Bu vak’a esnasında Hazret-i Âişe (r.anhâ) deve üzerinde bulunduğu için Cemel (deve) vak’ası diye anılmıştır. Hazret-i Osman’ın hilâfetinin son zamânlarında Kûfe ve Mısır’da Eshâb-ı kirâm düşmanları çoğalmış; fitne fesâd çıkarmaya isyâna başlamışlardı. Bu isyânı, münafık olan Abdullah ibni Sebe ismindeki yahûdî idare ediyor, kendi gibi düşünenlerle müslümanları parçalamak için çabalıyordu, önce işe, halîfe Hazret-i Osman’ın şehîd edilmesini sağlamakla başladılar. Hazret-i Ali, bu elim şehâdet vak’asından sonra, hicrî otuzbeş yılında Medîne-i münevverede halîfe seçildi. Osman bin Affân’ı (r.anh) şehîd eden fitnecileri cezalandırmak îcâb ediyordu. Hazret-i Ali, katılleri arayıp kısas yapmakta acele etmeyip, ortalığın yatışmasını uygun gördü. Bunu fırsat bilen eşkıya, faaliyetlerine devam etti. Hazret-i Osman’ın aleyhinde bulunup kendilerini haklı gösteren sözleri her tarafa yaymağa başladılar. Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden; Talha, Zübeyr, Nu’mân bin Beşîr, Kâ’b bin Acre (r.anhüm) ve başkaları bu hâle çok üzüldüler. Fitnecilerin yaptıklarının çok yanlış olduğunu söylediler. Bu haberi duyan fitneciler onları da şehîd etmeye karar verdiler. Bunlar da Mekke-i mükerremeye gittiler. Hac etmek için Mekke’ye gelmiş olan Hazret-i Âişe’ye anlatıp ona sığındılar. “Halîfenin, katilleri yakalamakta acele etmemesinden eşkiyâ yüz buluyor. Onlar da şımararak düşmanlıklarını, işkencelerini arttırıyorlar. Kısas yapılmadıkça ve zâlimlerin cezası verilmedikçe, kan dökmenin önüne geçilemiyecektir” dediler. Hazret-i Âişe de; “Bu şakiler Medîne’de kaldıkça, ve Emîr-ül-mü’minîn’in etrafını sardıkça, sizin Medîne’ye gitmeniz doğru olmaz. Şimdilik emîn bir yere gidiniz. İşin sonunu bekleyiniz. Hazret-i Ali’yi bu eşkıyanın elinden kurtarmak için uzaktan yardım ediniz, ilk fırsatta, halîfeyi aranıza alıp eşkıya üzerine yürüyünüz. Katılleri yakalayıp kısas yapmak kolay olur. Böylece kıyamete kadar, zâlimlere ders vermiş olursunuz! Bu iş şimdi kolay değildir. Acele etmeyiniz” buyurdu. Eshâb-ı kirâm, Hazret-i Âişe’nin sözlerini beğendiler. Hazret-i Âişe’ye; “Fitne kalkıp, ortalık düzelinceye kadar bizi himaye et! Sen, Resûlullah’ın muhterem zevcesi ve müslümanların annesisin. Ona herkesten daha yakın ve daha sevgilisin. Seni herkes saydığı için, eşkıya sana yaklaşamaz. Bizimle beraber bulun! Bize kuvvet ol!” diye yalvardılar. Hazret-i Âişe, müslümanların rahat etmesi ve Resûlullah’ın eshâbını korumak için, onlarla birlikte Basra’ya hareket etti. Halîfenin etrafını saran ve birçok işlere karışan katiller, bu haberi hazret-i Ali’ye başka türlü anlattılar. Halîfeyi de Basra’ya gitmeye zorladılar. İmâm-ı Hasen, İmâm-ı Hüseyn ve Abdullah bin Ca’fer-i Tayyar ve Abdullah bin Abbâs (r.anhüm) gibi sahâbîler, halîfeye acele etmemesini, münafıkların sözüne aldanmamasını söylediler. Fakat şakîler ağır basarak, Emir hazretlerini Basra’ya götürdüler. Emir önce, Ka’kâ’ı (r.anh) gönderip, Hazret-i Âişe’nin yanında bulunanların düşüncelerini sordu. Onlar, sulh ve fitneyi önlemek istediklerini, bunun için de, önce katillerin yakalanması lâzım geldiğini söylediler. Halîfe, isteklerini uygun buldu. Her iki taraftaki müslümanlar sevindiler. Üç gün sonra birleşmek için anlaştılar. Buluşma saati yaklaşınca, katiller haber aldı. Şaşkına döndüler. Başkanları olan Abdullah bin Sebe yahûdîsinin etrafında toplandılar. “Son çâremiz bu gece halîfenin askerlerine hücûm ediniz ve; “Âişe’nin yanındakiler sözlerinde durmadı. Baskına uğradık” deyiniz” dedi. O gece ikiye ayrılıp bir kısmı bu işi yaparken, diğer süvârî birliği ile de, karşı tarafa saldırdılar. Bir kaç gün evvel gönderdikleri ajanlar da; “Halîfe sözünde durmadı. Baskına uğradık” diye bağırdılar. Karanlıkta kimse ne olduğunu anlıyamadı. Sonunda iki taraf birbirine girdi ve şiddetli bir çarpışma başladı. Cemel vak’ası denilen bu hâdisede her iki taraftan onüçbin kişi, bir rivâyette de onbin kişi şehîd düştü. Kurtubî ve başka Ehl-i sünnet târihçileri işin doğrusunu böyle anlatmaktadır. Eshâb-ı kirâma düşman olanlar ise, münafık ve bozguncuları haklı çıkarmak için çeşitli şeyler ilâve etmektedirler.
1) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh. 1035 2) Hak Sözün Vesikaları; sh. 214 3) Eshâb-ı Kirâm; sh. 58
Yabancı Dil
İngilizce Dini Bilgiler
Arapça Dini Bilgiler
Almanca Dini Bilgiler
Fransızca Dini Bilgiler
İspanyolca Dini Bilgiler
Rusça Dini Bilgiler
Farsça Dini Bilgiler
Özbekçe Dini Bilgiler
Türkmence Dini Bilgiler
Urduca Dini Bilgiler
Arnavutça Dini Bilgiler
Boşnakça Dini Bilgiler
Azerice Dini Bilgiler
Bulgarca Dini Bilgiler