hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
17:18
19 Temmuz 2010 Pazartesi
Okunma Sayısı: 1150
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Pazar

Alışveriş yerlerine verilen isim.

Alışveriş edenleri güneş ve yağmurdan korumak için üstü kârgir veya ahşaptan yapılanları da vardır. Aslı Farsça’da alışveriş yeri mânâsına gelen bâzar’ın yanında yine bu dilden gelen Çarşı (Çar-şû = dört taraf) ve Panayır kelimeleri de kullanılmıştır. Araplar, pazar ve panayır için sûk kelimesini kullanmışlardır.
İslâmiyetten önce, Mekke ve Medîne alışveriş merkezi idi. Bölgenin, Habeşistan, Şam ve Yemen arasında bulunması, ticâret kervanlarının uğrak yeri olmasına sebeb oldu. İslâmiyetten önce Kureyş için, ticâret, pazar ve panayırların önemi pek büyüktü. Senede; kışları, Yemen, yazları da, Şam’a olmak üzere iki defa kervan çıkarırlardı. Resûlullah efendimizin mübârek dedeleri; Abdülmenâf’ın oğullarından Hâşim, Şam’a; Abdüşems Habeşistan’a; Abdülmuttalib, Yemen’e; Nevfel de İran’a kervan sevk eder ve ticâretle uğraşırlardı. Kureyş kervanları, San’a pazarlarından buhur ve güzel kokular alıp, Akdeniz kıyılarına taşırlar, Dımeşk (Şam), Busra çarşı ve pazarlarından, buğday, zeytinyağı, bakliyat, kereste ve başka mallar yüklerlerdi.
Kâbe’yi ziyârete gelen hacılar ve tüccarlar vâsıtasıyla Mekke pazar ve panayırlarının şöhreti her yere yayılmıştı. Zilkade başında Ukaz panayırı kurulur, her taraftan yüzlerce insan gelir, oldukça hareketli bir ticâret hayâtı yaşanırdı. Kureyş bu sebeple çok zengin olmuştu.
Resûlullah efendimiz, daha oniki yaşında, ticâretle uğraşan amcası Ebû Tâlib’le birlikte Busra pazarlarına gitti. Yine yirmibeş yaşında Meysere ile Hazret-i Hadîce’nin kervanıyla, onun ticâret işlerini tedvir için, Suriye taraflarına gitti ve alışveriş yaptığı pazarlardan görülmedik kazançla döndü. Peygamber efendimiz hicretten sonra Medîne-i münevverede müslümanlar için bir pazar yeri tahsis etmek istediler. O vakitler, burada Benî Kaynuka ve Medîne çarşısı olmak üzere, iki alışveriş yeri vardı. Resûlullah efendimiz önce Benî Kaynuka, sonra da Medîne çarşısını teşrif buyurdular. Buraları dolaştıktan sonra, mübârek kadem-i şerîflerini yere vurup; “Burası pazar yerinizdir. Alış verişte birbirinizi rahatsız etmeyin. Bac ve haraç almayınız” buyurdular. İbn-i Zübâle’nin bildirdiğine göre; Resûlullah efendimiz iyi bir pazar yeri tesbiti için, Benî Sâide mahallesini teşrif buyurdular. Toplanan Benî Sâide’ye hitâb ederek; “Sizden bir ricâda bulunmak için buraya gelmiş bulunuyorum. Sizin (eski) bir kabristanlığınız var. Orasını genişletip, çarşı ve pazar olarak kullanmanızı istiyorum.” buyurdular. Benî Sâide halkı, mennûniyetle, eski kabristanlıklarını bu iş için vermeye hazır olduklarını bildirdiler. O zamân Resûlullah efendimiz; “İşte pazar kuracak çarşınız burasıdır” buyurarak, mübârek kadem-i şerîflerini o yere vurup çarşının hudûdunu tesbit ettiler. Böylece, Benî Sâide kabristanlığı pazar için elverişli bir yer hâline getirildi ve pazar kuruldu. Benî Sâide kabristanlığı, Ebû Zi’b’in doğu tarafında bulunuyordu. Resûlullah efendimizin arzu buyurdukları çarşının cihetlerinin isimleri; Mûsâllâ-yı lyd, Sa’d bin Ubâde Sebîli’nin aralığı, Sa’d bin Ubâde Sebîli ve Seniyyet-ül-Vedâ idi. Bakî-yül-hayl mevkii de bu sınırların içinde bulunuyordu.
Resûlullah efendimizin tesbit ve tâyin buyurdukları bu çarşılar, Emevî halîfesi Abdülmelik bin Mervân zamânına kadar devâm etti. Medîneli müslümanlar, alış-verişlerini bu çarşılarda yaptılar. İbrâhim bin Abdülmelik ve kardeşi Hişâm bin Abdülmelik’in hilâfeti zamânında 724 (H.106) burayı satın aldı. Çarşıya bakan evlerin pencere ve kapılarının kapatılarak başka yerlerden açılmasını bildirip, pazarın etrâfına bir çok ev ve dükkân yaptırarak kirâya verdi. Kirâcıların gelip geçmelerini kolaylaştıracak yol ve kapılar yaptırdı. Daha sonra Hişâm bin Abdülmelik’in vefâtında bu evler yıkılıp, evvelki hâline getirildi ve çarşı bir müddet bu hâl üzere kaldı. Asr-ı seâdetten uzaklaşıldıkça Belde-i Tâhir yâni Medîne-i münevvere çok genişledi. Mahalleler kuruldu. Bu mahallelerde pazar kurulmak ihtiyâcı doğdu. Zamânla, onbir mahallede pazar kuruldu. Medîne halkı, bu pazarları bâzı isimlerle andılar. Fakat bunların bâzısı muntazam dükkânlar ve pazarlar değildi. Bir kısmında, tahta sehpâlar üzerinde çeşitli eşyalar satılan geçici dükkânlar vardı.
Medîne-i münevvere halkının gidip geldiği çarşı ve pazar isimlerinden bâzıları şunlardır:
Sûk-ul-Habâbe: Bu çarşı, Medîne çarşılarının en büyük ve muntazamı idi.
Sûk-ut-Temmâre: İkinci derecede bir çarşı idi. Habâbe çarşısı yanında olup, hurma bu çarşıda satılırdı.
Sûk-us-Semâre: Yağcılar ve Sûk-ur-revvâse parçalar çarşısı olup, bunlar birbirine bitişik idi. Fakat halk burayı bir çarşı biliyordu. Çardak şeklinde dükkânları vardı.
Sûk-ül-Feletiyye: Ot, sahtiyan, ip, kömür, odun ve bunlara benzer şeyler burada satılırdı.
Sûk-ul-Hudâriyye: Önceki çarşılar bitişiğinde olup, yeşillik yâni sebze satılırdı.
Sûk-ul-Hizâre: Kasapların bulunduğu bu çarşıda ayrıca koyun alışverişi yapılırdı.
Sûk-ul-Attâre: Kasaplar pazarı karşısında uzun bir pazar olup, Attariyye çeşitleri ile kumaşlar, tütün, tönbeki v.s. şeyleri burada satılırdı ve çarşıda iki kahvehâne vardı.
Sûk-ul-Baytariyye: At pazarı olan bu yerde, aynı zamânda bakır alışverişi de yapılırdı.
Sûk-ul-Berşîm: Yonca otu satılan pazar idi.
Sûk-ul-Fettârîn: Börekçiler ve aşçılar bu pazarda bulunurdu. Dükkânlarda alış-veriş yapıldığı gibi, açıkta da alışveriş yapılmakta idi.
Sûk-üd-Dilâl vel-Hardeciyye: Eskiciler yâni bit pazarı idi.
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin; “Rızkın onda dokuzu ticârettedir” hadîs-i şerîfini düstur edinen müslümanlar, gittikleri yerlerde de ticâretle uğraşıp, yeni çarşı ve pazarlar kurdular. Hele müslümanlârın Suriye, Mısır, Kuzeybatı Afrika, daha sonra da Endülüs ve Sicilya’yı fethetmeleri, ticarî faâliyetleri çok geliştirdi. Müslüman tüccarların, doğu-batı arasında mekik dokumaları, ticâret mallarının taşınıp, ticarî ahlâkın yayılmasına sebeb oldu.
Akdeniz’deki bâzı sâhil şehirleri önemli pazarlar hâline geldi. Halîfe Mu’tasım’ın tahkîm ettiği Antakya, Suriye ticâret yollarının ve kavşak noktalarının en önemlisi idi. İskenderiye doğu-batı arasında önde gelen bir pazar durumuna geldi ve şehrin pazar ve çarşılarından Avrupa’ya mal gönderildi. Mehdiyye limanı, ticâret merkezi idi. Eyle, Kulzüm ve Cidde, Kızıldeniz üzerinde bulunan önemli limanlardı. Ticarî liderlikte birbirleriyle yarışan Bağdâd ile İskenderiye, dünyâ pazar ve çarşı piyasasında satılan eşya fiyatlarının tesbitinde mühim rol oynadılar.
Müslümanlar, bu ticâret merkezlerinde çarşı, pazar ve panayırlar kurmayı âdet edindiler. Sattıkları malların cinslerine göre, her grup tüccar bu pazarlarda sergiler açıp; bütün gün alışveriş yaptıktan sonra, bunları toplayıp, kaldıkları yerlere döndüler.
Doğu ve batı ticâret yollarının uğrak yeri olan Basra da, İslâm dünyâsının belli başlı ticâret merkezlerinden biri idi. Kûfe yukarı Irak’ın ticâret merkezi olduğu gibi, Dımeşk (Şam) da müslümanlarca fethedilmeden önce önemli bir ticâret şehri idi. Abbâsîler devrinde ticârette önemli adımlar atıldı. Tüccarlar için çarşı ve pazar yerleri kuruldu. Bağdâd birinci derecede bir ticâret merkezi oldu. Abbâsî halîfesi Mensur, Bağdâd’ı Dicle kenarında kurduktan sonra, güneyindeki Herat ve Kerh semtlerinin temelini atarak şehrin çarşılarını oraya nakletti. Her sınıf meslek için özel bir çarşı kurdurdu. Attarlar, Demirciler, Marangozlar, Çiçekçiler ve Kasaplar çarşısı bunlardan bâzılarıdır. Halîfe Mensûr’un buradaki çarşılar düzenlenirken; “Kasaplar çarşısını en uca yapın. Çünkü onların işleri tehlikelidir ve ellerinde kesici âletler vardır” diyerek bu çarşıyı en sona yaptırdığı rivâyet edilmektedir.
Abbâsîlerin ilk devrinde, Basra da önemli ticâret merkezlerinden idi. Kitâb-üt-tabassur bi’t-ticâre adlı eserde; “Basra’nın, Bağdâd’ın en büyük kapısı olduğu, dünyânın dört bir tarafından getirilen malların girişinin buradan yapıldığı bildirilmektedir. Ayrıca burası, gelen kâfile ve kervanların uğradığı ve tâcirlerin konduğu bir yer idi. Bu sebeble burada atölyeler, san’at ve sân’atkârlar çoğaldı. Arablarla başka milletlerden olanların buluşup görüştüğü bir yer oldu.
Ticâret merkezlerindeki pazarlar, haftanın belirli günlerinde kurulurdu. Mısır, Suriye, Ürdün, Filistin ve Mağrib şehirlerindeki dükkânlar, caddelerin iki tarafında dizilirdi. Aynı yerde sıralar hâlinde ve toplu bir şekilde hanlar yapılmıştı. Tüccarlar, korkusuzca gelir eşyalarını hanların alt katlarına koyarlar ve üst katlarında yatarlardı. Çarşı ve depolara Fenâdık veya Keyâsîr denirdi. Hazret-i Ömer’in Kutbet-üs-Selâm lakabını verdiği Basra’da her çeşit meyvenin bulundurulduğu Dâr-ül-bıttîh denilen bir takım depolar da vardı.
Batıdaki müslümanların kurduğu pazarlarda, meselâ Fas’ta Karaviyyin Câmii etrâfını saran çarşılar yapıldı. Bunlardan biri Sûk-ul-udûl idi. Dükkânların bir kısmı câmi avlusuna bitişik olup, diğerleri çarşının karşısında idi. Câmi yanında bir çok kitap dükkânları sıralanırdı. Ayakkabıcılar ve bakırcılar ayrı bölümlerde yer alırdı. Meyveciler çarşısı câminin batısındaki cümle kapısı karşısında bulunurdu. Ayrıca; mumcular, çiçekçiler, sütçüler çarşısı, ile urgan ve halat satan ipçiler, saraçlar, çömlekçiler ve çantacılar çarşısı da vardı. Bu çarşı yanında Nakipler çarşısı ile muhtesib ve yardımcılarının dâiresi, sebzeci, meyveci, balıkçı, kebabçı ve börekçilere ait çarşılar yer alırdı. Başta Fas olmak üzere batıdaki şehirlerde, zeytin yağı, tereyağı, zeytin ve limonun satıldığı yağ pazarlarıyla, tavuk, sabun, un, tulumbalar, eğerler, oklar, ipekli dokumalar, süs eşyaları, yün örtüler, elbiseler ve başka eşyaların satıldığı çarşılar da vardı. Bu çarşı ve pazarlarda para olarak; dînâr ve dirhem kullanılırdı.
Ticâret merkezi olan liman şehirlerinde mallar, gümrük binâsına nakledilir ve devlet görevlilerince fiyat biçilirdi. Zamânla Avrupalı tüccarların önemli ticâret merkezlerinde han yapmalarına izin verildi. Bu limanlarda, Avrupalı her koloni için özel hanlar vardı. Avrupalı tüccarlar, kendilerine mahsus hanlarda kalıp, mallarını orada muhâfaza ederlerdi. Bu hanlarda onlar için ibâdet yerleri, ekmek fırını, hamam v.s. vardı. Her hanın Fundukî adlı yöneticisi, hükûmete karşı mes’ûl idi.
Müslüman tüccarlar da, kendilerine ayrılan yerlerde kalırlardı. Mısır’da bulundukları sürece; otel ve eşyaları için depo olarak kullanabilecekleri hanlarda (vekâle) kalırlardı. Suriye, Ürdün, Filistin, Irak ve Hicaz’da yapılan bu çeşit hanlar yerli tüccarlarla tanışıp, yakınlık kurmalarına vesîle olan yerler idi.
Kayseriyye denilen çarşılar, büyük bir kapıyla kapatılan büyük hanlar şeklinde idi. Bu hanı, sıra sıra dükkânlar ve odalar kuşatırdı.
Mısır’daki Fustat çarşılarında, nefis yemekler, güzel ve temiz katıklar, ucuz tatlılar, bol mikdârda muz ve tâze hurmalar bulunurdu. Buralar; havaları temiz, suları tatlı ve bakliyat bakımından zengin yerler idi. Fustat çarşıları intizamlı ve temizdi. Caddelerin etrâfında çeşitli eşyâ satan dükkânlar ve hanlar sıralanmıştı. En meşhûr çarşısı Sûk-ul-Kanâdil idi.
Seyyâhlar, kurulan bu şehirlerdeki çarşı ve pazarların her yönden temiz, tertipli ve müslümanlar için iftihâr vesîlesi olduğunu zikretmişlerdir.
Trablus, Beyrut, Sûr ve Akkâ şehirleri de Akdeniz’in ticâret merkezleri olup çarşıları çok zengindi.
Abbâsîler devrinde müslüman tüccarlar, Hindistan’a, oradan Şanghay’ın güneyindeki Hunufa limanına kadar giderek ticâret yaptılar. Zamânla burada çoğaldılar. Her hususta kendilerine imamlık eden kâdıları vardı. Çin pazarlarında alışverişte bulundular. Daha sonra Malaka yarımadasındaki liman şehri olan Kala’da ticarî faâliyetlerine devâm ettiler. Müslüman tüccarların Yemen, Hicaz, Habeşistan, Mısır ve Doğu Asya arasındaki ticarî faâliyetleri uzun seneler devâm etti. Gittikleri yerlerde, adâlet ve güzel ahlâklarıyla İslâm dîninin yayılmasına hizmet ettiler.
Harun Reşîd, ticarî hayâtın gelişip düzenlenmesine, pazar ve çarşıların kurulmasına büyük önem verdi. Kara ve deniz yollarında ticârî emniyet sağlandı. Böylece, Bağdâd çarşı ve pazarlarına Horasan’dan demir, Kirman’dan kurşun, Keşmir’den renkli dokumalar, Çin’den öd ağacı, misk, eğer, Yemen’den ıtriyat çeşitleri, İran’dan silâh ve ziynet eşyaları, Hind ve Sind’den kâfur, öd ağacı, karanfil, pamuklu kumaşlar, Serendip’ten yâkut, elmas, Bizans şehirlerinden deri kösele, Suriye’den meyve, silâh, demir, Rusya’dan tilki derisi v.s. mallarla yüklü kervanlar gelirdi. Hârun Reşîd, halkın mallarının haksız yere alınmaması ve hîlenin önlenmesi, çarşı ve pazar ölçü ve tartı âletlerinin kontrolü için muhtesib adlı vazîfeliler koydu. Bunlar, çarşı ve pazarlarda fiyatları denetleyip, nizâm ve intizâmı sağlarlardı. Çarşı ve pazarlarda üç çeşit san’atkârı kontrol ederlerdi: 1- Çalışmaların tam ve eksiksiz olduğunu kontrol ve tesbit etmek: Muhtesip; hatâları sonucu insanların ölümüne ve sakat kalmasına sebebiyet vermemeleri için, tabibleri kontrol ederdi. Ayrıca insan şahsiyetinin ve cemiyet âdabının bozulmaması için, çocuk terbiyesiyle meşgul olan muallimlerin (öğretmenlerin) hâl ve hareketlerini kontrol ederlerdi. 2- San’atkârların kontrolü: Kuyumcu, kumaş dokuyucuları, demircilik ve boyacılık yapanlar, sıkı bir kontrole tâbi tutulur, iyi kimseler işine devâm eder, hîlekâr ve hâin olanlar, işlerinden menedilir ve hîleleri herkese duyurulurdu. 3- Bâzı san’atkârların yaptıklarının iyi olup olmadığını kontrol işi de muhtesiblere âid idi.
Muhtesibler, ticâret hukukuna riâyet etmiyenleri cezalandırırlardı. Zîrâ Peygamber efendimiz; “Sattığı malı karıştıranlar, tağşiş (hile) edenler bizden değildir” buyurmuşlardır. Malın sağlamına çürüğünü karıştırıp, müşteriye karşı gizlemek, karışık mal satmanın en çirkini olup, haramdır. İslâm hukukuna göre, bu durumu inkâr büyük suç ve cezası da o nisbette ağırdır. Sağlama, çürüğü karıştırma işi müşteriye söylenirse, malın ayıbı müşteriden gizlenmezse, günâhı az ve kötülüğü hafiftir. Bu durumda müşterinin durumuna bakılır. Müşteri bu malı başkasına satmak için aldı ise, kötülük durumu, kabahate iştirak; satıcı ve alıcıya şâmil olur. Malı karıştırdığı için satıcı; bu karışık malı, karışık ve ayıplı olduğunu bilmeyen bir başkasına satacağından da müşteri sorumlu idi.
Hayvanların satılacağı zamân, sütünü sağmamak sûretiyle memesini dolgun göstermek yasak idi. Muhtesib, ölçü ve tartılara çok dikkat ederdi. Zîrâ Allahü teâlânın ölçü ve tartıda hîle yapanlara dâir azâb vâ’di var idi. Bu sebeble eksik ölçüp, yanlış tartanları muhtesib derhal cezâlandırırdı. Satıcıların ölçü ve tartı âletlerinden şüphelendiğinde, araştırma ve kontrollerle ayarlarını yapar, herkesçe bilinen işaretlerle mühürlerdi. Mührü olmayan ölçü ve tartı âletlerinin sahipleri ağır cezâlar görürdü. Sahte mühür kullananlar, piyasaya sahte para süren kimseler gibi olup, devlet emrini dinlemedikleri için cezâlandırılırlardı. Bu hususta muhtesibin geniş yetkileri vardı.
İslâm târihinde; halîfeler, eyâlet vâlileri kendi adlarına ölçü ve tartı âletleri tesbit edip, paralar çıkararak, devletin, bu işle meşgul olan dîvânına kayd ederlerdi. Seçilip kararlaştırılan ölçü ve tartı birimleri dışındaki birimler yasak idi.
Muhtesiblerin başka vazîfeleri de vardı. Meselâ gemi sâhiplerinin, gemilerini belli bir yükten, tonajdan fazla yüklemelerine mânî olurlardı.
Batmamaları için tedbir almalarını söylerler, rüzgârlı ve fırtınalı havalarda sefere çıkarmazlar; durumuna göre, kadın ve erkekler için ayrı ayrı abdesthâneler yapılmasını, başlarına görevli konmasını emrederlerdi. Kadınların alışverişleri için en münâsib pazarlar tahsis edilir, muhtesib, buranın gidişâtını ve emniyetini sağlar, kadınlar için bir mâni olduğunda bunların alış verişini yasaklardı. Kadınlara kötü davrananlar cezâlandırılırdı. İslâm âleminde ticâret hayâtı, muhtesibler sâyesinde nizâm ve intizâm üzere devâm ederdi (Bkz. İhtisâb).
Selçuklular devrinde de iktisâdî ve ticârî faâliyetlere büyük önem verildi. Sultan Sencer zamânında, Türkistan şehirlerindeki pazarlardan; pamuklu, yünlü ve ipekli mâmuller, Fergana silâhları Bağdâd’a sevk olunurdu. Semerkand çarşı ve pazarlarının gümüş işleri ve kumaşları, Buhârâ’nın dokumaları, seccâdeleri, Taşkent’in eğer takımları, Horasan’ın satenleri çok makbul idi. İslâm dünyâsı, kâğıt gibi Çin san’âtını da Türkistan yoluyla öğrendi. Asker bir millet olan Türkler, silâhlarının çoğunu kendi memleketlerinde yaptılar. Şehirlerde ok yapan ustalar, okçular çarşısında çalıştılar. Germiyan’da çelik süslü harp âletleri yapıldı. Taşkent, Harezm, Şam yayları, kılıçları meşhûr oldu. Milletler arasındaki ticâretin gelişmesi, Anadolu’da bir takım milletler arası ticarî merkezlerle pazar ve çarşıların kurulmasına sebeb oldu. Bu pazarlar umûmiyetle şehirlerin uzağında kurulduğu için yabanlıg veya yabanlu adını aldı.
Kayseri-Elbistan arasında, Anadolu ile Suriye ve Irak kervanlarının işlediği milletler arası büyük bir kervan yolu üzerinde Karahisar ovasında bulunan Yabanlu pazarı, çok meşhûr idi. Bu pazarda güzel at ve katırlar, atlas, saklâtun kumaşlar, kunduz ve samur kürkleri sergilenip satılırdı. Büyük ticâret ve kalabalık dolayısı ile hânlar, dükkânlar açıldığından buralar şehir hâlini alırdı. Mardin’in güneyinde Koçhisar (Dunayser=Kızıltepe) alışveriş yeri olarak gelişmiş ve şehir olmuştu. Artuklular zamânında burası, hanlar, hamamlar, çarşılar, oteller, medreseler inşâ edilerek, çok gelişti. Dunayser pazarına; Suriye, Anadolu ve Diyarbekir taraflarından pek çok tüccar gelirdi. Kırşehir, Kayseri yolu üzerinde kurulan ziyâret pazarı da kasaba olmuştu. Kırşehir vâlisi burada bezzazlar hanı inşâ etmişti. Bugün mevcûd olmayan bu kasabanın vergileri İlhanlılar devrinde 14.000 dînâr tutuyordu. Ilgın kasabası da sıcak su kaplıcaları ile dikkat çeken ve pazar kurulan bir yerdi. Amasya ve Tokat arasındaki Âzîne, Germiyan’daki Alemüddîn pazarı, Anadolu panayırlarının en meşhûrları idi. Şehir kapılarında da pazarlar kurulurdu. Göçebe Türkmenler için Kırşehir, Halep ve Musul’da Sûk-üt-Terâkime adı verilen meşhûr Türkmen pazarları kurulurdu. Devletin vergilere dâir emir ve yasakları buradaki câmi duvarlarına yazılırdı. Sonraları hükümdârlar arasındaki savaşlar, bilhassa Ermeni ve putperest Moğollar, ticâret yollarına, şehirlere, pazar ve çarşılara büyük zararlar verdiler. Suriye’ye giden kervanlar, Ermeniler tarafından soyuldu. Anadolu beyliklerinin güçlenmesine kadar böyle devâm etti. Bütün karışıklıklara rağmen, Selçuklu devrinden sonraki beylikler döneminde de ticâret hayâtı canlılığını muhâfaza etti. Türkiye Selçukluları tüccarlar için büyük kervansaraylar yaptırdılar. Bu devirde tüccarların can ve mal güvenliği sağlandı. Deniz yoluyla Antalya’dan Anadolu’ya giren bir tüccar, devâmlı han ve kervansaraylarda kalarak doğudan Anadoluyu terkederdi. Malı veya canı halel gören tüccârın zararı derhal devlet tarafından tazmîn edilirdi.
Osmanlı Devleti’nin güçlenmesiyle ticâret hayâtına, çarşı ve pazarlara da bir düzen geldi. Anadolu ve Rumeli’nin önemli ticâret merkezlerinde bütün sokakları bir günde dolaşılamayacak büyük çarşılar, bedestenler yaptılar. Bu cins çarşıların en meşhûru İstanbul’daki büyük çarşıdır. Bu çarşı; Bâyezîd Câmii ile Nûruosmâniye Câmii arasında büyük bir mahalle teşkil etmektedir. Üstü tonoz ve kubbelerle örtülü ve içi iki tarafı dükkânlarla sıralanmış bir çok yolları olan bu kârgir çarşıya şimdi Kapalı Çarşı denilmektedir.

1) Sîret-i İbn-i Hişâm; cild-1, sh. 17
2) Medeniyet-i İslâmiyye Târihi
3) El-Hadârat-ül-İslâmiyye
4) Yabanlu Pazarı (Prof. Fâruk Sümer; İstanbul-1988)

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Mevdûd Çeştî, babasının sağlığında mektebe gidiyordu. Henüz daha çocuk yaştaydı.

GÜNÜN HADİSİ

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, hâce Muhammed Hâşime “rahmetullahi teâlâ aleyh” yazılmışdır. Eshâb-ı kirâmın üstünlüklerinin nasıl olduğunu ve tarîkat-i aliyye-i Nakşibendiyyede riyâzet çekilmesi olmadığını ve bu yolun niçin hazret-i Ebû Bekre bağlı olduğunu ve bir Peygamberin vilâyetindeki sâliki, başka bir Peygamberin vilâyetine geçirmeği ve gömleğin önü açık olmalı mı yoksa olmamalı mı ve kelime-i tevhîd ve zikri ve birkaç edebi bildirmekdedir

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası