hakdin.net
3 Sevval 1435
31 Temmuz 2014 Perşembe
20:31
16 Temmuz 2010 Cuma
Okunma Sayısı: 9762
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

Yeryüzünde ilk ibâdet yeri olan Kâbe-i muazzamanın etrafında sonradan yapılan caminin adı.

Yeryüzünde en mübarek ve mukaddes ibâdet yeri olan Kâbe-i muazzamanın etrafında ve Mekke-i mükerremenin ortasında bulunan Mescid-i Harâm’ın üstü açıktır. Etrafı üç sıra kubbeli revâklarla çevrili avlu şeklinde ve dikdörtgen biçimindedir. İstanbul camilerinin avlularında olduğu gibi açık kısmın etrafında üç sıra hâlindeki kubbelerin sayısı beşyüz olup, bunların altında 462 sütün (direk) bulunmaktadır. Bu sütunların 218’i mermer; diğerleri sarı renkli Hacer-i şems taşından olup, altı veya sekiz köşelidir. Kuzey duvarı 164, güneyi 146, doğusu 106 ve batısı 124 metre uzunluktadır. Ondokuz kapısı vardır. Bu kapıların dördü doğuda, üçü batıda, beşi kuzeyde, yedisi de güneydedir.
İbrâhim aleyhisselâm Kâbe-i muazzamayı inşâ ettiği zaman etrafında herhangi bir yapı yoktu. Mekke’de yerleşen Cürhüm kabîlesi ile diğer kavimler de Kâbe’ye hürmet için, ev yapmadılar. Peygamber efendimizin dedelerinden olan Kusay zamanında, Kâbe-i muazzamanın etrafında evler yapıldı. Kusay, Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinin toplanarak, umûma ait işlerin görüşülüp karara bağlandığı, Dâr-ün-Nedve denilen bir hükümet konağı yaptırdı. Bu binanın yeri şimdiki Rükn-i Şâmî adlı köşenin karşısında bulunan ve tavaf mahallinin içinde kalan yerdir. Kureyş kabilesine mensûb kimseler daha sonraları pek çok ev yaptılar. Böylece Kâbe’nin etrafında Mekke şehri meydana geldi.
Peygamber efendimiz ve Hazret-i Ebû Bekr zamanında bugünkü Mescid-i Harâm’ın bulunduğu yerde hiç duvar yoktu. Kâbe-i muazzamanın etrafında bir meydancık ve kenarında da evler vardı. Hazret-i Ömer’in hilâfetinin ilk yıllarına kadar böyle devam etti.
Hazret-i Ömer, ziyaretçilerin çoğalması üzerine, Kâbe’nin etrafındaki evleri satın alarak Mescid-i Harâm’ı genişletti. Satmak isteyenlerin evlerinin bedelini ödedi, bağışlayanlarınkini karşılıksız istimlâk etti. Etrafını bir adam boyundan biraz engin olmak üzere bir duvarla çevirdi. Duvarlar üzerine lâmbalar koydurdu. Böylece Hazret-i Ömer, Kâbe’nin etrafını duvarla çeviren ve Mescid-i Harâm’ı duvar içine alan ilk halîfe oldu. Hazret-i Osman halîfe olunca, Mescid-i Harâm’ı genişletmek için, istimlâke girişti. Civardaki evleri satın alarak yıktırdı ve mescidi genişletti. Hazret-i Osman mescidi genişletince ilk olarak gölgelikler, revaklar yaptırdı. Hazret-i Ali zamanında herhangi bir değişiklik olmadı. Hazret-i Muâviye halîfe olunca, 664 (H.44)’de Metâf-ı şerîfin yâni tavaf yerinin etrafına kandiller yerleştirdi ve bunların yağlarını koymayı usûl hâline getirdi. O târihe kadar Mescid-i Haram’da minber yoktu. Aynı sene içinde üç basamaklı bir minber yaptırıp üzerinde hutbe okudu. Hazret-i Muâviye’nin vefâtından sonra oğlu Yezîd’e bî’at etmeyip, Mekke’de halîfeliğini îlân eden Abdullah bin Zübeyr (r.anh), yanan ve harâb olan Kâbe’yi, İbrâhim aleyhisselâmın plânına uygun şekilde yaptırdı. Kâbe-i muazzamanın batı duvarında bir kapı açtı. O zamana kadar kumla döşeli olan Mescid-i Harâm’daki tavâf yerinin tabanını da, Kâbe’nin binasından artan taşlar ile döşetti. Mescid-i Harâm’ın etrafındaki evleri istimlâk edip genişletti. Haccâc-ı Zâlim, Abdullah bin Zübeyr’i şehîd edince, onun yaptırdığı Kâbe binasının kuzey duvarını yıkıp bir mikdâr içeri çekti. Burada meydana gelen ve Hatîm denilen boşluğu tavaf edenlerden muhafaza için yarım dâire biçiminde küçük bir duvar yaptırdı. Abdullah bin Zübeyr’in, Kâbe’nin batı duvarından açtığı kapıyı kapattı. Emevî halîfelerinden Abdülmelik bin Mervân, Mescid-i Harâm’ı tamir ettirdi ve tavaf yerini aydınlatmak için Zemzem-i şerîf yanına büyük bir kandil astırdı. Velid bin Abdülmelik de, Mescid-i Harâm’ı genişleterek taş ve mermerden sütunlar, bunların üzerine ahşâb tavan yaptırdı. Mescidin tabanını mermerle döşetti. Ayrıca Emevîler devrinde her namaz vakti bitiminde Kâbe-i muazzamaya ve Metâf-ı şerîfe yâni tavaf yerine güzel bir koku sürülmesi için her vakitte bir rıtl koku te’min edilmesi usûl hâline getirildi. Bu usûl Cum’a günü iki, diğer günler bir rıtl olmak suretiyle Osmanlıların son zamanlarına kadar devam etmiştir. Bugün bu güzel âdet terk edilmiştir.
Abbasî halîfeleri de Mescid-i Harâm’a hizmet ettiler. 756 (H.139) senesinde hac için Mekke’ye gelen ikinci Abbasî halîfesi Mensur, Hatîm’in ve tavaf yerinin siyah taşlarla döşendiğini ve zeminin düzgün olmadığını görüp üzüldü. Siyah taşları söktürüp hem Hatîm’in duvarlarını yaptırdı, hem de tavaf yerinin zemînini mermerle döşetti. Mescid-i Harâm’ı genişletip, ilk olarak Bâb-ül-umre minâresini yaptırdı. Tamir ettirdiği de rivayet edilir. Safa tepesinin üzerine oniki kademeli, Merve tepesi üzerine taştan onbeş kademeli kemer yaptırdı.
Abbasî halîfelerinden Mehdî halîfe olunca, Mescid-i Harâm’ın etrafındaki bir kısım evleri istimlâk edip, mescidin sahasını genişletti. Gerek tavaf yerinin mermerlerinden, gerekse Hatîm’in duvarlarından tamire muhtaç olanları tamir ettirdi. Bâb-üs-Selâm minâresini ve Makâm-ı İbrâhim’in muhafazasını bir çok altın sarf ederek yeniden yaptırdı. Bâbü Ali minâresini de tamir ettirdi. Ayrıca Şam’dan getirttiği mermerlerden mescidin etrafına direkler diktirdi. Bu direkler arasına duvarlar çektirdiği gibi, Bâb-ül-Vedâ minâresini de yaptırdı.
Hârûn-ür-Reşîd de, Mescid-i Harâm’a hizmetlerde bulundu. Çeşitli tamir faaliyetlerinden başka Hazret-i Muâviye tarafından yaptırılan üç basamaklı minberi kaldırıp, Mısır valisinin yaptırdığı minberi yerine koydurdu. Halîfe Vâsık-billah tarafından 845 (231) senesinde Metâf-ı şerîfin yâni tavaf yerinin etrafına on adet ahşap direk diktirip, her iki direğin arasına sekizer adet büyük avize astırdı. Bu târihten îtibâren Metâf-ı şerîfin iç tarafı iyice aydınlandı. Halîfe Mütevekkil ve Mühtedî-billah da, Makâm-ı İbrâhim’in muhafazasının tamir ve tezyini için çok gayret sarf ettiler. Halîfe Müstencid-billah da 1163 (H.559)’da Metâf-ı şerîfi tamir ettirdi. Bütün mermerleri söktürüp yeniletti. Diğer Abbasî halîfeleri de Mescid-i Harâm’ın tamir ve bakımıyla ilgili çeşitli hizmetlerde bulundular.
Mısır ve Suriye’de hüküm süren Memlûklüler zamanında da Mescid-i Harâm’a önemli hizmetlerde bulunulmuştur.
Memlûklü hükümdarı Ez-Zâhîr Rükneddîn Birinci Baybars zamanında dört mezhebe mensûb olan cemâate namaz kıldıran imâmlar için makamlar yaptırıldı. Nasîrüddîn Muhammed bin Kalâvun zamanında tavaf yerinin etrafında bulunan aydınlatma kandillerinin asılacağı direk sayısı on iken otuzikiye, direkler arasına asılan kandil sayısı da 196’ya çıkarıldı. Makâm-ı İbrâhim’in muhafazasını değiştirip bir tarafına ismini yazdırdı.
Memlûklü hükümdarı Nasîrüddîn Hasan zamanında Metâf-ı şerîfin etrafındaki direkler taştan yapıldı. 1349 (H.750) yılındaki kuvvetli bir fırtına bu direkleri tamamen yıktıysa da tekrar yaptırıldı. Daha sonra bu direkler tunçtan yaptırıldı. 1369 (H.771) yılında kendiliğinden yıkılan Bâb-ül-Vedâ minâresi, Memlûklü hükümdarı El-Eşref Nasîrüddîn bin Şa’bân tarafından inşâ ettirildi. Aynı hükümdar Mescid-i Harâm’ın minberini de yeniden yaptırdı. 1394 (H.797)’de Zahir Seyfeddîn Berkûk tarafından da minberi şerîf tekrar yaptırıldı. 1399 (H.802)’de Sultan Ferec bin Berkûk, Safa ve Merve kemerlerini yeniledi. 1407 (H.810)’da Makâm-ı İbrâhim’in etrafında bulunan şebekenin kubbesi içine kafes yaptırıldı. Sultan Zahir Çakmak, bu kubbenin üzerini kurşunla kaplattı. 1415 (H.818)’de Sultan Müeyyed Seyfeddîn, Harem-i Şerîfin minberini yeniledi. 1434 (H.838)’de Mescid-i Harâm’ın Bâb-üz-Ziyâde minâresi, Melik Eşref Barsbay tarafından yıktırılıp tekrar yaptırıldı. Sultan Seyfeddîn Kayıtbay, Mescid-i Harâm’ın dışına bir medrese ile bunun Harem-i Şerîf tarafındaki kapısı üzerine Kayıtbay Minâresini yaptırdı. Mescid-i Harâm’ın minberini değiştirdi. Memlûklü hükümdarı Kansu Gavri, 1511 (H.917)’de Mescid-i Harâm’ın îcâb eden yerlerini tamir ettirdi. Makâm-ı İbrâhim’in kubbesinin üzerini kurşunla tekrar kaplattı. Mescid-i Harâm’ın dışında bâzı ikâmet yerleri ve bunlara bağlı olarak hela, banyo ve su depoları yaptırarak vakfetti. Bâb-ı İbrâhim ilâvesinin iç kısmına iki taraflı olarak fakirlerin ve sâlhlerin kalacakları altlı-üstlü küçük odalar yaptırdı. Ayrıca bu kapının yanına sarnıçlı bir sebil de inşâ ettirdi.
Mekke-i mükerreme ve Medîne-i münevvere 1517 (H.922)’de Osmanlıların idaresi altına girdikten sonra, Osmanlı sultânları da Mescid-i Harâm’ın tamir ve tezyini için üstün gayret sarf ettiler. Yavuz Sultan Selim Hân, Hâkim-ül-Haremeyn diye hitâb edilince, kendisinin Hâdim-ül-Haremeyn, yâni bu mübarek beldelerin hizmetçisi olduğunu bildirdi. Bu anlayışla hareket ederek Mescid-i Harâm’a pek çok hizmetler yaptı.
Yavuz Sultan Selim Hân, Mısır’ı fethedince, hâkimiyeti altına giren Mekke’ye, Muslihiddîn Bey’i gönderdi. Memlûklüler zamanında yangın geçiren ve bir kaç defa tamir edilmiş olan Mescid-i Harâm’ın genişletilmesini, tamir ve tezyinini emretti. İstanbul’da büyük ihtimamla dokuttuğu özel kumaştan her sene Kâbe’nin örtüsünü değiştirtti. Dört mezhebin imâmlarına mahsûs makamları yeniden yaptırdı. Mescid-i Harâm’ın tamire muhtaç yerlerini tamir ettirdi. Mekke ahâlisine ve Mescid-i Harâm’ın bakım ve tamiri için çokça Osmanlı lirası gönderdi. Duvarlarının yıkılıp yenilenmesini ve tavanın taş kubbelerle örtülmesini emretti. Fakat bu istekleri yerine getirilemeden vefât etti.
 Yavuz Sultan Selim Hân’ın vefâtından sonra, tahta geçen oğlu Kânûnî Sultan Süleymân Hân, babasının başlattığı inşâ ve îmâr faaliyetlerini sürdürdü. Harem-i Şerîfe 1549 (H.856)’da mermerden, süslü bir minber inşâ ettirdi. Mescid-i Harâm’ın içinde bulunan tavaf yerinin mermelerini değiştirdi. Hicr-i İsmâil denilen yeri yeniden yaptırdı. Kâbe-i muazzamanın kapısını yeniledi. Mescid-i Harâm’ın revaklarının inşâsını başlattı ve Bâbü Ali ile Süleymâniye minârelerini, Osmanlı üslûbunda gayet güzel yaptırdı. Hanefîlere ait makamı yeniden inşâ ettirdi ve Beytullah’ın kandillerinin konulacağı bir depo ile Bâbü İbrâhim Ziyâdesinin sütunlarını mermerden yaptırdı. Makâm-ı İbrâhim’in kubbesini ve sandukasını yeniledi. Şebekeyi teşkil eden demir kafesleri bakırdan yaptırdığı gibi, Mescid-i Harâm’ın dışına bir de medrese yaptırdı ve buradaki revakların yapımı devam ederken vefât etti. Yerine geçen oğlu İkinci Selim Hân, ahşap kubbeler ile gölgelikleri yıktırıp, yerlerine mermer direkler ve bu direkler üzerine gayet nefis süslemeli kubbelerin inşâsını başlattı. Bu inşâat için ikiyüzonbin Osmanlı altını tahsisat gönderdi. Fakat inşâat bitmeden vefât etti. Mescid-i Harâm’ın inşâasında kullanılan mermerlerin hepsi Mısır’dan getirildi. Mescid-i Harâm’ın dört tarafını çeviren bu muhteşem bina dört duvar üzerine üç sıra kubbeli olarak inşâ edildi. Bu kısımda kırk kapı, yedi minâre ve beşyüz kubbe vardı.
İkinci Selim Hân’ın oğlu Üçüncü Murâd Hân tarafından da, Mescid-i Haram için çokça tahsisat ayrıldı ve üzeri çeşitli motiflerle süslenmiş, altından üç kandil gönderildi. Daha sonra som altından bir kandil daha gönderildi. Sultan Birinci Ahmed Hân da üç kandil gönderdiği gibi, 1610-1611 (H.1019-1020) senesinde Kâbe-i muazzamanın altın oluğunu yeniledi ve Mescid-i Harâm’ın bâzı kısımlarını tamir ettirdi. Zemzem kuyusunun kapısına bir demir kafes yaptırdı. 1629 (H.1039) senesindeki şiddetli yağmurdan seller sebebiyle Kâbe-i muazzama yıkılmış, Mescid-i Haram hasar görmüştü. Dördüncü Murâd Hân’ın emriyle aynı sene içinde Kâbe-i muazzamanın binası yeniden yapıldı ve Mescid-i Haram tamir edildi. Makâm-ı İbrâhim’in muhafazası yenilendi. İkinci Mustafa Hân zamanında Mescid-i Harâm’da bâzı tamirlerde bulunuldu. Hacer-ül-Esved’in muhafazası yenilendi. Sultan İkinci Ahmed Hân zamanında Metâf-ı şerîfin mermerleri tamir edildi. Birinci Mahmûd Hân tarafından Mescid-i Harâm’a kıymetli bir şamdan hediye gönderildi. Üçüncü Mustafa Hân da, Mescid-i Harâm’a gelen su yollarını tamir ettirdi. Birinci Abdülhamîd Hân devrinde de Mescid-i Harâm’da önemli tamirler gerçekleştirildi. Zemzem kuyusu üzerindeki Şafiî makamını, Makâm-ı İbrâhim’i güzel bir şekilde tamir ettirdi. Bâb-ül-Umre minâresini yeniden yaptırdı. Sultan İkinci Mahmûd Hân da Mescid-i Harâm’ın tamire muhtaç yerlerini tamir ettirdi. Metâf-ı şerîfin etrafındaki direklerin sayısını otuzbeşe, kandillerin sayısını da ikiyüzona çıkardı. 1837 (H.1253) senesinde Kâbe-i muazzamanın üzerinde bulunan bâzı mermerleri yeniletti ve yerlerine İstanbul’dan giden mermer sütunları koydurdu.
Sultan Abdülmecîd Hân da bâzı tamirlerde bulundu. Mizâb yâni Kâbe-i muazzamanın oluğunu İstanbul’da altından yaptırarak, Mekke’ye gönderdi. Oradaki eski oluğu İstanbul’a getirtti. Bunu Sultan Abdülazîz Hân’ın hizmetleri tâkib etti.
Osmanlı sultânlarından İkinci Abdülhamîd Hân da, 1879 (H.1297)’de tavaf yerinin mermerlerini, Kâbe-i muazzamanın tabanının taşlarını ve Kâbe-i muazzamanın tavanındaki bâzı kirişleri yeniletti. Makâm-ı İbrâhim’in muhâfazasını ve kilidini gümüşten yaptırdı. Makâm-ı İbrâhim ile Bâbü İbrâhim’in boya ve nakışlarını yeniden yaptırdı. Mescid-i Harâm’da Kâbe-i muazzamanın eşiğinde yakılmak üzere gümüşten yedi şamdan ve buhurdanlıklar gönderdi. Harem-i Şerîfin zeminini mükemmel bir surette tamir ettirdi. Mescid-i Harâm’ın binasındaki bâzı sütunları ve Bâbü Ali kapısı tarafındaki kubbelerden bâzılarını ve bütün kubbe altlarındaki mermer döşemeleri yeniletti. 1881 (H.1299)’da Kâbe-i muazzamanın doğusundaki Zemzem kuyusunun Bâbü Ali kapısı tarafındaki geçmiş asırlardan kalan ve birisi kütüphâne diğeri muvakkıthâne olarak kullanılan kubbeler yıkılarak, kütüphâne, Süleymâniye Medresesi’ne; muvakkıthâne ise Bâbü Ali kapısı bitişiğindeki cadde üzerine nakledildi. Bu kubbelerin yerine kum döşetilerek Mescid-i Harâm’ın alanı genişletildi. Dört mezhebin imamlarının makamları da bir hizaya alınarak yeni düzenlemeler yapıldı. Kubbe altlarını ise gayet nefis bir şekilde süslettirdi. Makâm-ı İbrâhim ve Zemzem kuyusunun boya ve nakışları değiştirildi. Safa ve Merve tepeleri üzerindeki kemerleri tamir ettirdi. Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar Mescid-i Haram bu şekilde kaldı. 
Mekke ve Medîne’nin Osmanlı hâkimiyetinden çıkmasından sonra idareye hâkim olan Suûdoğullarından Melik Faysal, 1955 (H.1375) senesinde Mescid-i Harâm’ın genişletme çalışmalarına başladı. Osmanlılar tarafından tek katlı olarak yaptırılan üç sıra kubbeli bölümlerin etrafındaki evler ve dükkânlar tamamen yıkıldı. Önce Safa ile Merve tepelerinin arasındaki Mes’a’nın (Sa’y yerinin) üzerine 395 metre uzunluğunda ve 20 metre eninde bina yapıldı; Safa ve Merve de mescid dâhiline alındı. İki katlı yapılan bu binanın birinci katının yüksekliği 12 metre, ikinci katınınki 9 metredir. Safa ve Merve tepeleri üzerindeki kemerleri yıktırıp dairevî basamaklar yaptırdı. Mescid-i Harâm’ın diğer taraflarına da biri bodrum olmak üzere üç kat bina yapıldı. Bu kısmın üstü düz beton olup, kubbeli değildir. Bu tamir sırasında Osmanlılar zamanında yaptırılan ve Kâbe-i muazzamadan yüksek olmayan kubbeli kısma dokunulmadı. Bu kısmın kubbeleri ve direkleri bütün tazeliğini ve canlılığını muhafaza ederek ayakta durmaktadır. Ancak değişik üslûpları ve değişik devirlerin târihî özelliklerini taşıyan güzelim minâreler yıkılarak, Mescid-i Harâm’ın yeni yapılan kısmının duvarları üzerine, mîmârî özelliği olmayan köşeli minâreler yapıldı. Mescid-i Harâm’ın dahilinde de bâzı değişiklikler yapıldı. Bu tamir sırasında genişletmek bahanesi ile o târihî İslâm eserleri yıkılıp yok edilerek, yalnız maddî kıymeti fazla olan şeyler yapıldı. Suûdoğullarının bu genişletme çalışmaları, 1973 (H.1393) senesinde tamamlandı. Bütün genişletmeler ve ilâvelerle birlikte Mescid-i Harâm’ın genişliği 160.000 metrekare oldu.
Mescid-i Harâm’ın; dördü doğuda, üçü batıda, beşi kuzeyde ve yedisi de güneyde olmak üzere ondokuz kapısı vardır.
A- Doğu Kapıları:
 1- Bâb-üs-Selâm: Bâbu Benî Şeybe adı da verilir. Hac için Mekke-i mükerremeye giden, halîfeler ve bilhassa Mekke-i mükerreme şerîfleri, Mescid-i Harâm’a bu kapıdan girip çıktıkları için bu isim verilmiştir.
2- Bâb-ün-Nebî: Bu kapıya, Bâbün-Nisâ veya Bâb-ül-Cenâiz adı da verilir. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Hazret-i Hadîce’nin evine dâima bu kapıdan gitmeyi âdet edindikleri için Bâb-ün-Nebî adı verilmiştir.
3- Bâb-ül-Abbâs: Peygamber efendimizin amcası Hazret-i Abbâs’ın evinin karşısına tesadüf ettiği için bu isimle anılmıştır.
4- Bâbü Ali: Bu kapı Bâbü Benî Hâşim diye de bilinir.
B- Güney Kapıları: 
1- Bâbü Bâzan: Aynü Bâzân denilen kuyuya yakın olduğu için bu isimle meşhûr olmuştur. Câhiliye devrinde Bâbü Benî Âiz diye de zikredilirdi.
2- Bâbü Bağle: Bu kapıya Asr-ı seâdette Bâbü Benî Süfyân bin el-Esed ve Bâbü Hayâtin de denirdi.
3- Bâb-üs-Safâ: Safa tepesi tarafındaki kapı olup, Bâbü Benî Mahzûm da denir. Harem-üş-Şerîf’in Bâbü Muallâdan sonra en büyük kapısıdır.
4- Bâbü Ceyyâd: Bu kapının ismi halk arasında Bâbü Ceyyâd-ı Sagîr diye de bilinir.
5- Bâbü Mücâhid: Bu kapıya Bâbür-Rahme adı da verilir. Gerek bu kapı, gerekse Bâbü Ceyyâd, Câhiliyye devrinde Benî Mahzûm kabilesine mensûb kişilerin girip çıktığı kapılar idi.
6- Bâbü medrese-i Şerîf-i Aclân: Bâbü Benî Temîm veya Bâb-ül-Alâkayn isimleriyle de bilinen bu kapı, Hasen bin Aclân’ın yaptırdığı medreseye bitişik olduğundan bu isimle anılmıştır.
7- Bâbü Ümmü Hânî: Bâb-ül-Urûc, Bâbü Ceyyâd-ı Kebîr, Bâbü Ebî Cehl gibi adlarla da bilinen bu kapı, Peygamber efendimizin amcasının kızı olan Ümmü Hânî’nin evi tarafında olduğu için bu adı almıştır. Ümmü Hânî’nin (r.anhâ) evi, bu kapının sol tarafında ve güney tarafında idi. Daha sonra bu evin arsası üzerine medrese yaptırılmıştır. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi vesellem bu evde istirahat buyurdukları sırada Mîrâc mucizesi vuku bulmuştu.
C- Batı Kapıları:
 1- Bâbü Harûra: Mekke emirlerinden Vekî’ bin Seleme’nin annesinin ismidir. Vekî’, vefât eden annesini bu kapının karşısındaki bir yere defnettiğinden, burası Bâbü Harûra diye anılmıştır. Bâbü Benû Hakem bin Hıram, Bâbü Benî Zübeyr bin Avvâm ve Bâbü Hırâmiyye gibi isimlerle de anılan bu kapı, hacıların Tavâf-ı vedâ’yı îfâ ettikten sonra bu kapıdan çıkmaları sebebiyle daha sonraki devirlerde Bâb’ül-Vedâ diye meşhûr oldu.
Bâzı târihçiler, bu kapının bulunduğu yerde câhiliyye devrinde Harûra adlı bir çarşının bulunduğunu, Mescid-i Haram genişletilince yerinin Harem-üş-Şerîfe dâhil edildiğini, Bâb-ül-Vedâ minâresinin bu çarşının arsası üzerine yapıldığını, böylece buradaki kapıya Bâbü Harûra denildiğini bildirmişlerdir.
2- Bâbü İbrâhim: Bu kapı, Bâb-ül-Hayâtîn diye de bilinir. İbrâhim Ebû Ebeyde-i Bekrî adında bir kimse bu kapı yanında uzun müddet terzilik yaptığı için, onun ismine izafeten Bâbü İbrâhim denilmiştir. İbrâhim aleyhisselâmın ismine izafeten bu isimle anıldığını bildiren âlimler de vardır.
3- Bâb-ül-Ümer: Eski ismi Bâbü Benî Sehm olan bu kapıya; umre için ihrama girmek üzere Ten’im vadisine giden hacılara Harem-üş-Şerîfe bu kapıdan girip çıktıkları için, Bâb-ül-Umer veya Bâb-ül-Umre denilmiştir.
D- Kuzey Kapıları: 
1- Bâb-üs-Sidde: İslâmiyetin ilk devirlerinde Bâbü Amr bin As veya Bâb-ül-Atîk diye bilinen bu kapıya bugün Bâb-üs-Sidde denilmektedir.
2- Bâb-ül-Icle: Bu kapı, Abd-ül-Besît Medresesi bitişiğinde bulunduğu için Bâb-ül-Besîtiyye diye de bilinir.
3- Bâb-ül-Kutbî: Bâb-üz-Ziyâde-i Nedve’nin batı tarafındadır. Tamir ve yenilemeye ihtiyâcı olmadığından eski hâli üzere kalmıştır.
4- Bâb-üz-Ziyâde-i Nedve: İlk devirlerde Bâbü Dâr-i Benî Şeybe bin Osman adıyla bilinirdi. Medâris-i Erbea-i Süleymâniyye emirliğinde bulunan Kasım Bey, bu medreseleri yaptırdığı sırada Bâb-üz-Ziyâde-i Nedve’yi de tamir ve tezyîn ettirmiştir.
5- Bâb-üd-Derîbe: Bâb-üs-Selâm’ın yakınında ve Süleymâniye Medresesi’nin bitişiğindedir. Bu kapılar zaman zaman tamir ve tadîlâta uğramışlardır. 
Mescid-i Harâm’ın yedi minâresi vardır:
1- Bâb-ül-Umre Minâresi: Mescid-i Harâm’ın Bâb-ül-Umre kapısının yanında bulunan minâredir. İlk olarak kim tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Abbasî halîfelerinin ikincisi olan Ebû Ca’fer Mensur tarafından tamir ettirilmiştir. Bâzılarına göre, bu minâreyi ilk defâ 756 (H.139)’da bu halîfe yaptırmıştır. Daha sonraki devirlerde çeşitli tamir ve değişiklikler geçirmiştir.
2- Bâb-üs-Selâm Minâresi: Bâbüs-Selâm kapısının yanındaki minâredir. İlk olarak kim tarafından yapıldığı belli değildir. Abbasî halîfelerinden Mehdî bin Mensur, 778 (H.162)’de Mescid-i Harâm’ı genişletince, bu minâreyi iki şerefeli olarak yeniden yaptırdı. Çeşitli tâmirat ve değişiklikler geçirerek, günümüze kadar gelen bu minârenin, ilk defa Halîfe Mehdî tarafından yaptırıldığını bildiren târihçiler de vardır.
3- Bâbü Ali Minâresi: Hazret-i Ali’nin ismine nisbetle Bâbü Ali diye anılan kapının yakınında bulunan bu minârenin ilk bânîsi bilinmemektedir. Ancak ilk şekli tek şerefeli idi. Abbasî halîfesi Mehdî, 778 (H.162)’de Bâb-üs-Selâm minâresini yeniden yaptırdığı sırada, bu minâreyi de tamir ettirdi. Zamanın ilerlemesiyle harâb olan bu minâre, Osmanlı sultânı Kanunî Sultan Süleymân Hân tarafından yıktırılarak, Hacer-i Şems denilen sarı taş ile iki şerefeli olarak Osmanlı minâreleri biçiminde yeniden yaptırıldı.
4- Bâb-ül-Vedâ Minâresi: Bâb’ül-Vedâ kapısının yanında bulunan bu minâre, ilk olarak Abbasî halîfesi Mehdî tarafından iki şerefeli olarak yaptırıldı. Daha sonra tâmirat geçiren bu minâre, 1369 (H.771) senesinde kendiliğinden yıkıldı. Bu sırada Memlûklü hükümdarı olan Eşref bin Şaban aynı sene içinde yeniden yaptırmaya başladı ve 1370 (H.772)’de tamamlandı. 1575 (H.983) senesinde Osmanlı sultânı Üçüncü Murâd Hân zamanında tekrar tamir edildi.
5- Bâb-üz-Ziyâde Minâresi: Ziyâde-i Bâb-ün-Nedve kapısı yanında bulunan minâre, ilk olarak Ziyâde-i Nedve’yi yaptıran Abbasî halîfesi Mu’tedidbillah tarafından iki şerefeli olarak yaptırıldı. Bu minâre 1434 (H.838) senesinde Memlûklü sultânı Melik Eşref Baybars tarafından yıktırılarak yeniden yaptırıldı. 1575 (H.983)’de Osmanlı sultânı Üçüncü Murâd Hân, mükemmel bir şekilde tamir ve tezyin ettirdi.
6- Sultan Kayıtbay Minâresi: Bu minâre, Memlûklü sultânı el-Eşref Seyfeddîn Kayıtbay tarafından inşâ edilen Sultan Kayıtbay Medresesi’nin Harem-i Şerîfe bakan kapısının kemeri üzerine çok güzel ve süslü bir şekilde iki şerefeli olarak yaptırılmıştır.
7- Süleymâniye Minâresi: Bâb-üs-Selâm kapısı ile Bâb-üz-Ziyâde-i Nedve kapısı arasındaki Süleymâniye Medresesi’ne bitişik olarak, Osmanlı sultânı Kanunî Sultân Süleymân Hân tarafından 1565 (H.973) senesinde yaptırılmıştır. Mescid-i Harâm’ın en son yapılan minâresi budur. Diğer minârelerinden daha ince ve daha yüksek olup, üç şerefeliydi. Hacer-i Şems denilen sarı taştan yapılmış ve kırmızı altunla tezhib ve tezyîn edilmişti.
Bu yedi minâre, Osmanlıların son zamanlarına kadar yukarıda bildirildiği gibi, çeşitli tamir ve tezyîn çalışmalarıyla devam etmiştir. Osmanlılardan sonra, çeşitli mîmârî tarzlarını gösteren bu güzel minâreler yıktırılarak hepsi tek tipte, iki şerefeli ve köşeli bir şekilde yaptırılmıştır.
Osmanlılar zamanında Mescid-i Harâm’ın etrafında bulunan bu yedi minârenin hepsinden günde beş vakit namazda ezan okunurdu. İlk zamanlar Harem-i Şerîfin başmüezzini Bâb-ül-Umre minâresinde bulunur, ezana önce o başlar, daha sonra diğer müezzinler, ona uyarak, ezân-ı Muhammedî’yi okurlardı. Sonraki devirlerde başmüezzin Bâb-üs-Selâm minâresinden ezan okumaya başladı. Son zamanlarda ise başmüezzin Bâb-ül-Vedâ minâresinden ezan okurdu. Asırlardır devam eden bu güzel âdet şimdi kaldırılmıştır.
Mescid-i Harâm’ın içindeki diğer kısımlar ise şunlardır:
Kâbe-i muazzama: (Bkz. Kâbe).
Makâm-ı İbrâhim: İbrâhim aleyhisselâmın Kâbe-i muazzamayı bina ederken iskele yerine kullandığı ve üzerine bastığı mübarek taşın adıdır. Bu taş, Kâbe-i muazzamanın kapısı karşısında bir muhafaza içerisinde olup, ziyaret edilmektedir.
İbrâhim aleyhisselâm, Allahü teâlânın emriyle Kâbe-i muazzamayı, oğlu İsmail aleyhisselâmla birlikte bina etmeye başladı. İsmail aleyhisselâm taş taşıyor, İbrâhim aleyhisselâm da duvar örüyordu. Temel duvarları yükselip, duvarlara yetişmek güçleşince, İsmail aleyhisselâm babasına merdiven vazifesi görmek üzere bir taş getirdi. İbrâhim aleyhisselâm bu taşın üzerinde durarak, duvarlarını tamamlamaya çalıştı. Bu taşın üzerine bastıkları zaman, mucize olarak, hamur gibi yumuşayıp, mübarek ayakları, topuklarına kadar taşın içine gömülürdü. Yere indiğinde bu taş yine eski hâlini alır, fakat mübârek ayak izleri bu taşın üzerinde kalırdı. Bu mübarek taş diğer taşlara benzemeyip, üzerinde yer yer siyaha, bâzan sarıya yakın damarlar vardır. Bu taşın rengi ham şeker rengine yakın ise de, dünyâda öyle latif renkte bir taşa rastlanmamıştır.
İbrâhim aleyhisselâmdan beri hürmet gösterilen bu mübarek taş, Kâbe duvarının bitişiğinde bulunuyordu. Mekke’nin fethine kadar Kâbe-i muazzamanın bitişiğinde, Kâbe kapısının sağ tarafında bulunan Makâm-ı İbrâhim, Mekke’nin fethinden sonra, Peygamber efendimiz tarafından alınarak bugünkü yerine kaldırıldı. Bu taş, daha sonra bir muhafaza içine alındı. Bu muhafazanın hangi târihte ve kimin emriyle yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Bu ilk muhafaza, ahşâb parmaklıklar üzerine yaptırılmış bir gölgelikten ibaretti. Hazret-i Ömer zamanında gelen bir sel, bu muhafaza ile Makâm-ı İbrâhim’i götürmüştü. Hazret-i Ömer, onu bulup yerine yerleştirdi ve üzerine bir muhafaza yaptırdı. İbrâhim aleyhisselâmın mübarek ayak izlerinin üzerinde bulunduğu bu taşın altında, taştan örülmüş bir kısım ve bu kısmın üstünde de bir sanduka vardır. Bu sanduka ve dışındaki muhafaza çeşitli zamanlarda yenilenerek veya tamir edilerek zamanımıza kadar gelmiştir.
Bekara sûresinin; “Ve o vakit, Kâbe’yi insanlar için bir sevâb ve emniyet yeri yapmıştık. Ey mü’minler! Siz de Mescid-i Haram’daki Makâm-ı İbrâhim denilen yerde namaz kılın!” meâlindeki yüzyirmibeşinci âyetinde zikredilen Makâm-ı İbrâhim’in burası olduğunu bildiren âlimler olmuştur.
Peygamber efendimiz salallahü aleyhi ve sellem, Allahü teâlânın Makâm-ı İbrâhim’in arkasında iki rek’at namaz kılan kimsenin geçmiş günahlarının af edileceğini ve mahlûkâtından namaz kılanların adedince hasene ihsan edeceğini, kendilerine emân berâtı verileceğini Cebrail ve Mikâil aleyhimüsselâmın kıyamet gününe kadar o kimseler için istiğfara devam etmelerini emr ve ferman eyleyeceğini haber verdi. İlk zamanlar Makâm-ı İbrâhim’in muhafazası olan gölgeliğin kapısı açık olup, herkes o mübarek taşa yüzünü sürerek ziyaret ederdi. Daha sonra Makâm-ı İbrâhim’in parçalanacağı ve yok olacağı endişesiyle bir kubbe altına alındı. Etrafındaki ağaç parmaklıklar demirden yapıldı.
Makâm-ı İbrâhim’in arkası ve Minber-i şerîf ile Zemzem kuyusunun arası da duaların kabul olunduğu mübarek bir yerdir. Burada Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem namaz kılıp dua buyurmuşlardır. Bu mübarek kısım Harem-i Şerîf minberinin sol tarafına tesadüf etmektedir. Bugün burasının üzerinde bir gölgelik mevcûddur. Burada istendiği zaman namaz kılıp dua etmek, izdiham sebebiyle, kolay olmamakta ise de, biraz bekleyince mümkün olmaktadır. Seher vakitlerinde burada yapılan duaların hemen kabul olunacağı, âlimler arasında meşhûr olarak söylenir.
Metâf-ı şerîf (Tavaf yeri): Kâbe-i muazzamanın dört tarafını çeviren, tavaf için ayrılmış kaldırımdır. Tabanı mermerle kaplıdır. Bu kısmın etrafında aydınlatma için dikilmiş direkler vardır. Hacılar umumiyetle bu kısımda tavaf etmek isterler.
Hatîm: Kâbe-i muazzamanın kuzey duvarı üzerinde bulunan Altın oluğun altında ve hizasında kavis (yarım dâire) şeklindeki duvar ile Kâbe arasında kalan ve Kâbe’den kabul edilen yerdir. Tavaf, Hatîm’in dışından yapılır.
Bu kısmın, Kâbe-i muazzamadan olduğunu, Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem bildirmiştir. Peygamber efendimiz zamanında bu kısmın dışında bir duvar vardı. Dört halîfe devrinde de bu şekilde kaldı. Abdullah bin Zübeyr’in (r.anh) Mekke’de halîfeliğini îlân ettiği sırada çıkan bir yangın sonucu Kâbe-i muazzama harâb oldu. Abdullah bin Zübeyr onu, Peygamber efendimizin bildirdiği ölçüde ve bugünkü Hatîm denilen yeri de içine alacak şekilde yeniden inşâ etti. Abdullah bin Zübeyr’i şehîd eden Haccâc bin Yûsuf, onun yaptığı binanın kuzey duvarını yıkıp, Kâbe-i muazzamanın binasını biraz içeri çekti. Burada ortaya çıkan boşluğu, tavaf edenlerden korumak için yarım dâire biçiminde duvar yaptırdı. Zaman zaman tamir edilerek günümüze kadar gelen bu duvarın iç kısmındaki boşluğun tabanı, mermerle kaplıdır. 
Hicr-i İsmâil (aleyhisselâm): Taht-ül-Mîzâb da denilen bu yer, Kâbe-i muazzamanın kuzey tarafında, Altın oluğun altında bulunan yarım dâire şeklindeki yeşil bir taşın bulunduğu İsmail aleyhisselâmın kabr-i şerîfine tekabül eden yerdir. Bir rivayete göre, bu taşın bir kısmı Beytullah’ın içindeydi. Kureyşliler, Kâbe-i muazzamayı yeniden yaptıkları zaman dışarıda bıraktılar. Hatîm denilen yerin diğer bir adının, Hicr-i İsmail olduğunu bildiren rivayetler de vardır.
Bir kimse, burada oturup gönülden dua ederse, duası kabul olunur ve anadan doğmuş gibi günahsız olur. Yine bir kimse burada iki rek’at namaz kılıp da secdede iken bir şeyin olması için dua ederse, emeline kavuşur diye rivayet olundu. Bu rivayetin sıhhatinde şüphe etmemelidir. Çünkü Kâbe-i muazzamanın kuzey duvarının iki köşesinden îtibâren Hatîme doğru altı zra’ kadar yerin Beytullah’dan olduğu hadîs-i sahîhle bildirilmiştir.
Diğer bir hadîs-i şerîfde bildirildiğine göre; bir kimse, Hicr-i İsmail’in Rükn-i Şâmi tarafında iki rek’at namaz kılar ise, yetmişbin geceyi ihya etmiş ve Beytullah’ı mebrûr ve makbul olarak kırk kerre tavaf eylemiş kadar ecir ve sevâb alır.
Hufre-i Ma’cen: Buraya Makâm-ı Cibrîl de denir. Yaklaşık iki metre uzunluğunda ve bir buçuk metre enindeki bu yer, Kâbe-i muazzamanın doğu duvarına bitişiktir. Bir ayaktan fazla derinliği vardır. Hazret-i İbrâhim, Kâbe-i muazzamayı yaparken çamurunu bu çukurda yoğurmuştu. Namaz farz kılındığı zaman, Cebrail aleyhisselâmın Resûlullah efendimize sallallahü aleyhi ve sellem, iki gün beşer vakit namaz kıldırdığı yer de burasıdır. Cebrail aleyhisselâm birinci gün beş vaktin ilk vaktinde, ertesi gün de beş vaktin sonunda gelip imâm oldu ve Peygamber efendimize namaz kıldırdı.
Bu kısmın bulunduğu yerde, göz hastalığına deva olan kırmızı bir taş vardır. Göz hastalığına tutulanlar ellerini bu kırmızı taşa mesh ederek gözlerine sürseler, şifâ bulurlar.
Bu taş, 1798 (H.1213) senesinde çalındı. Aynı sene içinde Mekke ahâlisine çeşitli hastalıklar ve kıtlık isabet edip, çok kimse öldü. Bir müddet sonra kaybolan taş, ölen bir kimsenin terekesinde bulunup yerine konuldu. Bu sebeple Mekke ahâlisi tutuldukları hastalık ve kıtlıktan kurtuldular. Taş hâlen mevcûddur.
Multezem: Kâbe-i muazzamanın kapısı ile Hacer-ül-Esved arasında kalan Kâbe duvarıdır. Burası, mübarek bir yer olup, tavafta yedi şavtı tamamlayanlar, buraya gelip göğüs ve sağ yanaklarını sürerek dua eder ve Kâbe-i muazzamanın kapısını öperler.
Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem; “Her kim Kâbe-i muazzamanın kapısı karşısında dört rek’at namaz kılsa, Allahü teâlâya bütün mahlûkâtın ibâdetini etmiş gibidir. Yetmişbin melek o kimse için istiğfar ederler” buyurdu.
Minber-i Şerîf: Makâm-ı İbrâhim’in kuzey tarafında, mermerden yapılmış, gayet süslü ve yüksek minberdir. Muâviye (r.anh) zamanına kadar, Mescid-i Harâm’da minber yoktu. Halîfe veya valiler Hicr-i İsmail’de ayakda durarak hutbe îrad ederlerdi. İlk olarak Hazret-i Muâviye tarafından üç basamaklı olarak yaptırılan bu minber, çeşitli zamanlarda yenilendi ve tamir edildi. En son ise Osmanlı pâdişâhı Kanunî Sultan Süleymân Hân tarafından gayet mükemmel ve süslemeli olarak mermerden yaptırılmıştır. Bu minber günümüze kadar gelmiştir.
Müstecâr: Kâbe-i muazzamanın batısında, Bâb-ı Mesdûd ile Rükn-i Yemânî arasında ve Mültezem’in karşısında olan mübarek bir yerdir.
Bâbü Mesdûd: Abdullah bin Zübeyr’in (r.anh) Kâbe-i muazzama duvarına açtığı kapıdır. Haccâc, Abdullah bin Zübeyr’i şehîd ettikten sonra, bu kapıyı kapatmıştır.
Makâmât-ı Erba’a: Dört mezhebe mensûb olan imamların namaz kıldırmalarına mahsûs Kâbe-i muazzamanın dört tarafında bulunan makamlardır. Dört mezhebe mensûb olan imamlar, beş vakit namazı müctehid imamların bildirdiği efdâl vakitlerde, bu makamlarda kıldırırlardı. Bu makamların hepsi de Metâf-ı şerîfin dışında idi.
 Bu makamların üzerindeki binaların ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemekte ise de, Memlûklü sultanlarından Baybars zamanında yaptırılması muhtemeldir.
Makâm-ı Hanefî: Beytullah’ın kuzey tarafında ve Altın oluğun karşısında idi.
Makâm-ı Şafiî: Kâbe-i muazzamanın doğusunda ve Makâm-ı İbrâhim’in arkasında idi.
Makâm-ı Mâliki: Kâbe-i muazzamanın batısında idi.
Makâm-ı Hanbelî: Beytullah’ın güneyinde idi.
Osmanlıların son zamanına kadar devam eden makamlar, bugün kaldırılmış olup, bu makamlara ait binalar bugün mevcûd değildir.
Safâ: Kâbe-i muazzamanın Ebû Kubeys tepesi tarafında bulunan küçük bir tepedir. Âdem Safiyyullah’ın, Mekke-i mükerremeye ilk geldiği sırada bu tepe üzerine inmiş olmasından dolayı bu isim verilmişti. Üzerine binaların yapıldığı bu tepe, günümüzde belli değildir. Sa’y için ilk olarak buraya gidilir. Safa tepesi ile Kâbe-i muazzamanın arası yüzaltmış, Safa ile Merve tepesi arası yediyüzaltmış arşındır.
Dua edecek kimse. Tâk-ı Safâ denilen kemerin üst kısmına kadar çıkıp, Beytullah’a yönelerek dua eder. Burada istenildiği zaman dua edilirse de, husûsî vakti ikindi üzeridir.
Merve: Kâbe-i muazzamanın doğu tarafında bulunan küçük bir tepeciktir. Havva validemizin Mekke-i mükerremeye ilk geldiği sırada bu tepeye inmesi sebebiyle, bu isim verilmiştir. (Mer’e=kadın) kelimesinin değişmiş şeklidir. Bu tepede bulunan sert taşlara merv denilmesi sebebiyle de bu ismin verildiği rivayet edilmiştir. Sa’y için Safâ’dan başlayan kimseler buraya gelir, Safa tepesine yönelerek dua ederler. Burada her zaman dua etmek mümkün ise de, husûsî vakti ikindi üzeridir.
Bu iki tepenin üzerinde Abbasî halîfesi Mensur zamanına kadar bina yoktu. Mensur, Safa tepesine oniki basamaklı, Merve’ye onbeş basamaklı taştan kemerler yaptırdı.
Mescid-i Harâm’ın bugünkü şekli, Kâbe-i muazzamanın onbirinci tamiri ile birlikte, onyedinci Osmanlı pâdişâhı Dördüncü Sultan Murâd Hân tarafından 1635 (H.1045)’de yapılmıştır. Osmanlılar döneminde Kâbe’ye hürmeten, Kâbe’den yüksek bina yapılmazken, Osmanlılardan sonraki devirde, Kâbe-i muazzamaya gerekli hürmet gösterilmemiş, Mescid-i Harâm’dan yüksek kısımlar ve daha yüksek bina ve oteller yapılmıştır.
Müslümanların kıblesi olan Kâbe-i muazzamanın etrafında bulunan ve hac ibâdeti için gidenlerin, Kâbe-i muazzamayı tavaf için döndükleri kısmı da içine alan Mescid-i Haram, Kâbe’den sonra, yeryüzünün en mübarek yeridir. Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem mîrâcı, bir gece Mescid-i Haram’dan, Kudüs’deki Mescid-i Aksâ’ya götürülmesi ve oradan göklere çıkarılması suretiyle vuku bulmuştur. Bunu Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmin İsrâ sûresi birinci âyetinde meâlen; “Her türlü noksanlıktan münezzeh olan O Allah’dır ki, kulunu (Muhammed aleyhisselâmı) gece Mescid-i Harâm’dan (Mekke’den) alıp, o etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götürdü. O’na âyetlerimizden (kudretimize delâlet eden alâmetlerden) gösterelim diye yaptık. O her şeyi işitir, her şeyi görür” buyurarak haber vermiştir. Bekara sûresi 125. âyetinde de meâlen; “Mescid-i Hârâm’daki Makâm-ı İbrâhim denilen yerde namaz kılın. Biz İbrâhim’e ve İsmail’e emr ettik ki, tavaf edenler ve rükû edenler, içinde oturanlar ve secde edenler için benim beytimi (evimi) temizleyin.” buyruldu. Peygamber efendimiz de; “Mescidimde (Mescid-i Nebî’de) kılınan namaz, başka yerlerde kılınan namazdan bin kat daha sevâbdır. Mescid-i Harâm’da kılınan namaz da benim mescidimdekinden yüz kat daha sevâbdır.” buyurarak, Mescid-i Harâm’ın kıymetini bildirmiştir.

 1) Mir’ât-ül-Haremeyn (Mir’ât-ı Mekke kısmı)
 2) Hulefâ-i Osmaniyyenin Harameyn’deki Eserleri
 3) Ahkâm-üs-Sultâniye
 4) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh. 226, 230, 324, 325, 326 
 5) Rehber Ansiklopedisi; cild-12, sh. 25
 6) Ahbâr-u Mekke

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Konya’da Tâceddîn adında evliyâyı ve hâllerini inkâr eden biri vardı.

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, yine yüksek mürşidine yazılmışdır. Kendisini çok sevenlerden Hâce Bürhânı gönderdiği ve onun ba’zı hâlleri bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası