hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
17:24
19 Temmuz 2010 Pazartesi
Okunma Sayısı: 745
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

1352 senesinden, 1608 senesine kadar Adana bölgesinde hüküm süren Türk beyliği.

Oğuzların Yüregir boyuna mensub olan Ramazan Bey’in kurduğu bu beylik; 1383 yılına kadar Elbistan’ı, oranın Dulkadiroğullarına geçmesi ile de, Adana’yı merkez yapmıştır.
Ramazanoğullarının mensûb oldukları Üçoklu Türkmenleri, Moğol istilâsı sebebiyle, onüçüncü asırda Anadolu’ya gelen Türkmenler arasında bulunuyorlardı. Bunlar, devamlı şekilde Moğollarla mücâdele ettiklerinden, kesin bir iskân sâhası bulamadılar. Suriye’ye indiklerinde, Memlûklü sultânı Baybars, bunları Antakya’dan Gazze’ye kadar uzanan bölgeye yerleştirdi ve beylerine dirlikler verdi. Türkmenler, Memlûklü Devleti’nin en mühim yardımcı askerî kuvvetini teşkil ettiler. Bu sâyede Sultan Baybars, Haçlılar ve Moğollar ile giriştiği savaşlarda parlak zaferler kazandı. Ayrıca, Kilikya’daki Ermeni topluluğuna da ağır darbeler indirdi. Anadolu’da Moğol nüfûzunun yayılmaya başlamasından ve bilhassa Ebû Sa’îd Bahadır Hân’ın ölümünden sonra Üçok Türkmenleri, Kilikya üzerine akınları yoğunlaştırıp, ele geçen topraklarda yerleşmeye başladılar. Bu sırada beyliğin başında, Ramazan Bey bulunuyordu. 1344 senesinden îtibâren batıya doğru gelişen fetih hareketi ile Silifke’ye kadar uzanan beylik; 1360 yılında Memlûklülerin de yardımı ile Adana ve Tarsus’u da ele geçirdi.
Ramazan Bey’in ölümünden sonra yerine geçen oğlu İbrâhim Bey, bağımsızlığını îlân etmek için Karamanoğlu Alâaddîn Bey’le ittifâk kurarak, Memlûklü sultânına baş kaldırdı. Bu durum üzerine Memlûklülerin Haleb vâlisi Yılboğa, Türkmenler üzerine yürüdü ve Misis kalesini ele geçirdi. Bu sırada Adana’da bulunan Ramazanoğlu İbrâhim Bey, Bayat Türkmenlerine sığınmak istedi ise de, Sis vâlisi tarafından yakalanarak mâiyeti ile Yılboğa’ya teslim edildi. Yılboğa, başta İbrâhim Bey olmak üzere kardeşi Kara Mehmed’i, annesini ve diğer esirleri derhâl öldürdü. Emirlerinin öldürülmesinden büyük üzüntü duyan Yüregirliler, Misis’e dönerken Yılboğa’ya, Saruca-Şam geçidinde büyük bir baskın düzenlediler. Bu baskında Yılboğa’nın gözünden yaralanarak kaybolması, Memlûk ordusu arasında büyük panik çıkmasına sebeb oldu. Memlûklü ordusu, ağır kayıplar vererek geri çekildi.
İbrâhim Bey’in öldürülmesi üzerine, yerine kardeşi Ahmed Bey geçti. Ahmed Bey, tahta çıktığı sene (1385), Dulkadiroğlu Halil Bey ile birleşerek Maraş’ı ele geçirdi. Ancak emîr Yılboğa bölgeye gelerek duruma hâkim oldu. Bundan sonra Ahmed Bey, yerini sağlamlaştırmak için Memlûklülerle iyi geçinmeye gayret etti. Memlûklü sultânı Berkuk’un ölümü ile ülkede ortaya çıkan karışıklıklardan faydalanarak, durumunu kuvvetlendirdi. Bu sırada Haleb’i kuşatan meşhûr Arab kumandanı Nuayr’a karşı Memlûklülerin yardımına koşan Ahmed Bey, Sultan Ferec’in iltifâtına mazhar oldu ve kızını Sultan Ferec ile evlendirerek Memlûklülerle akrabâlık kurdu. Ayrıca 1410 senesinde Mısır’ı ziyâret etti. Böylece daha rahat hareket etme imkânlarına kavuşan Ahmed Bey, Mısır dönüşünde topraklarına sefer düzenleyen Karamanoğlu’nun üzerine giderek yedi aylık bir kuşatmadan sonra, Tarsus’u ele geçirdi (1415). Şehrin idâresini oğlu İbrâhim Bey’e bırakarak, Adana’ya döndü.
Ahmed Bey’in 1417 senesinde ölümü üzerine, yerine oğlu İbrâhim Bey geçti. Kaynakların cesûr, heybetli, dirâyetli bir emîr olarak vasıflandırdıkları Ahmed Bey; âlimlere hürmetli, fakirleri koruyan, iyiliksever bir beydir. Ahmed Bey’in ölümünden sonra, Üçokların siyâsî ehemmiyeti gittikçe azaldı.
Bilhassa oğulları ile sülâlenin ileri gelenleri arasında saltanat mücâdelesi baş gösterdi. Bu mücâdeleden muvaffakiyetle çıkan oğlu İbrâhim Bey, Mısır Memlûklü sultânına elçi göndererek bağlılığını bildirdi. Ramazanoğullarının taht mücâdelesinden faydalanan Karamanoğulları, Tarsus’u geri aldı. Bu yüzden Memlûklü sultânı Müeyyed Şeyh 1417 senesinde Suriye üzerine sefere çıktı. Memlûklü ordusu Amik ovasına geldiğinde, Ramazanoğlu İbrâhim Bey, kuvvetleriyle Sultâna katıldı. Sultan, Elbistan üzerine yürürken, komutanlarından Kaçkar’ı, Tarsus’un zaptı ile vazifelendirdi. Karamanoğulları adına Tarsus vâlisi olan Mukbil, müdâfaaya kalkıştıysa da muvaffak olamadı ve emân dileyerek şehri teslim etti. Sultan, Doğu Anadolu’da bâzı kaleleri aldıktan sonra geri döndü.
Ertesi sene İbrâhim Beğin, Karamanoğulları ile ittifâk yapıp Memlûklü sultânına karşı cephe alması, Memlûklü-Ramazanoğlu ilişkilerinin bozulmasına sebeb oldu. Bunun üzerine Sultan; İbrâhim Bey’i azlederek, yerine kardeşi İzzeddîn Hamza Bey’i tâyin etti. Böylece Çukurova bölgesinde tekrar karışıklıklar başladı. İbrâhim Bey, Karamanoğullarından gördüğü yardım ile Adana bölgesine hâkim bulunuyor ve kardeşi Hamza’nın beyliğini reddediyordu. Karamanoğullarının İbrâhim Bey’i desteklemek sûretiyle, devleti aleyhine faâliyetlerde bulunmasına son derece sinirlenen Memlûklü sultânı, oğlu Seyyid İbrâhim kumandasında bir orduyu Karaman ülkesi üzerine gönderdi. İbrâhim Bey, yanında Karamanlı Mehmed Bey’in oğlu Mustafa Bey de olduğu hâlde, Adana civârında Memlûklü kuvvetleriyle karşılaştı ve bozguna uğradı. Kaynatası olan Karamanoğlu Mehmed Bey’in yanına sığınan İbrâhim Bey, aynı senenin sonbaharında Karamanoğullarının Kayseri üzerine yaptığı sefere katıldı. Kayseri hâkimi Dulkadiroğlu Nâsirüddîn Mehmed Bey, müttefik kuvvetleri bozguna uğrattı. Karamanoğlu Mehmed Bey, muhârebede esir düştüğü gibi, oğlu Mustafa Bey de öldürüldü. Ramazanoğlu İbrâhim Bey ise kaçmaya muvaffak olduysa da sonra yakalanarak, 1427 senesinde Kâhire’de öldürüldü.
Memlûklülerin desteğini sağlayan ve ağabeyi İbrâhim Bey’e karşı girişilen harekâta katılan Ramazanoğlu Hamza Bey hakkında, kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Hamza Bey’in beyliğinin ne kadar sürdüğü ve nerede öldüğü de belli değildir. Ancak onun da ağabeyinin ölümünden sonra çok geçmeden düşmanlarıyla yaptığı bir mücâdelede öldürülmüş olduğu tahmin olunmaktadır.
1427 senesinde beyliğin başına Mehmed Bey getirildi. Mehmed Bey; sık sık Kâhire’ye gidip, Memlûklü sultânına bağlılığını göstermiş ve beyliğini elinde tutmaya çalışmıştır. Ayrıca amcası Ali Bey ile de emirlik için mücâdele hâlinde olduğundan bölge, kendisi ile amcası Ali Bey arasında ikiye bölünmüş durumda idi. Zamanı karışıklık içerisinde ve Memlûklülere tam tâbiyetle geçen Mehmed Bey’in hangi târihte ve nasıl öldüğü bilinmemektedir.
Mehmet Bey’in yerine Eylûk Bey geçmiştir. Adana ve Misis bölgesine hâkim olan Emîr Eylûk, Varsak beylerinden Karaoğlu Mûsâ ile mücâdele hâlinde idi. Ramazanoğlu Eylûk Bey, Haleb vâlisinden gelen yardımcı kuvvetler ile Varsak beyinin üzerine yürüdü. Çok çetin geçen muhârebe sonunda Varsak beyi Mûsâ ile Ramazanoğlu Eylûk Bey öldürüldü. Emîr Eylûk’un ölümü ile kuvvetleri büyük bir bozguna uğradı ve bütün ağırlıkları Varsakların eline geçti (1440). Varsaklar karşısında uğradıkları bozgundan sonra Ramazanoğulları uzun müddet siyâsî olaylara karışmadılar. Bu sırada Eylûk Bey’in yerine, sembolik olarak beyliğin başında bulunan Dündâr Bey geçti.
Dulkadiroğulları ile Memlûklüler arasında çıkan muhârebede, Osmanlılarca desteklenen Dulkadiroğulları, Memlûklüleri bozguna uğrattı. Savaş sonrası Dulkadiroğlu Şehsuvar Bey, Ramazanoğullarının başına Ömer Bey’i tâyin ederek durumu Fâtih Sultan Mehmed Hân’a bildirdi. Ömer Bey, çok geçmeden Memlûklülere yanaşarak Dulkadiroğullarına karşı cephe aldı. 1469 senesinde Memlûklülerin Malatya vâlisi Korkmaz es-Sagîr ile ortak hareket eden Ömer Bey, Şehsuvar Bey’in üzerine sefer düzenleyerek onu mağlûb etti. Aynı sene Sis üzerine yürüyen Ramazanoğlu, Dulkadirlere geçmiş olan şehri kolayca ele geçirdi. Ömer Bey’in Memlûklülere olan bağlılığı, Osmanlı-Memlûklü harbi sırasında da devâm etti. 1485 senesinde Osmanlı kuvvetleri Adana’yı zabt ettiği zaman, Ramazanoğlu Ömer Bey, Özeroğlu Melik Bey ve Gündüzoğlu Mehmed Bey karşı çıktılar. Osmanlı kuvvetleri, yapılan savaşta bu beyleri yenerek, Gündüzoğlunu öldürüp Ramazanoğlunu esir alarak Bâyezîd Hân’a gönderdiler. Ömer Bey’in âkibeti hakkında hiç bir bilgi bulunmamaktadır.
Ömer Bey’den sonra beyliğin başına, 1480 senesinde Halep’de öldürülen Dâvûd Bey’in oğlu Gıyâseddîn Halil Bey geçti ve otuz sene gibi uzun bir zaman hüküm sürdü. Hattâ, Osmanlıların Çukurova bölgesinde hâkimiyetlerini kabûl ettikten sonra, bu devletle iyi geçinmeyi, beyliğinin geleceği bakımından daha faydalı gördü. Osmanlılar ile olan bu dostluğu, Ramazanoğulları Beyliği’nin Memlûklü Devleti ile bağlantılarını iyice zayıflattı. Uzun süren saltanatı sırasında, bölgede barışın sağlanması için büyük dikkat sarfeden Halil Bey; âlimlere hürmet eden, cömert, fakîr-fukarâyı koruyup gözeten bir bey idi. Tebeası tarafından çok sevildiği için, hizmetleri sebebiyle kendisine, dîne yardım eden mânâsına gelen Gıyâseddîn lakabı verildi. Ramazanlı ülkesi en çok bu bey zamânında îmâr görmüş, câmiler, medreseler, saraylar, hanlar ve çeşmeler ile ülkenin dört bir yanı tezyin edilmişti. Halil Bey, mezâr kitâbesinden anlaşıldığına göre 1511 senesinde vefât etmiştir.
Halil Bey’in vefâtından sonra, yerine kardeşi Mahmûd Bey geçti. Mahmûd Bey de, Osmanlı Devleti’ne yaklaşmak ve Memlûklülerle olan yakınlığını azaltmak sûretiyle ağabeyi Halil Bey’in siyâsetini devâm ettirdi. Ancak Memlûklüler, Mahmûd Bey’i beylikten azlederek, yerine kardeşinin oğlu Selim Bey’i tâyin ettiler. Bu durum üzerine Mahmûd Bey, İstanbul’a gelerek Yavuz Sultan Selim Hân’a tâbiiyetini arzetti. Mahmûd Bey’e büyük îtibâr gösteren Osmanlı sultânı Yavuz Sultan Selim Hân, ikiyüzbin akçelik bir dirlik verdi. Ayrıca seferde kendisine refâkat etmek imtiyâzını da bahşetti. Böylece Mahmûd Bey, sultandan başka kimseye tâbi olmayacaktı.
1516 senesinde Osmanlı ordusu, Mısır seferine çıktığı zaman, Mahmûd Bey de pâdişâhın yanında bulunuyordu. Ordu Haleb’e geldiği zaman, Mahmûd Bey’e bağlı Ramazanlı kuvvetleri Osmanlı sultânının ordusuna katıldılar. Ridâniye savaşı sırasında Memlûklü sultânı Tomanbay ve üçyüz seçme silâhşörün, pâdişâhı öldürmek için otağ-ı hûmâyûna baskında bulundukları sırada, Sadrâzam Sinan Paşa’nın yanı sıra, Ramazanoğlu Mahmûd Bey de öldürüldü. Mahmûd Bey’in na’şını Haleb’e gönderen Yavuz Sultan Selim Hân, Ramazanoğulları Beyliği’nin başına Halil Bey’in oğlu Kubad Bey’i tâyin etti.
Beyliğin başına Kubad Bey’in getirilmesi üzerine, çok geçmeden bölgede meydana gelen karışıklık üzerine Ramazan ilinin tamâmı, 1519 senesinde Halil Bey’in diğer oğlu Pîrî Bey’e verildi. Osmanlı pâdişâhı Kanunî Sultan Süleyman Hân, Pîrî Bey’in bölgede rahat hareket edebilmesi için, başta Kubad Bey olmak üzere kardeşlerini Rumelide görevlendirdi. 1526 senesinde Osmanlı ordusu, Mohaç’ta düşman karşısında bulunduğu bir sırada Bozok bölgesinde Söklenboy beyi Mûsâ ile Dulkadirli Zûnnun’un birlikte çıkardıkları isyânın bastırılmasında, Pîrî Bey’in büyük gayreti görüldü. Yine aynı sene içinde Adana’da Donuzoğlan adında birisi, etrâfına topladığı bir kaç yüz kişi ile etrâfı yağmalamaya ve yakıp yıkmaya başlamıştı. Bu durum üzerine Ramazanoğlu Pîrî Bey; âsîleri, Konur suyu denilen yerde bozguna uğratarak, Donuzoğlan’ı öldürdü. Pîrî Bey daha sonra Tarsus’ta Yekçe Bey’in çıkardığı isyânı bastırdı. Onu yakalayarak İstanbul’a gönderdi. 1527’de Kara İsalu Türkmenlerinden olup, Safevîlerin propagandacılığını yapan Mustafaoğlu Veli Halîfe, Adana’da üçüncü ayaklanmayı çıkardı. Kara İsalu pazarını yağmaladıktan sonra Kusunlu’ya saldıran Veli Halîfe, daha sonra Tarsus üzerine yürüyerek Sancak Beyi Kara Hasen’i bozguna uğratmış ve onu şehre kapanmaya mecbûr etmişti. Veli Halîfe, Ramazanoğlu Pîrî Bey’in üzerine geldiğini duyunca, Tarsus muhâsarasını kaldırıp, dağlara çekilmek istedi ise de, Pîrî Bey yetişerek âsîlerin büyük bölümünü öldürdü.
Pîrî Bey’in bütün bu başarılarına rağmen Osmanlıların kuvvetli merkeziyetçi idâreleri karşısında durumu çok nâzikti. Çok geçmeden Candaroğullarına ve Dulkadiroğullarına mensûb beyler gibi o da atayurdunu bırakıp bir devlet me’mûru sıfatı ile muhtelif yerlerde vazife yapmaya başladı. Pîrî Bey, Paşa ünvânı ile Karaman, Haleb ve Şam’da beylerbeylik yaptı. Pîrî Paşa’dan sonra Adana’ya gönderilen devlet adamları Ramazanlı topraklarına hâkim olamayınca, tecrübeli bir devlet adamı olan Pîrî Paşa tekrar beyliğin başına geçirildi.
Pîrî Paşa’dan sonra beylik, vasiyeti üzerine küçük oğlu Derviş’e verildi. Babasının sağlığında Tarsus’da Sancak Bey’i olan Derviş Bey; ava meraklı, avcı kuşların tedâvisinde ihtisâs sâhibi, dürüst ve cömert bir insandı. Altı ay gibi çok kısa bir süre beylik yapan Derviş Bey’in 1569 senesinde ölümü üzerine yerine Sis Sancak Bey’i olan ağabeyi İbrâhim Bey geçti. Cömertliği ve ilim adamlarına olan muhabbeti ile tanınan İbrâhim Bey, 1580 senesinde vefât etti. Ataları gibi ahlâkının temizliği ve iyi davranışları ile tanınan İbrâhim Bey, 1594 senesinde sağ bulunuyordu. Ancak 1582 senesinde Adana hâkimi olarak İbrâhim Bey’in diğer oğlu İsmâil Bey görülmektedir. Mehmed Bey’in, bu târihten önce başka bir vazifeye alındığı anlaşılmaktadır. 1595’den sonra beyliğin başında Mehmed Bey’in oğlu Pir Mensur’un bulunduğu ve onun da 1609’da ayrıldığı bilinmektedir. 1609 yılından îtibâren Adana, Halep, Sis ve Tarsus; Kıbrıs Beylerbeyliğine bağlanmak sûretiyle Ramazanlı beyliği topraklarının bütünlüğü kayboldu. Daha sonraları Beylerbeyliğin merkezi Adana oldu.
Ramazanlı Beyliği’nin siyâsî teşkîlâtı, Dulkadirlilerde olduğu gibi, Oğuz geleneklerine yâni töre esâsına dayanıyordu. Kendilerine âit olarak para bastırmışlardır. Halil Bey’den önceki Ramazanoğlu beylerine âit câmi, medrese ve hamam gibi eserlere rastlanmamıştır. Halil Bey, Adana’da iki câmi ile bir medrese yaptırdığı gibi, Eski Câmi’yi de tâmir ettirmiştir. Halil Bey’in oğlu Pîrî Paşa, Adana’da büyük bir câmi, bir medrese, yoksulları doyurmak için aşevleri ile han ve hamamlar yaptırmış ve böylece babası zamânında başlatılan îmâr faâliyetlerini hiç aksatmadan devâm ettirmiştir. Bu arada halkın çalışabilmesi için kumaş dokuma tezgahları, yağhâneler, bedesten ve dükkânlar da yaptırılmıştır.
Ramazanoğulları zamânında Çukurova, hac yolunun geçtiği mühim bir bölge idi. Osmanlı Devleti’nin yükselişi ile birlikte bu yolun önemi daha da arttı. Bu durumun bölgenin iktisadî hayâtına önemli ölçüde te’sir ettiği anlaşılmaktadır.


1) Sahâif-ül-Ahbâr; cild-3, sh. 171
2) Künh-ül-Ahbâr; cild-3, sh. 57
3) Münşeât-üs-Selâtin; sh. 470
4) Sicil-i Osmânî; sh. 44
5) Düvel-i İslâmiyye; sh. 316
6) Rehber ansiklopedisi; cild-14, sh. 265

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

“Ey Ahî (Kardeşim)! Alış veriş ilmini bilmeyen, haram lokmadan kurtulamaz. Haram lokma yiyen ise ibâdetlerinin sevâbını bulamaz. Zahmetleri hep boşa gider. Sonunda büyük azaba yakalanır ve pişman olur.” buyururdu.

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, yine yüksek mürşidine yazılmışdır. Geri dönüş makâmlarındaki hâlleri bildirmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası