hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
13:16
14 Temmuz 2010 Çarşamba
Okunma Sayısı: 1098
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve selemin amcalarından.

Müslümanların büyük düşmanı olup, asıl adı Abdül-Uzza, künyesi ise Ebü’l-Utbe’dir. Resûlullah efendimize çok eziyet edip, kin beslemesi ve O’nunla alay etmesi sebebiyle alev babası, yâni cehennemlik mânâsına, Ebû Leheb lakabıyla meşhûr oldu. Bu lakabı, Kur’ân-ı kerîmde zikredildi. Resûlullah efendimiz, Kur’ân-ı kerîm okuyarak, insanları müslüman olmaya çağırırken, Ebû Leheb arkasından dolaşır; “Sakın O’na aldanmayınız, sözüne inanmayınız” deyip onların müslüman olmalarını engellemeye çalışırdı. Bedr muhârebesine katılmadı. Müşriklerin Bedr’de yenilmelerine üzüldüğünden dolayı, Adese denilen çiçek hastalığına tutuldu. Yedi gün sonra kimse yanına yaklaşamayıp koktu. Çok fecî bir şekilde Mekke’de öldü.
Abdülmuttalib’in oniki oğlundan birisi olan Ebû Leheb’e, Resûlullah efendimizin dünyâya geldiğini, cariyesi Süveybe; “Kardeşin Abdullah’ın oğlu oldu” diyerek müjdeledi. Bu habere sevinen Ebûl Leheb; “O’na süt vermek şartıyla seni âzâd ettim” dedi. Böylece Resûlullah’ın ilk süt annesi Süveybe oldu. Bunun için Ebû Leheb’in azabı her mevlid gecesinde biraz hafiflemektedir. Mevlid gecesine sevinen, o geceye kıymet veren mü’minlere pek çok sevâb verileceği buradan anlaşılır.
İslâm’ın ve müslümanların büyük düşmanı olan Ebû Leheb, Peygamber efendimizin amcası olduğu hâlde müslüman olmamıştı. Resûlullah efendimizin akrabalarının da müslüman olmalarına manî olmaya çalıştığı gibi, Resûlullah efendimize ve müslümanlara çok eziyet ediyordu. (Bkz. Ebû Tâlib.)
Bi’setin dördüncü yılında, Hicr sûresinin; “(Ey Habîbim!) Sana emrolunan şeyi (emir ve yasakları) açıkla, hak ile bâtılın arasını ayır. Müşriklerden yüz çevir (onların sözlerine iltifat etme)” meâlindeki doksan dördüncü âyet-i kerîmesi nazil olunca, sevgili Peygamberimiz, Mekkelileri açıktan İslâm’a davet etmeye başladı. Bir gün Safa tepesine çıkıp; “Yâ Sabâhah! Buraya geliniz, toplanınız. Size mühim bir haberim var” diye seslendi. Bu davet üzerine, kabîleler koşarak toplandılar. Hayret ve merak içinde beklemeye başladılar. Gelemeyenler de adamlarını göndererek niçin toplanıldığını öğrenmek istediler. Gelenlerden bir grup; “Ey Muhammed’ül-emîn! Bizi buraya niçin topladın, neyi haber vereceksin?” diye sormaya başladılar. Peygamber efendimiz; “Ey Kureyş kabîleleri!” hitâbıyla konuşmaya başladı. Herkes dikkatle dinliyordu. “Benimle sizin hâliniz, düşmanı görünce, ailesine haber vermek üzere koşan ve düşmanın kendisinden önce ailesine ulaşıp zarar vermesinden korkarak, ya sabâhah (düşman tarafından kuşatıldık, sarıldık. Sabah vakti gelip çattı. Hemen çarpışmaya hazırlanın) diye haykıran bir kimsenin hâline benzer. Ey Kureyş topluluğu! Ben size, şu dağın ardında bir düşman ordusu var, üzerinize hücûm etmek üzeredir desem bana inanır mısınız?” buyurdu. “Evet inanırız. Çünkü senden şimdiye kadar doğruluktan başka şeye şâhid olmadık. Senin yalan söylediğini hiç görmedik” dediler. Bunun üzerine Peygamber efendimiz, bütün Kureyş kabîlelerinin ismini sayarak; “Ben, size geleceği muhakkak olan şiddetli azabın bildiricisiyim. Allahü teâlâ bana en yakın akrabalarımı âhıret azabı ile korkutmamı emretti. Sizi, Lâ ilâhe illallahü vahdehû la şerîkeleh (Allah birdir. O’ndan başka ilâh yoktur) diyerek îmân etmeye davet ediyorum. Ben de O’nun kulu ve Resûlüyüm. Eğer buna îmân ederseniz, Cennet’e gideceksiniz. Siz; “Lâ ilâhe illallah” demedikçe, ben size ne dünyâda bir fayda, ne de âhırette bir nasîb sağlayabilirim” buyurdu. Dinleyenler arasında bulu’nan Ebû Leheb; “Tebben leke (yazıklar olsun, bizi bunun için mi topladın)” diyerek yerden aldığı taşı sevgili Peygamberimize fırlattı. Çevresindekilere de; “Eğer Muhammed’in dediği doğruysa, ben mal ve evlâdımı feda edip, O’nun dediği azâbdan kurtulurum” dedi. Diğerlerinden böyle bir muhalefet gelmedi. Aralarında konuşarak dağıldılar. Bu durum karşısında Peygamber efendimizin gönlü incindi. Allahü teâlâ, Resûlünün gönlüne gelen kederi gidermek ve O’nu teselli etmek için; “Ebû Leheb’in iki eli kurusun. Ebû Leheb’in nefsi helak oldu ve dünyâda işlediği ameli de helak oldu (bütün çalışmaları ve kurduğu hileleri zayi oldu, amelleri boşa gitti). Ona ne malı, ne kazandığı fayda vermedi. Yakında Ebû Leheb, alevli bir ateşe girecek. Odun taşıyıcısı olduğu hâlde, Ebû Leheb’in karısı da Cehennem,’e girecektir. O kadının boynunda hurma lifinden yapılmış ip vardır” meâlindeki Tebbet sûresini inzâl buyurdu.
 Ebû Leheb’in evi, Peygamber efendimizin evine yakın idi. Bunun için her fırsatta Peygamberimize eziyet ediyordu. Geceleri hayvan işkembelerini Resûlullah’ın sallallahü aleyhi ve sellem kapısı önüne getirip atıyordu. Hattâ bununla da yetinmeyerek, komşusu Adiy’in evinden ona taş atarak eziyet ederdi. Karısı Ümmü Cemîl de ondan aşağı kalmıyor, topladığı dikenli ağaç dallarını Resûlullah’ın mübarek ayaklarına batması için geçeceği yollara döküyordu.
Peygamber efendimizin kızlarından hazret-i Ümmü Gülsüm, Ebû Leheb’in oğlu Uteybe, hazret-i Rukayye ise öteki oğlu Utbe ile nişanlı olup, henüz evlenmemişlerdi. Tebbet sûresi nazil olunca, kendisinin ve karısı Ümmü Cemil’in Cehennem’e gideceği bildirilen Ebû Leheb, oğulları Utbe ve Uteybe’ye; “O’nun kızlarını alıp, yükünü hafifletmeyiniz. Kızlarını boşayın ki, zahmete düşsün. Size Kureyşten istediğiniz kızı alalım” diye teklif etti. Onlar da; “Peki boşadık” dediler. Ebû Leheb’in oğullarından Uteybe daha sonra Peygamber efendimizin huzuruna gelip; “Ey Muhammed! Ben, seni ve dînini tanımıyorum. Kızını da boşadım. Artık ne sen beni sev, ne de ben seni! Ne sen bana gel, ne de ben sana gelirim” diyerek hakaret dolu sözler sarf etti. Peygamberimize saldırıp, yakasına yapıştı ve gömleğini yırttı. Bunun üzerine Peygamberimiz; “Yâ Rabbî! Buna canavarlarından birini musallat et” diye bedduâda bulundu. Uteybe babasına gidip, olanları anlatınca, Ebû Leheb; “Muhammed’in oğlum hakkındaki duâsından korkuyorum” dedi. Bir müddet sonra Uteybe Şam’a ticâret için gitti. Kafile Zerkâ denilen yerde yatmak üzere konaklamıştı. Bir aslan çevrede dolaşmaya başladı. Bunu gören Uteybe; “Eyvah! Yemîn ederim ki, Muhammed’in (aleyhisselâm) bedduâsı kabul oldu. Bu aslan beni yiyecek! Kendisi Mekke’de olsa da benim kâtilimdir” dedi. Aslan biraz sonra kayboldu. Uteybe’yi yüksekçe bir yere yatırdılar. Gece aslan tekrar geldi. Kâfiledekileri birer birer koklayarak Uteybe’nin yanına vardı. Üzerine sıçrayıp karnını yardı. Fecî bir şekilde parçalayarak öldürdü. Uteybe can verirken; “Ben size, Muhammed, insanların en doğru sözlüsüdür dememiş miydim?” diyordu. Bir aslan tarafından oğlunun parçalandığını duyan Ebû Leheb de; “Ben size Muhammed’in oğlum hakkındaki duâsından korkuyorum dememiş miydim?” diyerek ağladı.
Amcası Ebû Leheb, Resûlullah’ı devamlı olarak tâkib ediyor, insanları, O’nu dinlemekten vazgeçirmeye, zihinlerinde şüphe meydana getirmeye çalışıyordu. Toplantı yerlerinde ve panayırlarda, Resûlullah efendimiz; “Ey insanlar! Lâ ilâhe illallah deyiniz ki, kurtulasınız” buyurdukça, Ebû Leheb arkasından yetişip; “Ey insanlar! Bu konuşan benim yeğenimdir. Sakın O’nun sözüne inanmayın. O’ndan uzak durun” diyordu.
Henüz müslüman olmamış olan ve Peygamber efendimizin halası olan Atîke, Bedr muhârebesinden kısa bir müddet önce bir rüya gördü ve ondan korktu. Kardeşi Abbâs’ı çağırtarak; “Kardeşim! Vallahi geceleyin gördüğüm rüya beni çok sarstı. Kavmimin başına bir musibet ve belâ gelmesinden korkuyorum. Sana anlatacağım bu rüyayı gizli tut, kimseye söyleme” dedi ve rüyasını anlattı: “Gördüm ki, deveye binip gelmiş bir adam, Ebtah denilen yerde durduktan sonra yüksek sesle; “Ey vefasız cemâat! Üç güne kadar muhârebe mahalline, vurulup düşeceğiniz yerlere yetişiniz” diyerek üç kerre bağırdı. Onu gören halk başına toplandılar. Sonra, o adam, Mescid-i Haram’a girdi. Halk da kendisini tâkib ediyordu. Halk etrafını sarmış olduğu hâlde devesi, Kabe’nin arkasında durunca, o, yine aynı şekilde yüksek sesle; “Ey vefasız cemâat! Üç güne kadar muhârebe mahalline, vurulup düşeceğiniz yerlere yetişiniz!” diyerek üç kerre bağırdı. Sonra devesi Ebû Kubeys dağının başında durdu. Orada da aynı şekilde yüksek sesle; “Ey vefasız cemâat! Üç güne kadar muhârebe mahalline, vurulup düşeceğiniz yerlere yetişiniz!” diyerek üç kerre bağırdı. Sonra da bir kaya alıp yuvarladı. Kaya, yukarıdan aşağıya doğru yuvarlanarak, dağın dibinde parçalandı. Mekke evlerinden o parçaların girip isabet etmediği bir ev kalmadı” dedi. Peygamber efendimizin amcası Abbâs; “Vallahi bu çok mühim bir rüyadır. Sen onu gizli tut, hiç kimseye anlatma” dedi. Abbâs da rüyayı arkadaşı Velîd bin Utbe’ye anlattı. Bu rüya kısa zamanda duyulup Kureyş’in toplantılarında konuşulmağa başlandı.
Bu sırada; “Müslümanlar, Şam’a ticâret için giden Kureyş kafilesine saldırdı” şeklinde bir haber Mekke’de duyuldu. Halk acele hazırlandı. Sefere bütün Kureyş erkekleri katıldı. İhtiyar ve hasta olup, sefere çıkamayanlar da yerlerine adam gönderdiler.
Kureyş eşrafından olup da Ebû Leheb’den başka hiç kimse geri kalmadı. O da kız kardeşi Atîke’nin rüyasının te’sirinde kalıp korktuğu için, hastalığını bahane ederek, iflâs etmiş tüccarlardan Âsi bin Hişâm’ı dörtbin dirhem alacağına karşılık kiralayarak bedel gönderdi.
Ebû Leheb’in müslüman olmasından korkan Ebû Cehl, yanına vararak; “Kalk Utbe’nin babası! Vallahi biz senin ve atalarının dînine yapılana kızmaktan başka bir maksadla yola çıkıyor değiliz” dedi. Hiç bir cevap vermeyen Ebû Leheb, hastalığını bahane ederek sefere katılmadı. Müşriklerin Bedr’de hezimete uğrayıp, perişan bir vaziyette harb meydanından kaçmaları, Mekke’de büyük bir şaşkınlık meydana getirdi. Hiç beklemedikleri, hattâ hiç akıllarından geçmeyen bir netice ortaya çıkmıştı. Haberi ilk getirenin sözlerine, Ebû Leheb ve diğer müşrikler inanmadılar. Harp meydanından kaçan Ebû Süfyân, Mekke’ye geldiğinde, onu hemen yanlarına çağırdılar. Ebû Leheb ona; “Ey kardeşimin oğlu! Anlat bakalım, nasıl oldu?” diye sordu. Ebû Süfyân, orada bir yere oturdu. Bir çok kimse de ayakta dinliyorlardı. Ebû Süfyân şöyle anlattı: “Hiç sorma, müslümanlarla karşılaşınca, sanki elimiz kolumuz bağlı idi. İstedikleri gibi hareket ettiler. Bir kısmımızı öldürdüler, bir kısmımızı esir ettiler. Yemin ederim ki, ben, bizimkilerden kimseyi kınayıp, ayıplamıyorum. Çünkü, o sırada yer ile gök arasında kır atlar üzerinde beyazlara bürünmüş kimselerle karşılaştık. Onlara ne bir şey dayanabilir, ne de bir kimse karşı durabilirdi.” İslâm’ın ilk zamanlarında müslüman olmasına rağmen, müşriklerin şerrinden çekindiği için, müslümanlığını açığa vurmayan Abbâs’ın (r.anh) kölesi Ebû Râfi’ (r.anh) orada idi. Sessizce onları dinlemekte iken, sevincinden her şeyi unuttu ve; “Vallahi onlar meleklerdir” deyiverdi. Ebû Leheb, ona şiddetli bir tokat vurdu ve kaldırıp yere çarptı. Bir hayli de dövdü. Bunun üzerine orada bulunan hazret-i Abbâs’ın hanımı Ümmü Fadl (r.anhâ) dayanamadı. Çünkü kendisi de önceden müslüman olmuştu. Ümmü Fadl, odadaki direklerden birini alıp; “Kimsesi yok diye onu güçsüz gördün değil mi?” diyerek, şiddetle Ebû Leheb’e vurdu. Ebû Leheb’in başı yarıldı. Kanlar akarak zelîl, hakîr ve horlanmış bir vaziyette dönüp gitti. Bütün ömrünü kin ve düşmanlık ile geçiren Ebû Leheb, bu hâdiseden yedi gün sonra, Adese denen çiçek hastalığına yakalandı ve bu hastalıktan öldü. Oğulları iki veya üç gece defnetmeden bıraktılar. Nihayet kokmaya başladı. Herkes, Ebû Leheb’in yakalandığı hastalıktan, tâ’ûndan kaçar gibi kaçıyor ve iğreniyordu. Bunun üzerine Kureyşten biri, Ebû Leheb’in oğullarına; “Yazık size, utanmıyor musunuz? Babanızı, kokuncaya kadar evde bıraktınız. Hiç olmazsa onu bir yere gömüp kaybedin” dedi. Oğulları o şahsa; “Biz ondaki hastalıktan korkuyoruz!” diye cevap verdiler. Bu defa adam onlara; “Siz gidiniz, gelip size yardım edeceğim” dedi.
Sonra üçü bir araya gelerek yüklenip ücra bir yere bıraktılar. Görünmeyinceye kadar üzerine taş attılar. Ebû Leheb, böylece ebediyyen azâb ve ateşler içerisinde kalacağı yurduna, karanlık bir Cehennem çukuru olan kabrine girdi.

 1) Sahîh-i Buhârî cild-3, sh. 190, cild-4, sh. 160, cild-6, sh. 16, 17
 2) Sahîh-i Müslim cild-1, sh. 192, 193, 194
 3) Müsned-i Ahmed ibni Hanbel, cild-3, sh. 476, cild-4, sh. 73-74
 4) Târih-i Taberî; cild-2, sh. 216, 217, 287, 288
 5) Megâzî; sh. 19-22
 6) İbn-ül Esîr; cild-2, sh. 55, 63
 7) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh. 1055
 8) Eshâb-ı kirâm; sh. 326
 9) Sîret-i İbn-i Hişâm; cild-3, sh. 127
10) Ensâb-ül-eşrâf (Belâzûrî); cild-1, sh. 118-121, 290
11) İnsân-ül Uyûn (Halebî); cild-1, sh. 459, 460, 548
12) Tabakât-ı İbn-i Sa’d; cild-1, sh. 200
13) Rehber Ansiklopedisi; cild-4, sh. 313
14) Peygamberler Târihi Ansiklopedisi; cild-5, sh. 200-207, cild-6, sh. 85, 86

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Abdülazîz Revvâd hazretleri başından geçen ibret verici bir hâdiseyi şöyle anlatmıştır:

GÜNÜN HADİSİ

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, Mensûr Arab’a yazılmışdır. Tesavvuf yolunun yedi konağı olduğu, sâlik her konakda kendinden uzaklaşıp Hak teâlâya yaklaşdığı bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası