hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
12:40
13 Temmuz 2010 Salı
Okunma Sayısı: 1010
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

Moğolların, zulmüyle tanınan meşhûr imparatoru.

Asıl adı Timuçin olup, imparator olunca Cengiz adını aldı. 1155 (H.549) senesinde Onon ırmağı kıyısında bulunan Dülün-Boldak kasabasında doğdu. Bâzı kaynaklarda da 1167 de doğduğu rivâyet edilmiştir. Babası Yegüsey Bahadır’dır.
Moğolların oldukça tanınmış boy beylerinden olan babasının ölümünden sonra, etrafına bir takım Moğol ve Türk kabîlelerini toplayan Timuçin, kendisine katılmayan kabîleleri tehdide başladı. Hayat şartlarının ağır, toprağın verimsiz olduğu, şehirlerin teşekkül etmediği Moğolistan’da, derebeylik teşkilâtı dışında ictimâî bir devlet kuruluşu yoktu. Önce eski arkadaşı ve kan kardeşi Camuka Hân’ı ve yine eski müttefiki ve Kerayit Moğollarının kralı Ong Hân ile oğlu Sengin Hân’ı yendi. 1206 senesinde Naymanları da yenerek, Batı Moğolistan’a hâkim oldu ve Cengiz adını alarak imparatorluğunu îlân etti.
Artık büyümüş olan devletine, Cengiz kânunu denilecek olan kaidelerle düzen verdi. Boy beyleri ve büyük kumandanlarından meydana gelen kurultayını topladı. İlk hedefi Çin İmparatorluğunun topraklarını ele geçirmekti. 1215 senesinde Çin seferine çıktı. Çok çetin geçen muharebelerden sonra, Çin’in başkenti Pekin’i ele geçirdi. Bundan sonra Uygur ve Karluk Türk Devletleri’ni kendine bağladı.
Harezmşâh sultânı Muhammed Hân, kendi ideâli olan Çin’in, Moğolların eline geçmesine inanamadı. Haberin doğruluğunu tetkik ettirmek için Seyyid Behâeddîn-i Râzî’nin idaresinde bir hey’eti Çin’e gönderdi. Harezmşâh elçileri Çin hududuna vardıkları zaman, çok uzak mesafeden bembeyaz bir yığın gördüler. Önce bunu karla kaplı bir tepe zannettiler. Yerli halktan, burada bir tepe olmadığını, Cengiz askerlerinin öldürdüğü Çinlilerin kemikleri olduğunu öğrendiler. Bir müddet gittikten sonra toprağı insan kanından simsiyah kesilmiş bir bölgeye geldiler. Bu siyahlık kilometrelerce devam ediyordu. Pekin’e vardıklarında kale burçlarının dibinde bulunan kemik yığınlarının da, Cengiz’in Pekin’i ele geçirdiği zaman, zâlim Moğol askerinin eline düşmemek için kendilerini burçlardan atarak ölen yirmibin bakire kıza ait olduğunu öğrendiler.
Sınırları Harezmşâh Devleti’ne dayanan Cengiz, buraları da ele geçirmek istiyordu. Fakat ordusu yorgundu. Ordusunu güçlendirmek için, Muhammed Harezmşah’a elçiler göndererek andlaşma imzaladı. Andlaşmaya göre Moğol tüccarları Harezm ülkesinde rahatça ticâret faaliyetlerini sürdürecek, Harezm tacirleri de Çin’de ve Moğol ülkesinde aynı şekilde ticâret yapabileceklerdi. Her iki ülke topraklarına giren ticâret kervanları, askerler tarafından en iyi bir şekilde korunacaktı.
Andlaşmadan bir süre sonra, Sultan Muhammed, annesinin baskısı üzerine, ordusuyla Kıpçak Türklerinin topraklarını Karahıtayların elinden kurtarmak için sefere çıktı. O sırada bölgede bulunan Mengitleri imha eden Moğol askerleri çekilirken, Sultan ordusuyla arkalarından yetişti. Cengiz’in oğlu Cuci, babasından izinsiz Harezmşâhlarla savaşmak istemedi. Fakat iki gücün muharebeye girmesini bâzı durumlar mecburî hâle getirdi. Böylece ilk Harezmşâh-Moğol muharebesi başladı. Sayıca üstün olmasına rağmen Harezmşâh ordusu muharebe meydanında galip gelemedi. Moğollar akşam olunca, karargâhlarında alevlendirdikleri yüzlerce ateşi yanar hâlde bırakarak memleketlerine doğru çekildiler.
Zalimlik ve kan dökücülük vasıfları yanında, sabır, ihtiyat ve ileriyi görme vasıflarını da nefsinde toplayan Cengiz, Sultân’ın bu saldırısını harb sebebi saymadı. Ticâret esâsına dayanan münâsebetlerini bozmak istemedi. Bir süre sonra Cengiz, Ukuna’nın başkomutanlığındaki Moğol elçi hey’eti, 450 kişilik ticâret kervanıyla birlikte, Harezmşâh Devleti’nin hudut şehri olan Otrâr’a geldiler. Otrâr valisi İnal, gelen kervanın casusluk niyetiyle geldiğini, halk arasında Sultan aleyhinde propaganda yaptığını bildirince, Muhammed Harezmşâh ihtiyat tedbirleri almak hususunda valiyi serbest bıraktı. Vali tüccarların malına el koymak ve sözde tedbir almak gayesiyle hepsini öldürdü. Elçilerinin öldürülmesi Cengiz’i çok kızdırdı. Muhammed Harezmşâh’a bir mektup yazarak inal’ı kendisine teslim etmesini istedi. Mektubu getiren elçi, Sultân’ın huzurunda bir sebepten dolayı Kıpçak hânlarından biri tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Bu hareket Cengiz’i çok hiddetlendirdi ve harbin kaçınılmaz olduğunu görerek ordusunu hazırlattı.
Cengiz büyük ordusuyla Otrâr önlerine geldi. Yanında dört oğlu vardı. Onlar da babaları gibi zulümleriyle tanınmışlardı. Cengiz, Otrâr kalesini muayyen aralıklarla bir kaç çember altına aldı. Bâzı komutanlarını Hocend ve Benâkent üzerine gönderdi. Kendisi de ordusunun bir kısmı ile Buhârâ’ya yürüdü. Otrâr’ın kuşatması beş ay sürdü ve Moğollar şehri ele geçirince akla gelmedik zulüm ve işkence yaptılar. Yaşlıları ve çocukları öldürdüler. Kadınları ve kızları askerler arasında dağıtılarak aklın almadığı ahlâksızlıklar yaptılar.
 Cengiz, ordularıyla 1220 senesi Şubat ayında, Buhârâ önlerine gelerek şehri kuşattı. Kalede bulunan, kumandanlar Cengiz’in üç gün üst üste yaptığı şiddetli taarruzlar neticesinde şehrin müdâfaasını lüzumsuz görmeye başladılar. Selâmetin huruç edip Horasan’a sığınmak olduğuna inanıyorlardı. Muhasaranın üçüncü gününün akşamı, kalede bulunan askerler ani bir taarruzla Moğol çenberini yardılar. Fakat Ceyhun kenarına varmadan arkalarından yetişen Moğollar tarafından imha edildiler. Askerin büyük kısmının şehri terk ettiğini gören şehir halkı, Cengiz’e elçiler göndererek, eman dilediler ve şehri teslim ettiler. Ancak şehirde kalan askerler ve halktan bâzıları şehre giren Moğol askerleriyle yer yer çarpıştılar.
Daha sonra şehre giren Cengiz, at üzerinde olduğu hâlde Ulu Câmi’ye girdi. Câmide bulunan müslümanlara ağır hakarette bulundu. Bir kısmını öldürdü, içki sofrası kurdurarak içmeye başladı. O sırada esir alınan güzel bir Türkmen kızı, câmide bulunan Cengiz’in huzuruna getirildi. Cengiz, kızın raks etmesini emretti. Bu durum karşısında câmide bulunan âlimler geri çekildi. Bunun üzerine Cengiz onların kızın etrafında toplanıp seyretmelerini istedi. Kimse yerinden kıpırdamadı. Aralarından Deli Derviş diye bilinen bir zât Moğolca olarak; “Burası ibadethanedir. Ey gözü dönmüş zâlim Cengiz! Buhârâ’yı teslim etmekle ne büyük hatâ ettiğimizi anladık, ölüm bizim için nîmet oldu. Bu can artık taşınmaya lâyık değil. Emrini dinlemiyoruz. Sana ve senin gibi olan askerlerine lanet olsun! Lanet olsun bize! Biz ki sana şehrin kapılarını açtık” dedi. O anda bütün âlimler Cengiz’in üzerine doğru ilerlediler. Cengiz’in muhafızları derhâl etrafını çevirdiler. Cengiz; “Hepsini öldürün” diye bağırarak âlimlerin hepsini öldürttü. Sonra; “Bize ilim değil savaş lâzım” diyerek ne kadar eser varsa hepsinin yakılmasını emretti. Bunun üzerine mukaddes kitapların saklandığı sandıklar açılmış, içinden çıkarılan Kur’ân-ı kerîmler ve dînî eserler, yanan evlerin içine atılmış, yırtılan sayfalar ayaklar altına alınmıştı. Buhârâ alev alev yanıyordu. Üç gün süren yangın sonucunda Buhârâ’nın büyük bir kısmı kül oldu. İç kaleyi müdâfaa eden mücâhidler son damla kanlarına kadar Moğollarla mücâdele ettiler. Bir süre sonra iç kale de düştü.
Cengiz, zulmünü devam ettirmek ve nefsini tatmin etmek için Buhârâ’dan ayrılıp, Semerkand üzerine yürüdü. Semerkand yakınlarına gelince otağını Kök Saray mevkiinde kurdu. Şehir üzerine az sayıda asker gönderdi. Diğerlerine pusu kurdurdu. Semerkand’da bulunan komutanlar şehri kuşatmaya gelen Moğolların sayısının az olduğunu görünce, üzerlerine saldırdılar. Moğollar geriye doğru kaçmaya başlayınca, Harezm askerleri onları tâkib etmeye başladılar. Biranda müslüman askerleri, pusuda bekleyen Moğollar tarafından çenber içine alınıp imha edildi. Daha sonra şehri kuşatan Moğollar, üç gün saldırılarına devam ettiler. Üçüncü günün akşamı şehir halkı eman dileyerek, şehri Cengiz’in ordusuna teslim etti. Cengiz, askerlerine şehri kuşatan kaleyi yıkmalarını emretti. İki gün içinde kale surları yerle bir edildi. Bu sırada sokak muharebeleri Moğollar ile müslüman Türkmenler arasında devam etti. Binlerce müslüman Türkmen hunharca şehîd edildi. Ulu Câmiye sığınarak mukavemet gösteren bin kadar Türkmen, câmi ile birlikte yakıldı. Moğollara mukavemet gösteren Türkmenlerin hanımları ve kızları, Cengiz tarafından askerlerine dağıtıldı.
Cengiz Hân, zalimane muharebe tarzı ve serî hareketi ile Harezmşâhlar Devleti’nin en müstahkem mevkilerini, en mukavim şehirlerini en kalabalık garnizonlarını, üç-dört ay gibi kısa zaman zarfında zabt, tahrip ve imha etmek suretiyle, kendisinin de tasavvur edemediği kadar kısa zamanda neticeye ulaştı. Bütün Harezm’i ele geçirdi ve harabeye çevirdi.
Babasının ölümünden sonra dağılan ordusunu toplayan Celâleddîn Harezmşâh, her ne kadar Moğollara karşı bâzı harblerde başarılar kazandı ise de; mağlûb olarak İran’a çekildi. Bir müddet sonra, Moğollar burayı da ele geçirdi. İran’ı da ele geçiren Cengiz, Moğolistan’a geri döndü. Sonra Çin’e karşı son seferine çıktı. Son seferini de kazanan Cengiz, 1227 senesinde Kansu’da öldü. Burhan-Haldun dağlarında bugün dahî bilinmeyen bir yere gümüldü. Böylece bütün İslâm dünyâsı eşsiz bir zâlimden kurtulmuş oldu.
Kan dökücü ve zâlim bir hükümdâr olan Cengiz, Türk şehirlerinde müthiş katliâmlar yaptırdı. Çeşitli târih kitablarında ifâde edildiği gibi; “Cengiz, dünyânın en büyük cihângirlerinden ve en meşhûr zâlim ve kan dökücülerindendir. Horasan, Kandehar ve Mültan gibi medeniyet merkezlerini yaktı, yıktı. Yakarak yâhud kılıçtan geçirerek milyonlarca müslümanı öldürdü. Buhârâ, Semerkand ve Herat gibi ilim merkezlerini harabeye çevirdi. En büyük zevki ve eğlencesi, suçsuzların, kadın ve çocukların kanlarını dökmekti. Askerleri de kendi gibi keyfî adam öldürür, girdiği şehirlerde katliâm yaparlardı. İslâm medeniyetine yerine getirilemeyecek darbeler indirdi, İslâm âlimlerinin milyonlarca eserlerinin bugün elde bulunmamasının başlıca sebebi, Cengiz ile torunlarının ve bunların emri ile saldıran vahşî Moğol yağmacılarının yaptıkları tahriplerin neticesidir. Cengiz, Moğol olup, Türklükle hiç bir ilgisi yoktur. Yağmacılıkla geçinir ve güneşe tapınırdı, İslâm ve medeniyet düşmanı idi. Askerlerinde nikâh ve âile duygusu yoktu. Teşkilâtlı ve düzenli bir ordudan çok, canavar gürûhuna benzemekte idiler. Bu sebepledir ki, taşkınlık ve azgınlık zamanı kısa sürdüğü hâlde, yıktığı medeniyetler bir daha eski hâlini alamamıştır. Şehirleri yıkarak, masum insanları kana bulayarak yıldırım hızı ile saldırmaya cengâverlik demek, barbarlarda disiplin aramak ve hele yirminci asırda meydana çıkan stratejik bilgileri Cengiz’e ve onun çapulcu sürüsüne mal etmeye kalkışmak, hiç bir zaman hakîkatle bağdaşmaz.

1) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh. 1048
2) Eshâb-ı kirâm; sh. 321
3) Rehber Ansiklopedisi; cild-3, sh. 208
4) Kâmûs-ul-a’lâm; cild-3, sh. 1881
5) Harezmşâhlar Devleti Târihi (Prof.Dr. İbrâhim Kafesoğlu); sh. 229
6) Târih-ül-Hulefâ; cild-7, sh. 430
7) Kısas-ı Enbiyâ; sh. 812
8) Târih-i Cihân-gûşâ; cild-1, sh. 83
9) El-Kamil-fit-târih; cild-12, sh. 231
10) Sîretü Celâleddîn Harezmşâh;
11) Tabakât-ı Nâsırı, sh. 935
12) Târih-i Buhârâ; sh. 161
13) İbn-i Haldûn Târihi; cild-5, sh. 114
14) El-Bidâye ven-nihâye; cild-13, sh. 82

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Bir gün Konya’nın yakın köylerinden fakir bir genç okumak için Konya’ya gelip İmâm-Hatip Okuluna kaydoldu.

GÜNÜN HADİSİ

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, mevlânâ Bedreddîn-i Serhendîye arabî olarak yazılmışdır. Hak teâlânın ihâtasını ve sereyânını açıklamakdadır

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası