hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
13:7
14 Temmuz 2010 Çarşamba
Okunma Sayısı: 1045
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

Asr-ı saadette İslâm’ın en büyük düşmanı.

Asıl adı Amr bin Hişâm olup, Ebû Hakem ve İbn-i Hanzala künyeleriyle bilinir. Mekke’nin ileri gelen kabîlelerinden olan Mahzûmoğullarındandır. Amr bin Hişâm’a, İslâm dînine ve sevgili Peygamberimize olan aşırı düşmanlığı sebebiyle, Peygamber efendimiz tarafından Ebû Cehl, yâni cehaletin babası, önderi lakabı verilmiştir.
Mekke’nin ileri gelen kabîlelerinden Mahzûm kabîlesinin reîsi olan Ebû Cehl’in dedelerinden Mahzûm; Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin dedelerinden Mürre’nin torunudur. Câhiliyye devrinde Küreyş’in ileri gelenlerinden olan Ebû Cehl; Peygamber efendimize peygamberlik emri bildirilip, insanları küfürden îmâna, cehaletten ilme, zulümden adalete, kısaca kurtuluşa davet ettiği ilk yıllarda karşı çıkmış, O’na inanan ve tâbi olanlara mâni olmağa çalışmış, çeşitli işkence yollarına baş vurmuştu.
Müddessir sûresinin nazil olmasıyla, Resûlullah efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, İslâm’ı tebliğe başlayınca, nefslerine ve şehvetlerine uyanlar, azgınlıkta ileri gidip zayıfları ezenler, O’na şiddetle karşı çıktılar. Bütün bozuk işlerine son verileceğini anlayıp, Resûl-i ekremin bildirdiklerini inkâr ettiler. O’na ve inananlara düşman oldular. Baskı ve işkencelere başladılar. Bunların ileri gelenlerinden, biri de Ebû Cehl’di.
Ebû Cehl ve küfründe ileri giden bâzı müşrikler, sık sık Ebû Tâlib’e gelip, Peygamber efendimizi dâvasından vazgeçirmesini söyleyerek tehdit ettiler. Fakat Kâinatın efendisinin; “Ey Amca! Şunu iyi bil ki, güneşi sağ elime, ayı sol elime verseler, ben asla bu dinden ve onu insanlara tebliğ etmekten, bildirmekten vazgeçmem. Ya Allahü teâlâ bu dîni bütün cihâna yayar, vazifem biter, veya bu yolda canımı feda ederim” şeklinde cevâb vermesi, Ebû Tâlib ve Hâşimoğullarının da Efendimize tam destek vereceklerini söylemeleri üzerine dağılıp gittiler.
Yine Peygamber efendimiz, bir gün Kâbe-i şerîfde namaz kılıyordu. Kureyş’in ileri gelenlerinden Ebû Cehl, Şeybe bin Rebîa, Utbe bin Rebîa ve Ukbe bin Ebî Mu’ayt’ın bulunduğu bir müşrik topluluğu gelip, Resûlullah’a yakın bir yere oturdular. O civarda bir gün önce kesilmiş bir devenin işkembesi ve artıkları vardı. Ebû Cehl, yanındakilere dönerek; “İçinizden kim şu deve işkembesini alıp, Muhammed secdeye varınca, iki omuzu arasına koyacak?” diye sordu. Oradaki müşriklerin en zâlimi ve bedbahtı olan Ukbe bin Ebî Mu’ayt; “Ben yaparım” diyerek kalktı ve aldığı işkembeyi secdede iken Peygamber efendimizin omuzlarına koydu. Bu hâli seyreden müşrikler sevinerek, gülmeğe başladılar. Peygamber efendimiz ise, secdesini uzatıyor, mübarek başını secdeden kaldırmıyordu. O sırada Eshâb-ı kirâmdan Abdullah bin Mes’ûd bu vaziyeti görüp güçsüzlük ve üzüntü içinde beklerken, henüz küçük yaşta olan hazret-i Fâtıma gelerek, babasının üzerindeki işkembeyi attı ve bunu yapanlara bedduâ etti. Resûlullah efendimiz hiç birşey olmamış gibi namazını tamamladı ve üç defa; “Allah’ım! Kureyş’ten şu topluluğu sana havale ediyorum. Allah’ım! Ebû Cehl Amr bin Hişâm’ı sana havale ediyorum. Allah’ım! Utbe bin Rebîa’yı sana havale ediyorum. Allah’m! Şeybe bin Rebîa’yı sana havale ediyorum. Allah’ım! Ukbe bin Ebî Mu’ayt’ı sana havale ediyorum...” buyurdu. Bunu işiten müşrikler, gülmeği bırakarak korkmağa başladılar. Çünkü Beytullah’da yapılan duânın kabul olunacağını biliyorlardı. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem özellikle Ebû Cehl’e dönerek; “Vallahi sen, ya bundan vaz geçersin veya Allahü teâlâ başına bir felâket indirecektir” buyurdu. Orada bulunan Abdullah bin Mes’ûd (r.anh); Allahü teâlâya yemîn ederim ki, Resûlullah’ın isimlerini söylediği bu kimselerin her birini, Bedr muhârebesinde öldürülüp, yerlere serildiklerini, “sıcaktan kokmuş bir leş hâlinde Bedr çukuruna doldurulduklarını gördüm” buyurdu.
Bütün karşı çıkmalara, işkence ve zulümlere rağmen, İslâm dîni gün geçtikçe yayılıyor, Kur’ân-ı kerîmin nurû, ruhları aydınlatıyordu. İnsanlar, Allahü teâlânın ihsânı olarak hidâyete kavuşuyor. Eshâb-ı kirâmdan olmakla şerefleniyorlardı. Bu seçilmiş insanlar el ele, gönül gönüle veriyor, Resûlullah efendimizin etrafında pervaneler gibi dönüyorlardı. O’nun küçücük bir arzu ve işaretini emir biliyor, yerine getirmek için yarışıyor, hattâ bu uğurda canlarını bile feda etmekten çekinmiyorlardı.
Müslümanların sayısının gittikçe arttığını gören müşrikler, baskı ve işkenceleri şiddetlendirdiler. Bu şiddetli zulüm ve işkenceler üzerine müslümanlar, iki defa Habeşistan’a hicret ettiler.
Akabe bî’atlarından sonra Medîne’de müslümanların çoğalması sebebiyle, Peygamber efendimiz, Mekke’de işkence ve zulüm gören müslümanların, Medine’ye hicret etmelerine izin verdi. Mekke’de Peygamber efendimiz, Ebû Bekr, Ali, fakirler, hastalar ve ihtiyarlar (r.anhüm) kalmışlardı. Peygamber efendimizin de Medine’ye gidip müslümanların başına geçeceği ihtimâline karşı müşriklerin ileri gelenleri Dâr-ün-Nedve’de toplandılar. Şeytan da, Necdli bir ihtiyar kılığında bu toplantıya iştirak etti. Kureyşin reisi olan Ebû Cehl; “Her kabîleden kuvvetli bir kişi seçelim. Ellerinde kılıçları ile Muhammed’in üzerine saldırsınlar. Kılıç vurup kanını döksünler. Böylece mecburen diyete razı olurlar. Biz de diyetini verir, sıkıntıdan kurtuluruz” dedi. Şeytan da, bu fikri beğendi ve hararetle teşvîk ve tavsiye etti.
Allahü teâlâ, Peygamber efendimize Cebrâil aleyhisselâm vasıtasıyla durumu bildirip, hicret etmesini emretti. Bunun üzerine Resûl aleyhisselâm, müşriklerin hareketinden bir gün önce yola çıkarak Medine’ye hicret etti.
Medine’de müslümanların giderek güçlendiğini gören Mekkeli müşrikler, hicretin ikinci yılında, sermâyesine bütün müşriklerin ortak olduğu bir kervanı Şam’a gönderdiler. Bu kervanın kârıyla silâh alıp müslümanlara karşı yapacakları savaşta kullanacaklardı. Bunu haber alan Peygamber efendimiz kervanı ele geçirmek için 313 mücâhidle yola çıktı ve Bedr’e yaklaştı. Bedr’e yaklaşan Mekke kervanı, İslâm ordusunun hareketini haber alıp sür’atle Kızıldeniz kıyısından Mekke’ye doğru ilerledi. Bu durumu haber alan Kureyşliler, Ebû Cehl’in komutasında bir ordu hazırlayarak Bedr’e doğru ilerlediler. Bu arada kervanın kurtulduğu haberi gelmesine rağmen, Mekkeli müşrikler, Ebû Cehl’in kışkırtmasıyla geri dönmeyip, müslümanları yok etmek gayesiyle yollarına devam ederek Bedr’e ulaştılar.
Savaştan önce Peygamber efendimizin hazret-i Ömer’i göndererek yaptığı sulh teklifini müşriklerin reddetmeleri üzerine, iki ordu gerekli hazırlıklarını yapıp harb nizâmına girdiler.
Kureyş müşrikleri, kumandanları Ebû Cehl’i ortalarına alıp saldırınca, şanlı Eshâb da hücûma geçti. Kısa zamanda kızışan savaş, meleklerin de yardıma gelmesiyle mücâhidler lehine gelişmeye başladı. Azılı müşriklerden Utbe, Şeybe ve Velîd öldürülüp, Kureyş sancakdârı Ebû Aziz bin Umeyr esir edildi. Kumandanları olan Ebû Cehl ise, ordusunu cesaretlendirmek için durmadan şiirler söylüyor, genç bir delikanlı gibi saldırıyor, çeşitli vâdlerde bulunarak harbe teşvik ediyordu.
Savaşın en kızgın ânında iki genç, kahramanca çarpışan Abdurrahmân bin Avf’ın (r.anh) yanına gelip, Ebû Cehl’i tanıyıp tanımadığını sordular. Kureyş askerleri arasında ileri geri dönüp duran Ebû Cehl’i gören Abdurrahmân bin Avf; “Ey gençler! Öteye beriye telâşla giden şu şahıs Ebû Cehl’dir” diyerek onu gösterdi. Hemen kılıçlarına sarılan gençler, Ebû Cehl’in yanına yaklaşarak çarpışmaya başladılar. Bu gençler, Afra Hâtûn’un oğulları Mu’âz ve Mu’avvez kardeşlerdi (r.anhüm).
Bu sırada Eshâb-ı kirâmın kahramanlarından Mu’az bin Amr (r.anh) da Ebû Cehl’in yanına sokulma fırsatını buldu. Uzun kuyruklu bir at üzerinde bulunan asık suratlı, acı dilli ve sert bakışlı Ebû Cehl’in üzerine saldırıp, kılıcını olanca şiddetiyle bacağına çaldı. Ebû Cehl’in bacağı yere düştü. O sırada babasının imdadına yetişen ve daha müslüman olmayan İkrime, hazret-i Mu’âz bin Amr ile çarpışmaya başladı. Fakat şahin gibi ileri atılan Mu’âz ve Mu’avvez kardeşler, önlerine geleni devirerek Ebû Cehl’e ulaştılar ve öldü zannedinceye kadar kılıç vurdular.
Bedr savaşı sonunda, Müşriklerin ileri gelenlerinden bir çoğu ölmüş ve müşrik ordusu bozulmuştu. Bir ara Resûl-i ekrem efendimiz; “Acaba Ebû Cehl ne yaptı, ne oldu, kim gidip bakar?” buyurarak ölüler arasında araştırılmasını emretti. Aradılar bulamadılar. Peygamber efendimiz; “Arayınız, onun hakkında sözüm var” buyurdu. Bunun üzerine Abdullah bin Mes’ûd, Ebû Cehl’i aramaya gitti ve yaralı olarak buldu. Boynuna ayağını basıp sakalından çekti ve; “Ey Allahü teâlânın düşmanı! Allahü teâlâ seni nihayet hor ve hakir etti mi?” dedi. Ebû Cehl; “Ne diye beni hor ve hakir edecek! Ey koyun çobanı! Allah seni hakir ve hor etsin. Sen çıkılması pek sarp bir yere çıkmışsın. Sen bana bugün zafer ve galebenin hangi tarafta olduğunu haber ver” dedi. İbn-i Mes’ûd (r.anh); “Zafer, Allah ve Resûlünün tarafındadır” dedi. Ebû Cehl’in miğferini kafasından çıkardı ve “Seni öldüreceğim” dedi. Ebû Cehl; “Sen kavminin ulusunu öldürenlerin ilki değilsin. Fakat doğrusu senin beni öldürmen bana çok ağır gelecek. Hiç olmazsa, boynumu göğsüme yakın kes de başım heybetli görünsün” diyerek küfrünün, gurur ve kibrinin ne dereceye çıktığını gösterdi. İbn-i Mes’ûd (r.anh), Ebû Cehl’in başını kendi kılıcıyla kesemeyince, Ebû Cehl’in kılıcıyla kesti, silâhını, zırhını, miğferini ve başını getirip Peygamber efendimizin önüne koydu. “Anam-babam sana feda olsun yâ Resûlallah! Bu, Allahü teâlânın düşmanı Ebû Cehl’in başıdır” dedi. Sevgili Peygamberimiz; “O Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur” buyurdu. Sonra kalkıp Eshâbıyla birlikte Ebû Cehl’in ölüsünün yanına kadar gittiler. Orada; “Allahü teâlâya hamd olsun ki, seni zelil ve hakir kıldı. Ey Allah’ın düşmanı! Sen, bu ümmetin fir’avnı idin.” buyurdu. Sonra da; “Yâ Rabbî! Bana olan vâdini yerine getirdin” diyerek Allahü teâlâya şükretti.
Böylece Ebû Cehl’in kendisi ve ona tâbi olup, imansızlıkta ısrar edenler için dünyâ hayâtı sona ererken, ebedî felâket ve Cehennem azabı başlıyordu.
Allahü teâlânın insanları ebedî seâdete kavuşturmak için gönderdiği peygamberlere her asırda karşı çıkan ve insanların hidâyete kavuşmasını engellemek isteyen zâlimler olmuştur. Fakat bu zâlimlerden hiç biri îmânı yok edememiştir. Kendileri kahr olmuş, çok acı ve perişan hâlde saltanatlarından ayrılmışlar, zevklerine doyamadan, ölümün pençesine düşmüşler, isimleri lanet ile anılmış veya unutulmuştur. Allahü teâlâ bir peygamber veya âlim göndererek, îmân ışığı ile yeryüzünü yeniden aydınlatmıştır.
Ne kendi etti rahat ne âlem etti huzûr. 
Yıkıldı gitti cihandan dayansın ehl-i kubûr.

 1) Sahîh-i Buhârî; cild-1, sh. 65, 31
 2) Sahîh-i Müslim; cild-3, sh. 1418, cild-4, sh. 2154
 3) Sünen-i Ebû Dâvûd; cild-2, sh. 66
 4) Sünen-i Nesâî; cild-1, sh. 161-162
 5) Müsned-i Ahmed Bin Hanbel; cild-1, sh. 417
 6) Delâil-ün-nübüvve (Beyhekî); cild-1, sh. 435, 438, 440, 442, cild-2, sh. 55
 7) Mevâhib-ü Ledünniye; cild-1, sh. 62, 66
 8) Ensâb-ül-Eşrâf (Belâzûrî); cild-1; sh. 125, 157, 196, 292, 293
 9) Delâil-ün-nübüvve (Ebû Nuaym); cild-1, sh. 161, 164, 167, 168, 221
 10) İnsan-ül-Uyûn (Halebî) cild-1, sh. 463, 464, 469, 482, 483
 11) El-Bidâye ven-nihâye (Ebü’l Fidâ); cild-3, sh. 41, 43, 44
 12) Sîret-i İbn-i Hişâm; cild-1, sh. 319, 320, 340, cild-2, sh. 30
 13) İbn-ül-Esîr; cild-2; sh. 56, 57, 58, 67, 69
 14) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh. 966
 15) Eshâb-ı Kirâm; sh. 325
 16) Tabakat-ı İbn-i Sa’d cild-2, sh. 12
 17) Rehber Ansiklopedisi; cild-4, sh. 308
 18) Kâmûs-ül a’lâm; cild-1, sh. 703
 19) Peygamberler Târihi Ansiklopedisi; cild-5, sh. 6

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

İmâm-ı Ebû Yûsuf bir dâvâda halîfe Hârûn Reşîd’in kumandanlarından birinin şâhidliğini kabûl etmemişti.

GÜNÜN HADİSİ

Uzun bir hadis-i şerifin bir bölümü şöyledir:

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, nakîb şeyh Seyyid Ferîde “rahmetullahi aleyh” yazılmışdır. Âfiyet ne demek olduğu bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası