İslâm dînini yaymak, insanlara dünyâda ve âhırette kurtuluşun yolunu göstermek için çalışan müslümanlar, Kuzey Afrika’yı fethedip, Târık bin Ziyâd kumandasında, 711 (H.93)’de İspanya’ya geçtiler. Bu ülkeyi fethedip, Endülüs Emevî Devleti’ni kurdular. Kurtuba’yı başşehir yaparak medeniyet merkezi hâline getirdiler. Büyük bir saray, hastahâneler ve medreseler yaptılar. Bunların yanında bir de camia (üniversite) kurdular. Avrupa’da ilk kurulan üniversite budur. O zamana kadar geri kalmış olan Avrupalı hıristiyanlar gelerek, bu üniversite ve medreselerde ilim tahsîl ettiler. Daha sonraki asırlarda müslümanlardan öğrendiklerini geliştirerek, ilim ve teknikte ileri gittiler. Endülüs Emevî Devleti’ni kuran Birinci Abdurrahmân, Kurtuba’da çok büyük bir câmi yaptırmayı arzu etti. Bu caminin Bağdâd’daki ve diğer İslâm memleketlerinde bulunan camilerden daha güzel ve ihtişamlı olmasını istedi. Kurtuba’da Vâdi’l-Kebîr nehrinin kenarında bu işe en uygun arsayı seçti. Âdil bir hükümdar olan Birinci Abdurrahmân, mülkiyeti bir hıristiyana ait olan bu arsayı, sahibine istediği parayı vererek satın aldı. Hıristiyanlar, bu parayla üç tane kilise yaptırdılar. 785 (H.169)’da caminin temeli atılıp, yapımına başlandı. Hükümdarın da bizzat çalışarak yapımına yardım ettiği caminin dokuz sahnlı ve oniki kenar gözlü kapalı bölümden ve revaklı bir avludan meydana gelen 75x100 m. ölçüsündeki ilk kısmının inşâatı bir sene içinde tamamlandı. Kullanılan malzemeler doğunun bir çok yerlerinden getirildi. Ahşap kısımları için Lübnan’ın en mükemmel ağaçları, mermer kısımları için doğunun en güzel mermerleri kullanıldı. Irak ve Suriye’den kıymetli taşlar, diğer yerlerden inci, zümrüt, fil dişi getirildi. Fakat 787 (H.171) senesinde vefât eden Abdurrahmân, en mükemmel şekilde tasarladığı caminin bitmiş hâlini göremedi. Birinci Abdurrahmân’ın vefâtından sonra hükümdar olan oğlu Birinci Hişam ve torunu el-Hakem, câminin tamamlanması için gayret ettiler. 20 m. yüksekliğinde bir minâresi olan cami, on senede tamamlandı. Müslümanların nüfûsu artıp, cami dar gelmeye başlayınca, İkinci Abdurrahmân tarafından 833 (H.218)’de doğuya ve batıya birer sahn ilâve edilerek, kıble duvarı 21 m. geriye alındı ve kenar gözleri onikiden yirmiye çıkarılarak genişletildi. Birinci Hakem tarafından yaptırılan minâre, bir deprem sonucu yıkıldığından, İkinci Abdurrahmân tarafından 951 (H.340)’da yüksekliği 67,5 m. ve her kenarı 8,48 m. olan kare biçiminde; üzeri yazı ve çeşitli çizgi ve motiflerle süslü ve içinde birbirinden ayrı iki merdiveni bulunan minâreyi yaptırdı. Bu minâre de 1543 (H.950) senesinde yıkıldı. İkinci Hakem hükümdar olunca, 961 (H.350)’de yeniden onbir sahn, onbir kemer gözü ilâve edilerek genişletti. 976 (H.366)’da altından bir minber ile çok süslü bir mihrâb yaptırdı. Böylece, pek muazzam, çok haşmetli ve son derece güzel bir cami meydana geldi. Berberîlerin Endülüs’e gelmesiyle yetersiz hâle gelen Kurtuba Camii, vezir İbn-i Âmir (El-Mahsur) tarafından 987 (H.377)’de caminin doğu tarafına sekiz yeni sahn ilâve edilerek genişletildi. Onbir sahn, ondokuz adede çıkartılıp, cami doğuya doğru 50 m. daha genişledi. 120x120 metre boyutunda bir kare şeklinde olan caminin iki ana bölümü, biraz ileriye doğru uzatılınca, 135 m. uzunluğunu buldu, içerisinde dünyânın en mükemmel mermerlerinden on metre yüksekliğinde 1419 sütun yapıldı. Sütunların üzerindeki iki katlı kemerler, bir kaç renkli mermerden parça parça olarak meydana gelmişti. Camiye giren insanın gözü bu sütun ormanında kayboluyordu. Yirmi kapısı bulunan caminin önünde özel portakal bahçeleri kurulmuş, her tarafta bahçeler, havuzlar, fıskiyeler, çeşmeler, müslümanların abdest alabilmesi için pek çok şadırvan yapılmıştı. Duvar ve tavanları oymalar, işlemeler ve çok nefis yazı motifleriyle kaplı olan camiye giren insan hayran kalıyordu. Geceleyin binlerce gümüş kandillerden, fışkıran renkli ışıklar camiyi aydınlatıyordu. Camiyi aydınlatan 7.425 kandilin yarısının senenin normal günlerinde; tamâmının ise Ramazan ve bayram günlerinde yandığını, bunun için 24.000 okka zeytinyağı sarf edildiğini; ayrıca camiye güzel koku vermek için, her sene 120 okka anber ve ödağacı yakıldığını kaynaklar bildirmektedir. Hıristiyan İspanyollar, 1492 (H.897)’de Endülüs Devleti’ni mahvedip, Kurtuba’ya girince, önce bu camiye saldırdılar. Atlarıyla girip, buraya sığınan savunmasız müslümanları merhametsizce katlettiler. O kadar ki, caminin kapılarından kan akmaya başladı. Daha sonra altın minber ile fildişinden yapılmış rahleleri paylaştılar. Minberde saklanan ve Hazret-i Osman’ın yazdığı Kur’ân-ı kerîmin bir eşi olan inci ve zümrütle işlenmiş mushafı ayaklar altına alarak çiğnediler. Vahşî İspanyollar, sağ kalan müslümanları ve yahûdîleri kılıç tehdidiyle zorla hıristiyan yaptılar. Ellerinden kaçabilen yahûdî ve müslümanlar, Osmanlı Devleti’ne sığındılar. Bugün Türkiye’de bulunan yahûdîler bunların torunlarıdırlar. Hıristiyan İspanyollar, müslüman ve yahûdîleri zorla hıristiyanlaştırdıktan ve pek çoğunu katlettikten sonra, bu şaheser camiyi yıkmaya başladılar. Altın, gümüş ve zümrütle işlenmiş kısımları yağmalayıp, bunların yerine adî taştan parçalar yerleştirdiler. Tavandaki güzel süsleri ve yerdeki güzel mermerleri parçalayıp, yerlerine adî taşlar dizdiler. Duvarlardaki bütün güzel süslemeleri yerle bir edip, sütunların büyük bir kısmını yıktılar. Yirmi kapıdan, çoğunu taşlarla örerek binayı sağır ettiler. Nihayet bir vahşet eseri olarak 1523 (H.929) senesinde caminin orta kısmındaki sütun ve kemerlerin bir çoğunu yıktılar ve caminin içine bir katedral (kilise) yapmağa karar verdiler. Bunun için, o zaman İspanya ve Almanya İmparatoru olan Beşinci Karlos’dan (yâni Chrales Quint’den 1500-1556) izin istediler. Chrales Quint, bu teklifi evvelâ red etti. Fakat, fanatik kardinaller onu mütemadiyen sıkıştırıyor, din uğruna bu işin muhakkak yapılması gerektiğini savunuyorlardı. Bunların başında çok büyük nüfuzu olan kardinal Alonso Maurique bulunuyordu. Bu kardinal, aynı zamanda papayı da bu iş için kandırmış, papanın da caminin kiliseye çevrilmesini arzu ettiğini gören Charles Quint, bu işe muvafakat etmek zorunda kalmıştı. Böylece, caminin ortasına bir kilise yapılmasına karar verildi. Kilise yapmak için bir çok sütun daha yıkıldı ve camide kalan sütun sayısı 812’ye kadar düştü. Yâni, en azından 600 kıymetli mermer sütun yıkıldı. Yapılan kilise, caminin ortasında haç şeklinde 52x12 metre ebadında çirkin bir bina olarak kendini gösterdi. Charles Quint, bizzat Kurtuba’ya gelerek bu kiliseyi gördü ve çok üzüldü; “Yaptığınız vahşeti görünce, size bunun için izin verdiğime çok pişman oldum. Dünyâda bir benzeri bulunmayan, bu güzel eseri tahrîb edeceğinizi bilseydim, müsâade etmez ve hepinizi cezalandırırdım. Yaptığınız bu çirkin kilise, eşi her yerde bulunan âdi bir binadan ibarettir. Hâlbuki, bu haşmetli caminin bir benzerini yapmak mümkün değildir” dedi. Yukarıda anlatılanlar, İslâm dîninin vahşet dîni olduğunu, müslümanların ibâdet yerlerini yıkıp yağmaladıklarını, insanların dinlerini zorla değiştirdiklerini iddia eden hıristiyanlara cevaptır. Üstelik bu bilgiler içinde din adamı (papaz) da bulunan ve hıristiyanlardan teşekkül etmiş olan bir hey’et tarafından yazılmış, 1894 (H.1312) senesinde Almanya’da Würzburg şehrinde neşr edilmiş olan ve Prens Salvator, Prof. Graus, teolog Kircberger, Baron Von Bibra, Bayan Threlfal tarafından hazırlanan Spanein=İspanya ismindeki eserden alınmıştır. Kurtuba Câmii’nin çok parlak renklerle ve oymalarla süslenmiş olan tavanı, 1713 (H.1125)’de tonozlarla değiştirilip, caminin avlusundaki revakların bir kısmı yıktırıldı. Bugün harab bir hâlde olmasına rağmen bu haşmetli binayı ziyaret edenler, İslâm mîmârisinin bu büyük eserinin güzelliği ve büyüklüğü karşısında hayran kalmakta; ortada cüce gibi görünen kilisenin hâline acımakta ve böyle haşmetli bir eserin bu hâle gelmesine müteessir olmaktadırlar. Mîmârî özellik yönünden, iki katlı kemerleri, geniş üzengi taşlı sütun başlıkları, alt katın kemerlerinin at nalı, yukarı katın kemerlerinin yarım dâire şeklinde oluşuyla dikkati çeken Kurtuba Câmii’nin mihrabı üzerinde kesişen sekiz büyük kemer kavisinin meydana getirdiği dışbükey sekizgen bir kubbe vardır. Yazı, geometrik şekiller ve bitki motifleriyle taşa işlenmiş veya mozaiklerle meydana getirilmiş kûfî yazılarla süslenmiş olan Kurtuba Camii süslemelerinde altın yaldızından başka; mavi, yeşil, kırmızı, beyaz, sarı ve siyah renkler kullanılmıştır.
1) Rehber Ansiklopedisi; cild-10, sh. 342 2) Herkese Lazım Olan İman; sh. 342 3) Geschiehte und Statten des İslâm; sh. 157 4) İslâm San’atı Târihi (S.Kemal Yetkin); sh. 35 5) İslâmic Architecture. (Hoag John, New York-1977); sh. 77 6) Spanein (Heyet Würzburg-1894)
Yabancı Dil
İngilizce Dini Bilgiler
Arapça Dini Bilgiler
Almanca Dini Bilgiler
Fransızca Dini Bilgiler
İspanyolca Dini Bilgiler
Rusça Dini Bilgiler
Farsça Dini Bilgiler
Özbekçe Dini Bilgiler
Türkmence Dini Bilgiler
Urduca Dini Bilgiler
Arnavutça Dini Bilgiler
Boşnakça Dini Bilgiler
Azerice Dini Bilgiler
Bulgarca Dini Bilgiler