hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
17:41
19 Temmuz 2010 Pazartesi
Okunma Sayısı: 1048
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Şûra

Bir işin yürütülmesi için seçilen ve belli vasıfları taşıyan kişilerden meydana gelen meclis veya meclisin toplandığı yer, müessese.

İslâm târihinde devlet ve millet işlerinin görüşüldüğü, halîfeye veya hükümdâra yardımcı olan ve müslümanlar için en faydalı olanın, karara bağlandığı meclise verilen addır.
Lügatte, danışmak, istişâre ve meşverette bulunmak, istişârenin yapıldığı yer ve müessese mânâlarını ifâde eden, fert ve toplum hayâtının düzenli bir şekilde yürütülmesini sağlayan şûra (danışma); fert ve toplum hayâtında önemli bir yer tutar. Zâten istişâre ve müşâvere, yüce dînimizin en önemli emirleri arasında yer almaktadır. Mukaddes kitabımız Kur’ân-ı kerîmin Âl-i imrân sûresi 159. âyetinde meâlen; “(O vakit) sen Allah’dan bir esirgeme sâyesinde, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar etrâfından her hâlde dağılıp gitmişlerdi bile. Artık onları bağışla, (Allah’dan da) günahlarının bağışlanmasını iste. İş husûsunda onlarla müşavere et. Bir kerre de azmettin mi artık Allah’a güvenip dayan. Çünkü Allah kendine güvenip dayananları sever.” buyruldu.
Sevgili Peygamberimiz de sallallahü aleyhi ve sellem, Kur’ân-ı kerîmde bildirilmeyen bir çok işlerde yüce Eshâbının fikirlerine baş vurarak, istişârenin önemini işâret buyurmuştur.
Meselâ; Bedr günü Kureyş kervânının üzerine gidip gitmeme konusunda Eshâbı ile müşâvere etmiş, onlarda; “Yâ Resûlallah! Sen bizden denizi geçmemizi istesen, muhakkak ki, seninle birlikte denizi geçeriz. Dünyânın öbür ucuna bizi yürütsen, seninle birlikte yürürüz. Biz Mûsâ’nın (aleyhisselâm) kavminin ona; “Sen ve Rabbin gidin, savaşın, biz burada oturucularız” dedikleri gibi demeyiz. Aksine biz; git, biz de seninle berâberiz, önündeyiz, sağında ve solundayız” demişlerdi.
Uhud muhârebesinden önce de; Medîne’de kalarak mı, yoksa düşmana karşı şehir dışına çıkarak mı harb edilmesi husûsunda Eshâb-ı kirâmıyla müşâvere etmiş, kendisi Medîne’de kalarak muhârebe etmeyi tercih ettiği hâlde, ekseriyet şehir dışına çıkmayı istediği için düşmana karşı çıkmıştı.
Hudeybiye günü müşriklerin üzerine yürüyüp, onlarla harb etme konusunda da Eshâb-ı kirâmıyla istişâre etmiş, hazret-i Ebû Bekr’in; “Biz harb etmek için değil umre yapmak üzere çıktık” demesi üzerine onun re’yini tasvib buyurmuştu.
Buna benzer bir çok hususlarda Eshâb-ı kirâmıyla istişâre eden Peygamber efendimiz, Allahü teâlânın emrine uyduğu gibi, kendisinden sonra, Eshâb-ı ve müslümanlara, hakkında kesin delîl bulunmayan husûslarda istişârede bulunmaları için örnek olmuştu. Ayrıca kurduğu İslâm Devleti’nin işlerini yürütmek için re’ylerine mürâcaat ettiği kimselerden meydana gelen bir Şûra meclisi de kurmuştu. Hattâ bir defâsında hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Ömer’e; “Bir meşveret meclisinde bir araya geldiğimizde, ben ikinize muhalefet etmem, ikinizden ayrılmam” buyurmuştu.
 Peygamber efendimiz devrinde ilk şûra üyeleri, tabiî olarak ilk Muhacirler olmuş, sonra Ensârın ileri gelenleri de katılmışlardı. Zamanla cihâd ve ilmî yönden temâyüz eden Eshâb-ı kirâm da şûra üyeleri arasında yer aldılar. Hattâ Bedr ehlinden olan sahâbe-i kiram, re’y ve fikirlerine mürâcaat edilen kimseler oldu. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem kendisi vazife isteyen ve ısrârla taleb eden kimselere vazife verilmemesini istedi. Buna göre; şûra üyelerinin müslümanlar tarafından seçilmesi veya onlar adına karar verecek bir hey’etin seçilmesi şeklinde bir yol tutuldu ve uygulama böyle oldu.
Peygamber efendimizin vefâtından sonra Eshâb-ı kirâm (r.anhüm), istişâreye önem verdi. İlk halîfe hazret-i Ebû Bekr, şûra yoluyla seçildi ve Eshâb-ı kirâmın hepsi bî’at etti. Hazret-i Ebû Bekr; Kur’ân-ı kerîm, Peygamber efendimiz zamânında toplanıp mushaf hâline getirilmediği hâlde, hazret-i Ömer’in teklifi ve diğer Eshâb-ı kirâmın da aynı kanâatte olduklarını bildirmeleri üzerine, bir komisyon kurarak Kur’ân-ı kerîmin sûre ve âyetlerini toplayıp, mushaf hâline getirdi. Hazret-i Ebû Bekr vefâtına yakın sahâbe-i kiramla müşâvere ettikten ve onların re’ylerini öğrendikten sonra, hazret-i Ömer’in yerine halîfe seçilmesini istedi. Bu uygulama da hazret-i Ebû Bekr’in müşâvereye verdiği ehemmiyeti göstermektedir.
Şûra usûlüyle ve istihlâf yâni yerine halîfe tâyin etme yoluyla seçilen hazret-i Ömer de hilâfeti müddetince pek çok husûslarda Eshâb-ı kirâmla müşâverede bulunup işleri adâletle yürüttü, istişâre etmeden, çeşitli kimselerin görüşlerini almadan icraatta bulunmazdı. Onun, Muhacirler ve Ensârın ileri gelenlerinden ve Kureyş’in yaşlılarından meydana gelen bir istişâre hey’eti yâni şûra meclisi vardı. Hazret-i Osman, hazret-i Ali, Abbâs bin Abdülmuttalib, Abdurrahmân bin Avf (r.anhüm) şûra üyelerinden bâzılarıydı. Ayrıca isteyen her müslümanın katıldığı bir de genel istişâre kurulu vardı. Mescidde cemâatle namaz kılındıktan sonra, bir mes’ele cemâate anlatılır ve dileyen fikrini söylerdi. Bâzan özel şûraya bundan sonra danışılırdı. Ortaya çıkan umûmî kanâate, re’yi uymadığı takdirde hazret-i Ömer, kendi re’yini bırakıp, umûma tâbi olurdu. Hattâ; “Kim bende bir yanılma görürse, onu doğrultsun” buyurduğu meşhûrdur. İstişâre kurulunda bulunanlar ondan önce fikirlerini açıklamakta serbest idiler. Bunlardan hiç bir kimse fikrini açıklamaktan men edilmezdi. Bir defâsında ordusuyla birlikte Şam tarafına yolculukta iken, Şam’da taun salgını olduğu haberi gelince; Şam’a girip girmemek husûsunda, yanındakilerle istişârede bulunmuş, ekseriyetin re’yine uyarak şehre girmekten vazgeçmiş ve geriye dönmüştü. Vefâtına yakın bir zamanda, Osman, Ali, Talha, Zübeyr, Sa’d bin Ebî Vakkâs ve Abdurrahmân bin Avf’dan (r.anhüm) meydana gelen şûranın içlerinden birini halîfe seçmelerini vasiyet etmişti. Nitekim hazret-i Osman şûra usûlüyle halîfe seçilmişti. O da hilâfeti müddetince yapacağı işleri istişâre ederek yaptı. Birinci halîfe hazret-i Ebû Bekr zamânında toplanarak kitap hâline getirilen Kur’ân-ı kerîmin çoğaltılarak İslâm ülkesinin çeşitli merkezlerine gönderilmesi, şûrada alınan karar netîcesinde gerçekleştirildi.
Hazret-i Osman’ın şehâdetinden sonra hazret-i Ali de şûra usûlüyle halîfe seçilmişti. Hazret-i Osman’ın kâtillerinin yakalanması ve cezâlandırılması husûsunda nasıl hareket edileceğine dâir hazret-i Âişe, Talha ve Zübeyr (r.anhüm) ile müşâverede bulunmuş, bir çok husûslarda Eshâb-ı kirâmın re’ylerine başvurmuştu.
Peygamber efendimiz ve Hulefâ-i râşidîn devrinde hiçbir iş, şûra dışı bırakılmazdı. Şûra meclisi, Kitâb (Kur’ân-ı kerîm) ve Sünnetin delâletiyle sâbit konularda bunları aynen kabûl eder, aykırı karar alamazdı (Bkz. Kur’ân-ı kerîm, sünnet). Hakkında kesin ve açık delîl bulunmayan konular, şûranın karar vereceği hususları teşkil ederdi. Verilen kararlar tek veya çift taraflı olabilirdi. Bir hususta karar verilmişse ve ona muhalefet eden olmazsa icmâ’ hâsıl olurdu. Eğer bir konuda değişik re’y ve ictihâdlar ortaya çıkar, ekseriyet bunlardan birini tercih ederse bu karâra tâbi olunurdu.
 Halîfe ile şûranın re’y ve ictihâdları karşılaşırsa; ya o konuda mütehassıs bir hey’etin tercîh ve hükmüne uyulur veya ekseriyetin re’yine tâbi olunur veya birinci derecede mes’ûliyet taşıdığı düşünülerek halîfenin re’yine uyulurdu. Her üç husûsun da câiz olduğuna dâir Asr-ı seâdette uygulamalar mevcuttur.
Peygamber efendimizin ve dört halîfesinin zamânından sonraki devirlerde de, halîfeye veya hükümdârlara yardımcı olan ve onların devlet-millet işlerini danıştığı, belli vasıflara sâhib seçilmiş kimselerden teşekkül eden şûra meclisleri vardı. Bu meclise Ehl-üş-şûra ve Ehl-ül-Hall vel-Ahd tâbirleri kullanılmıştır. İlk Emevî halîfesi Muâviye (r.anh) da istişâreye önem verir, günde beş defâ idâresi altında bulunanların dertlerini dinlerdi. Daha sonra devlet, millet işlerini danışacağı husûsî şûra meclisini çağırır, mes’eleleri istişâre ederdi. Diğer Emevî halîfelerinin de istişâre meclisleri mevcuttu.
Abbâsîler zamânında da, biri husûsî, diğeri umûmî olmak üzere iki çeşit şûra meclisi vardı. Birincisi, halîfe ve devlet ricâlinin ileri gelenleri veya yanına gelen büyük kumandanlarından meydana gelen bir meclisdi. Diğerinde ise günlük işler görüşülüp karâra bağlanırdı.
Müslüman olmadan önce de danışmaya önem veren Türkler, İslâmiyetin kabûlü ile, İslâm dîninin istişâreye ve danışmaya verdiği öneme binâen Hân veya Hakana devlet işlerinde yardımcı, şûra meclisi hüviyetinde olan kurultay meclisi yerine dîvânlar kurdular. Karahanlılar, Gazneliler, Büyük Selçuklular ve Memlûklüler zamânında önemli vazifeler gören dîvânlar çeşitli adlarla anılmaktaydı. Bunların en önemlisi en bâriz şekliyle Büyük Selçuklular zamânında görülen Dîvân-ı sultân adı verilen Büyük dîvân idi. İlk Büyük Selçuklu dîvânı, 1036 (H.428)’de Nişâbûr’da Tuğrul Bey’in başkanlığında toplandı. Haftada iki defâ Büyük dîvânı toplayan Tuğrul Bey; devlet ve millet işlerini görüşürdü. Dîvâna bâzan vezirler de başkanlık ederlerdi. Büyük dîvân âzâları, ayrıca kendi husûsî sâhalarıyla ilgili bir dîvânın da başkanlığını yürütürlerdi. Bu dîvândan başka Memlûklüler zamânında ortaya çıkan hükümdârın haftada iki gün halkın dâva ve dertlerini dinleyip oradaki yetkili ve ilgili kimselerle birlikte şikâyetleri karâra bağlayan Dar’ül-adl veya Dîvân-ül-mezâlim adlı şûra meclisi vardı.
Türkiye Selçuklularında Dîvân-ı saltanat veya Dîvân-ı âlî adını alan yüksek meclis, hükümdârın danışma meclisi hüviyetindeydi. Bu dîvâna Sâhib-i âzam veya Sâhib denilen bir vezir başkanlık ederdi. Dîvân, sofa denilen salonda kurulur, vezir yerini aldıktan sonra sağına ve soluna münşîler (dîvân kâtipleri) ve tercümanlar otururdu. Dîvâna gelen mes’eleler görüşülüp karara bağlandıktan sonra münşîler tarafından yazılırdı. Defâtir-i dîvân-ı âlâ denilen dîvânda karâra bağlanan mes’elelerin yazıldığı defterler vardı. Büyük dîvânda, daha alt dîvânlarda görüşülüp karâra bağlanamayan hususlar görüşülür ve karâra bağlanırdı.
Bâbürlüler, Kara Koyunlular ve Ak Koyunlularda da Selçuklularda olduğu gibi önemli devlet işlerinin görüşüldüğü büyük dîvân ve çeşitli küçük dîvânlar mevcuttu.
Osmanlılar zamânında da devlet ve millet işlerinin görüşülüp istişâre edildiği ve karâra bağlandığı Dîvân-ı âlî veya Dîvân-ı hümâyûn denilen şûra meclisi vardı. Dîvân-ı hümâyûnda, devlete âit; siyâsî, idârî, askerî, örfî, şer’î, adlî ve mâlî işler, şikâyet ve dâvalar görüşülüp ilgililer tarafından tedkîk edildikten sonra karâra bağlanırdı. Dîvân, hangi din ve millete mensûb olursa olsun, her sınıf halka; kadın-erkek herkese açıktı. Mes’elelerini mahallinde hâlledemeyen kimseler, Dîvân-ı hümâyuna mürâcaat ederlerdi. Ayrıca harp ve sulh gibi kararlar dîvân tarafından verildiği gibi, bütün mühim devlet işleri de burada müzâkere edilir ve netîcelendirilirdi. Dîvânda karâra bağlanmayan ve pâdişâha arz edilmesi gerekmeyen işler pâdişâhın mutlak vekili vezîr-i âzamın, İkindi dîvânı’nda müzâkere edilip karâra bağlanırdı. Fâtih Sultan Mehmed Hân zamânına kadar dîvâna pâdişâhlar başkanlık ederdi. Haftanın belli günlerindeki dîvân toplantılarına, daha sonra, pâdişâh adına vezîr-i âzamlar başkanlık ettiler.
Osmanlı Devleti’nin son zamanlarına doğru dîvân toplantıları terk edilerek işlerin hâlli sadr-ı âzam dîvânına bırakıldı. Ayrıca devlet işleri hakkında kararlar vermek, yapılan nizam ve kânunları tedkîk ve bir kısım me’mûrları muhâkeme etmek üzere Şûrây-ı devlet denilen meclis kuruldu.
1867 (H.1284) yılında kurulan ve bugün danıştay adını alan bu meclis, devletin sonuna kadar devâm etti.
Osmanlılarda ayrıca harb îlânı, sulh akdi gibi fevkalâde hâdiseler hakkında büyük devlet adamlarıyla, ilim, irfan sâhiplerinin görüşleri alınmak üzere pâdişâhların katılmasıyla toplanan Şûrây-ı saltanat adlı bir meclis de vardı. Bir çok defâ toplanan bu meclis, en son olarak, son Osmanlı sultânı Vâhideddîn Hân’ın padişahlığı ve Dâmâd Ferit Paşa’nın Sadr-ı âzamlığı zamânında yapılmıştı.
Halîfeye ve hükümdâra yol gösterecek olan bu şûra üyelerinin nasıl seçileceğine dâir değişmez kâideler Asr-ı seâdette açık olarak konulmamışsa bile, daha sonraki asırlarda yetişen müctehid âlimler, Asr-ı seâdette yapılan uygulamalara kıyâs yaparak bâzı değişmez kâideler ortaya koymuşlardır.
Buna göre şûra üyelerinde bulunması gereken şartlar şunlardır:
1- Adâlet; şûra üyesi İslâm dîninin emirlerine uymak ve yasaklarından sakınmak husûsunda çok dikkatli olmalı ve mükemmel bir ahlâka sâhib, doğru, sözüne güvenilir kimselerden olmalıdır.
2- İlim; şûra üyesi olan kişi, içinde yaşadığı cemiyetin bütün mes’elelerine vâkıf bulunmalı, bunları çözmek için naklî ve aklî ilimlerde yüksek derece sâhibi olmalıdır.
3- Akl-ı selîm sâhibi, zekî, çalışkan, ileri görüşlü ve firâset sâhibi olmalıdır.

 1) Rehber Ansiklopedisi; cild-4, sh. 186
 2) Tefsîr-i Mazharî; cild-2, sh. 161, cild-8, 328
 3) İbn-i Bîbî Selçuknâmesi; sh. 53, 57, 186, 262, 263
 4) Kısâs-ı Enbiyâ
 5) Osmanlı Devlet Teşkîlatına Medhal
 6) Osmanlı Târih Deyimleri
 7) El-Ahkâm-us-Sultâniyye

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

“Ey Ahî (Kardeşim)! Alış veriş ilmini bilmeyen, haram lokmadan kurtulamaz. Haram lokma yiyen ise ibâdetlerinin sevâbını bulamaz. Zahmetleri hep boşa gider. Sonunda büyük azaba yakalanır ve pişman olur.” buyururdu.

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, mirzâ Hüsâmeddîn Ahmede “kuddise sirruh” yazılmışdır. Bu yolun, büyüğümüzün yolu olduğu bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası