hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
17:4
17 Temmuz 2010 Cumartesi
Okunma Sayısı: 1211
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İslâm ordusunun, halîfe hazret-i Ömer zamânında İranlılarla yaptığı meşhûr savaş.

İslâm askerlerinin Ahvaz’ı fethinden sonra, İran komutanları İslâm ordularının neler yapabileceğini bizzat gördüler. Merv’deki hükümdârlarına durumu bildirip yardım istediler. İran kisrâsı Yezd-i Cürd de, Bâb-ül-Ebvâd, Hülvân ve Horasan hükümdârlarına mektup yazıp imdâd istedi. Her biri çok sayıda asker ile Kisrâ’ya yardıma koştular. 642 (H.21) yılında Firûzân komutasında 150.000 kişilik, o zamânın en güçlü ordusu Nihâvend’e doğru yürüdü.
İran ordusunun Nihâvend tarafına yöneldiğini haber alan halîfe Ömer (r.anh), durumu görüşmek üzere istişâre hey’etini huzûruna dâvet etti. Herkes ayrı ayrı görüşlerini belirtti. Hazret-i Ali de söz alıp; “Ey Emîr-el mü’minîn! Eğer Şam’da bulunan askerlerimizi Nihâvend’e gönderecek olursak, Bizanslılar, oradaki çoluk-çocuklarına saldırıp perişân ederler. Yemenlileri yardıma çağırırsan, aynı şekilde Habeşliler Yemen’e saldırır. Sen de, bir ordu ile Medîne’den ayrılacak olursan, civardaki kabîleler dört bir taraftan buraya hücûma geçerler. Herkesin yerinde kalmasını, Basralıların yardıma koşmasını tavsiye ederim. Basralılar üç gruba ayrılsınlar. Birincisi geride kalanları korusun, ikincisi andlaşma hâlinde olanlara karşı hazır beklesin, üçüncüsü de İslâm askerlerine yardıma gitsin!..” dedi. Bu görüş yerinde bulunup, kabûl edildi ve Nu’mân bin Mukarrin hazretlerinin orduya kumanda etmesi kararlaştırıldı.
Halîfe, Kûfelilerden meydana gelen ordusuyla Cünd-i Şapur ve Esus şehirlerine hücûm eden hazret-i Nu’mân’a mektup yazarak Mâh şehrine toplanıp oradan Nihâvend’e yürümesini emretti. Oğlunu, Hazret-i Huzeyfe’yi, Cerîr bin Abdullah’ı, Nu’aym’ı (r.anhüm) yardıma gönderdi. Mukterib, Harmale ve Zirr kumandanlığında üç grup askeri de Tuhum, İsfehan ve Fars illeri üzerine gönderip, oralardan İran ordusuna gelecek yardıma manî oldu.
Nu’mân bin Mukarrin (r.anh), Tuleyha bin Huveylid’i düşmanın durumunu öğrenmek üzere Nihâvend’e gönderdi. Tuleyha, kısa zamânda keşfini yapıp, öğrendiklerini başkomutan hazret-i Nu’mân’a bildirdi. Nu’mân (r.anh), otuzbin mücâhidden meydana gelen ordusunun sağ ve sol kanatlarına kardeşi Süveyb ile Huzeyfe bin Yemân’ı (r.anhümâ), öncü kuvvetlerinin başına kardeşi Nu’aym bin Mukarrin’i (r.anh), süvârilerin başına Ka’kâ bin Amr’ı, yayaların başına da Mücâşi bin Mes’ûd’u geçirdi. Hazret-i Mugîre bin Şu’be de ordusu ile Medîne’den gelip mücâhidlere katıldı. İslâm ordusu Nihâvend’de toplanan İran askerlerinin üzerine doğru harekete geçti.
İran ordusu başkumandanı Firûzân, 150.000 kişilik muazzam ordusunun sağ ve sol komutanlıklarına Zerdak ve Behmen’i vazîfelendirdi. Kaçmamaları için, askerinin büyük bir kısmını yedişer kişilik gruplar hâlinde birbirlerine zincirle bağlattı.
İslâm ordusu Nihâvend’e yaklaşıp düşmanı görünce, kumandanlarının emriyle hep birlikte üçer defa “Allahü ekber!” diyerek, tekbir getirdiler. Bu tekbirleri işiten İran askerlerinin kalblerine korku düştü.
Nu’mân bin Mukarrin (r.anh), düşman ordusunun karşısında harp düzenini aldıktan sonra sünnet-i şerîfe uygun olarak İranlılara bir elçi hey’eti gönderdi. Firûzân’ın huzûruna çıkan elçiler, İslâmiyeti anlatarak müslüman olmalarını, yoksa cizye verip müslümanların himâyesine girmelerini bildirdiler. Firûzân bu teklifleri geri çevirince; “Artık aramızı kılıç düzeltecektir!..” deyip ayrıldılar.
Hazret-i Nu’mân, elçilerin getirdiği cevâbı alır almaz askerlerine; “Allahü teâlânın ismini anarak hücûm ediniz!..” emrini verdi. Otuzbin mücâhidden meydana gelen İslâm ordusu; “Allahü ekber!” tekbirleri ile koca Fars ordusuna yüklendi, ilk iki gün pek şiddetli hücûmlarla düşmanlarının gözünü korkuttu ve mâneviyatlarını bozdu. Üçüncü günü İranlılar siperlendikleri hendeklerden çıkmadılar. Göğüs göğüse yapılacak bir harbe girmekten kaçındılar. Yiyecek ve içeceklerini hendeklere depolayan İranlılar, ok atarak müslümanları yaklaştırmıyorlardı. Hazret-i Nu’mân, gizlenen düşmanın üzerine gitmekte çok zâyiât vereceklerini bildiği için, mücâhidlerin saldırılarına müsâade etmiyordu.
Durumun böyle devâm etmeyeceğini, Parsları göğüs göğüse harbe mecbur etmek lâzım geldiğini komutanlarına anlatan Nu’mân bin Mukarrin (r.anh); “Düşmanı harp meydanına nasıl çıkarabiliriz? Bu konudaki görüşleriniz nedir?” diye sordu. Komutanlar düşüncelerini söyledi. Tuleyha bin Hüveylid de; “Üzerlerine bir grup süvâri gönderelim. Onlarla şiddetli bir çarpışmaya tutuşsunlar, sonra yenilmiş gibi yapıp ganîmetler bırakarak geri çekilsinler. Yanımıza gelinceye kadar biz hücûma geçmeyelim. Bizim de korktuğumuzu zan eden düşman, üzerimize topyekün saldıracaktır. İşte o zamân Allahü teâlânın hükmü ne ise o gerçekleşecektir” dedi. Bu görüş çok beğenildi ve hemen tatbikâta geçildi.
Hazret-i Nu’mân, bu iş için bir orduya bedel, kahramanlar kahramanı Ka’kâ bin Amr’ı ve emrindeki yiğitleri Parsların üzerine gönderdi. Hazret-i Ka’kâ, süvari birliği ile koca düşmanın üzerine arslanlar gibi atıldı. Zincirlerle birbirine bağlanmış ve demir zırhlara bürünmüş İran askerleriyle önce şiddetli bir mücâdeleye girişti. Sonra askerine verdiği bir işâretle ric’ata, yâni geri çekilmeye ve yanlarındaki bâzı kıymetli eşyâları yere atmağa başladılar. Düşman; “Müslümanları çekilmeğe mecbur ettik, ağırlıklarını bırakarak kaçıyorlar!” zannıyla arkalarından koşmağa ve ganîmet toplamağa başladı.
Başkumandan Nu’mân (r.anh) ve mücâhidler, Ka’kâ bin Amr’ın bu başarısını takdir, heyecan ve dikkatle tâkib ediyorlardı. Hattâ bâzı askerlerin galeyâna gelip; “Kardeşlerimize yardım etmek için daha ne kadar bekleyeceğiz?” diyerek, mürâcaât bile ettikleri görülüyordu. Hazret-i Nu’mân ise; “Acele etmeyin! Bekleyin!” diyerek onları teskin etmek mecbûriyetinde kalıyordu, öğle yaklaştığı sırada Ka’kâ bin Amr ve arkadaşları (r.anhüm), çekile çekile İslâm karargâhına yaklaşırken, düşman da peşlerinde çığ gibi ilerliyordu.
Vaktin geldiğine kanâat getiren Nü’mân bin Mukarrin (r.anh), atına atladı. Sür’atle ön saflara koşturup, sancakdârlara ve kumandanlara tâlimâtlar verdi. Askerin mâneviyâtını yükseltici, onları cihâda teşvik edici konuşmalar yaptıktan sonra; “Kardeşlerim! Üç defa tekbir getireceğim. Ben söylerken yüksek sesle siz de söyleyin! Ben hücûma kalktığımda siz de peşimden atılın! Şehîd olursam yerime Huzeyfe’yi komutan yapın! O da şehîd olursa, komutan filancadır...” diyerek yedi isim saydı. Son isim Mugîre bin Şu’be (r.anh) idi. Sonra ellerini kaldırıp; “Yâ Rabbî! Dîn-i İslâmı azîz eyle, mücâhid kullarına yardımcı ol. Ey Allah’ım! Bu kullarının arasında en önce Nu’mân kuluna şehâdet mertebesini ihsân eyle!” diyerek duâ etti. Onun bu içli duâsını işiten askerler ağlamaya başladılar.
Nihâyet Hazret-i Nu’mân, “Allahü ekber” diyerek üç defa tekbir getirdikten sonra, yerinde duramayan mücâhidlerle hücûma geçti. Hazret-i Nu’mân’ın elbisesi ve sarığı beyaz olduğu için düşman arasında rahatlıkla görülüyor, arslanlar gibi saldırması mücâhidleri heyecâna getiriyordu. İranlılarla görülmedik bir çarpışma başlamıştı. Mücâhidler şimdiye kadar böyle bir harbe şâhid olmamışlardı. Kılıçların, İranlı askerlerin zırhına çarpmasından meydana gelen ses, ayyuka çıkıyordu. Birbirlerine bağlı zırhlı Fars askerlerinin yavaş hareketlerine karşı, mücâhidlerin serî kılıç kullanması İranlıları bunaltmıştı. Gazilerin, aşk ile söyledikleri “Allah Allah!” nidaları ve yerde üst üste yığılan düşman cesedleri, İranlı askerlerin maneviyâtını bir hayli bozunca, gerisin geri kaçmaya başladılar. Düşmanın kaçışını gören ve zaferi ihsân eden Allahü teâlâya şükreden Hazret-i Nu’mân, o anda yandan gelen bir okla yaralandı ve çok arzu ettiği şehîdlik mertebesine kavuştu. Yakınında bulunan kardeşi, ağabeyinin şehadetini görmüştü. Koşarak yanına geldi. Üzerine bir örtü örtüp, yere düşen sancağı kaldırdı. Huzeyfe bin Yemân hazretlerine getirip teslim etti. Mugîre bin Şu’be (r.anh) onlara; “Kardeşlerim! Kumandanımızın şehîd olduğunu, harbin neticesini alıncaya kadar kimseye söylemeyin. Mücâhidlerin maneviyâtı bozulmasın” dedi. Gece karanlık basıncaya kadar kovalamaca devâm etti. Yedişer kişilik zincire bağlı askerlerin hareketleri yavaş olduğu için onların tamâmına yetişilmiş ve cezaları verilmişti. Bu savaşta İran’ın zâyiâtı bir rivâyete göre 100.000, diğer bir rivâyete göre de 110.000 kişi idi. Komutanları Firûzân da kaçarken yakalanıp öldürüldü. Sayısız ganîmetler ele geçti. Hazret-i Huzeyfe, ele geçen ganîmetlerin beşte birini ayırıp Emîr-ül-mü’minîn Hazret-i Ömer’e, Beytülmâle konmak üzere gönderdi. Geri kalanı da askerine taksim eyledi.
Nihâvend zaferi, Fetihlerin fethi diye isimlendirilir. Çünkü, bu zaferden sonra Sâsânîlerin, İranlı mecûsîlerin hâkimiyetine tamamen son verilmiş, artık şehirleri peş peşe düşürülüp müslümanların eline geçmiştir.

1) El-Kâmil fit-târih; cild-3, sh. 3
2) Fütûh-ül-büldân; sh. 311
3) El-A’lâm; cild-8, sh. 42
4) Kâmûs-ül a’lâm; cild-6, sh. 4592

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Sultan İkinci Bâyezîd’in hanımı Şehzâde Korkut’un annesi bir gün dergâha gelip Abdurrahîm Tırsî’nin hanımından; “Beyin Abdürrahîm Tırsî’den ricâ edip, yardım taleb ederiz. Sultan Bâyezîd’den sonra oğlum Korkut pâdişâh olsun.” diye ricâda bulundu.

GÜNÜN HADİSİ

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, yine seyyid şeyh Ferîde yazılmışdır. Nefs-i emmârenin kötülüğünü ve ona mahsûs hastalığı ve ilâcını bildirmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası