hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
13:1
14 Temmuz 2010 Çarşamba
Okunma Sayısı: 961
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Dürzîler (Derezîler)

Aslen Arab olup, şîanın ismâiliyye (bâtıniyye) kolundan ayrılarak ortaya çıkan, Fâtımî hükümdarı Hâkim bi-emrillah’ın ilâh olduğuna ve onun veziri Hamza’nın imâmlığına (peygamberliğine) inananlara verilen ad.

Doğrusu “Derezî” olup yanlış olarak “Dürzü” denilmektedir.
Eski bir kabîle olan derezîler, Arabistan’dan gelerek Irak’a yerleştiler. Irak’taki Hîre Devleti’nin, İranlılar tarafından yıkılmasından sonra, Mısır ve Suriye taraflarına gittiler. İslâm dîninin yayıldığı ilk yıllarda müslüman olup, Şam fethi sırasında İslâm askerine yardım ettiler. Daha sonra Mısır’da iktidarı Fâtımîlerin ele geçirmesi üzerine, Mısır’da toplanarak onlara tâbi olan derezîler, doğru yoldan ayrıldılar. Fâtımîlerin sapık inançlarını kabul ettiler. Anuştekin ed-Derezî isminde bir bâtınî dâîsinin Hâkim bi-emrillah’ın ilâh ve kendisinin imâm olduğunu iddia etmesi üzerine ona tâbi oldular. Ona uydukları için derezî (dürzî) diye meşhûr oldular. Bâtınîlerin baskıları sebebiyle ayrılıp, Suriye taraflarına giderek Vâdiy-ut-Teym, Sayda, Beyrut ve Şam civarında yerleştiler. Haçlı seferleri sırasında Frenkler ile birlikte hareket ettiler. Zaman zaman hıristiyanlarla mücâdelede bulundular. Osmanlılar zamanında da değişik şekillerde hareket ettiler.
Fatımî hükümdarı Hâkim bi-emrillah, Dırâr isminde bir bâtınî dâîsinin sapık fikirlerinin etkisinde kalarak 30 Mayıs 1017 (H.1 Muharrem 408) senesinde güneşin batışı sırasında; “Artık size hiç kimse zarar veremeyecek, şu anda artık dalâlete düşürülmeyeceğiniz için rahat ediniz. Mü’minlerin emîri sizin için bir nizâm olacak ve gelecek günlerde sizlere ilâhî hikmet yağacaktır” diyerek yeni bir devri başlattığını bildirdi ve tanrılığını îlân etti. Aynı gün akşama doğru Dırâr’ın talebesinden olup, Hâkim bi-emrillah’ın vezîri olan Hamza da bu hareketin imâmı (peygamberi) îlân edildi. İnsanları ilâhî davete çağıran Hamza, Allah’ın birliğinin hakîkî bilgisini öğretmeye başladığını bildirerek, ibâdetlere lüzum olmadığını; manevî ve zihnî bir yeniden doğuşun başladığını bildirdi. Bu sırada Anuştekin (Neştekin) ed-Derezî (ed-Dürzî) adlı bir bâtınî dâîsi ortaya çıkarak, Hâkim bi-emrillah’ın, Hamza bin Ali’nin yerine kendini imâm tâyin etmesi için, el-Hâkim’in fikirlerini kendi lehine propaganda etmeye başladı. Hattâ kendisine Seyyid-ül-Hâdîn (yol gösterenlerin efendisi) lakabını verdi. İmâmlığın kendi hakkı olduğunu iddia etti. Fatımî hükümdarı Hâkim bi-emrillah, Anuştekin’in kendisiyle ilgisi olmadığını söylediyse de onun etrafında pek çok kimse toplandı. Bu hareket, Anuştekin ed-Derezî’nin adına nisbetle Dürüz (Derezîler) şeklinde meşhûr oldu. Hâkim bi-emrillah tarafından başlatılan ve vezîr Hamza tarafından devam ettirilen yeni harekete karşı halk tarafından tepki meydana geldiği için, Anuştekin’in propagandası yasaklandı. Aşırı fikirlerinden dolayı 1020 (H.410) yılında Anuştekin ed-Derezî öldürüldü. Onun ölümünden sonra vezîr Hamza tarafından yeniden propaganda edilmeye başlanan sapık fikirler, herhangi bir ibâdet mecburiyeti getirmediğinden ve birçok haramlar mubah kabul edildiğinden iki yıl içinde epeyce taraftar topladı. Ancak 1021 (H.411) yılında Hâkim bi-emrillah’ın ölmesi (derezîlere göre el-Mukattam dağında kayb olması ve bir daha dönmemesi) üzerine yerine geçen Ali bin el-Hâkim, derezîlere karşı tavır alıp, onları tâkib ettirdi. Bir müddet gizli propaganda usûllerine baş vuran derezîler, Mısır’dan ayrılıp Suriye ve Lübnan taraflarına gitmek zorunda kaldılar. Vâdiy-üt-Teym, Sayda, Beyrut ve Şam dolaylarında yerleşerek, fikirlerini yayıp tarafdar topladılar. Kendi aralarında muhtelif gruplara ayrıldılar. Zaman zaman Nuseyrîlerle mücâdele eden derezîler, kuzeye doğru ilerleyip Kasravan ve Curd’de bulunan sünnî ahâliyi katlettiler.
1293 (H.693) senesinde Mısır’daki Memlûklü sultânı El-Eşref Selâhaddîn Hâlid, derezîler üzerine asker gönderdiyse de başarı elde edilemedi. Havran taraflarına kaçmak isteyen derezîlerin, 1305 (H.705)’de ekserisi imhâ edildi. Bu mağlûbiyetten sonra, Memlûklülerin baskılarına mâruz kalan derezîler, Nusayrîler ve Mûtevâlilerle birlikte hareket ettiler. Hıristiyan Mârunîlerle mücâdeleye girip mağlûb oldular. Memlûklülerin derezîlere karşı hareketleri, Lübnan’daki hıristiyan unsurların fazlalaşmasına sebeb oldu. Ondört ve onbeşinci asırlarda sahil muhâfazasıyla vazifeli olan derezîler, sönük bir hayat yaşadılar.
Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesi üzerine ona itâat eden derezîler, bir müddet Osmanlılara karşı itâat içinde bulundular. Üçüncü Murâd Hân zamanında isyan ettiler. Ganijeli Dâmâd İbrâhim Paşa tarafından itâat altına alındılar. Daha sonraki devirlerde de Osmanlılara karşı isyan eden derezîler, Cebel-i Durûz bölgesinde toplanıp büyük karışıklıklar çıkardılar. Onsekizinci yüzyılın ortalarından îtibâren hıristiyanlaşmaya başladılar. Güçlü oldukları bölgelerde müslümanlara zulüm yaptılar. Avrupalı hıristiyanlarla birleşerek çok taşkınlıkta bulundular. Zaman zaman parçalanıp, aralarında mücâdele ettiler.
Bir müddet sonra Osmanlılara karşı yaptıkları hatâyı anlayan derezîler, Osmanlılarla iyi geçinmeye çalıştılar. Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından îtibâren, Osmanlı idaresi altında bütün derezî topluluklarına eşit ağırlık verilen bir idare kuruldu. Bu idare şekli diğer Avrupa devletleri tarafından da uygun görüldü. Bir müddet sonra da bu idarede hıristiyanların daha fazla ağırlık kazanması yeni huzursuzluklara sebeb oldu. Birinci Dünyâ Harbi sırasında Osmanlılara karşı uysal davranan derezîler, 1918 (H.1337)’de İngiliz ve Fransız orduları Şam’ı işgali ile düşmanla bir olup, Osmanlı Devleti’ni arkadan vurdular. Derezîlerin bir kısmı İngiliz, bir kısmı Fransız idaresinde kalmayı istediler. Yapılan plebisitte (İngiliz veya Fransız mandasını seçme tercihi) çoğunluk, Fransa mandasını tercih etti. 1921 (H.1340)’da Fransa, derezîlere, geniş otonomisi bulunan bir emirlik tanıdı. Salim el-Atraş, derezîlerin emîri ve devlet reisi îlân edildi. 1923 (H.1342)’de Salim el-Atraş’ın ölümü üzerine, yerine geçmek isteyen derezî liderler arasında mücâdele başladı. Geçici olarak Fransızlar idareye el koyunca, derezîler hazırlık yaparak 1925 (H.1344)’de ayaklandılarsa da, bunu General Gamelin bastırdı. Nihayet 1930 (H.1349)’da îlân edilen teşkîlât kânununa göre; Cebel-i Dürûz emîrliği kaldırıldı. Suriye’yi meydana getiren dört hükûmetten birini derezîler teşkil etti. Deniz kıyısında yaşayanlar ise, daha sonra kurulan Lübnan Cumhûriyeti’ne bağlandılar. Bugün Suriye, Lübnan, Filistin ve Ürdün’de beşyüzbin civarında derezî (dürzî) vardır. Ayrıca Lübnan ve Suriye’den göç edip Amerika, Avustralya ve Batı Afrika’ya da yerleşenler olmuştur. Hâlen Venezüella, Brezilya, Arjantin, Meksika, A.B.D. ve Kanada’da ellibin civarında derezî mevcûddur.
Orta doğuda siyâsî, ictimâî ve ekonomik yönden önemli rolü olan derezîler, bilhassa Suriye ve Lübnan’da fazla nüfuza sahiptirler. Bu sebeple Lübnan ve Suriye’nin siyâsî ve sosyal hayatlarında te’sirleri fazladır. Beyrut’ta, etrafında çeşitli sosyal te’sislerin yer aldığı bir derezî merkezi vardır. Bugün Lübnan’da 170.000, Suriye’de ise 260.000 civarında derezî bulunmaktadır. Ürdün’de ise üçbin civarında derezî (dürzî) olup, çok azdırlar. İsrail’de bulunan bir mikdar derezî de topraklarına bağlı olup, bütün baskı ve işkencelere rağmen burayı terk etmemişlerdir.
Derezîlerin manevî liderlerine Şeyhu’l-Akl adı verilir. Derezî cemâati Akıllılar (Ukkal) ve Câhiller (Cühhâl) diye iki kısma ayrılmıştır. Akıllılar, din işlerini bilen kişilerdir, özel kıyafetleri olup, inanış ve geleneklerine sıkıca bağlıdırlar. Câhiller ise, derezîlerin avam, halk tabakasını teşkil eder. Bunlara derezî risalelerinin sâdece şerhlerini okuyabildikleri için Eş-Şerrâhûn da denir, özel bir elbise giymelerine gerek yoktur, ibâdet için toplandıkları mâbedlerine halâvât denir. Câmilere benzediği söylenen bu mâbedleri, sarp kayalıklarda bina edilmiştir. Bunların en meşhûru Halâvât-el-Biyâza olup Hasbeya’ya yarım saat mesafede bir kayalık üzerine bina edilmiştir. Derezîlerin senede lyd-i sagîr ve lyd-i kebîr isimleri verilen Ramazan ve Kurban Bayramına tesadüf eden iki bayramları vardır.
Devletinin inanç esasları şunlardır:
1- Hâkim bi-emrillah’ı ilâh bilmek.
2- Emri (imâmı) tanımak ki, bu da Hamza bin Ali’dir. İlk yaratılan odur. Kâinat, ondan zuhur etmiştir. O, Akl-ı küllîdir. Yer, içer, görür ve el ile tutulur. Babası ve anası vardır. Karısı ve çocukları yoktur.
3- Hudûdu yâni Hamza bin Ali ile birlikte beş vezîri tanımak. En üstünleri Hamza bin Ali olan bu imâmlar (vezirler), mahlûkâtın en değerlileri kabul edilir. Bunlar evlenmedikleri gibi günahlardan berî kimselerdir.
4- Derezîlerin yedi esâsını bilmek. Bunlar, bâtınîlikteki yedi akîde yâni kelime-i şehâdet, namaz, oruç, hac, zekât, cihâd ve velayet yerine konan yedi vasiyeti kabul etmek.
Bu yedi vasiyet şunlardır:
1- Sözde doğruluk, 2- Îmân kardeşlerini koruma ve karşılıklı yardım. 3- Önceki ibâdetlerin ve kendilerine göre bâtıl olan inançların tamâmını terk etmek. 4- İblîs’i ve bütün şer güçlerini tanımama, 5- Allah olarak Hâkim’in birliğine inanmak, 6- Ne olursa olsun fiillerine sâhib olma, 7- Açık ve gizli olarak Hâkim’in ilâhî irâdesine teslim olmak.
Bu yedi vasiyetten başka derezîlerin uyması gereken hususlardan bâzıları ise şunlardır: Avam tabakasından ve başka din ve mezheb sâliklerinden uzak durulmalıdır. Kur’ân-ı kerîmi kabul ederlerse de, bâzı âyet-i kerîmelere kendi görüş ve düşüncelerine göre mânâ verirler. Kendilerine âid kitablarını sâdece ükkal denilen seçilmiş kısım okuyup, cühhâl denilen avam kısmına gizlidir. “Gerçek ilâhî bilgiye kavuşan hakîkî mü’minlerin kendilerini ibâdetlere veya mecazî yorumlara bağlamaya ihtiyâcı yoktur. Tenasühe yâni ruhların bir bedenden bir bedene geçtiğine inanırlar. Peygamber efendimiz hakkında çirkin şeyler söylerler. Âhıret ve âhıretle ilgili Cennet, Cehennem arş, kürsî, hesâb, ceza, mükâfat gibi hususları inkâr edip, bunların dünyâda olduğunu söylerler. Çok evliliği kabul etmeyip, boşanan kadının kocasıyla tekrar evlenemiyeceğini söylerler. Boşanmaların mahkeme yoluyla olacağını, zina edenin evliliğinin son bulacağını, vasiyette herhangi bir sınırlamanın olmayacağını ve bir kimsenin dilediğine dilediği kadar mîrâs bırakabileceğini kabul ederler.
Şaraba, alkollü içkilere ve zinaya helâl diyen ve tanrılığın insandan insana geçtiğini kabul eden derezîler hakkında dört mezhebin âlimleri; “Bunlardan cizye alarak İslâm memleketlerinde oturmalarına izin vermek helâl olmaz. Bunlardan kız almak, kesdiklerini yemek caiz değildir” dediler. Bunlara; zındık, mühlid ve münafık denir. İnanışları bozuk olduğu için şehâdet kelimesini söylemekle müslüman sayılmazlar. İslâm dînine uymayan inanışlarından vaz geçmedikçe müslüman olmazlar.

 1) Kâmûs-ül a’lâm; cild-3, sh. 2130
 2) Târih-i Cevdet; cild-7, sh. 118
 3) Lütfi Târihi; cild-8, sh. 395
 4) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh. 440
 5) Rehber Ansiklopedis; cild-4, sh. 296
 6) Mezâhib-ül İslâmiyyîn; cild-2, sh. 595
 7) Mecellet-ül-Ahbâr-id-Dürziyye (Haziran-1973); sh. 51-55
 8) The Durize Faith (Maharem Sâmi Nasib)

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Hırsızlar, Abdullah Menûfî hazretlerinin talebelerinin kaldığı yere gidip, anbardan buğday yükleyip gittiler.

GÜNÜN HADİSİ

Uzun bir hadis-i şerifin bir bölümü şöyledir:

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, Ca’fer beğ Tehânîye yazılmışdır. Ehlullaha dil uzatan saygısızları, söz ile, yazı ile kötülemek câiz olduğu bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası