hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
14:44
16 Temmuz 2010 Cuma
Okunma Sayısı: 962
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İslâm âleminde yetişen meşhûr felsefe ve tıb âlimi.

İsmi, Hüseyn bin Abdullah bin Hüseyn bin Ali bin Sînâ el-Belhî olup, künyesi Ebü’l-Ali’dir. İbn-i Sînâ diye meşhûr oldu. Batı dünyâsında Aviceime adıyla tanındı. 980 (H.370) senesinde Buhara yakınlarındaki Afşan’da doğdu. 1037 (H.428) senesinde elliyedi yaşında iken öldü. Fevkalâde bir zekâ, hareketli ve çok kuvvetli bir hafızaya sâhib olan İbn-i Sînâ, on yaşında Kur’ân-ı kerîmi ezberledi. Onsekiz yaşına kadar devrinin bütün ilimlerini öğrendi. İlk tahsîline, sapık İsmâiliyye fırkasından olan babasının yanında başladı. Onyedi yaşında iken, Buhara prensi Nuh bin Nasr Sâmânî’yi tehlikeli bir hastalıktan kurtardığı için, Saray Kütübhânesi’nin müdürlüğüne getirildi. Genç yaşta; din, edebiyat, geometri, matematik, fizik, mantık ve felsefe bilgilerine vâkıf olan İbn-i Sînâ kendi hayâtını şöyle anlatmaktadır:
 “Buhârâ’da ilk tahsilimi gördüm. On yaşına geldiğim zaman Kur’ân-ı kerîmi ezberlemiş ve birçok bilgi edinmiştim. Birkaç sene sonra ayrı ayrı hocalardan matematik, fıkıh ve kelâm okudum. Bu sırada Buhârâ’ya, Abdullah Nâtilî adında biri gelmişti. Babam bu zâtı evimize davet etti. Ondan mantık ve felsefe öğrendim. Bu tahsîlim sırasında tıb ilmini de öğreniyordum ve nazarî bilgimi hastalar üzerinde müşahedelerle tamamlıyordum. Böylece, aralıksız çalışmaya devam ettim. Geceleri de okumakla, yazmakla uğraşırdım. Uyku bastıracak olsa, bir bardak bir şey içerek açılıyor, yeniden çalışmaya koyuluyordum. Uykuda bile zihnim okuduğum şeylerle meşgul oluyordu. Ekseri uyandığım zaman, halledemediğim bâzı şeylerin, uyku sırasında hâlledilmiş olduğunu görürdüm. Bir ara Aristotales’in metafiziğini incelemeye başladım. Bu kitabı belki kırk kere okuduğum hâlde anlıyamadım. Ümitsizliğe düştüm. Bir gün artırma ile bir kitap satılıyordu. Beni tanıyan tellâl bu kitabı almamı tavsiye etti. Bu kitap, Fârâbî’nin, uğraştığım hâlde anlıyamadığım konu üzerinde yazılmış El-İbâne adlı eseriydi. Kitabı aldım, eve dönünce hemen okumaya başladım. O âna kadar anlıyamadığım Aristotales’in kitabındaki fikirleri derhâl kavradım. Buna son derece sevindim.”
İbn-i Sînâ, felsefe bilgisinin temellerini Fârâbî’ye borçludur. Ebû Mansûr Hasen Kamerî ve Yahyâ bin Îsâ adlı iki zâttan tıb ilmini öğrendi. Hayâtında en çok te’sirli olan bu tahsîlidir. İbn-i Sînâ’nın fikrî inkişâfında, Sivân el-Hikme adındaki Saray Kütüphânesi’nin büyük rolü olmuştur. Bu kütüphane, müdürlüğü sırasında yanarak kül oldu. Bu arada değer biçilemeyen çok kıymetli tıbbî kitaplar ortadan kalktı. Bu kütüphanenin İbn-i Sînâ tarafından yakıldığı; elde ettiği tıbbî ve felsefî bilgileri ihtiva eden bu zengin hazîneyi ortadan kaldırarak, bütün bilgilerin kendisine ait olduğunu göstermek istediği öne sürülmüştür.
İbn-i Sînâ, yirmi yaşında iken babası, bir müddet sonra da hâmisi Sâmânî hükümdarı Nuh bin Nasr öldü. Buhara’da kargaşalıklar çıkması üzerine, İbn-i Sînâ oradan ayrıldı. Harezm’e giderek, Harezmşâh Ali bin Me’mûn’un sarayına ve mektebine yerleşti. Burada İbn-i Miskeveyh, Ebû Nasr el-lrâkî, İbn-i Tayyib, Bîrûnî ile birlikte hocalık yaptı. İbn-i Sînâ’nın, saray mensublarını ve özellikle Şemsüddevle’yi iki defa sıhhate kavuşturması, Şeref-ül-Mülk ünvanı ile vezirlik makamına yükselmesini sağladı. Bâzı yazıları yüzünden hükümdarın gözünden düşüp, vazifeden uzaklaştırıldı ve hapsedildi. Hayâtının son kısımlarını seyahatle geçirdi.
İbn-i Sînâ’nın talebesi ve nedimi olan Ebû Ubeyd Cürcânî’den naklen İbn-i Halligân’ın söylediğine göre; onun, iltihâblanmadan mütevellit uzun süren bir bağırsak rahatsızlığı vardı. Ayrıca sehc denilen ve insan cildini soğan zarı gibi soyan bir hastalığa da yakalanmıştı. Bu hastalıklara karşı yaptığı ilâçlardan birinde, kimyevî maddelerden birini fazla koyması yüzünden sara hastalığına yakalandı. Bu hastalıklar, vücûdunu sür’atle zaafa uğrattı. Zaman zaman hastalıkları hafifledi, fakat tamamen iyileşmediğinden, hayâtının son kısımlarını bir hafta yatakta bir hafta ayakta geçirir oldu. Alâüddevle ile Hemedan seferi sırasında hastalıkları eskisinden daha şiddetli olarak nüksetti. Artık tedbir ve tedavinin fayda vermeyeceğini söyleyip tedaviyi terketti. Gusl abdesti alıp, tevbe ettiği ve yanında bulunan malını fakirlere tasadduk ettiği söyleniyorsa da; eski Yunan filozoflarının küfre sebeb olan fikirlerinden sıyrılamadığı, Mu’ad ve Müstezâd kitablarından anlaşılmaktadır.
İbn-i Sînâ, tıb, matematik, mantık, felsefe, astronomi, fizik, kimya, formakoloji, edebiyat ve arkeoloji ilimlerinde söz sahibi idi. En meşhûr olduğu ilim sahası tıb idi. Tıb ilminde mütehassıs olarak önceki tıb ilmindeki pek çok metodu değiştirdi. İbn-i Sînâ, tıbbın ana gayesini şöyle açıkladı: “Tıb ilmi, sıhhatte ve hastalıkta insan bünyesinin hâlini öğretir. Sıhhatte olanların sağlığını muhafaza ve hastaların sıhhatlerini geri getirmek, bu ilim sayesinde kabildir.”
İbn-i Sînâ tıb alanında birçok keşifler yaptı. Kanın, gıdayı taşıyıcı bir sıvı olduğunu, akciğer hareketlerinin pasif olarak göğüs hareketleri ile ilgili olduğunu, diâbette idrardaki şekerin varlığını, kızıl hastalığını keşfeden İbn-i Sînâ’dır. Yine ameliyatlarda uyutucu ilâçları ilk defa kullanan odur. Hastalıkların mikroplardan geldiğini ilk bulan, yine odur. Dokuzyüz sene evvel; “Her hastalığı yapan bir kurttur. Yazık ki, bunları görecek bir âletimiz yoktur” diyerek mikropların varlığından bahsetmiştir. İç hastalıkları, bedeni parmaklarla sertçe yoklayarak tesbit etme metodu da ona aittir. İlk filitre kullanarak suyu mikroplardan temizleme fikri yine onundur.
İbn-i Sînâ’ya gelinceye kadar beyin gibi gevşek, kemik gibi sert dokuların iltihaplanmayacağı iddiasını ilk defa o reddetmiş ve “Kemikler de iltihaplanır” diyerek bu görüşü çürütmüştür. Enfeksiyonez beyin iltihabını diğer akut enfeksiyonlardan yine ilk defa o ayırmıştır. İbn-i Sînâ aynı zamanda İran Humması adını verdiği şarbonu açık ve tam bir şekilde îzâh etti. Genetik yolla hastalıkların yaradılıştan olabileceğini bunun ise, organ üzerinde şekil, fonksiyon bozuklukları ile kendisini gösterebileceğini bildirdi. Karaciğer hastalıklarını ve sarılığı en iyi şekilde tarif etti. Karaciğer hastalığında; sindirim bozuklukları, kanamalar olabileceğini, dalak ve mesanenin fizyolojisini bozacağını bildirdi. Sarılığın, karaciğer dokusunun bozulmasından veya safra yollarındaki tıkanıklıktan ileri geldiğini açıkladı. Akıl hastaları Avrupa’da karanlık deliklerde, mağaralarda dayak yiyip ağır zincirlerle bağlanırken, İbn-i Sînâ bunlara insanca muamelenin daha faydalı olacağını ileri sürdü. İbn-i Sînâ, sara hastalığını anlatırken, cinden bahsetmekte ve Kânûn’da şöyle demektedir: “Hastalıklara bir çok maddeler sebeb olduğu gibi, cinnin hâsıl ettiği hastalıklar da vardır ve meşhûrdur.”
İbn-i Sînâ’nın, tıb ilmi yanında diğer ilimlerde de birçok başarıları vardır. Jeoloji ilmindeki keşifleri devrinin çok ilerisindedir. Günümüzden dokuz asır önce dağların meydana gelişini şöyle açıkladı: “Dağların meydana gelişi iki ayrı sebebe dayanır. Dağlar, ya şiddetli zelzeleler netîcesi arzda buruşukluklar hâsıl olması veya kendisine yeni bir yol bulmak üzere vadiler açan nehirlerin te’siriyle meydana gelir. Taş tabakalarının da çeşitleri değişiktir. Bâzıları yumuşak, bâzıları serttir. Aşınma ve dağılmanın sebebi, sular ve rüzgârdır. Bunun başlıca sebebinin su olduğunu dağlarda yaşıyan hayvanların kalıntıları isbât etmektedir.”
İbn-i Sînâ, tıb ilminin yanında bilhassa felsefe alanında tanındı. Onun felsefesi, yeni Eflâtunculuk olarak tanınmıştır. Madde hakkındaki görüşleri, îmân-akıl-mantık üzerine ileri sürdüğü fikirler, ruhun mâhiyeti, öldükten sonra dirilme, vahiy ile ilgili şahsî inançları ve nihayet Yunan filozoflarının sözleri ile peygamberlerin bildirdiklerini ve kelâm âlimlerinin sözlerini birbirleriyle birleştirmeye kalkması, onu İslâm dîninin îtikât esaslarından uzaklaştırmıştır. Başta İmâm-ı Gazâlî (r.aleyh) olmak üzere İslâm âlimleri, onun sözlerine cevaplar yazarak bozuk ve yanlış taraflarını kitaplarında isbât ettiler. İmâm-ı Gazâlî Tehâfet-ül-felâsife kitabında İbn-i Sînâ’nın ve felsefecilerin yirmi mes’elede dalâlete düştüklerini yâni sapıttıklarını ve bunlardan üç mes’elede de dinden ayrılmış olduklarını bildirdi. Bu üç mes’ele; Allahü teâlânın ilmi, âlemin yaratılışı ve öldükten sonra dirilme hakkındadır. İbn-i Sînâ’nın, Mu’âd kitabında öldükten sonra dirilmeyi inkâr ettiği, Ahlâk-ı Alâî ve İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin Meârif-i ledünniyye kitaplarında bildirilmektedir.
İbn-i Sînâ’ya tıb sahasında en büyük şöhreti te’min eden şüphesiz ki, El-Kânun fit-tıb adlı eseridir. Beş cildden meydana gelen eser, öğrencilerin kolaylıkla anlıyabilecekleri şekilde kısa notlar ve özetler hâlinde yazılmıştır.
Birinci cildde; tıbbın tarifi yapılmış ve sahasının sınırları çizilmiştir. Ardından insan yapısı, belirli yaş ve cinslerin özellikleri, davranışları, iskelet, kaslar, sinirler, damarlar gibi organlar ve bunların hastalıkları ve belirtileri, çeşitli yaşlarda beslenme, koruyucu hekimlik, kişilik bozuklukları ve tedâvîleri, iklimin neticeleri gibi konular üzerinde durulmuştur.
İkinci cild, iki bölümdür. Birinci bölümde, ilâçların yapılışlarını tecrübe yoluyla tesbit etme metodları üzerinde durulmuştur. Hastalıkların tedâvî yolları, bir ilâcın hastalığın yapısına, nicelik ve nitelik yönünden uygun düşüp düşmediğini anlama şekli ele alınır. İkinci bölümde, yediyüzaltmış ilâcın alfabetik dizilişi yer alır. Ayrıca eczacılık metodları anlatılmıştır.
Üçüncü cildde; deri hastalıklarının, sebepleri ile belirtileri ve tedâvîleri üzerinde durulmuş, beyin anormalliği, migren, sara, göz, burun, kulak ve boğaz hastalıkları, sindirim rahatsızlıkları, üreme organları ve eklem hastalıklarına yer verilmiştir.
Dördüncü cild, genel hastalıklara ayrılmış olup, dört bölüm halindedir. Birinci bölümde, bulaşıcı ateşli hastalıklar ve tedâvîlerine yer verirken; ikinci bölümde; apseler, tümörler, çıbanlar, urlar, cüzzam, yaralar ve küçük çaplı cerrahî operasyonlar ve tedâvîleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölüm zehirlere, dördüncü bölüm ise güzellik konusuna ayrılmıştır.
Beşinci cildde, formüllere yer verilmekte, İbn-i Sînâ buna Akrobati demektedir.
Onikinci asırda Lâtinceye tercüme edilen Kânun, Avrupa üniversitelerinde ders kitabı hâline gelmiştir. Onyedinci asrın ortasına kadar Fransa’da Montpellier ve Belçika’da Louvain üniversitelerinde mecburî ders kitabı olarak okutuldu. Batı dillerine çevrilen Kânun ilk defa 1473 senesinde Milano’da basıldı. 1500 senesine kadar Galen’in (Calinos’un) iki cildlik eseri bir defa basılmasına rağmen, Kânun onaltı defa basıldı. Onsekizinci asırda Sultan Üçüncü Mustafa zamanında, Mustafa bin Ahmed adında Tokatlı bir doktor tarafından Türkçeye çevrildi. Bu esere, Tebhîz-ül-Mathûn adı verildi. Eserin el yazması, Râgıb Paşa Kütüphanesi 1542 numarada kayıtlıdır.
Çok küçük yaşta yazmaya başlıyan İbn-i Sînâ’nın yüzyetmişe yakın eseri vardır. Bunların bir kısmı ansiklopediktir. Bir kısmı da, felsefenin muhtelif mes’elelerine ait yazdığı dağınık eserlerdir. Ansiklopedik eserlerin başında Şifâ gelir. Bu eser Meşşaî felsefesinin sistematik eseridir. Burada mantık ve matematikten başlıyarak bütün tabiat ilimlerinden metafiziğe kadar çıkılmaktadır. İbn-i Sînâ, onsekiz cild tutan bu eserini gençliğinde kaleme almıştır. Eser onüçüncü asırda Lâtinceye çevrilerek Avrupa üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmuştur. İbn-i Sînâ, daha sonra bunu üç cilde indirmiş ve Necât adını vermiştir. Bunu da kısaltıp, zamanla inkişâf eden fikirlerini ekleyerek bâzı tâdîl ve düzeltmeler yapmış ve İşâret vet-tenbîhât adlı eserini yazmıştır. Kısa fakat sistematik bir eser olan İşâret, İbn-i Sînâ’nın son kitaplarındandır.
İkinci gruba giren eserlerin ilki Hikmet-i Arûzî olup, gençlik yıllarında yazmıştır. Son eseri de Hikmet-i Meşrikiyye’dir. Felsefenin ikinci kısım kitapları, muhtelif felsefe mes’elelerine, hikmet ve tabîata dâir, Resâil fil-hikmeti vet-tabîat adlı kitabıdır. Bu kitap, dokuz risaleden meydana gelmiştir. İlk risale olan Uyûn-ul-hikme, tabiat felsefesini yansıtır. Ayrıca, psikolojiye dâir Kitâb-ün-nefs, Nevrûziyye, Kasîde-i mantık gibi mantık hakkında risaleleri vardır. Buna ilâve olarak çalışmalarında mûsikîye de yer vermiş ve bu alandaki eserlerinde Fârâbî’den etkilenmiştir.
Bunlara ilâveten: 1- Esbâbu hudus-i hurûf, 2- Et-Tayr, 3- Esrâr-us-salât, 4- Lisân-ul-arab, 5- En-Nebât vel-Hayevân, 6- El-Hey’e, 7- Esbâbu Ra’d vel-Berk (Şimşek ve gök gürültüsünün sebebleri), 8- Ed-Dustûr-ut-tıbbî, 9- Aksâm-ul-ulûm, 10- El-Hutab, 11- El-Işık eserlerini de zikretmek gerekir.

 1) El-A’lâm; cild-2, sh. 241
 2) Vefeyât-ül-a’yan; cild-2, sh. 157
 3) Mu’cem-ül-müellifîn; cild-4, sh. 20
 4) Uyûn-ül-Enbâ; cild-2, sh. 2
 5) El-Bidâye ven-Nihâye; cild-12, sh. 42
 6) Tarih-ul-hukemâ; sh. 413
 7) En-Nücûm-üz-zâhire; cild-5, sh. 25
 8) Lisân-ül-mîzan; cild-2, sh. 271
 9) Şezerât-üz-zeheb; cild-2, sh. 233
10) Hist de la Philosopic İslamigue; sh. 235
11) Science and civilization in İslam; sh. 29
12) Introduction to the history of science; cild-1 sh. 709
13) Brockelmann; Gal-1; sh. 452 Sup-1; sh.812
14) Rehber Ansiklopedisi; cild-8, sh. 32
15) Kâmûs-ul-a’lâm; cild-1, sh. 634
16) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh. 1076
17) Meârif-i ledünniye; sh. 76

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Bir gün Câkîr hazretlerinin huzûruna bir talebesi gelerek; “Efendim! Ticâret için deniz yolu ile Hindistan’a gitmek istiyorum. Uygunsa müsâdenizi, duânızı istirhâm etmek için geldim.” dedi.

GÜNÜN HADİSİ

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, şeyh Dervîşe yazılmışdır. İbâdet etmemize emr olunması, yakîn elde etmemiz için olduğu bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası