hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
15:58
16 Temmuz 2010 Cuma
Okunma Sayısı: 924
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

Farsça hâne ve Arabça kütüb kelimelerinden meydâna gelen hâne-i kütüb (kitaplar evi) izafet terkibinde tamlama “i”si’nin düşmesi ve kelimelerin yer değiştirerek birleşmesinden meydana gelmiş bir birleşik isim olup, Osmanlı Türkçesi’nde kullanılmıştır.

Lügatte araştırma, müracaat ve okumak için kitap ve benzeri materyallerin toplandığı, saklandığı ve okuyucunun istifâdesine sunulduğu yer mânâsına gelir.
Bir fikir gayreti ve düşünce imâlinin sonucu olarak yazılan eserlerin korunduğu, insanların istifâdesine sunulduğu yer olan kütüphânelerin İslâm târihinde büyük önemi vardır. En son ve en mükemmel din olan İslâmiyet, ilme ve âlimlere çok önem vermiştir. Zümer sûresi 9. âyetinde meâlen; “De ki; hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” ve Nahl sûresi 43. âyetinde meâlen; “Şayet bilmiyorsanız ilim ehline sorunuz!” buyrulmak suretiyle ilim sahiblerinin ve ilim öğrenmenin ehemmiyeti bildirilmiştir. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem de; “İlim ve hikmet, mü’minin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın.” ve “İlmi beşikten mezara kadar tahsil ediniz.” ve; “İlmi yazarak kaydediniz.” buyurmak suretiyle ilim öğrenmenin önemini bildirmiş, ilmin yazmak suretiyle muhafaza edileceğine işaret buyurmuştur.
Bu emirler doğrultusunda hareket eden müslümanlar, Peygamber efendimiz zamanından itibaren ilim öğrenmeye başladılar. Asr-ı seâdette ilk medrese olarak, Mescid-i Nebî bitişiğindeki Suffe denilen yerden istifâde edildi. Vahy kâtipleri ise nazil olan Kur’ân-ı kerîm âyetlerini yazdılar. Peygamber efendimizin vefâtından hemen sonra Hazret-i Ebû Bekr’in halifeliği zamanında Kur’ân-ı kerîm toplanıp kitap (mushaf) hâline getirildi. Hazret-i Osman zamanında ise istinsâh edilip yâni nüshaları yazılarak çeşitli İslâm memleketlerine gönderildi. Kur’ân-ı kerîmin yazılıp kitap hâline getirilmesinden ve istinsâh edilmesinden sonra, sevgili Peygamberimizin hadîs-i şerîfleri peyder pey yazılmaya başlandı. Emevîler zamanında dînî ilimler çeşitli kısımlara ayrılıp tasnif edilerek kitaplara yazıldı. İlk kütüphâne de Hazret-i Muâviye zamanında görüldü ve bu devirde kurulan ilk kütüphâneye Hâlid bin Yezîd ilk me’mûr tâyin edildi. Abbasîler zamanında ise ilmî çalışmalara, dînî ilimler yanında felsefe, geometri, astronomi, tıb, kimya, târih ve coğrafya ilimleri de eklendi.
Aklî ve naklî ilimlerin yazılmasıyla ortaya çıkan binlerce kitabın korunması, içerisinde bulunan bilgilerin gelecek nesillere aktarılması için kütüphânelere ihtiyâç duyuldu. İlk zamanlar, âlimler yazdıkları kitapları, evlerinin bir odasını bu işe ayırarak sakladılar. Daha sonra elinde kitap bulunmayan müslümanların da istifâde edebilmesi için, İslâm târihinde ilk olarak Emevî halîfesi Ömer bin Abdülazîz zamanında, umûmî mâhiyette olmayan kütüphâneler kuruldu. Fakat sistemli ve umûmî mâhiyette ilk kütüphâne ise Abbasîler zamanında kuruldu. İlme ve âlimlere son derece hürmeti olan Abbasî halîfesi Hârûn-ür-Reşîd, Beyt-ül-Hikme adlı bir kütüphâne kurdu. O zamana kadar aklî ve naklî ilimlere dâir yazılan, Arabça’ya tercüme edilen ve fethedilen yerlerde ele geçirilen kitapları bu kütüphâneye koydu. Hârûn-ür-Reşîd’den sonra hilâfet makamına geçen Me’mûn, tercüme hey’etleri kurarak Arabça kitaplardan başka Yunanca, Süryânice, Farsça, Hindçe ve Kıbtî lisanlarıyla yazılan bir çok eserleri de toplattı. Kütüphâneyi personel ve kapasite yönüyle daha geniş düzeye getirip, nâsihler, mütercimler ve müellifler için ayrı oturulacak yerler teşkil ettirdi. Okuyucular için de husûsî mahaller tahsis ettirdi.
Bu kütüphâneye Sâhib-i Beyt-ül-Hikme adı verilen bir de müdür tâyin etti. Daha sonra Bağdadîler, Beyt-ül-Hikme tarzında bir takım kütüphâneler kurdular. Bunların en meşhûru Büveyhî meliklerinden Behâüddevle’nin vezîri Sâbûr bin Erdeşîr tarafından 991 (H.381)’de Bağdâd’ın Kerh mahallesinde kurulan ve âlimlerin el yazılarıyla yazılan onikibin cild kitaba yer veren kütüphâne idi. Müellifler bu kütüphâneye kendi kitaplarından bâzı nüshaları vakfettiler. Ali bin Yahyâ el-Müneccim’in Bağdâd yakınlarındaki Kerkez’de kurduğu Hizânet-ül-Hikme, Ebü’l-Kâsım Cafer bin Muhammed bin Hamdan el-Mûsulî’nin Musul’da kurduğu kütüphânelerde, ilmî araştırmalar için gelen kimselere yatıp kalkacakları yerler vardı. Ayrıca okuyucuların yemek ve harçlık ihtiyâçları da karşılanıyordu. Bu kütüphâneler senenin her günü açık bulunurdu.
İspanya’da kurulan ve Avrupa medeniyetine beşiklik edip, ilim ve tekniğin gelişmesine sebeb olan Endülüs Emevîlerî zamanında ilme, âlime ve kitaba çok önem verilmişti. Endülüs Emevî hükümdarlarının ilim ve irfana muhabbetleri, âlim ve edîblere ikram ve iltifatları ve kitap toplama arzuları pek çok idi. İkinci Abdurrahmân devlet bütçesinden tahsîsât ayırarak âlimleri teşvik edip, kıymetli kitaplar yazdırdı. İslâm târihinde emsali görülmemiş mikdârda kitaplar toplatıp, Kurtuba sarayında kurduğu kütüphâneye yerleştirdi. Oğlu İkinci Hakem de tahta geçince hanedan üyelerine ait üç kütüphâneyi birleştirdi. Kitapların muhafazası ve kütüphânenin idaresi için müdür ve idare me’mûrları tâyin etti. Ülkenin en iyi cildcileri, san’atkârları ve tezhipçilerini saray kütüphânesinde vazifelendirdi. Kitapları ilimlere ve konulara göre tasnîf ettirdi. Verilen bilgilere göre, diğer kitaplar bir tarafa, yalnız bu kütüphânedeki şiir mecmuaları ile dîvânların sayısı kırkdört bine ulaşıyordu. Pek zengin olan kütüphânede kitap mevcudunun dörtyüzbin cild olduğunu kaynaklar bildirmiştir. Üçüncü Abdurrahmân bu kütüphâneyi daha da büyüttü. Hakem’in zamanında Endülüs’ün diğer şehirlerinde de kütüphâneler kuruldu. Yalnız Gırnata’da yetmiş kadar umûmî kütüphâne vardı. Kurtuba sarayındaki bulunan kitapların çoğu Afrika’dan Endülüs’e tecâvüz eden Berberîlerin şehri muhasaraları esnasında satılmış, geri kalanı da İspanyolların eline geçmiştir.
Mısır’da hâkimiyet kuran Fâtımîler de pek çok para sarfederek kitaplar yazdırdılar ve topladıkları binlerce kitap ile kütüphâneler kurdular. Fatımî hükümdarlarından Aziz-billah, Hazînet-ül-kütüb veya Dâr-ül-kütüb adı verilen kütüphâne kurdurdu. Bu kütüphânede fıkıh, gramer, lügat, hadîs, târih, astronomi, kimya ve diğer ilimlere dâir bir milyonun üzerinde kitap var idi. Ayrıca kütüphânede hendese (geometri) ve rasad âletleri mevcûd idi. Yine Fatımî hükümdarı Hâkim bi-Emrillah tarafından Kâhire’de Dâr-ül-Hikme adıyla bir kütüphâne kuruldu ve pek çok kitap bu kütüphânede toplandı. Kütüphâneye, müdür ve kitap muhafızları vazifelendirdi. Fatımî Devleti’ni yıkıp Mısır’da iktidarı eline alan Selâhaddîn-i Eyyûbî de yeni medreseler ve kütüphâneler yaptırarak İslâmiyete hizmet etmiştir. Trablusşam’da Abbasîler zamanında kurulup, Fâtımîler zamanında kütüphânede bulunan üçmilyon cild kitabı, haçlılar 1108 (H.502)’de burayı işgal ettikleri zaman yağmaladılar.
Şam bölgesini fetheden Nûreddîn Zengî de medreseler ve kütüphâneler kurdu. Bu kütüphânelere Hezâin-i Nûriyye adı verilirdi. Gazneliler devrinde, ilim ve kültür faâliyetleri parlak geçmiştir. Gazneli Mahmûd ve diğer Gazneli sultanları ilim ehline çok muhabbet duymuşlar, saraylarında ilmî eserlerin bulunduğu kütüphâneleri ihmâl etmemişlerdi. Bilhassa Gazneli sultan Mes’ûd’un kurduğu kütüphâne bunların en meşhûrudur.
Mısır’da hüküm sürmüş olan Memlûkler döneminde de ilmî hayat, kütüphânelerle sıkı sıkıya bağlıydı. Bu devirde hem muhtelif ilimlere dâir kitap yazmaya, hem de kitap toplama ve kütüphâne kurmaya önem verildi. Kütüphâne kurma işinde sultanlar başta geliyordu. Kal’at-ül-Cebel’de kurdukları kütüphânede kıymetli kitaplar toplamışlardı. Medrese veya camiyi yaptıran sultan veya emîr bu müessesenin devamı için gelir getiren vakıfları ile mâlî kaynakları sağlıyor ve çeşitli ilimlere dâir bir de kütüphâne kuruyordu. Bu kütüphânelerde kitapları tanzim eden, koruyan ve tamir eden hâfız-ı kütübler ve diğer vazifeliler bulunuyordu. Cami ve medreselerdeki umûmî kütüphânelerden başka, sultan ve emirlere ait husûsî kütüphâneler de vardı.
Büyük Selçuklu hükümdarı Melikşâh’ın vezîri Nizâm-ül-mülk, Nişâbur, Bağdâd ve diğer şehirlerde kurduğu medreselerin yanına, ilim ehlinin istifâdesi için kütüphâneler kurmuş, kitap yazdırmak ve te’min etmek için her türlü imkânı seferber etmişti. Özellikle Bağdâd’da kendi adına kurduğu Nizamiye Medresesi yanına diğer sosyal te’sislerle birlikte bir de kütüphâne yaptırmış, bu kütüphânede din ilimleri, astronomi, coğrafya, matematik, tıp, geometri ve târihe dâir binlerce kitap toplamıştı.
Karahanlılar, Harezmşâhlar, Gazneliler ve Selçuklular dönemlerinde, Türkistan ve Mâverâünnehr’de önemli ilim merkezleri hâline gelen Buhara ve Taşkent gibi yerlerde de kütüphâneler kurulmuş, buralara; gerek devlet adamları, gerekse âlimler tarafından binlerce cild kitap vakfedilmişti.
İran’ın güneyindeki Kirman bölgesinde kurulan Kirman Selçukluları, Irak Selçukluları, Suriye Selçukluları ve Türkiye Selçukluları zamanlarında da ilmî çalışmalara önem verilmiş ve kütüphâneler kurulmuştur. Bilhassa Anadolu’da Amid (Diyarbakır)deki Ulu Camiî’nin bitişiğinde kurulan kütüphâne, zamanın en meşhûr kütüphânelerinden biri idi. Hicrî altıncı asırda birmilyonkırkbin (1.040.000) cild kitabın mevcud olduğunu o devir târihçileri yazmaktadır. Mardin, Hasankeyf, Cizre, Ahlat gibi kültür merkezlerinde pek çok kıymetli kitapların muhafaza edildiği kütüphâneler vardı. Bu kütüphânelerdeki kitapların çoğu Moğol işgalinde yakılıp kayboldu.
Abbasîler zamanında Bağdâd’da kurulan Dâr-ül-Hikme adlı kütüphâne, Nizâm-ül-mülk tarafından kurulan Nizamiye Medresesi Kütüphânesi ve diğer ilim merkezlerinde kurulan kütüphâneler 1258 (H.656) yılında vuku bulan Moğol istilâsında yıkılmış; kitaplar yakılmak ve Dicle nehrine atılmak suretiyle imha edilmiş, târih en büyük ilim ve kültür katliâmına şâhid olunmuştu.
İlme ve âlimlere son derece saygı duyan Tîmûr Hân’ın kurduğu Tîmûr Devleti zamanında da kütüphâneler kurulmuş, devlet ileri gelenleri, ilim öğrenmek ve kitab toplamakta birbirleri ile yarışmışlar ve topladıkları kitapları kütüphânelerde diğer insanların istifâdesine sunmuşlardır.
Osmanlı Devleti zamanında da müstakil ve düzenli kütüphâneler kurulmuş, ilim mirası sonraki nesillere bu şekilde nakledilmiştir. Fâtih Sultan Mehmed Hân, İstanbul’u fethettikten sonra, çeşitli îmâr faaliyetleri arasında önemli kütüphâneler de yaptırdı. Fâtih ve Eyyûb Sultan Camii kütüphâneleri bunlardandır. Daha sonraki pâdişâhlar tarafından zenginleştirilerek zamanımıza kadar gelen Topkapı Sarayı Kütüphânesi ile İstanbul’da ve Anadolu’nun çeşitli merkezlerinde bulunan kütüphâneler kurdular. Osmanlı sultânı İkinci Abdülhamîd, Hân’ın emri ile İstanbul ve başka Osmanlı ülkelerindeki kütüphâneler tertip ve tanzim edilerek, fihristler düzenlendi. Mısır’daki dağınık kütüphâneler toplanarak Kâhire’deki bu günkü adıyla Dâr-ül-kütüb-ül-Mısriyye diye bilinen Hidiv Kütüphânesi meydana getirildi ve binlerce eserin yok olması önlendi.
Bugün Türkiye’de devlete bağlı ve husûsî olarak 808 kütüphâne bulunmaktadır. Bunlardan 296’sı çocuk kütüphânesidir. Yapılan tesbitlere göre bu kütüphânelerde on milyonun üzerinde kitap bulunmaktadır. Memleketimizdeki en eski kütüphâne Bâyezîd Devlet Kütüphânesi, Fâtih’deki Millet Kütüphânesi de bünyesinde onbinlerce ilmî eseri ihtiva etmektedir. Çeşitli İslâm ülkelerinde de kıymetli eserlerin muhafaza edildiği pek çok kütüphâneler mevcuddur. Medîne’deki Arif Hikmet Kütüphânesi, Şam’daki Zahiriye, Hindistan’da Haydarâbâd Devlet Kütüphânesi, Bombay’daki Firûz kütüphâneleri bunlardan bâzılarıdır.
İslâm târihinin her devrinde eğitim ve öğretimin bölünmez bir parçası olarak değerlendirilen kütüphânelere, özel mâhiyette yapılan bina veya bölümler de tanzim edilmiştir. Umumiyetle ortada uzun bir koridorun, yanlarda okuma odalarının ve kitapların muhafaza edildiği odaların yer aldığı kütüphânelerde dinlenme ve diğer ihtiyâçların giderildiği husûsî bölümler mevcuttu. Kitaplar, her ilim dalına veya belli konulara göre tasnîf edilmiş ve fihristleri düzenlenmiştir. Kitaplar, yerden bir adam boyu yüksekliğinde raflara yerleştirilmişti. Kıymetli veya cildsiz kitaplar, kitab büyüklüğünde özel olarak hazırlanmış kutularda muhafaza edilirdi. Kitabın ve müellifinin adı kitabın alt dış kenarına yazılırdı. Her bölümün ayrı personeli olup, dolapları açık tutulur ve kitaplar herkesin istifâdesine sunulurdu. Herkes arzu ettiği kitabı bizzat alabilirdi. Buna rağmen kıymetli yazma eserlerin ve nâdir kitapların bulunduğu kilitli dolaplar da vardı.
Kütüphânelerdeki kitaplardan kolaylıkla istifâde edebilmek için kataloglar (fihristler) düzenlenmişti. Bu kataloglar son derece düzenli olup, kütüphânede bulunan kitapları, mevzûlarına göre tertib edilmiş şekilde içine alırdı. Bu umûmî kataloglar yanında, kitap dolaplarının herbirine yapıştırılmış husûsî listeler de vardı. Ayrıca her kitabın sicilinin tutulduğu özel defterler de kitabın menşei, konusu, bakımı, tâmiratı hakkında bütün bilgiler bulunurdu.
İlmin yayılmasına ve umûmî olarak halkın istifâdesine hizmet etmek için talebe ve hocalara ödünç olarak kitap verilirdi. İşlerin düzenli yürümesi için bir takım kayıtlar konulmuştu. Meselâ, Kahire Kütüphânesi nizâmnâmesinde; “Sâdece Kâhire’de oturan talebelere kitapların ödünç verilebileceği” maddesi vardı. Bâzan ödünç alandan bir te’minât istendiği de olurdu. Fakat ulemâ, te’minât bırakmaktan muaftı. Ödünç alan kimsenin onu titizlikle koruması gerekirdi, izinsiz, kitap üzerinde düzeltme yapması, haşiyeler ilâve etmesi, kitabın başındaki ve sonundaki boş yerlere bir şeyler yazması kesinlikle yasaktı. Kütüphânelerde umumiyetle şu personel çalıştırılırdı:
1- Hâzin (Hâfiz-ı Kütüb): Kütüphânenin ilmî ve idarî işlerini yürüten kimsedir. Yeni çıkan kitapları kütüphâneye alır, katalogların titizlikle yapılmasına, güzel tanzîm ve tertîb edilmesine nezâret eder, mümkün olduğu kadar okuyuculara her türlü kolaylığı sağlardı. Kitapları yıpranmaktan korumak, tamire ihtiyâcı olanları tamir ettirmek, cildletmek, ehli olmayan kimselere karşı kitabı esirgemek onun vazifelerindendi.
Kütüphânelerde umumiyetle bir Hâzin bulunurdu. Çok büyük veya okuyucuları çok olan kütüphânelerde iki Hâzin tâyin edildiği veya yardımcı verildiği de olurdu. Hâzin’in vazifesi sâdece idarî değildi. Onda yüksek ilmî seviyeye sâhiblik şartı da aranırdı. Hâzinler, bu sebeple bütün kitapların mevzûlarıyla ilgili ilmî üstünlüğü olan kişilerden, âlimlerden ve ünlü edîblerden olurdu.
2- Mütercimler: Diğer dillerde yazılan eserleri kendi dillerine tercüme eden kimselerdir. “İlim, Çin’de de olsa alınız” buyuran sevgili Peygamberimizin emrine tâbi olan müslümanlar, her asırda müslüman olmayan diğer milletlerin ortaya koyduğu ilmî eserleri, kendi dillerine tercüme etmek suretiyle ilme ve müslümanlara hizmet etmişlerdir. Kütüphânelere yeni eser kazandırmak için çeşitli dilleri bilen ve hizmet veren mütercimler bulunurdu.
3- Müstensihler: Yeni çıkan bir kitabdan başka nüshalar yazmak için kütüphânelerde çalışan yazısı güzel, kusursuz ve titiz olan kimselerdir. İslâm târihi boyunca vazifelerini en güzel şekilde yerine getirmiş, kütüphânelere yeni ve çok kıymetli eserler kazandırmış olan pekçok müstensih yetişmiştir. Bunlar liyâkatlerine, yaptıkları işlerine karşılık, maaşlarından başka bahşiş de alırlardı.
4- Mücellidler: Kütüphânelerde bulunan cildsiz veya cildleri yıpranmış olan kitapları cildlemekle vazifeli kimselerdir. Bu gün bile önemini koruyan mücellidlik mesleği, İslâm târihi boyunca ilmin ve İslâmiyetin hizmetinde olmuştur. İlk zamanlar kuru deri ile yapılan cildler, daha sonraki devirlerde tehzîb ve süsleme san’atıyla zirveye ulaştı.
5- Münâviller: Kütüphânelerde kitap bulma tekniğini bilmeyen okuyuculara, kitapların raflardaki yerini göstermek veya kitapları dolaplardan alıp, okuyuculara getirmekle vazifeli kimselerdir.
Bu vazifelilerden başka kütüphânelerin temizliği, döşemesi ve bâzı hizmetleriyle vazifeli hâdim veya ferrâş denilen kimseler de vardı.
Kütüphânelerin bakımı ve çeşitli ihtiyaçları umumiyetle kendi vakıflarınca karşılanırdı. Kütüphâne binasının tamiri, kütüphâneye yeni kitapların kazandırılması, vazifelilerin maaşlarının verilmesi gibi masraflar kütüphâneye nezâret eden ve müşrif adı verilen kimse tarafından, vakfın gelirleri ile ilgili yerlerden tahsîl edilerek, karşılanırdı. Kütüphânelerde çalışan kimseler maaşlarından başka, yaptıkları işlere göre, devlet adamları tarafından verilen bahşiş ile taltif edilirlerdi.
Umumiyetle herkes, kütüphânelerden parasız olarak faydalanabilirdi. Kütüphânede vazife yapanların veya okuyucuların kâğıt, mürekkep ve kamış kalem ihtiyâçları idare tarafından karşılanırdı.
İslâm târihi boyunca, eğitim ve öğretimin ayrılmaz bir parçası olan kütüphâneler, eğitim ve öğretime olan katkılarına göre üç kısma ayrılmıştır.
1- Umûmî kütüphâneler: Araştırma yapanların ve ders okuyanların her türlü ihtiyaçlarını karşılayan, herkese açık olan, kitap sayısı çok olan çoğu kere devlet tarafından kurulan kütüphânelerdir. Abbasî halîfesi Hârûn-ür-Reşîd tarafından Bağdâd’da kurulan ve Me’mûn tarafından geliştirilen Dâr-ül-Hikme, Basra’daki İbn-i Sevvar Kütübhânesi Sâbûr bin Erdeşir’in Bağdâd’ın Kerh mahallesinde kurduğu Dâr-ül-ulûm, Fatımî hükümdarı Hâkim bi-Emrillah’ın Kâhire’deki kurduğu Dâr-ül-Hikme, Nizâm-ül-mülk’ün Bağdâd’da kurduğu Nizâmiyye Medresesi Kütüphânesi ve Irak, Horasan, Suriye, Mısır ve Anadolu’da kurulmuş medrese kütüphâneleri umûmî kütüphânelerdir.
2- Yarı umûmî kütüphâneler: Halîfeler ve hükümdarlar tarafından kurulan, bütün halka açık tutulmayıp, belli ilmî dereceye ulaşan kimselerin istifâde ettiği kütüphânelerdir. Bu kütüphânelere giriş özel izne tâbi idi. Abbasî halîfesi Nâsır-Lidinillah’ın kurduğu kütüphâne, son Abbasî halîfesi Mustasım Billah’ın sarayında kurduğu kütüphâne bu şekildeki kütüphânelerden sayılabilir.
3- Husûsî Kütüphâneler: Âlimler ve edîbler tarafından kendi ihtiyaçlarını karşılamak için kurulan kütüphânelerdir. Abbasî halîfesi Mütevekkil’in vezîri el-Feth bin Hakan’ın, Me’mûn devri tabîb ve mütercimlerinden Huneyn bin İshak’ın, nahiv ve lügat âlimi İbn-ül-Haşşâb’ın ve El-Muvaffak bin Mutran’ın kütüphâneleri bu çeşit kütüphânelerden bâzılarıdır.

 1) El-İber; cild-4 sh. 146
 2) Mu’cem-ül-Üdebâ; cild-5, sh. 467
 3) Ahsen-üt-Tekâsim fî ma’rifet-il-Ekâlim; sh. 413
 4) Vefeyât-ül-a’yân; cild-2, sh. 128
 5) El-Kâmil fit-târih; cild-12, sh. 67
 6) Ahbâr-ül-Hükemâ; sh. 269
 7) Rehber Ansiklopedisi; cild-11, sh. 14
 8) “İslâm İlimleri târihine ait tedkikler: Kütüphâneler” (M.Nûri Gençosman, Diyanet İşleri Başkanlığı Dergisi); cild-4, sh. 3-4 sh. 50

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Ebû Süleymân Dârânî hazretleri çok ibâdet eder, Allahü teâlâya şöyle yalvarırdı:

GÜNÜN HADİSİ

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, Behâdır Hâna yazılmışdır. Zâhiri ve bâtını toparlamakla berâber, islâmiyyetin zâhirine ve hakîkatine yapışmağı bildirmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası