram ettiler. Bütün Eshâb doyuncaya kadar, böyle devam ettiler. Yemîn ederim ki, yemek yiyen bin kişiden çok olduğu hâlde, ekmek ve et olduğu gibi duruyordu. Biz de yedikten sonra komşularımıza dağıttık.”
Câbir bin Abdullah hazretleri, Peygamber efendimizin âhırete irtihallerinden sonra İslâmiyeti yaymak için çok çalıştı. Uzun süren ömründe Resûlullah efendimizden öğrendiği ilmi, dört bir taraftan gelenlere öğretmeye çalıştı, öyle ki; Yemen, Mısır, Basra, Kûfe gibi uzak yerlerden dersini dinlemeye gelirlerdi. Hattâ Eshâb’ın büyüklerinden Hazret-i Ebû Ubeyde, Talha bin Ubeydullah, Muâz bin-Cebel, Ammâr bin Yâsir (r.anhüm) gibi mübarek zâtlar ondan çok istifâde ettiklerini söylerlerdi.
Hazret-i Câbir, tefsîr ve fıkıh ilminde Eshâbın en önde gelenlerinden idi. Daha Resûlullah efendimizin sağlığında sorulan suâllere cevaplar verir, müftîlik yaparlardı.
Pek çok hadîs-i şerîfin kitaplara geçmesine sebeb olmuşlardır. Kendisinden Atâ bin Ebî Rebâh, Mücâhid bin Cebr, Talhâ bin Nâfi, Saîd bin Müseyyib, Vehb bin Keysân, Şa’bî, Ka’b bin Mâlik gibi Tabiînin büyükleri rivâyette bulunmuşlardır. Rivayet ettiği hadîs-i şerîflerden 210 adedi Sahîh-i Buhârî ve Müslim’de yer almıştır. Bu da onun rivâyetlerinin son derece sağlam ve ihtiyatlı olmasına en büyük delildir. Tabiînin her tabakası onun ilminden istifâde etmiştir.
Hazret-i Câbir’in, 693 (H.74) senesinde Medîne’de vefât ettiği bildirilmektedir.
Câbir bin Abdullah, yakışıklı, sevimli, güzel ahlâklı, sünnet-i seniyyeye uymakta çok gayretli, merhametli, nâzik, gönül alıcı pek muhterem bir zâtdı. Evi, Mescid-i Nebî’den bir mil (2 kilometre) uzak olmasına rağmen, her namazı Peygamber efendimizle, Mescid-i Nebî’ye gelerek kılardı. Hakkı söylemede, adaletten ayrılmaz, emr-i mâruf ve nehy-i münkeri bildirmede çok gayret gösterirdi. Resûl-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin nasıl namaz kıldığını görmek isteyen ona sorar, o da tarif ederdi.
Bizzat Peygamber efendimizden işiterek rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bâzıları şunlardır:
Resûlullah efendimiz; “Birinin evi önünde nehir olsa, her gün beş kere bu nehirde yıkansa üzerinde kir kalır mı?” diye sordu. Eshâb-ı kirâm; “Hayır yâ Resûlallah” dediler. Resûlullah; “İşte, beş vakit namazı kılanların da böyle küçük günahları affolur” buyurdular. Ayrıca buyurdular ki:
“Allahü teâlâ, benim ümmetime, Ramazân-ı şerîfde beş şey ihsân eder ki, bunları hiç bir peygambere vermemiştir:
1- Ramazanın birinci gecesi, Allahü teâlâ müminlere rahmet eder. Rahmetle bakdığı kuluna hiç azâb etmez.
2- İftar zamanında, oruçlunun ağız kokusu, Allahü teâlâya, her kokudan daha güzel gelir.
3- Melekler, Ramazan’ın her gece ve gündüzünde, oruç tutanların afv olması için duâ eder.
4- Allahü teâlâ, oruç tutanlara âhirette vermek için, Ramazân-ı şerîfde Cennet’de yer tâyin eder.
 5- Ramazân-ı şerîfin son günü, oruç tutan müminlerin hepsini afv eder” buyurdu.

ÖDENEN BORÇ!
Uhud’dan sonraki günlerde, Hazret-i Câbir’in evine alacaklılar sık sık gelmeye başladılar. Çünkü, babası Abdullah şehîd olduğunda, bir hayli borcu kalmıştı. Çoğu da yahûdîlere verilecek borçlardı. Bilhassa yahûdiler evine gelerek; “Babanın borcunu ver!...” diyerek sıkıştırıyorlardı. Fakat onların istediği kadar malı olmayan Câbir bin Abdullah (r.anhümâ) güç durumda kalıyordu. Alacaklılara, küçük bir hurma bahçesinden başka bir şeyinin olmadığını, borcunun bir kısmını gelecek seneye te’hir etmelerini istiyordu. Yahudiler, böyle güç durumda kalan Hazret-i Câbir’e daha çok baskı yapıyorlar, sıkıştırdıkça sıkıştırıyorlardı. Zor durumda kalan Hazret-i Câbir, dayanamayıp bir gün Resûlüllah efendimizin huzuruna çıktı ve hâlini arz etti. Efendimiz, Eshâb-ı kirâmın en küçük sıkıntılarında bile çok hassas davranır, hemen yardımlarına yetişirlerdi. Babanın evlâdına olan merhametinden binlerce kat daha merhametli olan sevgili Peygamberimiz, Hazret-i Câbir’in de imdâdına yetiştiler. Bahçeye gidip hurmaları toplamasını ve kendisine haber vermesini emrettiler. Câbir bin Abdullah (r.anhümâ), emri derhal yerine getirip, durumu arz ettiler. Resûl-i ekrem efendimiz saâdetle hurma öbeğinin yanına geldiler. Duâ buyurduktan sonra; “Alacaklıları çağırın!” buyurdular. Toplanan hurma çok azdı. Borçlarını vermeye yetişmez görünüyordu. Alacaklılar geldi. Her birine alacaklarını verdikleri hâlde hurmalarda bir eksilme görülmedi. Resûlullah efendimiz, Hazret-i Câbir için gösterdikleri bu mucize ile, onu büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştı.

1) Tabakât-ı İbn-i Sa’d; cild-3, sh. 574
2) Tezkiret-ü-huffâz; cild-1, sh. 37
3) Umdet-ül-kârî; cild-1, sh. 7
4) El-İstiâb; cild-1, sh. 221
5) El-İsâbe; cild-1, sh. 213
6) Müsned-i Ahmet bin Hanbel; cild-3, sh. 292
7) Herkese Lazım Olan Îmân; sh. 306
8) Tam İlmihal Seâdet-i Ebediyye; sh. 586
9) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-1, sh. 240

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Ebü’l-Hasan Kûsî’nin talebelerine ders verdiği bir hânekâhı vardı.

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, yine mîr Sâlih Nişâpûrîye yazılmışdır. Tâlibin bâtıl, bozuk ma’bûdlardan kurtulması, hak, doğru ma’bûdü düşünmesi ve hâtırına gelen herşeyi de kovması bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası