hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
12:58
14 Temmuz 2010 Çarşamba
Okunma Sayısı: 853
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Dîvân

Devlet idaresi ile ilgili encümen, meclis. Dîvân kelimesi Farsça olup, Arabça’ya ve Türkçe’ye geçmiştir.

Büyük meclis, yüksek kurul gibi mânâlar taşımakla birlikte, çok değişik mânâları da vardır.
Mâliyede kuyûdat defteri; idarecilikte devlet işlerinin idaresi ile ilgili encümen mânâlarına kullanılmıştır. Edebiyatta ise herhangi bir mevzu üzerinde yazılmış eser mânâsına gelmektedir. Dîvânü lügât’üt-Türk gibi. Daha dar olarak, dîvân şâirlerinin şiirlerinin toplandığı esere de dîvân denilmiş, dîvânlar mânâsına devâvîn de kullanılmıştır. Dîvân tâbiri bunlardan başka arşiv, hükümdarın oturduğu sedir, kanepe mânâsına kullanılmıştır. Osmanlı Devleti’nde birkaç köyden meydana gelen idarî birliğe de dîvân denilmiştir. Bu kelime, mahkeme mânâsına dîvân-ı harp, dîvân-ı âli gibi isim ve sıfat tamlamaları şeklinde de kullanılmıştır. Bir âmir huzurunda eller önde kavuşmuş olarak hürmet hâli de bu tâbirle ifâde edilmiş ve “Dîvân durmak” deyimi çıkmıştır. Dîvân kelimesi, eskiden yabancı tüccarların barındığı kervansaray ve bir nevî gümrük dâiresi olan büyük bir hân mânâsında bilhassa Magrip Arapçasında kullanılmıştır.
Peygamber efendimiz zamanında ve ilk halîfe hazret-i Ebû Bekr zamanında dîvânın gördüğü işin uygulaması yapılmıştır. Meselâ Peygamber efendimiz, hicretten sonra; “Bana müslüman olanları yazınız” buyurarak, ilk nüfûs sayımını yazıya, yâni deftere (ki bu da bir nevî dîvândır) geçirmeyi emr buyurmuşlardır. Yine Hayber’in fethi sırasında, Zeyd bin Sâbit’e müslümanların sayısını tesbit edip, bir deftere yazmasını emretmiştir. Ka’b bin Mâlik de (r.anh), Tebük seferi hazırlıklarından bahsederken; “Müslümanların künyelerini dîvân defteri almıyordu” şeklindeki ifâdesi ve yine Eshâb-ı kirâmdan birisine zevcesi hacca gidelim deyince; “Ben orduya yazıldım” şeklindeki ifâdeler o zaman da dîvânın bulunduğuna delîl gösterilmektedir. Diğer taraftan zekât gelirlerinin ve müellefe-i kulûb’dan bâzılarının alacakları hisselere dâir yazılı vesikaların, Peygamber efendimiz zamanında bulunduğu rivayet edilmiştir. Peygamber efendimizin Medîne-i münevvereye hicretinden sonra, ilk İslâm devleti kurulmuş, müslümanların nüfûs sayımı yapılıp, yazılmış ve bilhassa orduya iştirak edenler tesbit edilmiştir. İlk anayasa yazılı olarak tesbit edilmiş, andlaşmalar yazılmış ve diğer devlet işlerinde yazılı vesika yaygınlaşmıştır. Bütün bunlar sonradan devlet işlerinin yürütülmesi için kurulan dîvânların bir benzeridir. Hazret-i Ebû Bekr devrinde de dîvân teşkilâtının uygulaması görülmektedir.
Hazret-i Ömer’in kurduğu ilk dîvân, fey gelirlerinin taksimi için olmuştur. Bu dîvânın defterini 641 (H.20) senesinde Medine’de Arabca olarak yazdırmıştır. Bunların yazılması vazifesini Arab nesebini iyi bildiğinden hazret-i Ali’nin kardeşi Akil bin Ebî Tâlib’e verdi. Mahreme bin Nevfel, Cübeyr bin Mut’im (r.anhüm) de bu işle vazifelendirildiler. Hazret-i Ömer bu kâtiplere, müslümanları derecelerine göre yazmalarını emretti. Onlar da Medine’de yaşayan müslümanları kabîlelerine göre sıralamak suretiyle, Arabca olarak yazdılar. Dîvân defterleri, Peygamber efendimizin kabîlesinden başlamak suretiyle yazıldı. Fakat atıyyeler şahıslara göre değişik mikdârda verildi. Bedr savaşına katılan muhacirlerden her birine senede beşbin; Peygamberimizin amcası hazret-i Abbâs’a yedi bin dirhem maaş bağlayıp, Peygamber efendimizin zevcelerine onar bin dirhem bunlardan yalnız hazret-i Âişe validemize onikibin dirhem verdi. Mekke’nin fethinden sonra müslüman olan her erkeğe ikibin dirhem verdi. Muhacir ve Ensârın genç erkek çocuklarına da senede ikişer bin dirhem maaş bağladı. Diğer müslümanlara da Kur’ân-ı kerîm okuyuşlarına, savaşmalarına ve mevkilerine göre atıyye verdi.
Yemenli, Şamlı, Iraklı her müslüman erkeğe de ikibin, binbeşyüz, bin ve üçyüz dirhem şeklinde değişen hisseler verdi. Hiç bir müslümanı mağdur ve mahrum etmedi. Hazret-i Ömer, bu hususda; “Eğer fazla mal olsa, her erkek için dörtbin dirhem hisse veririm. Bunun bin dirhemi atı için, bin dirhemi savaşlara geldiği için, bin dirhemi geride bıraktığı çocukları için ve bin dirhemi de silâhı içindir” buyurmuştur. Ayrıca hazret-i Ömer, küçük çocuğa yüz dirhem, oynamaya başlayan çocuğa ikiyüz dirhem ve bulûğa eren çocuğa daha fazla hisse verdi. Daha sonra süt emen çocuklar için de hisse ayırdı. “Kadınlar, çocuklarını sütten çabuk kesmesinler diye süt emen çocuklara da hisse ayırdık” buyurdu. Hazîne me’mûrlarına emr edip, halka önce un, ekmek daha sonra da yemek dağıttırdı. Bir aylık bir denemeden sonra bir erkeğin her ay, 2 cenip (36,864 kg.) yediği tesbit edildi. Bunun üzerine kadına, erkeğe ve köleye belli mikdârda ekmek ve yiyecek verildi.
Hazret-i Ömer, mâliye ve vergi ile ilgili ilk dîvân uygulamasında fey gelirlerinin dağıtımında öncekilere göre şu üç hususta değişik uygulama yapmıştır: 1- Fey gelirinin senede bir defa dağıtılması. 2- Atıyye mikdârının sabit bir şekilde belirlenmesi. 3- Fey almaya müstehak olanların dîvân defterine yazılması.
Hazret-i Ömer devrinde gelişip yaygınlaşan dîvân, Medîne dışındaki bâzı şehir ve bölgelerde de kuruldu. İslâm fetihlerinin başlatıldığı ve devam edildiği iki ana bölge olan Suriye ile Irak ve daha sonra Amr bin As’ın fethettiği Mısır’da askerlere ve ailelerine ait dîvân defterleri tutuldu. Merkez dışındaki bu üç bölgede; Irak’da Sâsânîler, Mısır’da Bizanslılar tarafından İslâm fetihleri sırasında vergileri tesbit edip toplayan Dîvân-ül-haraçlar vardı ve dîvânlar Arabça’dan başka dillerle de yazılıyordu. Emevîler zamanında ise tamamen Arabça tutuldu.
Emevî Devleti’nde belli başlı dört dîvân vardı. İdarî işler bu dîvânlar vasıtasıyla yürütülüyordu. Bunlar: 1- Dîvân-ül-harâc: Mâlî işlerle ilgili dîvân. Abdülmelik bin Mervân devrine kadar bu dîvânlar Rumca ve Farsça yazılıyordu. Abdülmelik bin Mervân, İran ve Şam bölgesinin defterlerini Arabça’ya çevirtti. Daha sonra da oğlu Velîd halîfe olunca, Mısır defterlerini Arabça’ya tercüme ettirdi. 2- Dîvân-ür-resâil: Bu dîvâna bakan reis, mektublarla ilgilenirdi. Bunlar merkezden vâlilere ve vâlilerden de merkeze gönderilen mektuplardı. 3-Dîvân-ül-müstagallât: Çeşitli gelirlere bakan dîvân. 4- Dîvân-ül-hatem: Hazret-i Muâviye tarafından kurulan bu dîvândaki me’mûrlar, halîfenin emirlerini istinsah ederek yâni nüshalarını çoğaltarak gereken yerlere gönderme vazifesini yürütürlerdi. Emirler yazılıp, dürülerek iple bağlanır ve mumla mühürlenirdi. Bu dört dîvândan başka, emniyet teşkilâtının organizesi ve vazifeli me’mûrlara maaş verilmesini, askerî harcamaların tanzim edilmesini yürüten başka dîvânlar da vardı. Yine posta işlerine bakan Dîvân-ül-berîd de hazret-i Muâviye zamanında kurulmuştur.
Abbâsîlerde de, devletin kuruluşundan îtibâren işler, dîvân adı verilen muhtelif dâirelerde yürütüldü. Abbâsîlerde, önce en büyük dâireye dîvân denildi ise de, daha sonra muhtelif dâirelere de bu isim verildi. Abbâsîlerin orta zamanlarında dîvân çok gelişme gösterdi. Devlet işlerini görüşmek ve yürütmek için, devletin ileri gelenlerinden büyük bir dîvân kurulurdu. Bu dîvânda; vezîr, kâdı’l-kudât ve diğer vazifelilere ayrılmış yerler vardı. Halîfe için de bir makam ayrılırdı. Ancak halîfe buraya oturmaz, dîvâna bakan yüksek bir yerden, dîvândaki müzâkereleri tâkib ederdi. Dîvânın üyeleri onu görmezlerdi. Abbâsîlerde dîvâna, Halîfe Mu’tasım devrinde “Dîvân-ı adl denildi. Abbasî Devleti’nde, devlet teşkîlâtı, Erbâb-ı seyf ve Erbâb-ı kalem olmak üzere ikiye ayrılmıştı. Vezîr, hâcip, nakîb, dîvân-ı mezâlim; erbâb-ı seyfden idi. Erbâb-ı kalem ise; dîvân erkânı, ulemâ, belediye reisi, evkaf me’mûrları ve diğer kalem erbabıydı. Abbasî devrinden îtibâren ve daha sonraki senelerde dîvân, bütün İslâm devletlerinde yaygın bir hâle geldi.
Abbasîler zamanında yönetim işlerini bir arada yürüten Dîvân-ı inşâ’dan başka yalnız halîfenin husûsî mektuplarını yazıp gerekli yerlere gönderen, Sultâniyât adı ile başka bir dîvân daha kuruldu. Bunlardan başka umûmî işlere bakan Dîvân-ül-âm, adalet işlerine bakan Dîvân-ül-adl, Kâdı’l-kudât, Divitdâr, Hâcib, Nakîb gibi me’mûrların katıldığı dîvânlar da kuruldu. Yine halîfenin uygun gördüğü işlere bakan Dîvân-üz-ziyân, sarayda me’mûr olanların işlerini yürüten Dîvân-ül-aksâm, denetim vazifesini yapan Dîvân-üz-zamân, halkın devlet me’mûrlarından dolayı şikâyetlerini dinleyip, ilgilenen Dîvân-ül-mezâlim, vâlilerin hesaplarına bakan Dîvân-üt-tevkî’, vakıf işlerini yürüten Dîvân-ül-birr de, Abbasîler zamanında kurulan dîvânlar arasında yer aldı. Büyük dîvânlara tâbi dîvânlar yâni muhtelif devlet dâireleri vardır. Büyük dîvâna âza olanlardan her biri, ayrıca kendi vazife sahasını ilgilendiren işlerin idaresi için reisi bulunduğu bir dîvâna sâhibdi. Devlete bağlı eyâletlerde de dîvânlar kurulmuştu. Bu dîvânlar da, büyük dîvâna bağlı ve aynı esaslar dâhilinde yürütülüyordu.
Müslüman-Türk devletlerinde de dîvânlar kurulmuştur. Büyük Selçuklu Devleti’nde merkezde veya hükümdarların bulundukları yerlerde umûmî devlet işlerini yürüten ve Dîvân-ı sultan adı verilen büyük bir dîvân vardı. Bundan başka, merkezde devletin mâlî, askerî, adlî, muharrerât gibi işlerini yürüten ikinci derecede dîvânlar vardı. Eyâletlerde de dîvânlar kurulmuştu. Büyük dîvânın reisi ve mes’ûl âmiri, vezîr idi. Buna Sâhib ü dîvân-ı devlet denilirdi. İlk zamanlarda bu dîvâna hükümdar reislik etmişse de, genelde riyaseti vezîr yürütürdü. Büyük Selçuklu Devleti’nde hükümdarın re’sen yâni başlı başına verdiği emirler de, dîvânda görüşülüp, istişare ve müzâkere edildikten sonra karâra bağlanırdı. Kesin olarak bilinmemekle beraber, kaynaklardan anlaşıldığına göre; vezîr, mâliye vekîli olan sâhib-i ziman vel-istifâ veya müstefî, sâhib-i tuğra veya tuğrâî denilen nişancı veya münşi ve devletin umûmî müfettişi müsrif ve millî müdâfaa vekîli olan emîr-i ârız-ül-ceyş, dîvânın belli başlı üyeleri idiler.
Selçuklularda ilk dîvân, 1036 (H.428) senesinde Tuğrul Bey’in reisliğinde toplanmaya başladı. Haftada iki defa toplanan dîvâna, Tuğrul Bey reislik ederdi. Kutalmışoğlu Süleymân Şâh, Anadolu’ya gönderildiği zaman, Büyük Selçuklu dîvânından onun maiyyetine vezîr ve devlet ricali verilmişti.
Selçuklu Devleti’ndeki bu dîvân şümullü olup, büyük bir salâhiyet ve murakabeye sâhib idi. Selçuklu dîvânında Hâcegân-ı dîvân denilen dâire âmirleri yanında Hüccet-nüvis ve Dîvân müfettişi gibi me’mûrlar da bulunurdu. Büyük dîvândan başka şu dîvânlar vardı:
1- Müstevfî dîvânı: Bu dîvân, devletin mâlî işlerine bakardı. Bütün mâlî işlerden mes’ûldü. Vilâyetlerdeki Amîd denilen haraç ve tahsil me’mûrları bu dîvâna bağlı idi. Her vilâyetin varidatını ve masraflarını tâyin, bu dîvâna aitti.
2- Tuğra ve inşâ dîvânı: Sultânın vilâyetlerle ve eyâletlerle haberleşmesini sağlar; berat, nişan veya menşur denilen hükümdar tuğrasını taşıyan, arazi ve tâyinlere ait vesikaları verirdi. Dîvânın reisine; Tuğra, inşâ veya Tuğrâî adı verilirdi. Bu dîvân; Tuğra ve Dîvân-ür-resâil vel-inşâ olarak ikiye ayrılır ve ikincisinin reisine Münşî denilirdi. Tuğraî’nin bir vazifesi de; sultan ava çıktığı zaman, maiyyetinde bulunup vezîre vekâlet etmekti.
3- Müsrif dîvânı (Dîvân-ül-işrâf): Bu dîvânın vazifesi; devletin mâlî ve askerî işlerinin yolunda gidip gitmediğini teftiş etmekti. Dîvân reislerine İşrâf-ı memâlik, Sâhib ü Dîvân-ı İşrâf-ı memâlik veya İşrâf-ül-memleke denirdi. Bu reisler, son derece îtimâda şayan, dîvân ve devlet işlerinde tam bir vukuf sahibi olan kimselerden seçilirdi. Onlar da îcâb ettikçe, şehirlere ve nahiyelere kendilerine vekil göndererek işleri inceletirlerdi. Bu vekillerde de îtimâd ve liyâkat aranırdı.
4- Dîvân-ı Arız: Dîvân-ı Arz da denilen bu dîvânın vazifesi; askerin maaş ve levâzımâtını te’min etmekti. Bugünkü tâbirle Millî Savunma Bakanlığının vazifesini üstlenmişti.
Selçuklularda, bu dîvânların dışında, büyük dîvâna dâhil olmayan dîvânlarda vardı. Şer’î işlerin dışında kalan dâvalara bakan Dîvân-ı mezâlim, posta işlerini gören Dîvân-ı berîd bunlardandı. Dîvân-ı berîd’in reîsi, Sâhib-i berîd olarak anılırdı. Bunu hükümdar kendisi tâyin ederdi. Bu dîvân vasıtasıyla hükümdar, memleketin her tarafından haber alırdı. Memleketin dört bir ucundan haber getirmek üzere Peyker yâni piyadeler (sâîler) vazifelendirilirdi.
Anadolu Selçuklularında ise devletin bütün işlerini yürüten büyük dîvândan başka çeşitli dîvânlar vardı. Büyük dîvâna, Dîvân-ı Saltanat veya Dîvân-ı âli denirdi. Bu dîvâna vezîr, îcâbedince de hükümdar reislik ederdi. Büyük dîvândan başka, büyük dîvân tarafından kendilerine havale edilen işleri gören ikinci derecede dîvânlar vardı. Bu dîvânlar Niyâbet-i saltanat veya Niyâbet-i hazret, Müstevfî, Pervane, Tuğra veya İnşâ, Arız, İşrâf-ı memâlik dîvân’ları idi. Bu dîvânların reisleri, büyük dîvânın azalarından idiler. İkinci derecedeki dîvânlardan Niyâbet-i saltanat makamındaki kimse, vezirden sonra gelirdi ve hükümdar merkezde bulunmadığı zaman, ona ait devlet işlerine bakardı. Niyâbet-i hazret; Anadolu Selçukluları, Moğolların nüfuzu altına düştükten sonra, Moğollar adına Selçuklu idaresinde söz sahibi olan naibe verilen addı. Devletin bütün mâlî işlerine Dîvân-ı istifa bakardı. Yalnız arazi ve ıktâ defterleri ve onların muameleleri, büyük dîvâna ve bu dîvâna bağlı Pervane denilen dîvâna bırakılırdı. Pervane, büyük dîvânda bulunan arazi defterlerinde, has ve ıktâ yâni dirlik olan tımara ait tevcîhâtı yapan ve buna dâir menşur ve beratları hazırlayan mühim bir dâire idi. Bu dâirenin reisine Pervaneci ve bu berat ve menşurlara da Pervane denilmiştir.
Dîvân-ı ârız: Bu da ordunun levâzımatına ve ihtiyaçlarına bakan, maaşlarını veren, defterleri tutup yoklamalarını yapan dîvân idi. Reisine Emîr-i ârız denirdi. Anadolu Selçuklu Devleti’nin mühim dâirelerinden biri de Dîvân-ı tuğra idi. Bütün menşur, berât ve nâmeler, bu dîvânda yazılır ve hükümdar âlâmet ve tuğrası burada çekilirdi. Bu dâirenin reisine Tuğraî denirdi. Bunlar Arabça, ve Farsça’yı iyi bilen âlim ve ediblerden tâyin edilirdi. Bir diğer dîvân da Dîvân-ı İşrâf olup, devletin mâlî ve idâri işlerini kontrol eder ve îcâb eden yerlere nâib, yâni dîvân nâmına vekil me’mûr gönderirdi. Bir de adliye işlerine bakan Emîr dâd dîvânı vardı. Tevkif, işlerine bakardı. Îcâb edince vezîri ve diğer dîvân azalarını da tevkif edebilirdi. İlhanlılarda, Akkoyunlularda, Memlûklülerde de dîvânlar vardı. Bu dîvânların teşkilâtları, birbirine çok benzemekte idi. Osmanlı Devleti’nde ise devlet işlerini yürüten, gerekli kararları alan devlet yetkililerinin toplandığı yüksek kurul anlamına gelen dîvân vardı. Bu durum, devletin daha kuruluş yıllarında ortaya çıkmıştı. Kısa zamanda vazifesi ve vazifesinin sınırları üzerinde duracağı kânunları tesbit edilmiş bir hâle gelen dîvân, bütün devlet kuruluşlarının üstünde husûsî bir ad ile anılmaya başlandı. En büyük dîvân, Dîvân-ı hümâyûn idi.

 1) İbn-i Haldun Mukaddimesi; cild-1, sh. 198
 2) Havâdis-ül-câmia (İbn-i Fûtî); sh. 52
 3) Medeniyet-i İslamiyye Târihi (Corci Zeydan); cild-1, sh. 111, 223
 4) Siyâsetnâme; sh. 80, 125
 5) Osmanlı Devleti Teşkilâtına Medhal; sh. 4, 39, 87
 6) Zübdet-ün-nusrâ; sh. 60, 100
 7) Âşıkpaşazâde Târihi sh. 40
 8) Hadarât-ül-İslâmiyye; cild-1; sh. 129
 9 Kitâb-ül-harac; sh. 66
10) Kitâb-ül-vüzerâ sh. 302

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Huzeyfetü’l-Mer’âşî hazretleri Allahü teâlâdan olan korkusu sebebiyle çok ağlardı.

GÜNÜN HADİSİ

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, hakîkatleri ve ma’rifetleri bilen, akl ve nakl bilgilerinin kaynağı, kıymetli oğlu hâce Muhammed Sa’îde yazılmışdır. İnce bilgileri ve işitilmemiş hakîkatleri işâretle anlatmakdadır

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası