Cavnpûr, Benares’in kuzeyindeki Gumtî nehri üzerinde daha sonra Bihâr ve Oudh eyâletlerini meydana getiren topraklar arasında idi. Tuğluk sultânı Mahmûd, tahta çıktığı zaman, Delhi’nin doğusunda ayaklanan hindûlara karşı yolladığı Hoca Cihân lakabıyla meşhûr olan Melik Server, Sultan-üş-Şark ünvanıyla Cavnpûr’da bağımsızlığını îlân etti. Eline geçirdiği topraklar, batıda Cumna ırmağına yaklaşmakta idi. Doğuda ise, Tirhut’u ve Bihar bölgesinin bir kısmını da içine alıyordu. Timur’un 1399 (H.802)’deki Hindistan seferi sırasında tarafsız kalan Melik Server aynı sene vefât etti. Yerine evlâtlığı Melik Karanfil geçti. Melik Karanfil, Mübarek Şâh ünvanını alarak kendi adına hutbe okuttu ve para bastırdı. 1402 senesinde Mübarek Şâh ölünce, yerine kardeşi İbrâhim geçti. O sırada son Tuğluk sultânı Mahmûd Hân, Mallu İkbal Hân’ın elinde kukla idi. Mallu İkbal, Kanevç’i geri almak için Sultan İbrâhim’in üzerine yürüdü, İkbal Hân’ın zulmünden bıkan Mahmûd Hân, Sultan İbrâhim’in yanına sığındı. Ondan yüz bulamayınca Kanevç’i az sayıdaki adamı ile ele geçirdi. Sultan İbrâhim onun üzerine yürümedi. İkbal Hân da Kanevç’e saldırmayarak geri döndü. 1405 (H.808) senesinde Multan ve Dipalpûr’a hâkim olan Hızır Hân, İkbâl Hân’ı yenip öldürdü. Bunun üzerine Sultan Mahmûd Tuğluk, Kanevç’den ayrılarak Delhi’ye gitti. Bu durumda faydalanan İbrâhim Şâh, Kanevç’i geri aldı. Dehli üzerine yürüdü ise de, Gücerat hükümdârının, Tuğluk sultânının yardımına geldiğini öğrenince geri döndü. Sultan İbrâhim, dînine çok bağlıydı. Alimleri ve edibleri korurdu. Bengal’de çok nüfuz kazanan Raca Ganeş adında bir hindû kralın müslümanlar üzerindeki baskısını durdurmak için, Şeyh Kutb-ül-Alem’in isteği üzerine 1409-1414 seneleri arasında Bengal üzerine yürüdü. Raca Ganeş, oğlunu, İslâmiyeti öğretmesi için Şeyh’e gönderince, İbrâhim Şâh yine Şeyh’in isteği üzerine seferden vazgeçti. Sultan İbrâhim, Cavnpûr’da, büyük kapılarıyla meşhûr Atala Câmii’ni yaptırdı. İbrâhim Şâh, 1436 senesinde ölünce, yerine oğlu Mahmûd Şâh tahta çıktı. Mahmûd Şâh zamanında Delhi ile Cavnpûr arasında, devletin yok olmasıyla sonuçlanacak olan aralıklı, fakat çok uzun süren harbler başladı. Bu savaşlar zincirine 1451 senesinde Behlül Ludi’nin, Multan’ı almak için sefere çıkması sebeb oldu. Behlül’ü istemeyen bâzı beyler, Mahmûd Şâh’ı Delhi’ye davet ettiler. Bunun üzerine o da Delhi’yi kuşattı. O sırada seferde olan Behlül, sür’atle geri dönüp onun ordusunu bozguna uğratarak Delhi’yi kurtardı. Bu galibiyetten sonra Behlül, Pencap işlerinden çok, Delhi’nin doğusundaki duruma önem verdi. Düab’da ve Gence kıyılarındaki topraklardan Delhi’ye ait olanlara ve Cavnpûr’la çekişilen kısımlara kesin biçimde el koymak için harekete geçti. Bu yüzden iki devlet arasında kesin bir sonuç vermeyen harbler oldu. 1457 senesinde Mahmûd Şâh, böyle bir harbde öldü. Yerine geçen oğlu Muhammed, kısa bir süre tahtta kaldıktan sonra indirilerek, yerine kardeşi Hüseyn geçirildi. Hüseyn Şâh, Multan’daki Seyyid hânedânının son hükümdârı Âlem Şâh’ın damadı idi. Karısı Celile onu, iktidârı ele geçiren Ludi’lerden, babasının intikamını almak için kışkırtıyordu. Buna karşı Hüseyn tahta çıkınca, Behlül ile dört senelik bir andlaşma yaptı. Bindörtyüz filin de bulunduğu büyük bir ordu ile Orisa’daki hindular üzerine yürüdü. Yolda Tirhut’u yağma etti. Orisa racası, toprakları yağmalandıktan sonra, haraç vermeyi kabul etti. Daha sonra Hüseyn Şâh, 1466-67 senesinde Guwalyar’ı kuşattı. Guwalyar racası onun hâkimiyetini kabul etti. 1473 senesinde Hüseyn Şâh, karısının teşviki ile yüzkırkbin atlı ve bindörtyüz fil ile Delhi üzerine yürüdü. Delhi havalisinin tamâmını ele geçirdi. Behlül Ludî’nin elinde yalnız Delhi’nin merkezi kaldı. Hüseyn Şâh’ın ordusunun gücünden korkan Behlül Ludi, Malva sultânı Mahmud Kalaç’tan yardım istedi ve karşılık olarak ona bâzı yerler vermeyi teklif etti. Fakat Sultan Mahmûd’dan bir haber gelmeden, Hüseyn Şâh, Delhi önlerine gelmişti. Bu durum karşısında Behlül, onunla barış yapmak istedi. Hüseyn Şâh sulh teklifini kabul etmeyince, Behlül Ludi onsekizbin kişilik ordusuyla onun büyük ordusunun karşısına çıkmak zorunda kaldı. Bu iki ordu Cemre nehrinin iki yakasında bir müddet karşılıklı beklediler. Hüseyn, önündeki nehre güvenerek, askerlerini bölgenin türlü yerlerini yağmalamak için dağıtınca, Behlül, bu fırsattan faydalanarak suyu geçip Hüseyn Şâh’ın ordugâhını bastı. Hüseyn Şâh, harb meydanından kaçtı ise de karısı Celîle, Behlül’e esir düştü. Hüseyn Şâh, bir sene sonra yine büyük bir ordu ile Delhi üzerine yürüdü. Behlül Ludi, ondan barış istedi ise de yine kabul etmedi. Bu durum karşısında iki ordu tekrar karşılaştı. Hüseyn Şâh bu sefer de yenildi. Bu harbler, bir kaç sefer daha yapıldı ise de hep Hüseyn Şâh’ın aleyhine neticelendi. En sonunda Cavnpûr şehri ve ülke topraklarını eline geçiren Behlül Ludi, kendi oğlu Barbey’i 1479 senesinde Cavnpûr tahtına geçirdi. Barbey, bağımsız bir sultanmış gibi Hüseyn Şâh’a kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak hakkını tanıdı ise de bu bir gösterişten ibaretti. Gerçekte Cavnpûr Devleti ortadan kalkmış, ülke tekrar Delhi’ye bağlanmıştı. Bengal’e sığınan Hüseyn Şâh, orada 1500 senesine kadar yaşadı. Delhi ve Bengal sultanlıkları arasında bulunan Cavnpûr Sultanlığı, kuvvetli bir müslüman devleti idi. Başta bulunan sultanlar, bölgede İslâmî kültürün gelişmesinde önemli rol oynadılar. Cavnpûr, Doğu’nun Şîrâz’ı olarak meşhûr oldu. İbrâhim Şâh zamanında Cavnpûr”da İslâmî mimarînin güzel bir mahallî ekolü gelişti.
1) Handbook of oriental history; sh. 91 2) The Mohammadan Dynasties; sh. 309 3) Düvel-i İslâmiyye; sh. 476 4) Manuel de géné alogie; sh. 292
Yabancı Dil
İngilizce Dini Bilgiler
Arapça Dini Bilgiler
Almanca Dini Bilgiler
Fransızca Dini Bilgiler
İspanyolca Dini Bilgiler
Rusça Dini Bilgiler
Farsça Dini Bilgiler
Özbekçe Dini Bilgiler
Türkmence Dini Bilgiler
Urduca Dini Bilgiler
Arnavutça Dini Bilgiler
Boşnakça Dini Bilgiler
Azerice Dini Bilgiler
Bulgarca Dini Bilgiler