Bu hânedâna Avrupalılar Almohades derler. Muvahhidîn hânedânının kurulmasını Mesmuda Berberî kabîlesinden İbn-i Tûmart sağladı. İbn-i Tûmart, doğudaki İslâm ülkelerini gezerek, tahsîl gördü. Bâzı hâl ve hareketlerinde ifrat sâhibi idi. Ehl-i sünnet âlimlerini reddetti. Murâbıtlar Sultânı Ebü’l-Hasen Ali bin Taşufîn, İbn-i Tûmart’ı, Merrakeş’ten uzaklaştırdı. İbn-i Tûmart, çok sarp bir mevkî olan Tinmel’e kaçıp, burasını merkez üssü hâline getirerek tarafdâr topladı. İslâm’ın temel kaynaklarının bir kısmını kabûl etmeyip, Abbasî halîfeliği aleyhinde propaganda yaptı. Kendi sapık fikirlerine inananların ileri gelenlerinden idârede söz sâhibi meclisler teşkil etti. Bunlara; onlar, elliler ve yetmişler meclisi dedi. Bunlardan sonra ulemâya, devletin kuruluşunda müessir olan kabîle reisleri ve halkın ileri gelenlerine yetkiler verdi. Makâm, mevkî dağıtarak çevresini kandırdı. Bir secere uydurup Hazret-i Ali soyundan olduğunu iddiâ etti. Hazret-i Mehdî’nin yakın bir zamânda geleceğinden bahsedip sonraki plânları için hazırlıklar yaptı. Bir müddet sonra vaziyeti müsâit bulup beklenen Mehdî’nin kendisi olduğunu iddiâ etti. Şeytanî zekâsı ve güçlü çenesi ile çevresindeki câhil Berberîleri te’sir altına aldı. Zekî ve gayretli bir genç olduğunu keşfettiği Abdülmü’min’i ilim için doğuya gitmekten vazgeçirip kendi sapık fikirleri ile yetiştirdi. Onu, topladığı fedaîlere kumandan tâyin etti. İlme ve ilim sâhiplerine karşı savaş açtı. Kuzeybatı Afrika ve Endülüs’te yaygın olan Mâlikî mezhebi ve mensuplarına saldırdı. Tarafdarlarına Muvahhidîn dedi. Kuzey-batı Afrika ve Endülüs’e hâkim olan Murâbıtlara karşı silâhlı mücâdeleye başladı (1123). Abdülmü’min kumandasındaki ordusunu Murâbıtların başkenti Merrakeş üzerine gönderdi. 1130’da İbn-i Tûmart ölünce, halîfesi ve kumandanı Abdülmü’min, Muvahhidlerin reîsi oldu. Emîr-ül-mü’minîn ünvanını aldı. Saltanâtı ailesine mîras bıraktı. Abdülmü’min’in reîsliğindeki Muvahhidler, Tunus ve Fas’ı zabtedip, 1161 senesinde İspanya’ya geçtiler. Endülüs’deki sünnî müslümanların tepkisini, şiî Fâtımîler ve hıristiyanlarla ittifak kurarak bastırdılar. Abdülmü’min, 1163 senesinde, İspanya’ya sefer hazırlığı sırasında iken hastalanarak ölünce, tahta, oğlu Muhammed geçti. Ancak kırkbeş gün sonra indirilerek yerine kardeşi Ebû Ya’kûb Yûsuf geçti. İbn-i Rüşd ve İbn-i Tufeyl gibi felsefecilerin bozuk fikirlerini ve İbn-i Tûmart’ın sapıklıklarını benimsemiş olan Ebû Ya’kûb zamânında Belensiya emîri Muhammed bin Sa’d yeniden ayaklandı. Bunun üzerine Ebû Ya’kûb, İspanya’ya sefere çıktı. Muhammed bin Sa’d, donanması ile Majorka adasına kaçtı. İbn-i Sa’d’ın oğulları, Muvahhidlerle anlaşarak ellerindeki bölgeleri teslim ettiler. Böylece 1172 senesinde Muvahhidler, bütün Endülüs’e hâkim oldular. Bundan sonra hıristiyanlarla harb, zamân zamân yapılan saldırılarla devâm etti. Ebû Ya’kûb, otuzyedi vâlinin komutan olarak katıldığı büyük bir ordu hazırlayarak 1184 senesinde Portekiz’e sefer düzenledi. Ebû Ya’kûb, Portekiz’in Santarem şehri önünde ölünce, yerine Ebû Yûsuf geçti. Ebû Yûsuf, ordusu ile derhâl Merrakeş’e döndü. İçte kısa süren ayaklanmalar oldu ise de, bunları bastıran Ebû Yûsuf, bütün askerî gücünü Magrib ve Endülüs’e sevk etti. Bu sırada merkezden uzak bölgelerde durum oldukça karışıktı. Özellikle Hammûdîlerin hareketlendiği sırada Murâbıtlar, Bovgie’ye indiler. Ali bin Raniye komutasında, Orta Mağrib’de yayılmaya başladılar. Muvahhidlerin idâresinden memnun olmayanlar, Ali bin Raniye’nin etrâfında toplandılar. Ali bin Raniye, birbirini tâkib eden akınlarla Muvahhidlerin gücünü zayıflattı. Bu hareketler, 1188 senesine kadar sürdü. Şiî-Fâtımîlerden de yardım alan Ebû Yûsuf, 1189 senesinde Murâbıtları kesin bir mağlûbiyete uğratarak ortadan kaldırdı. Bütün Muvahhidî hükümdârları gibi Ehl-i sünnet düşmanı olan Ebû Yûsuf, yaptığı bütün çalışmalara rağmen, Mâlikî mezhebinin halk arasında yaygın olarak tatbîk edilmesini bir türlü hazmedemiyordu. Bu yüzden fırsat buldukça Ehl-i sünnet kitaplarını toplatıp meydanlarda yaktırırdı. Murâbıtları ortadan kaldırdıktan sonra 1190 senesinde, İspanya’da yeni saldırılar başlatan hıristiyan krallıklara karşı sefer düzenledi. Bir çok müstahkem mevkii ele geçirdi. Kastilyalı Sekizinci Alfonso’nun isteği üzerine ateşkes imzalandı. Ebû Yûsuf, 1189 senesinde Merrakeş’de öldüğü zamân, devletin iç ve dış işleri henüz tam olarak halledilmemişti. Ebû Yûsuf’un yerine Muhammed Nâsır geçti. Müslümanların birliğini bozan, Ehl-i sünnet müslümanlara hak tanımayıp, onlara her tarafta zulüm eden Muvahhidler, İspanya’daki hıristiyan hücûmlarına karşı dayanamıyarak, devâmlı gerilediler. 1212’de Avrupa hıristiyanlarının müttefik ordusuna karşı Las Navas de Tolas’da uğradıkları mağlûbiyet, Endülüs’ten büsbütün çekilmelerine sebeb oldu. Kuzey Afrika’daki hâkimiyetleri de; Abdülvâdiler, Hafsîler ve Merînîler tarafından sarsılmaya başladı (Bkz. ilgili maddeler). Tlemsan’da 1236 senesinde Abdülvâdi hânedânlığı kuruldu. Tunus ve Cezayir de Hafsîler hânedânının eline geçti. Merrakeş’in 1269’da Merînîlerin eline geçmesinden sonra Muvahhidîn şeyh ve müridlerinin ortadan kaldırılmasıyla hânedâna son verildi. Muvahhidler Devleti, kuruluşu îtibâriyle sapık bir ideoloji sâhibi olan İbn-i Hazm, İbn-i Rüşd ve İbn-i Tufeyl’in bozuk fikirlerini yaydıklarından, yıkılmaları, İslâm âleminin lehine oldu. Yoksa, sapık ideolojileri belki de din ve îmân hâlini alıp, insanlığın felâketine sebeb olacaktı. Kuzey Afrika’daki Berberî kabîlelerine dayanan Muvahhidler, hutbeyi halîfe adına değil, hükümdârları adına okurlardı. Devlet teşkîlâtı ve idârede söz sâhibi; onlar, elliler, yetmişler meclisleri idi. Hükümdâra, en büyüğüne Hâcib denen on vezir yardımcı olurdu. Ordu umumiyetle piyâde birliklerinden meydana gelirdi. Ordunun esâsı hassa kıt’alarına dayanırdı. Asker ihtiyâcı, Berberî kabîlelerinden seçilen gençlerden karşılanırdı. Kuvvetli bir donanmaya sahiptiler. Sâhil şehirlerini kuşatmada, donanmalarından faydalanırlardı. Devletin gelirleri, harb ganîmetleri, haraç ile Afrika ve İspanya’da işletilen altın, gümüş mâdenlerinden sağlanırdı. Su kanallarına ve zirâate önem verip, yeni usûller uyguladılar. Zirâat, tabiî ilimler, tıb ve kimyâda ve san’at alanlarında ilerlediler. Muvahhidler hükümdârları, Murâbıtlara düşman olduklarından, onların yaptırdığı eserleri yıktırarak, yeniden câmi, mekteb, medrese ile idarî ve sosyal müesseseleri inşâ ettirdiler. Stratejik mevkilere kaleler yaptırdılar. Bilhassa Abdülmü’min zamânında Merrakeş’te kurulan ve üçbin talebenin okuduğu medresede, İbn-i Tûmart’ın fikirleri doğrultusunda her sahada hizmet gören me’mûrlar yetiştirildi. İleri gelenlerin çocukları da, burada tahsîl görürlerdi.
1) Düvel-i İslâmiyye; sh. 50 2) The Mohammadan Dynasties; sh. 45 3) Rehber Ansiklopedisi; cild-12, sh. 347 4) El-Kâmil-fit-târih; cild-10, sh. 400 5) Vefeyât-ül-a’yân; cild-2, sh. 48 6) Târih-ül Endülüs fî ahd-il-Murâbitîn vel-Muvahhidîn (J. Ascbach, Tercüme: Muhammed Abdullah İnan, Kâhire-1940-1941) 7) El-İber 8) Nefh-ut-tîb 9) Endülüs Târihi (Ziyâ Paşa, İstanbu-1280)
Yabancı Dil
İngilizce Dini Bilgiler
Arapça Dini Bilgiler
Almanca Dini Bilgiler
Fransızca Dini Bilgiler
İspanyolca Dini Bilgiler
Rusça Dini Bilgiler
Farsça Dini Bilgiler
Özbekçe Dini Bilgiler
Türkmence Dini Bilgiler
Urduca Dini Bilgiler
Arnavutça Dini Bilgiler
Boşnakça Dini Bilgiler
Azerice Dini Bilgiler
Bulgarca Dini Bilgiler