hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
14:50
16 Temmuz 2010 Cuma
Okunma Sayısı: 796
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

Selçuklu topraklarının batı kısmında kurulan hânedân.

Sultan Mehmed Tapar’ın 1118 senesinde vefâtıyla meydana gelen iç hâdiseler netîcesinde; Sencer ile Mahmûd arasında 11 Ağustos 1119 târihinde yapılan Sâve savaşından sonra, Büyük Selçuklu Devleti’nin başına Sencer geçti. Yeğeni Mahmûd bin Muhammed’e ise Hemedan, Kirmanşah ve İsfehan dâhil olmak üzere Batı İran ile Irak topraklarını verdi. Irak Selçukluları Devleti kuruldu. Sultan Mahmûd, Büyük Selçuklu sultânı Sencer’in hâkimiyeti altında idi. Mahmûd, sultân olduğu zaman henüz 14 yaşında idi. Kardeşi Mes’ûd ise, Musul, Cezîre ve Azerbaycan melîki olup, Ay-Aba Cüyûş Bey de, atabeği idi. Ay-Aba Bey, mahallî Türkmen birliklerinin desteğini sağlayarak, Mes’ûd’u, sultan îlân etmek istiyordu. Bu sırada Mezyedî hükümdarı Dübeys bin Sadaka, kendi kuvvetini devam ettirebilmek için iki kardeş arasındaki mücâdeleyi kışkırtıyordu. 1120 senesinde Mes’ûd ile Ay-Aba, sultâna karşı isyan ettiler. Fakat Sultan Mahmûd’un kumandanı Aksungur Porsukî, onları Esedâbâd civarında yenilgiye uğrattı. Henüz küçük yaşta olan Mes’ûd ve Ay-Aba, özür dileyip af edildiler.
Sultan Mahmûd’un zamanında en tehlikeli bölge, kuzeybatı yâni Erran ve Kafkasya idi. Bu bölgede Dördüncü David idaresindeki Gürcüler faaliyet gösteriyorlardı. Sultan Mahmûd; Artuklu İlgâzî, Tuğrul ve Dübeys’in bulunduğu bir orduyu Gürcüler üzerine gönderdi. Selçuklu ordusu, Gürcüler karşısında bozguna uğrayarak geri çekildi. 1121 senesinde Gürcüler Tiflis’e girince, Sultan Mahmûd, bizzat sefere çıkmak zorunda kaldı. Ancak fazla bir başarı sağlayamayarak geri döndü. 1125 senesinde Şehzade Tuğrul ve Dübeys birleşerek Halîfe Müsterşid ile mücâdeleye ve Sultan Mahmûd’u rahatsız etmeye başladılar. Bu teşebbüslerinde muvaffak olamadılar ve Sultan Sencer’in yanına sığındılar. Bu sırada Halîfe Müsterşid, siyâsî sahada kendini göstermeye çalışarak askerî kuvvetler hazırlıyordu. Bunun üzerine Sultan Mahmûd harekete geçti ve 1126 senesinde halîfenin ordusunu yenerek, barış yapmağa mecbur bıraktı. Tuğrul ve Dübeys, Sultan Sencer’i, halîfe ile olan münâsebetlerinden dolayı Sultan Mahmûd’a karşı tahrik ettiler. Bunun üzerine Sultan Sencer, batıdaki karışıklıklara mâni olmak için bir sefer düzenledi. Rey şehrinde Sultan Mahmûd’la yaptığı görüşmeden memnun olarak geri döndü. Dübeys, bu durum karşısında Hille’ye kaçmak zorunda kaldı. Bir süre sonra Mes’ûd, Sâve’ye geldi. Sultan Mahmûd ile Mes’ûd, Kirmânşâh’da bir araya gelip barış yaptılar. Bunu gören Mahmûd, kardeşi Mes’ûd’a Gence’yi ıktâ olarak veriyordu. Sultan Mahmûd, çok geçmeden 1131 senesi Eylül ayının onunda yirmiyedi yaşında iken öldü.
Sultan Mahmûd’un ölümü üzerine, Hemedân’da bulunan genç yaştaki oğlu Dâvûd, sultan îlân edildi. Davud’un sultanlığı Cibâl ve Azerbaycan’da tanınırken, Mes’ûd da Irak’ta hükümdarlığını îlân etti. Bunların arasındaki taht mücâdelesine Atabeg Karaca Sakî’nin teşviki ile Fars ve Huzistan Meliki Selçukşâh da katıldı. Mes’ûd, halîfeden hutbenin kendi adına okunmasını istediyse de, halîfe bu yetkinin Sultan Sencer’e ait olduğunu bildirdi. Sultan Sencer, Irak Selçuklu Devleti’ndeki karışıklıklara son vermek için bir sefer daha düzenledi. Bu durum, Mes’ûd’un; halîfe, Selçukşâh ve Karaca Sakî’ye ittifak teklif etmesine yol açtı. Yapılan andlaşmaya göre, Mes’ûd sultan; Selçukşâh da veliahdı olacak, halîfe ise Irak’ı vekîli vasıtasıyla idare edecekti. Sultan Sencer ise, Irak Selçuklu tahtına yeğeni Tuğrul’u çıkarmaya karar vermiş ve Hemedan’a gelmişti. İki ordu Dînever yakınlarında karşılaştı. Sultan Sencer’in ordusunun sağ kanadına yeğeni ve Mes’ûd’un kardeşi Tuğrul kumanda ediyordu. Karaca Sakî’nin kahramanca mücâdelesine rağmen, Sultan Sencer 1132 (H.527) yılında yapılan bu muharebeyi kazandı. Melik Mes’ûd kaçtı. Esir düşen Karaca Sakî ise öldürüldü. Sultan Sencer, yeğenini Irak Selçuklu tahtına oturttuktan ve vezirliğe Ebü’l-Kâsım Dergüzinî’yi tâyin ettikten sonra, Karahanlıların çıkardığı isyanı bastırmak üzere Mâverâünnehr’e gitti.
Karaca Sakî’nin ölümünden sonra Fars bölgesine Emîr Mengübars hâkim oldu. Sultan Tuğrul tahta geçtikten sonra, Emîr Mengübars bir mektub yollayarak Şehzade Alb Arslan’ı yanına göndermesi hâlinde, itaate hazır olduğunu bildirdi. Sultan, oğlu Alb Arslan’ı Fars’a yolladı ve Emîr Mengübars’a atabeg ünvanı verdi. Böylece çıkacak bir karışıklığı önlemiş oldu. Sultan Tuğrul’un saltanatına ilk îtirâz eden Dâvûd oldu. Sultan Mahmûd’un oğlu Dâvûd, topladığı ordu ile Hemedân önlerine vardığında, yapılan savaşı Tuğrul kazandı. Dâvûd, Bağdâd’a kaçtı. Bu durumu öğrenen Mes’ûd da Bağdâd’a geldi. Mes’ûd, Dâvûd ile Halîfe, Sultan Tuğrul’a karşı bir ittifak kurdular. Halîfe, Mes’ûd’u sultan îlân etti. Mes’ûd’un hazırladığı müttefik ordu, 1133 senesi Mayıs ayında Hemedân civarında yapılan muharebede Sultan Tuğrul’a gâlib geldi. Mağlûb olan Sultan, önce Rey’e, oradan da İsfehan’a gitmek mecburiyetinde kaldı. Sultan Mes’ûd’un takibi üzerine Fars eyâletine çekildi. Adamlarının karşı tarafa geçmesi üzerine Sultan Tuğrul, kardeşinin eline esir düşmemek için tekrar Rey şehrine döndü. Bu sırada başarısızlıklarına sebeb olarak gördüğü veziri Ebü’l-Kâsım Dergüzînî’yi öldürttü. Tuğrul, Rey şehri yakınlarında, Mes’ûd ile tekrar harb etti ve yenilerek Taberistan’da hüküm süren Bâvendîler’e sığındı. Daha sonra Davud’un Azerbaycan’da, Mes’ûd’a karşı isyan etmesi üzerine Sultan Tuğrul, bir ordu toplayarak Mes’ûd’a karşı bir sefer düzenledi. İki ordu Kazvin yakınlarında karşılaştı. Ordusundaki bâzı komutanların Tuğrul’un tarafına geçmesi yüzünden Mes’ûd, 1134 yılında yapılan bu muharebeyi kaybetti ve Bağdâd’a kaçtı. Bu galibiyet üzerine Sultan Tuğrul, sağlam bir şekilde Hemedan’a, Irak Selçuklu tahtına oturdu. Fakat kısa bir süre sonra 1134 senesi Ekim ayında hastalanarak öldü.
Mes’ûd, Sultan Tuğrul’un ölüm haberini aldığı zaman, derhal Hemedan’a giderek Irak Selçuklu tahtına oturdu. Sultan Mes’ûd’un ilk işi yeğeni Davud’un isyanını önlemek oldu. Bu maksâdla kızını Dâvûd ile evlendirdi ve veliaht tâyin etti. Mes’ûd atabeg Kara Sungur’u yerinde bıraktı. Bu hareket Yarınkuş Bâzdâr’ın hoşuna gitmedi ve bâzı emirlerle birleşerek Sultan’a karşı sefer düzenlemek istedi. Mes’ûd onlardan daha önce davranarak, bu topluluğu dağıtmaya muvaffak oldu. Diğer taraftan Abbasî halîfesi yeniden siyâsî otoriteye kavuşmak gayesiyle bâzı Türk emîrleri ile birleşerek yeni bir harbe hazırlandı. Bu sırada Dâvûd da Azerbaycan’da Halîfe ile birleşmek için hazırlık yapıyordu. İki taraf arasında Hemedan civarında Day-Merg’de yapılan muharebede, halîfenin ordusunda bulunan Türk askerlerinin Sultan’ın tarafına geçmesi üzerine, Halîfe savaşı kaybederek esir düştü. Hürmetle muamele ettiği Halîfe’yi yanına alan Sultan Mes’ûd, yeğeni Dâvûd üzerine yürüdü. Bu sefer sırasında Halîfe Müsterşid, Merega yakınlarında Bâtınîler tarafından öldürüldü. Yeni Halîfe Reşîd, Sultan’a karşı düşmanca tavır takındı. Bir süre sonra şehzade Dâvûd, İmâdeddîn Zengi ve bâzı komutanlarla Bağdâd’a gelerek Sultan Mes’ûd aleyhinde bir ittifak kurdular. Bu ittifakın netîcesinde Bağdâd’da hutbe Dâvûd adına okundu. Bu durum karşısında Sultan Mes’ûd, Bağdâd’ı kuşattı. Halîfe ve Zengi, Musul’a kaçtılar. Sultan, 1136 yılında Bağdâd’a girerek, Râşid’i halîfelikten azletti ve yerine Muktefî-Billâh’ı tâyin etti. Diğer taraftan Kara Sungur, Meraga’da Davud’u mağlûb etti. Fars Melîki Selçuk Şâh’ın, Huzistan’da durumu sağlam değildi ve Dâvûd, bu bölgeyi ele geçirmeye çalışıyordu. Bu durum karşısında ağabeyi Mes’ûd’dan yardım istedi. Başarısız bir duruma düşen Selçuk Şâh, bir süre sonra ağabeyinin yanına gitti. Mes’ûd ona iyi davrandı ve Ahlat, Malazgird ve Erzen bölgesini ıktâ olarak verdi. Bu sırada Sultan Mes’ûd ile mücâdele etmek için tarafdâr arayan sabık Halîfe Râşid, İsfehan’da öldürüldü.
Mes’ûd’un sultanlığını tanımıyanlardan biri de Fars hâkimi Mengübars idi. Sultan, bunun üzerine Kara Sungur idaresinde bir ordu gönderdi. Kara Sungur, Mengübars’la başa çıkamayacağını anlayınca Sultan Mes’ûd’un yanına döndü. Daha sonra Mengübars, Sultanın üzerine yürüdü, iki taraf Gürşenbik mevkiinde karşılaştılar. Savaşta Atabeg Mengübars yenilerek esir düştü ve öldürüldü. Mengübars’ın komutanlarından olan Emîr Boz Aba dağılan kuvvetleri toplayarak, ganîmet toplamaya dalan Sultan Mes’ûd’un ordusunu yendi. Sultan Mes’ûd ve Kara Sungur büyük güçlüklerle Azerbaycan’a çekildi. Boz Aba da Fars’a dönerek, bu ülkeye hâkim oldu. Bir süre sonra Sultan Mes’ûd, Türk emîrlerinin tahakkümü altına girdi. Sultan, devlet içinde çıkan isyanların baş kaynağı kabul ettiği Zengi ile anlaştı. 1143 senesinde Dâvûd, Tebriz’de Bâtınîler tarafından öldürüldü. Boz Aba ve Abbâs, Sultan Mes’ûd’u tahttan indirmek için harekete geçtiler. Bu durum karşısında Sultan’ın Bağdâd’a gitmekten başka çâresi kalmamıştı. Sultan da, emîrlerin tahakkümünden bıkmış, onlardan kurtulmanın çarelerini arıyordu. Bir fırsatını bulunca önce Hâcib Abdurrahmân’ı, sonra da Abbâs’ı öldürdü. Boz Aba, bunu haber alınca, derhal harekete geçti. Sultan Mes’ûd ile Boz Aba’nın orduları Karategin çayırında karşılaştılar. Boz Aba yenilerek esir düştü ve bir süre sonra da öldürüldü. Sultan Mes’ûd daha sonra bu savaşın kazanılmasında büyük rol oynayan Has Beg Belengerî’ye devlet idaresini teslim etti. Has Beg’in kendi başına buyruk hareket etmesi beylerin isyanına sebeb oldu. Sultan Mes’ûd’un emîrlerin idaresi altına girmesi, Sultan Sencer’in Rey’e gelmesine sebeb oldu. Sultan Sencer, Mes’ûd’un verdiği îzâhâtdan tatmin olunca Horasan’a döndü. İç karışıklıkları tamamen ortadan kaldıran sultan Mes’ûd, çok yaşamadı, hastalanarak 1152 yılında Hemedan’da öldü.
Sultan Mes’ûd’un ölümü üzerine, Melikşâh bin Mahmûd, Emîr Has Beg tarafından sultan îlân edildi. Fakat onun hükümdarlık için yetersiz olduğunu gören Emîrler, kardeşi Mehmed’i Huzistan’dan getirterek Irak Selçuklu tahtına oturttular. Sultan Mehmed’in tahta geçtikten sonra ilk işi, tahta geçmesini sağlayan Has Beg’i öldürmek oldu. Daha sonra Selçuklu otoritesini Irak’ta yeniden canlandırmaya çalıştı. Buna karşılık Halîfe ise, Irak’da bulunan Türk unsurlarını temizliyordu. Bunun üzerine Mehmed, Musul hâkimi Mevdud’un yardımı ile Halîfe’nin ordusunu mağlûb etti ve Bağdâd’ı kuşattı. Kuşatma uzun sürdü. Bu sırada Halîfenin kışkırtmasıyla Şehzade Melikşah bin Mahmûd Arslan Şah bin Birinci Tuğrul ve Atabeg İldeniz, 1157yılında Cibal bölgesinde harekete geçerek Hemedan’ı zabtettiler. Bu durumu öğrenen Sultan Muhammed, kuşatmayı kaldırarak Hemedan üzerine yürüdü. Atabeg İldeniz, Azerbaycan’a geri döndüğü için, askerî kuvvetten mahrum kalan Melikşah da Hemedan’ı terk etti. Sultan Mehmed, onların taraftarlarını Rey ve İsfehan bölgesinden temizledi. Bir süre sonra hastalandı ve 1159 senesinde Hemedan’da öldü.
Sultan Mehmed’in ölümünden sonra yerine kimin geçeceği konusunda Selçuklu emîrleri tam bir anlaşmazlığa düştüler. Bir süre sonra Musul’da hapiste bulunan Mehmed Tapar’ın oğlu ve Sultan Mehmed’in amcası Süleymân Şâh serbest bırakılınca, Hemedan’a gelerek Irak Selçuklu tahtına oturdu. Arslan Şâh’ı kendisine veliahd tâyin etti. Süleymân Şâh’ın devlet işlerinde yetersiz kalması, emirlerin desteğini kaybetmesine sebeb oldu. Başlarında Gürd-bâzû’nun bulunduğu emîrler, Arslan Şâh’ı sultan yapmak için İldeniz’i davet ettiler. Gürd-bâzû, Süleymân-Şâh’ı yakalayıp hapsetti ve bir süre sonra da 1161 yılında öldürdü.
Arslan Şâh, Atabeg İldeniz ile beraber Hemedan’a giderek tahta oturdu. Şemseddîn İldeniz, sultânın atabeği olarak idareyi tamamen ele geçirdi. İldeniz’in devlet işindeki kuvvet ve kudretini çekemeyen bâzı emîrler, aralarında anlaştılar. Bunların başında Rey valisi İnanç geliyordu. Bunlar, Şehzade Mehmed ile birleşerek Hemedan üzerine yürüdüler. İki ordu Hemedan yakınlarında karşılaştı. Şehzade Mehmed ve tarafdârları ağır bir mağlûbiyete uğradılar. İldeniz’in kuvvetli otoritesi sayesinde kısa bir süre sonra sükûnet sağlandı. Fakat entrikalar durmadı. Netîcede Emîr İnanç onbin kişi ile Rey’den ayrıldı. Kazvin emîri ve bâzı emîrler de Save sahrasında ona katıldı. Atabeg İldeniz, istişare netîcesinde, İnanç’ın üzerine yürümeye karar verdi. Save sahrasında 1161 yılında yapılan muharebede onu yendi ve Tâberek kalesine sığınmaya mecbur bıraktı. İldeniz bu kaleyi de kuşattı, fakat İnanç’ın Arslan Şâh’ın sultanlığını, İldeniz’in atabegliğini kabul etmesi üzerine 1165 yılında bir andlâşma yapıldı. Bu barıştan sonra Arslan Şâh, İran’ın çeşitli bölgelerine hâkim olan emirlerin büyük çoğunluğu tarafından sultan olarak tanındı. Ayrıca Sultan Arslan Şâh ve İldeniz, Kazvin civarındaki Bâtınîler’e karşı başarılı mücâdeleler yaptılar ve ellerindeki kaleleri ele geçirdiler. Öte yandan 1167 ve 1169 yıllarında tekrar isyan eden İnanç son isyanda öldü.
Sultan ve İldeniz, Kirman Selçukluları taht mücâdelesine de karıştılar. Yardım isteyen Melik İkinci Arslan Şâh’a yardım göndererek 1172 yılında tahta çıkmasını sağladılar. Atabeg İldeniz, 1175 senesinde ölünce yerine oğlu Pehlivan Muhammed kendisini atabeg îlân etti. Sultan Arslan-Şâh, İldeniz’in ölümünden sonra, öteki emirlerin de teşviki ile Atabeg Pehlivan Muhammed’den kurtulmak istedi. Arslan-Şâh, Pehlivan ile mücâdele etmek için Azerbaycan’a doğru harekete geçti. Ancak, Zencân’da hastalandı. Bu durum karşısında Pehlivan ile barışmayı tercih ederek, devlet idaresini ona bıraktı ve 1178 senesinde Hemedan’da öldü.
Atabeg Pehlivan Mehmed, 1177 yılında, Irak Selçuklu tahtına Arslan Şâh’ın oğlu Tuğrul’u çıkardı. Tuğrul’un sultanlığına, Huzistan’da bulunan amcası Mehmed karşı çıkarak İsfehan’a geldi ve etrafına kuvvet topladı. Bunun üzerine Atabeg Pehlivan hızla İsfehan üzerine yürüdü. Melik Mehmed yenilerek Huzistan’a kaçtıysa da Salgurlu atabeği tarafından Pehlivân’a gönderildi ve habsedildiği kalede öldü. Atabeg Pehlivan, komşu küçük devletlere mektuplar göndererek Sultan İkinci Tuğrul adına hutbe okutmalarını istedi. Halîfe de Tuğrul’un sultanlığını tasdik etti. Tuğrul’un saltanatının ilk senelerinde Irak Selçuklu Devleti ile Eyyûbîler, Cezîre ve Doğu Anadolu’da nüfuz mücâdelesine giriştiler. 1186 senesinde ölen Atabeg Pehlivan daha önce idaresi altındaki ülkeyi dört oğlu arasında paylaştırdı ve amcaları Kızıl Arslan’a itaat etmelerini istedi. Fakat bir süre sonra karışıklık çıktı. Atabeg Pehlivân’ın hanımı İnanç hâtûn ve bir kısım emîrler, Kızıl Arslan’a karşı harekete geçtiler ve Sultan Tuğrul’u da kendi taraflarına çektiler. Sultan Tuğrul, Kızıl Arslan’ın yanından kaçarak 1187 senesinde Ay-Aba ve Rûs adlı emîrler ile birleşti. Bir süre sonra Kızıl Arslan, Azerbaycan’a çekildi. Bunun üzerine Sultan Tuğrul, Hemedan’a dönerek, kimseye bağlı olmaksızın Irak Selçukluları Devleti’ni idare etmeye başladı. Diğer taraftan Kızıl Arslan, Abbasî halîfesi Nasır ile anlaştı. Halife, vezir Celâleddîn Ubeydullah komutasında bir orduyu Kızıl Arslan’a yardım için Hemedan üzerine gönderdi. Bunu öğrenen Sultan Tuğrul, harekete geçerek, Halîfe’nin ordusunu Kızıl Arslan ile birleşmeden önce Hemedan yakınlarındaki Dây-Merg’de 1188 yılında mağlûb etti. Sultan Tuğrul, bu savaşın arkasından Kızıl Arslan’ın ordusu ile savaşa başladı. Muharebe yaklaşık bir ay kadar sürdü. Neticede Kızıl Arslan, Esadâbâd’a çekildi. Sultan’ın bu savaşların bitiminde bâzı keyfî davranışları ve bâzı emirlerle birlikte Ay-Aba’yı da öldürmesi, tarafdârlarının desteğini kaybetmesine sebeb oldu. Bu yüzden güçsüzleşen Tuğrul, Kızıl Arslan’a karşı tutunamayacağını anlayınca, önce Azerbaycan’a sonra da Şehrizûr valisi İzzeddîn Hasen’in yanına gitti. Bu sırada Eyyûbî hükümdarı Selâhaddîn Eyyûbî ve Harezmşâh Sultânı Tekiş’den yardım elde etmeye çalışıyordu. Daha sonra da oğlu Alb Arslan’ı halîfeye göndererek bağışlanmasını istedi. Alb Arslan, Bağdâd’da rehin kalmasına rağmen halîfe, Kızıl Arslan’ı destekliyordu. Tuğrul, Hemedân’a dönünce Kızıl Arslan’ın eline esir düştü. Kızıl Arslan, sultânı ve oğlu Melikşah’ı 1190 yılında Aras nehri kıyısında bir kaleye hapsettirdi. Kızıl Arslan, önce Sencer bin Süleymân-Şâh’ı tahta geçirdi. Kısa bir süre sonra da kendi sultanlığını îlân etti. Fakat ertesi sene esrarengiz bir şekilde öldürüldü. Kızıl Arslan’ın ölümünden sonra hapisten kurtulan Sultan Tuğrul, bâzı emirlerin yardımı ile Kutluğ İnanç’ı yendi ve Hemedan’a giderek Irak Selçuklu tahtına tekrar geçti. Bu sırada İldenizlerden daha büyük bir tehlikeyle karşılaştı. Bu da hızla büyüyen Harezmşâhlar Devleti idi.
Harezmşâh sultânı Tekiş, Irak’ı ele geçirmek istiyordu. Sultan Tuğrul bu tehlikeyi önlemek için Rey’e gitti. Neticede iki taraf arasında barış yapıldı. Yapılan andlaşmaya göre, Rey; Sultan Tekiş’e bırakıldı. Bu andlaşmadan bir süre sonra 1193 senesinde doğuya sefer düzenleyerek Rey şehrini ele geçirdi ve buradaki Harezmliler’in bir kısmını öldürdü. Ertesi sene Kutluğ İnanç, Sultan Tekiş’den aldığı yardım ile birlikte Rey üzerine yürüdü. Sultan Tuğrul, kumandanlarının tavsiyelerine rağmen çekilmeyi kabul etmedi. Barış görüşmeleri neticesiz kaldı. Nihayet Sultan Tuğrul, Rey köyünde 1194 yılında yapılan muharebede yenildi ve Kutluğ İnanç tarafından öldürüldü. Onun ölümü ile Irak Selçukluları Devleti târihe karıştı.
Irak Selçuklularının devlet teşkilâtı, mâhiyet îtibârı ile Büyük Selçukluların bir kopyası idi. Yalnız devletin başında Sultân-ül-muazzam lakabı ile bulunan sultan, Büyük Selçuklu Sultânına tâbi idi. Bu durum Büyük Selçuklu Devleti’nin 1157 senesinde yıkılışına kadar devam etti. Bu târihten îtibâren Irak Selçuklu sultanları, bağımsız birer sultan hâline geldiler.
Irak Selçuklularında, hükümet işleri Büyük Dîvân tarafından yürütülmekteydi. Bu dîvâna ise, mâlî işlere bakan Dîvân-ı İstifâ, mâli ve idarî işlerin kontrolünü yapan Dîvân-ı İşrâf, yazışma işlerini yürüten Divân-ı İnşâ ve askerî işleri yürüten Dîvân-ı Ârız gibi dîvânlar bağlıydı. Irak Selçuklu ordusu da, Büyük Selçuklu gibi üç kısım idi. Ordunun esâsını sipahiler meydana getirmekteydi. Bunun yanında merkeze bağlı atabeglikler ile eyâletlerde de asker beslenmekteydi.
Devletin hâkim olduğu topraklar üzerindeki en önemli yerleşme merkezleri; Hemedan, İsfehan, Musul, Samarra, Erbil ve Haleb gibi şehirlerdi. Bu merkezlerin bir kısmı doğrudan doğruya merkeze bağlı, bir kısmı ise, tâbi atabeglerin idaresi altında bulunuyordu. Her biri ticâret merkezi olan bu şehirlerde dokumacılık ve el san’atlarının yanısıra zirâat da çok gelişmişti. Sud, Sarmin ve Samarra sabun; Cebel-üs-Sumak da mutfak eşyası îmâlinde meşhûr merkezlerdi. Kuzey Irak bölgesi coğrafî bakımdan dağlık ve yaylalık bir yapıya sahipti. Bu yüzden bu bölgede hayvancılık ve deri sanâyî gelişmişti.
Irak’ta iktisadî hayâtın gelişmesi, ictimaî hayâtın da yükselmesini sağladı. Ahmed bin Münir, el-Kaysarânî, Müslim bin El-Hıdır gibi şâirlerin yanısıra el-Azîmî ve İbn-ül-Esîr gibi târihçiler de bu devirde yetişmiştir.


1) The Muhammadan Dynasties; (Lane Poole)sh. 149
2) Düvel-i İslamiyye; sh. 208
3) Büyük Selçuklu İmparatorluğu Târihi (A. Köymen); sh. 27
4) Selçuklular Târihi ve Türk İslam Medeniyeti (O. Turan)
5) İbn-ül-Esîr; cild-10, sh. 389
6) Kitâb-ül-Muntazam; cild-9, sh. 227
7) Vefeyât-ül-a’yan; cild-2, sh. 531
8) Zeylü Tarih-i Dımaşk; sh. 215
9) Nücûm-üz-zâhire; cild-3, sh. 32
10) Fars Atabegleri (E. Mercil); sh. 38
11) Müslüman Türk Devletleri Târihi; sh. 73

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Yusuf aleyhisselam, iftira yüzünden zindanda iken Mısır hükümdarı bir rüya görmüştü. Korku ile uykusundan uyanıp; Ben rüyamda 7 semiz ineğin 7 zayıf ineği yediğini ve 7 yeşil başak, 7 de kurumuş başak gördüm. Eğer rüya tabiri biliyorsanız, bu rüyamı tabir edin dedi. Onlar, Biz böyle rüyaları tabir edemeyiz dediler.

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb da, şeyh Nizâm-ı Tehânîserîye yazılmışdır. Âfâkda ve enfüsde olan şühûdları ve abdiyyet makâmını bildirmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası