hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
17:35
19 Temmuz 2010 Pazartesi
Okunma Sayısı: 984
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

Allah yolunda canını fedâ ederek, dînini, vatanını, bayrağını, nâmusunu müdâfaa ederken ölmek, haksız yere öldürülmek.

Lügatte; gören, görülen mânâlarına gelen ve yukarda bildirilen şekildeki kimseye şehîd denir. 
İlk insan ve ilk peygamber Âdem aleyhisselâmdan günümüze kadar Allah’a inananlar ve inanmayanlar ve zâlimlerle zulme uğrayanlar arasında mücâdele devâm etmiştir. Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını insanlara bildirmek ve adâletin, doğruluğun müdâfaasını yapmak için çalışırken pek çok mü’min şehîd olarak ebedî seâdete kavuşmuş, Cennet’te peygamberlerden sonra en yüksek mertebeye nail olmuşlardır.
Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, insanları kurtuluşa kavuşturmak için İslâm dînini tebliğ etmeye başladığı zaman, O’na ve inananlara müşrikler tarafından pek çok zulüm ve işkenceler yapıldı. Bu işkence ve zulümler sonucu Eshâb-ı kirâmdan bâzıları şehîd oldu. İslâm târihinde ilk şehîdler Ammâr’ın annesi Sümeyye Hâtûn ve babası Yâsir (r.anhüm) idi. Mahzûm kabîlesinin ileri gelenleri Ammâr’ın annesi ve babasına, müslüman oldukları için işkence ediyorlar, sıcak günde kuma gömüyorlar, üzerlerine et pişecek sıcaklıkta büyük taşlar koyuyorlar, “Lât ve Uzzâ, Muhammed’in dîninden iyidir deyin” diyorlardı. Onlar da bütün işkence ve zulümlere rağmen, kabûl etmiyorlardı. Bu işkencelere dayanamayan Yâsir, şehîdlik mertebesine kavuşup İslâm târihinde ilk şehîd erkek oldu. Ammâr’ın annesi Sümeyye Hâtun’u da Ebû Cehl iki ayağından ayrı ayrı iki deveye bağlayıp hayvanları aksi yönlerde çekerek parçalatıp şehîd etti. Böylece Peygamber efendimizin; “Allah’ım! Yâsir âilesine rahmet ve mağfiretini ihsân et” şeklindeki duâsına kavuştular.
Eshâb-ı kirâmdan ondört kişi Bedr muhârebesinde şehîd oldular. Uhud muhârebesinde ise, aralarında hazret-i Hamza’nın da bulunduğu yetmiş kişi şehîd oldu. Allahü teâlânın isminin ve dîninin yüceltilmesi ve insanların dünyâ ve âhiret seâdetine kavuşmaları için memleketini terk eden ve çeşitli ülkelere giden Eshâb-ı kirâmın (r.anhüm) pek çoğu şehîd düştü. Kabri İstanbul’da bulunan Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî (r.anh) bunlardandır. İslâm târihinin diğer devirlerinde de Allahü teâlânın dînini yaymak için kahramanca çarpışıp, mallarını ve canlarını Allah yolunda seve seve fedâ eden milyonlarca müslüman şehîd oldu. Kahraman ecdâdımız olan Müslüman-Türkler de, İslâmiyetin yayılması ve insanlığın huzûr, barış içinde yaşaması için Avrupa önlerine kadar gitmişler, pek çok şehîd vermişlerdir. Şu güzel vatanımızı kanları ve canları pahasına bize emânet eden dedelerimizden pek çoğu da şehîd olmak sûretiyle ebedî kurtuluşa ermişlerdir.
Şehîdlik, Allahü teâlânın indinde peygamberlikten sonra en yüksek mertebedir. Peygamberlerden sonra derecesi en yüksek olan şehîdlerdir. Şehîdler, Allahü teâlânın sevgili kullarıdır. Cennet’te onlar için sonsuz nîmetler hazırlanmıştır. Îmânla ölen ve Cennet’e giren bir kimse, dünyâya tekrar gelmek istemez. Fakat şehîdler böyle değildir. Onlar tekrar dirilerek yeniden şehîd olmayı arzularlar. Bu arzuları şehîdlik mertebesinin Cennet nîmetlerinden daha tatlı, daha zevkli olmasındandır. Şehîdlerin, Cennet nîmetlerine kavuştukları zaman; “Ey Rabbimiz! Biz senin yolunda tekrar şehîd olmak için dünyâya döndürülüp öldürülmeyi istiyoruz” diyerek Allahü teâlâya yalvaracaklarını Peygamber efendimiz haber vermektedir.
Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmin Bekara sûresi 157-158. âyet-i kerîmelerinde meâlen; “Allah yolunda öldürülmüş olanlar için ölüler demeyiniz. Bilakis onlar diridirler. Fakat siz iyice anlayamazsınız.” ve Âl-i imrân sûresi 169-170.âyet-i kerîmelerinde meâlen; “Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma. Doğrusu onlar Rableri katında diridirler, Allahü teâlânın lütuf ve inâyetinden, verdiği Cennet nîmetlerinden rızıklanırlar. Allah’ın kendilerine verdiği ihsândan (şehîdlik rütbesinden) dolayı neş’eli hâldedirler. Ve arkalarından kendilerine şehîdlik nîmetiyle katılamayan mücâhidler hakkında şunu müjdelemek isterler: “Onlara hiç bir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır” ve Hac sûresi 58. âyetinde meâlen; “Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlar, Allah onları güzel bir rızk ile rızıklandıracaktır. Çünkü Allah, rızk verenlerin en hayırlısıdır” buyurarak şehîdlerin ölmediklerini haber veriyor. Nisâ sûresi 69. âyetinde ise meâlen; “Kim Allahü teâlâya ve peygamberine itâat ederse, işte onlar, peygamberlerle, sıddîklarla, şehîdlerle ve iyi kimselerle berâberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar” buyurarak şehîdlerin peygamberlerle berâber olduklarını bildirmiştir.
Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm da; “Kim Allah yolunda öldürülürse, şehîddir. Kim Allah yolunda (çalışırken) ölürse, o şehîddir. Kim taun (salgın veba) yüzünden ölürse şehîddir. Kim karın hastalığından ölürse şehîddir. Kim suda boğulursa o da şehîddir” ve “Kim malının yanında, kanını, dînini, ehlini korumak uğrunda öldürülürse şehîddir” ve “Şehidin kul borcundan başka bütün günâhlarını Allahü teâlâ affeder” ve “Onları (şehîdleri) yıkamayın! Çünkü kıyâmet gününde her yere misk-ü anber gibi koku saçacaklardır” ve “Şehîdler beştir; tauna (vebaya) tutularak ölenler, ishal (dizanteri) hastalığından ölenler, suda boğularak ölenler, yıkıntı altında kalarak ölenler ve Allah yolunda savaşırkan öldürülen kimselerdir” ve “Allah yolunda şehîd olmayı gönülden isteyen kimse şehîd olmasa dahi şehîdlik sevabına kavuşur” buyurarak kimlerin şehîd olduğunu ve şehîdliğin ne derece yüksek bir mertebe olduğunu beyân etmiştir.
Cennet’te peygamberlerden sonra en yüksek dereceye sâhib olan şehîdlerin kul borçlarından başka, bütün günahları affolunur. Kul borçlarını da Allahü teâlâ kıyâmet gününde hak sâhibine Cennet nîmetleri ihsân ederek helâllaştıracaktır. Allah yolunda savaşırken ölenlere kıyâmete kadar bu ibâdetlerinin sevabı verilir. Şehîdlerin bedeni çürümez, kabirlerinde bizim anlıyamayacağımız bir hayatla diridirler. Kıyâmet gününde her biri yetmiş kişiye şefaat edecektir. Suda boğularak şehîd olana karada şehîd olanın iki misli sevâb verilir. Havada şehîd olanlar da böyledir.
Ancak mü’min olanlar şehîd olur. Allah’a ve dînine inanmayanlara âhirette şehîdlik muâmelesi yapılmaz. Şehîdler dünyâda ve âhirette durumlarına göre muâmele görürler. Tam şehîd ve dünyâ şehîdi, öldükleri zaman üzerinde bulunan kanlı elbiseleri ile gömülür ve yıkanmazlar. Allahü teâlânın huzûruna, harbde yaralanıp, şehîd oldukları andaki, durumları ile gelirler. Yaralarından akan kan misk-ü anber gibi kokar. Şehîd olarak ölmeyi istemek, îmânın kâmil olmasının alâmetidir. Onun için her müslüman, şehîd olarak ölmek için duâ eder.
 Resûlullah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz şehîdliğin fazîlet ve üstünlüklerini Eshâbına haber verince, Eshâb-ı kirâmın hepsi şehîd olmak istemişler, namazlarından sonra şehîd olarak ölmek için duâ etmişlerdir. Bu hususta duâsı meşhûr olan Eshâb-ı kirâm çoktur. Bunlardan Abdullah bin Cahş’ın duâsı meşhûrdur.
Üç türlü şehîd vardır:
1- Tam şehîd: Cünüb ve hayız olmayan, âkil ve baliğ bir müslüman zulüm ile haksız olarak vurucu ve kesici âletlerle öldürülünce ve harpte din ve vatan düşmanlarıyla Allah rızâsı için cihâd ederken, düşman tarafından; sulhda âsîler, yol kesiciler, şehir eşkıyâları, gece hırsız tarafından, herhangi bir vâsıta ile öldürülünce, hemen ölürlerse veya müslümanların ve zımmîlerin canlarını, mallarını korumak için, bunlarla olan çarpışma yerinde bulunan ölü üzerinde yara, kan akması gibi öldürülme alâmetleri görülürse veya şehirde öldürülmüş bulunup, kâtili bilinir ve kısas yapılması lâzım gelirse, bunlara tam şehîd denir. Tam şehîd dünyâda yıkanmaz, kefene sarılmaz, kefen mikdârından fazla elbisesi soyulup öylece defnolunur. Cenâze namazı, Hanefî mezhebinde kılınır, Şâfiî mezhebinde kılınmaz. Âhirette de şehîd sevâbına kavuşurlar.
2- Dünyâ şehidi: Allah rızâsı için cihâd etmeye, savaşmaya niyet etmeyip, dünyâ kazancı için harb eden, yalnız Dünyâ şehidi olur. Bunlara dünyâda şehîd muâmelesi yapılır. Kanlı elbiseleriyle gömülür, yıkanmazlar. Fakat âhirette hakîkî şehîdlere vâd edilen mükâfatlara kavuşamazlar. Çünkü niyetleri bozuktur. Cennet’teki nîmetler, Allahü teâlânın râzı olduğu kimseler için hazırlanmıştır.
3- Âhiret şehidi: Allah rızâsı için olan cihâdın hazırlığı esnâsında tâlimlerde ölürse, zulüm ile öldürülünce, cihâdda ve eşkıya, âsî, yol kesici tarafından öldürülünce, gece hırsızla vuruşmada yaralanınca, hemen ölmez, bir namaz vakti çıkıncaya kadar aklı başında kalır veya başka yere götürülüp, orada ölürse veya cünüb, hayızlı ise, yalnız âhiret şehîdi olur. Böyle ölen kimseler, dünyâda yıkanır ve kefenlenirler. Had, ta’zir, kısas cezâları ile öldürülenler, kurşuna dizilenler, îdâm edilenler, hayvan tarafından öldürülenler yıkanırlar.
Boğularak, yanarak, garib, kimsesiz olarak, duvar ve enkaz altında kalarak ölenler, ishalden, taundan (vebadan), sârî (bulaşıcı) hastalıklardan, lohusalıkta, sar’a hastalığında, Cum’a gecesinde ve gününde, din bilgilerini öğrenmekte, öğretmekte ve yaymakta iken ölenler, zulüm ile hapsolunup ölenler, Allah rızâsı için müezzinlik yaparken, İslâmiyete uygun ticâret yaparken, helâl kazanıp, çoluk-çocuğuna din bilgisi öğretmek ve ibâdet yapmaları için çalışanlar, duhâ namazı kılanlar, her ay üç gün oruç tutanlar, yolculukta da vitir namazını terk etmeyenler, ölüm hastalığında kırk kerre “La ilâhe illa ente Sübhâneke innî küntü min-ez-zâlimîn” okuyanlar, her gece Yâsîn-i şerîf okuyanlar, abdestli yatıp ölenler, gıdâ maddeleri getirip ucuza satanlar, soğukta gusl abdesti alınca hastalanıp ölenler, her sabah veya akşam devâmlı olarak üç kerre; “Eûzü billahissemî’ül alîmi mineşşeytânirracîm” ile Haşr sûresinin sonunu okuyanlar, ölünce âhiret şehîdi olurlar.
Günâh sebebi ile ölenler şehîd olmaz. Günah işlerken şehîdliğe sebeb olan bir sebeple ölürse, âhiret şehîdi olur ve günâhının cezâsını da yüklenir. Meselâ, günâh işlerken üzerlerine ev yıkılıp ölenler şehîd olurlar.

ŞEHÎDLİK ARZUSU
Resûlullah efendimizin kayınbirâderi olan Abdullah bin Cahş (r.an h), Bedr savaşında olduğu gibi, Uhud savaşında da büyük kahramanlıklar gösterdi. O, bu savaşta şehîd olmayı istiyordu. Abdullah bin Cahş’ın (r.anh) bu şehîd olma isteğini Sa’d bin Ebî Vakkâs (r.anh) şöyle nakletti: “Uhud’da savaşın çok şiddetli bir ânında Abdullah bin Cahş, birden yanıma sokulup elimden tuttu. Beni bir kayanın dibine çekerek; “Şimdi burada sen duâ et ben “âmin” diyeyim. Ben duâ edeyim sen âmin de!” deyince, peki dedim. Ben şöyle duâ ettim: “Allah’ım! Bana çok kuvvetli ve çetin kâfirleri gönder. Onlarla kıyasıya vuruşup, hepsini öldüreyim. Gâzi olarak geri döneyim.” Benim bu yaptığım duâya içten âmin diyen Abdullah bin Cahş, şöyle duâ etmeye başladı: “Allah’ım! Bana zorlu kâfirler gönder. Onlarla kıyasıya çarpışayım. Cihâdın hakkını vereyim, hepsini öldüreyim, en sonunda bir tanesi de beni şehîd etsin. Sonra benim, burnumu, kulaklarımı ve dudaklarımı kessin. Ben kanlar içinde senin huzûruna geleyim. Sen bana; “Abdullah! Dudaklarını, burnunu ve kulaklarını ne yaptın?” diye sorduğunda; “Allah’ım! Ben onlarla çok kusur işledim, yerinde kullanamadım, senin huzûruna getirmeye utandım. Sevgili Peygamberimin de bulunduğu bir savaşta toza toprağa bulandım ve öyle geldim” diyeyim.”
 Böyle bir duaya âmin demeyi gönlüm arzu etmiyordu. Fakat o, istediği ve önceden söz verdiğim için mecbûren âmin dedim. Daha sonra kılıçlarımızı alıp, savaşa devâm ettik. Hakîkaten savaş Abdullah’ın arzu ettiği şekilde cereyân etti. İkimiz de önümüze geleni öldürüyorduk. Bir ara, Abdullah’ın elindeki kılıç kırıldı. Resûlullah efendimiz ona bir hurma dalı verdi. Sevgili Peygamberimizin mûcizesi olarak, bu hurma dalı kılıç gibi kesmeye başladı. Pek çok kâfiri öldüren Abdullah, savaşın sonuna doğru istediği gibi şehîd oldu. Akşam üstü cesedinin yanına vardığımda, duâ ettiği gibi dudakları ve burnu kesilmiş hâlde kan-revân içinde idi. Onu hazret-i Hamza ile berâber aynı kabre koyup defnettik.”

 1) Rehber Ansiklopedisi; cild-16, sh. 53
 2) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh. 962
 3) İslam Âlimleri Ansiklopedisi; cild-1, sh. 190, 224
 4) Eshâb-ı Kirâm; sh. 312
 5) Redd-ül-muhtâr; Şehîdlik bahsi

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Merv şehri kâdısının bir kızı vardı.

GÜNÜN HADİSİ

Din kitaplarında, (Şu on kısımdır, dokuzu şundadır) gibi ifadeler geçiyor. Onda dokuzu ne demektir?

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, molla Abdülhak-ı Dehlevîye “rahmetullahi aleyh” yazılmışdır. Gitdiğimiz yolun yedi basamak olduğu bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası