hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
12:48
14 Temmuz 2010 Çarşamba
Okunma Sayısı: 901
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

12, 13 ya da 14. asırlarda Doğu Anadolu’ya gelip yerleşen Oğuz Türkleri arasında anlatılan, yarı manzum yarı mensur destânî hikâyeleri ilk defâ anlattığı kabul edilen şahsiyet.

Anlatılan bu hikâyeler Kitâb-ı Dede Korkud âlâ Lisân-ı Tâife-i Oğuz-hân adlı kitapta toplanmıştır. Dede Korkud’un hayâtı, fizîkî yapısı hakkında; halk arasında ve yazılı kaynaklarda pek çok rivâyetler vardır. Buna rağmen Dede Korkud, târihî bir şahsiyet olmaktan çok, menkıbevî bir Türk atası olarak bilinmektedir. Tecrübeli, bilgili olan bu şahıs, daha ziyâde müşkillerin ve güçlüklerin hâllinde Oğuzların baş vurdukları tek şahsiyettir. Ali Şîr Nevâî, Nesâyim-ül-Muhabbe adlı velîler tezkiresinde Dede Korkud’dan bahseder. Menkıbevî hayâtı İslâm öncesi devre çıkarıldığı için, kâhin olarak da ortaya çıkar. Bir noktada Dede Korkud’un hayâtı İslâm öncesi ve sonrası unsurların birleşmesi ile menkıbeleşmiştir. Ali Şîr Nevâî, sözlerinin çok nasîhatlı ve özlü olduğunu kaydetmiştir. Hikâyelerde; Dede Korkud, Dedem Korkud, Korkud Sultan olarak bilinmesinin yanısıra, kitabın ön sözünde Korkud Ata diye anılır. Dede ve Ata eş manâlı kelimelerdir.
Sözlü halk geleneğinde, Dede Korkud ile alâkalı masallaştırılmış rivâyetler vardır. Bunların birinde; Kırgızistan’da Sirderya boyundaki bâzı mezarların ona ait olduğu belirtilir ve ermiş bir kimse olduğu anlatılır. Hızır aleyhisselâma benzetilir ve kırk yıl olan ömrü, bâzı faydalı işlerinden dolayı, kendi istemeden sona ermeyecek bir zamana kadar uzatılır. Hikmet sahibi bir pîr olan Dede Korkud, hikâyelerde kerâmet sahibi, hânların akıl danıştığı, halka ve beylere öğütler veren, ak sakallı bir şahsiyet olarak ortaya çıkar. Kabîle teşkîlâtı ve töreleri korumanın yanısıra, Oğuz’un danışmanıdır, Yiğitleri donatır, kahramanlık gösteren çocuklara ve yiğitlere ad koyar.”
Reşîdüddîn’in Câmi-üt-Tevârih, Ebü’l-Gâzî Bahâdır Hân’ın Şecere-i Terâkime, Ali Şîr Nevâî’nin Nesâim-ül-Muhabbe’si ile Târih-i Dost Sultan, Tevârih-i Cedîd, Mir’at-ı cinân; Dede korküd’un hayâtına yer veren belli başlı kaynaklardır. Şecere-i Terâkime’de Dede Korkud, Oğuzların kayı boyundan ve Saltuk-nâme’ye göre de Osmanlılarla aynı soydan geldiği yazılırken, bu eserlerden farklı olarak Reşîdüddîn’in Câmi-üt-Tevârih’inde ve Dede Korkud kitabının önsözünde belirtildiği gibi, Oğuzların Bayat boyundan olduğu kaydedilmektedir. Yine bu eserde, sevgili peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmla aynı çağda yaşamış olan Oğuz hükümdârı Kayı İnal Hân’ın başmüşâvirinin, Dede Korkud olduğu da yazılmaktadır. Bahr-ül-Ensâb’da ise Kazan Hân’ın Resûlullah efendimize iki elçi gönderdiği, bunlardan birinin de Dede Korkud olduğu belirtilmektedir. Ayrıca elçiler, dönüşlerinde, Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden ve en ileri gelenlerinden biri olan Selmân-ı Fârisî hazretleri ile döndükleri ve Fârisî’nin, Korkud’u Oğuzlara önder yaptığı zikredilmektedir.
Dede Korkud’un târihî bir şahsiyet olup olmadığı kat’î belli olmadığı gibi, kahraman olarak da önde gelen bir insan değildir. Buna rağmen, hikâyelerde halkın müşkillerini çözen, düşmanı hezîmete uğratmak için çâreler bulan, tedbir aldıran, yiğitlik gösteren çocuklara ad koyan Dede Korkud, Oğuz Türklüğü için manevî bir destek durumundadır. Cemiyet, en küçük ferdinden beylerine kadar ona muhtaçtır. Oğuz boyları ve beyleri için gelip duâ etmesi, deyiş demesi, destan söyleyip, Oğuznâmeler düzerek Oğuz menkıbelerini anlatması, o boylara mensub insanlara geçmişten ders almayı öğretmesi ve hâdiselerdeki mânâ ile hikmetlerin sırrına erme zevkine aşılaması, Dede Korkud’un, Oğuz Türkleri arasında terbiye edici bir rol oynadığını ve halkla bütünleştiğini göstermektedir.
Kitâb-ı Dede Korkud’un mukaddimesinde, ona ve sözlerine ayrılan sayfalar, Oğuz Türklüğü için Dede Korkud’un ne kadar müessir olduğunu göstermeye kâfidir. Bilge sıfatıyla Dede Korkud’un dînî tarafının ağır basması ve manevî yönden Türklüğü kucaklaması apayrı bir değer taşımaktadır. Onun türlü nasîhatlarının yanında; “Ağız açıp över olsam Tanrı güzel, Tanrı dostu din ulusu Muhammed güzel. Muhammed’in sağ yanında namaz kılan Ebû Bekr-i Sıddîk güzel. Ahır otuzuncu cüz başıdır. Amme güzel. Hecesince düz okunsa Yasin güzel. Kılıç çaldı, din açtı, erlerin şâhı Ali güzel. Hasen ile Hüseyn iki kardeş beraber güzel. Yazılıp, düzülüp, gökten indi, Tanrı ilmi Kur’ân güzel. O Kur’ân’ı yazdı, düzdü, ulemâlar öğreninceye kadar, bekledi, biçti, âlimler sultânı Osman Affanoğlu güzel. Çukur yerde yapılmıştır, Tanrı evi Kâbe güzel. O Mekke’ye sağ varsa, esen gelse îmânı bütün hacı güzel. Cum’a günü okuyunca hutbe güzel. Kulak verip dinleyince ümmet güzel. Minareden ezan okuyunca müezzin güzel. Dizini bastırıp oturunca helâlı güzel. Şakağından ağarsa baba güzel. Ak sütünü doya doya emzirse ana güzel. Yanaşıp yola girince, kara erkek deve güzel. Sevgili kardeş güzel. Yan tarafta, ev yanında dikilse gelin odası güzel. Oğul güzel. Hiç birine benzemedi cümle âlemleri yaratan Allah Tanrı güzel” şeklindeki sözlerle, İslâmî akîdeye yer vermesi ve öğütlemesi, bugünün Türk dünyâsı için müstesna bir değer taşımaktadır. Bunun yanında Türklüğün İslâmiyetten önceki devirleri ile, İslâmiyetle karşılaştığı ilk seneleri araştıranlarla, Türkleri o günden bugüne doğru bir tahlil ve sentezle yorumlamak isteyenler için, tek vesîka hükmünü taşıyan kaynaklardan biridir.
Türk dünyâsının çeşitli yerlerinde; Ahlat’ta, Azerbaycan’da, Derbend şehri yakınlarında, Kırgızistan’da, Kazala’ya yaklaşık olarak ikiyüzotuz kilometre mesafedeki Karkan’da ve Sirderya boyunda Dede Korkut’a ait olduğu iddia edilen mezarlar bulunmaktadır. Bu iddialara rağmen, araştırmacıların çoğunun birleştiği; onun harap bir türbe hâlindeki mezarı Taşkent’ten Kazala’ya giderken, Sirderya’nın Aral gölüne döküldüğü yere yakın bir noktada bulunduğu görüşüdür.
Türkistan’dan hareketle Taşkent’ten Kazala’ya giderken bir demir yolu istasyonu onun ismini taşımaktadır. Ayrıca Kuzey kafkasya’da da yine onun adını taşıyan bir Nogay köyü vardır. Türkiye’de ise, İstanbul ve Ankara’da Dede Korkud adının iki sokağa verilmesinin yanısıra, Erzurum Üniversitesi bünyesinde, 1973 senesinde kurulan bir Enstitüye onun ismi verildi.
Dede Korkud kitabı; Dede Korkud’u konu edinen bir önsöz ile yarı manzum, yarı mensur oniki destânî hikâyeyi ihtiva etmektedir. Bu hikâyelerin hiç birisi tam bir destan özelliği taşımamakla beraber, hepsi birlikte bir destan da meydana getirmezler. Dolayısıyla hikâyeler, halk hikâyesi olmaya yöneldiği sırada tesbit edilmiştir. Hülâsa olarak denilebilir ki: Dede Korkud kitabı, Oğuzlar’daki destan geleneğinin bir yönüyle devamı olup, Oğuz destanının değişik bir şeklidir. Zâten kitabın içinde iki yerde eser Oğuz-nâme olarak adlandırılmaktadır. Oğuznâme kelimesi, Oğuzların ırkî ve efsânevî, Selçuklu ve Osmanlıların menkıbevî vekâyinâmesi, Oğuzların kahramanlık hikâyeleri (destanlar), zaman zaman da Türk atasözleri mânâsına gelmektedir.
Dede Korkud kitabı geçmişten günümüze kadar Türkiye ile birlikte, bugün dağınık ve başka memleketlerde yaşayan bütün Türklüğü kucaklayan; şeref, namus, ahlâk güzelliğini her şeyin üzerinde tutmasıyla Türk şeciyesini işleyen; bâzı anlaşmazlıklar bir tarafa, millî tesânüdü önde tutan, ferd ve insan haklarına değer veren, kısacası Türk Milleti’nin zevkleri, meziyetleri, dünyâ görüşü ile birlikte değer hükümlerini içinde toplayan nadide bir eserdir.
Bâzı ilim adamlarına göre 15, kimilerine göre ise 16. asırda yazıya geçirildiği öne sürülen Kitâb-ı Dede Korkud âlâ lisân-ı tâife-i Oğuzhân’dan, Von Diez’in (Berlin 1815) Denkwürdigkeiten von Asien adlı eserinde, Tepegöz hikâyesinin Almanca tercümesini yayınlamasıyla haberdâr olundu. Dede Korkud kitabının dünyâda bilinen iki yazma nüshası vardır. Bunlardan biri Almanya’da Dresden’de, diğeri ise İtalya’da Vatikan Kütüphânesi’ndedir. Von Diez, Almanca tercümeyi Dresden Kütüphânesi’ndeki yazmadan yapmıştır ve bu kütüphanede bulunan Kitâb-ı Dede Korkud yazmasında oniki hikâye vardır. Ettor Rossi tarafından Vatikan Kütüphânesi’nde bulunan nüshada altı hikâye mevcuttur. Vatikan nüshası harekelidir. Bulunuşundan îtibâren geçen bir asırlık zaman müddeti içinde, kitap üzerine önemli yayın yapılmamıştır. Yaklaşık bir asırdan fazla bir zaman geçtikten sonra, Kilisli Muallim Rifat Bilge, Dresden nüshasının Diez tarafından istinsah edilen Berlin kopyasını esas alarak 1916 yılında ilk ve tam neşrini yapmıştır.
Eser üzerinde, Avrupa’da Barthold’dan başlayarak E. Rossi’ye kadar bir çok ilim adamı çalışmıştır. Memleketimizde başta Fuat Köprülü olmak üzere, Zeki Velidi Togan, Abdülkadir inan, Faruk Sümer, Fahreddîn Kırzıoğlu gibi târihçiler ilmî araştırmalar yapmışlardır. Fakat, asıl Dede Korkud kitabını ilmî ve ciddî bir çalışma olarak neşreden İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Muharrem Ergin’dir. İlmî neşirleri bir tarafa, Dede Korkud kitabı; Kültür Bakanlığı’nın 1000 Temel Eser serîsinin ilk kitabı olarak günümüz Türkçesi ile aynı yazar tarafından 1969 yılında yayınlanmıştır. Ayrıca, İngilizce, Rusça, İtalyanca, Almanca ve Sırpça’ya tercümeleri yapılmıştır.
Dede Korkud kitabındaki hikâyelerin konularına göre başlıkları şunlardır:
1- Dirse Hân Oğlu Boğaç Hân Boyu
2- Salur Kazan’ın Evi(nin) Yağmalandığı Boy
3- Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek Boyu
4- Kazan Bey Oğlu Uruz Bey’in Tutsak Olduğu Boy
5- Duha Koca Oğlu Deli Dumrul Boyu
6- Kanlı Koca Oğlu Kan Turalı Boyu
7- Kazılık Koca Oğlu Yeğenek Boyu
8- Basat(ın) Tepegözü Öldürdüğü Boy
9- Begil Oğlu Emre’nin Boyu
10- Uşun Koca Oğlu Seyrek Boyu
11- Salur Kazan Tutsak Oğlu Uruz Çıkardığı Boy
12- İç-Oğuz’a Taş-Oğuz Âsi Olup Beyrek Öldüğü Boy.
Dede Korkud hikâyeleri: Sözlü olarak bütün Türk illerinde varlıkları görülen, Manas ve Oğuz destanları ile ilgisi bulunan, Türkler arasında İslâmiyet öncesi doğan ve anlatılan, İslâmiyetin kabulü ile İslâmî muhtevaya bürünen ve destan hususiyeti taşıyan hikâyelerdir. Hikâyelerin hepsinde Dede Korkud adlı bir Türk evliyâsının ortaya çıkarak deyişler demesi, Oğuznâme düzmesi, destan söyleyip Oğuz halkına nasîhatta bulunması, onların Dede Korkud hikâyeleri adıyla anılmasına sebeb olmuştur. Hikâyelerin tamâmının yer aldığı kitaba da, Kitâb-ı Dede Korkud (Dede Korkud Kitabı) denilmektedir. Bu hikâyeler Oğuz Türklerine aittir. Bundan dolayı Türk Milleti’nin öz benliğini yansıtan bir eser durumundadır. Oğuz Türklerinin yirmidört boya ayrılması sebebiyle, sayılarının Oğuz boyları kadar olması fikri, bâzı Türkologlar tarafından düşünülmüşse de, bugün elimizde sâdece oniki hikâye bulunmaktadır.
Hikâyelerde konu bakımından ferdin değil, toplumun hikâyesi anlatılmakla birlikte, savaşlara, aşka ve din ile karışık mitolojiye yer verilmektedir. Türk toplumunun çevre topluluklarla olan savaşları ön plânda tutularak, destânî olay dokusu meydana getirilmesine rağmen, hikâyelerde olaylar dışında, asıl dikkati çeken, Türk toplumunun âile yapısı ve eğitim şeklinden kaynaklanan üstün ahlâkı ve karakter sağlamlığıdır. Bu unsurlar, âile, cemâat, soy ve insan değerini ortaya koyar. Ana-babaya hürmet ve bağlılığı; kardeş, eş ile çocuk sevgisi, bütün hikâyelerde kendini belli eder. Ayrıca kadınların bu toplumdaki yeri de sağlam bir şekilde tesbit edilmiştir. Kadın erkeğine yardımcı olan bir eştir ve hiç bir zaman şehvet unsuru olarak tasvir edilmemiştir. Âile bağına büyük değer verilmektedir. Daha çok tek kadınla evlenirler. Müstehcenliğe varan aşk hayâtı yoktur ve namus fikri dâima üstün tutulur. Beyler, hanımlarına karşı çok kibardırlar. Onların düşünce ve duygularına hassasiyetle önem verirler. Analar ve çocuklar, âile reisi olan babaya kat’î bir şekilde itâat ederler. Âile düzeni çok sağlamdır.
Hikayelerdeki kadın kahramanların çoğu bey kızıdır. Bu bey kızları iyi bir şekilde yetişirlerdi. Ata biner, cirit atar, erkek gibi savaşırlar. Hepsi, uzun boylu, sağlam yapılı, namus ehlidirler. Karı-koca birbirlerine sâdık ve bağlıdırlar. Yine hikâyelerde çocuk sahibi olmanın, erkek çocuk arzu edilmesinin sebebi, erkek çocuğun babanın ününü ve soyunu devam ettirmesi ve âile için biricik değer olmasındandır.
Dede Korkud hikâyelerinde Oğuzların kendi aralarındaki iç mücâdeleleri bir ve onikinci hikâyede anlatılmıştır. Dış savaşı konu edinenler ise; 2-4-7-9-10 ve 11. hikâyelerdir. Ayrıca üçüncü ve altıncı hikâyeler aşk konusunu işlerken, beş ve sekizinci hikâyeler de dînî muhteva taşımaktadır. Bu hikâyelerde mitolojik unsurlar görülmekle birlikte, Deli Dumrul’da bir kendine geliş ve nefis muhasebesi; Tepegöz’de ise işlenilen günahın meydana getirdiği netîcelerden tedirginlikler vardır. Bu tedirginlik, günahı işleyen şahsa ait olmayıp, bütün cemiyete şâmildir. Bu sebeple bu iki hikâyede dînî muhteva daha da ağır basmaktadır.
 Hikâyelerin kaynağının Oğuznâme olduğunu söylemek veya tamâmı kaybolan Oğuz Destânı’nın eksik kısımları olarak değerlendirmek de mümkündür. Devâderî’nin, Oğuznâme’nin Farsça ve Arabça’ya yapılmış tercümelerini gördüğünü Dürer-üt-ticân’da belirtmiş olması, bu fikri kuvvetlendirmektedir. Bu nokta-i nazardan hareket ederek, Dede Korkud kitabı’nın aslının İslâmiyetten önce kitap hâlinde varlığına bakılırsa, eserin başka bir adla bulunmuş olması, bugün için dahî ihtimâl dahilindedir.
Dede Korkud hikâyelerinde görülen fevkalâde hâller, destânî devirden kalma unsurlardır. Söyleyiş îtibâriyle hikâyelerin nazım ve nesir diline yer vermesi, nesir dilinin, secîlerle yâni iç kâfiyelerle devam etmesi, eserin aslının nazım olduğu fikrini de ihdas etmektedir. Yâni eserin bir tarafı manzum, diğer yönü nesre dayanmaktadır. Bu da Dede Korkud hikâyelerinin destana giden tarafıdır. Çünkü destanlar manzumdurlar. Zâten; müellifinin millet, muhtevasının topyekün Türk Milleti’nin hayâtı olması; kahramanlık menkıbelerine yer vermesi, yüksek ve akıcı bir ifâde taşıması, tabîat unsurlarının hikâyelerde ön sırayı işgal etmesi ve aktif bir hayat tarzının yer alması, bu hayâtın hayvanlarla renklenmesi ve hareketli oluşu; hânlardan başlayarak Göktürk, Oğuz-Yabgu Devleti, Selçuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı olmak üzere bütün Türk târihini ilgilendirmesi; Orta Asya ve Türkistan coğrafyasının izlerini bulmak şartıyla Azerbaycan ile Doğu Anadolu’yu içine alan bir coğrafyaya sâhib olması gibi vasıflarından dolayı, Dede Korkud hikâyeleri millî bir destan hüviyeti taşımaktadır. Fakat, hikâyelerin tek bir kahraman etrafında anlatılmaması ve uzun bir manzum eser olmaması gibi hususlar, eseri destan hudutları dışına çıkarmaktadır.
Hikâyelerinin dili, 13 ile 15. yüzyıl arası konuşulan halk Türkçesidir. Kitapta yer alan sekiz bine yakın kelime ve deyimin, yüzde doksanına yakını Türkçe’dir. Bu söz ve kelimelerin çoğu günümüze gelene kadar unutulmuş, ya nüshaları kaybolmuş, veya yerlerine yabancı kelimeler geçmiştir. Yüzde on tutarında Farsça ve Arabça kelimeler hikâyelerde yer almaktadır ki, bunların da çoğu İslâmî terimlerdir. Hikâyelerin dil itibariyle, daha çok Oğuzca’nın doğu kolu olan Azerî ağzının bâzı özelliklerini taşıdığı dikkati çekmektedir. Aslında bu dil, Osmanlı ve Azerî ağızlarının kesin olarak birbirlerinden ayrılmadıkları, eski Anadolu Türkçesi adı verilen bir devre aittir. Bugün dahî, doğu illerimizde Dede Korkud dilini andıran bir ağızla konuşulmaktadır. Zâten, Dede Korkud’da bulunup da İstanbul ağzında unutulmuş olan bir çok söz ve kelimeler, o bölgede hâlâ yaşamaktadır. Hikâyelerde anlatım son derece canlı ve hareketlidir. Çok fiil ile birlikte kısa cümleler bu hareketliliği daha da arttırmaktadır. Duygulardan düşünceye, tasvirlerden olaya, hüzünden neş’eye ustalıkla geçilmektedir. Hâdiseler, çok defâ bir aydur sözü ilâve edilmesi ile, doğrudan doğruya vak’a kahramanlarının ağzından anlatılmaktadır. Savaş, şölen, baskın, kaçış ve eğlenceler, şefkat, neş’e, hüzün ve endişe gibi, ruh hâlleri, kelimelerin seçilmesi ile en iyi şekilde anlatılmaktadır. Netîce olarak Dede Korkud hikâyelerinin dili, Türkçe’nin en güzel örneklerinden birini teşkil etmektedir. Nev-i şahsına münhasır olan bu dil, asırlarca Türk Milleti’nin ağzından süzülerek, süslenmiş bir dildir.

1) Dede Korkut Kitabı, (Muharrem Ergin, İstanbul)
2) Rehber Ansiklopedisi; cild-4, sh. 70
3) Nesâyim-ül-mehabbe (Ali Şîr Nevâî) Topkapı Revan Kütüphanesi Nu:808). Vr.156 b.

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Şeyh Abdülkuddûs oğluna yazdığı bir mektubunda şöyle nasîhat etti:

GÜNÜN HADİSİ

Allah’ın buğz ettiği kimseler

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, yine seyyid şeyh Ferîde yazılmışdır. Nefs-i emmârenin kötülüğünü ve ona mahsûs hastalığı ve ilâcını bildirmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası