Moğol asıllı bir ailenin çocuğu olarak 1835 yılında Hindistan’da Pencab eyâletine bağlı Kâdiyân’da doğdu. Çocukluğu ve gençliği burada geçti. İlk tahsîlini de burada tamamladı. İsmâilî fırkası mensubu idi. Çok kitap okudu. Azılı bir Ehl-i sünnet düşmanı olarak yetişti. Siyâlkut bölge mahkemesinde küçük bir me’mûr olarak çalıştı. Burada, müslüman, hindu ve hıristiyanlarla haşır-neşir oldu. İnsanların zayıf noktalarını iyice öğrendi. Hindistan’ı işgal edip sömürme arzusunda olan İngilizlerin dikkatini çekip, yakın takibe alındı. Bol para vererek kendilerine hizmet etmesini istediler. Memnuniyetle kabûl etti. Önce Behâî olarak ortaya çıkardılar. Müceddîd olduğunu iddiâ etti. Dağıttığı İngiliz paraları ile etrâfında bir hayli taraftar buldu. Ancak Ahmed Kâdiyânî’nin müceddidliği, İngilizlerin arzusunu tatmin etmedi. Zîrâ yeteri kadar taraftar bulamamıştı. Bu sırada İngilizler binlerce insanı öldürerek Hindistan’ı işgal ettiler. Mirza Gulâm Ahmed 1880 (H.1296) yılında Mehdî olduğunu iddiâ etti. İsmâilî ve behâî sapıklarından bâzı taraftarlar buldu. Etrâfında sapık inancının taraftarlarını, arkasında da İngiliz paralarını gören, Ahmed Kâdıyânî’ye, Mehdîlik de yetmedi. Kendisinin gökten ineceği bildirilen Îsâ Mesih olduğunu, yeni bir din getirdiğini söyledi. Dînim dediği hezeyânlarını 1888 (H.1305) yılında îlân etti. Kâdiyân’da bir mescid yaptırıp, buraya “Mescid-i aksâ” dedi. Kâdiyân’ın “Mekke” olduğunu iddiâ etti. Sonradan Lahor’a göçüp, oraya da “Medîne” adını verdi. Orada bir mezarlık yapıp “Makberet-ül-cenne” adını verdi. Binlerce mûcizesi olduğunu ve bunların en büyüğünün “Muhammedî Beygüm” adını verdiği nikâh olduğunu iddiâ etti. Bu nikâhın gökte yapılıp, vahy olarak kendisine bildirildiğini söyledi. Îsâ aleyhisselâma iftirâlarda bulundu. Nassları değiştirip, inanılması zarurî olan bilgileri, Muhammed aleyhisselâmın peygamberlerin sonuncusu ve hepsinden üstün olduğunu inkâr etti. Kur’ân’da övüldüğünü, bir çok âyetin kendisini haber verdiğini iddiâ etti. Ahmed Kâdiyânî’nin bu sapık fikirlerine, “mal bulmuş cimri” gibi sarılan İngilizler, taraftarlarını teşkilâtlandırıp besleyerek, kâdiyânîliği sür’atle yaydılar. Müslümanları parçalayarak hükmedebilmek için ellerinden gelen gayreti gösterdiler. Kendisinin Mekke veya Medîne’de öleceğini iddiâ eden Ahmed Kâdiyânî, 1908 yılında helâda iken öldü. Gulâm Ahmed Kâdiyânî öldükten sonra, yerine Hakîm Nûreddîn halîfesi oldu. 1914’de bunun yerine geçen Beşîrüddîn Mahmûd (1889-1965), Ahmedîlerin merkezini Rabwah kasabasına nakledip, Ahmediyye yolunun sapık inançlarını “Gerçek İslâmiyet” adı altında yaymaya başladı. Kur’ân tefsîri diyerek çıkardığı büyük iki kitabı, Kur’ân-ı kerîme uymayan sapık, bozuk yazılarla doldurdu. “Gerçek müslümanlık, yalnız Ahmedîliktir” diyen Kâdiyânîler; insanları küfr ve dalâlet felâketine sürüklemektedirler. Pencab ve Bombay’da câhil halk arasında sür’atle yayılan bu bâtıl yol, şimdi Avrupa ve Amerika’da yayılmaktadır. Kendilerine müslüman dedikleri hâlde, bozuk inançları ve âyinleri ile müslümanlıktan ayrılmışlardır. İslâmiyetten tamamen ayrılmalarına sebeb olan şeyler çok ise de, şu üçü mühimdir. 1- “Yahûdîler, Îsâ aleyhisselâmı asmak istememişlerdi. Fakat, kendiliğinden öldü ve toprağa kondu. Sonra kabrinden çıkıp, Hindistan’da, Keşmîr’e gitdi. Orada İncîl’i öğretip, tekrar öldü.” 2- “Îsâ ve Muhammed aleyhimesselâmın ruhları insan şeklinde görünecektir. Bu da, Mirza Ahmed’dir. Başka Mehdî yoktur.” 3- “İngilizler, yeryüzünde Allah’ın gölgesidir. Onlara itâat lâzımdır. İslâm dünyâsını ancak İngilizler kurtarabilir. Müslümanlıkda cihâd vardır. Fakat, top ile, kılıç ile değil, nasîhat ile, irşâd iledir. Kan dökmek, can yakmak yoktur, soğuk harb vardır.” Ehl-i sünnet âlimleri yazdıkları eserlerle, yerinde cevaplar vererek Kâdiyânîler’in sapıklıklarını ortaya koydular. Kâdiyânîlik ve Ahmedîlik denilen bu sapık yolun, İslâmiyeti içerden yıkmak için İngilizler tarafından kurulduğunu bildirdiler. Bunların sapık fikirlerini ve İslâm âlimlerinin verdiği cevapları dikkate alan Pakistan parlamentosu; 7 Eylül 1974 târihli kararıyla Kâdıyânîleri, “İslâm dışı azınlık” olarak îlân etmiştir. Pakistan’ın şehîd devlet başkanı Ziyâ-ül-Hak da dış güçlerin maşası olan Kâdiyânîlerle çok mücâdele etmiş, Pakistan’ı karıştırmalarına mâni olmuştur.
1) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediye; sh. 456 2) Rehber Ansiklopedisi; cild-1, sh. 126 3) El-Kâdiyâniyye (İhsân İ. Zahir, Haleb -1387) 4) El-Mütenebbi-ül Kâdiyânî (İstanbul -1975)
Yabancı Dil
İngilizce Dini Bilgiler
Arapça Dini Bilgiler
Almanca Dini Bilgiler
Fransızca Dini Bilgiler
İspanyolca Dini Bilgiler
Rusça Dini Bilgiler
Farsça Dini Bilgiler
Özbekçe Dini Bilgiler
Türkmence Dini Bilgiler
Urduca Dini Bilgiler
Arnavutça Dini Bilgiler
Boşnakça Dini Bilgiler
Azerice Dini Bilgiler
Bulgarca Dini Bilgiler