hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
17:43
19 Temmuz 2010 Pazartesi
Okunma Sayısı: 748
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Sa’d Bin Mu’âz (r.anh)

Eshâb-ı kirâmın meşhûrlarından.

İsmi, Sa’d bin Mu’âz bin Nu’mân Imr-ul-Kays el-Ensârî, el-Evsî’dir. Babası Mu’âz bin Nu’mân, annesi Kebşe binti Râfi’dir. Künyesi Ebû Amr, lakabı Seyyid-ül-Evs’dir. Yaklaşık olarak 590 senesinde Medîne-i münevverede doğdu. 627 (H.5) senesinde Hendek savaşında şehîd oldu. Müslüman olmadan önce, Medîne’deki Evs kabîlesinin ve Benî Abd-ül-Eşheloğullarının reîsi idi. Evs kabîlesi içinde Abd-ül-Eşheloğulları, çok zengin ve îtibârlı olup, Sa’d bin Mu’âz’ın sözlerini tereddüdsüz kabûl ederler ve tâbi olurlardı. Nitekim müslüman olunca, kendisine bağlı kabîlesi de onun bir teklifi ile müslüman oldular. Böylece, Medîne’de İslâmiyet sür’atle yayıldı.
Bi’setin onuncu yılı başlarında, Medîne’den gelen oniki kişi, Peygamber efendimizle görüşüp müslüman oldular. Birinci Akabe bî’atı denilen bu görüşmeden sonra, Medîneliler kendilerine Kur’ân-ı kerîm ve İslâmiyeti öğretecek bir öğretmen istediler. Peygamber efendimiz, bu iş için, Mus’ab bin Umeyr’i vazifelendirdiler. Mus’ab bin Umeyr, Medîne’de fevkalâde bir gayretle pek çok kimsenin müslüman olmasına vesîle oldu. Faâliyetlerini yürütmek üzere, Sa’d bin Mu’âz’ın teyzesinin oğlu olan Es’ad bin Zürâre’nin evinde yerleşmişti. Bu sebeple Sa’d bin Mu’âz, o zaman Arablar arasında akrabâya karşı hakâretten kaçınmak âdet olduğu için, teyzesinin evine gidip bu işe mâni olma teşebbüsünde bulunamadı. Bir kabîle reîsi olarak, bizzat işe el koymak istiyordu. Bu niyetle kabîlesinin ileri gelenlerinden Üseyd bin Hudayr’a; “Sen git şu bizim hânemize gelen kişiyi gör. Ne yapacaksan yap. Es’ad teyzemin oğlu olmasaydı, bunu sana bırakmazdım” dedi. Bunun üzerine Üseyd bin Hudayr, mızrağını alıp, Mus’ab bin Umeyr’in bulunduğu eve gitti. Vardığı zaman, Mus’ab bin Umeyr’in tatlı konuşması ile insanın kalbine işleyen sözlerini ve hoş sesiyle okuduğu Kur’ân-ı kerîm âyetlerini dinledi ve kendinden geçip; “Bu ne güzel şey! Bu dîne girmek için ne yapmak lâzımdır” dedi. Anlattılar ve Üseyd bin Hudayr, Kelime-i şehâdet söyleyerek müslüman oldu. Büyük bir huzûr içerisinde olduğu hâlde Mus’ab bin Umeyr’e dönerek; “Arkamda bir âlim var. Hemen gidip onu size göndereyim. Eğer o müslüman olursa, Medîne’de onun kabîlesinden îmân etmedik hiç kimse kalmaz...” diyerek, sür’atle kalkıp gitti. Doğruca Sa’d bin Mu’âz’ın yanına vardı. Sa’d bin Mu’âz onu görünce; “Yemin ederim ki, Üseyd buradan gittiği yüzle gelmiyor” dedi. Sonra da; “Ne yaptın yâ Üseyd?” diye sordu. Üseyd bin Hudayr, Sa’d bin Mu’âz’ın müslüman olmasını çok arzu ettiği için; “O kişiyle (Mus’ab bin Umeyr ile) konuştum, onların bir fenâlığını görmedim. Yalnız duyduk ki, Benî Hâriseoğulları, teyze oğlun Es’ad’ın böyle bir kimseyi evinde barındırmasından kuşkulanarak, teyzenin oğlunu öldürmek için harekete geçmişler” dedi. Bu sözler Sa’d bin Mu’âz’a ağır geldi. Çünkü bir kaç sene önce yapılan bir savaşta, Benî Hâriseoğullarını yenip, Hayber’e sığınmaya mecbûr etmişlerdi. Bir sene sonra da affedip, yurtlarına dönmelerine izin vermişlerdi. Buna rağmen onların böyle davranmaları, Sa’d bin Mu’âz’ı çok kızdırmıştı. Hâlbuki işin aslında böyle bir hareketleri yoktu. Üseyd bin Hudayr böyle bir çâreye başvurarak, Sa’d bin Mu’âz’ın teyzesine ve teyzesinin oğlu Es’ad bin Zürâre’ye, dolayısıyla Mus’ab bin Umeyr’e zarar vermesini önlemek istedi. Böylece onların tarafına geçmesini ve nihâyet müslüman olmasını te’min etmek gayretinde idi.
Sa’d bin Mu’âz, Üseyd bin Hudayr’ın bu sözleri üzerine hemen yerinden fırlayıp, Es’ad bin Zürâre’nin yanına gitti. Oraya varınca baktı ki, Es’ad (r.anh) ile Mus’ab bin Umeyr son derece huzûr ve sükûn içinde oturup, sohbet ediyorlar. Yanlarına yaklaşıp; “Ey Es’ad! Aramızda akrabâlık olmasaydı sen bunları yapamazdın...” dedi. Mus’ab bin Umeyr bu sözlere; “Ey Sa’d, hele biraz dur, oturup bizi dinle, anla, sözlerimiz hoşuna giderse ne âlâ, yok beğenmezsen sana teklifden vazgeçeriz. Bizi bırakır gidersin” dedi. Sa’d bin Mu’âz bu yumuşak ve tatlı sözler karşısında sakinleşip, bir kenara oturarak dinlemeye başladı.
Mus’ab bin Umeyr, Sa’d bin Mu’âz’a önce İslâmiyeti anlattı. İslâmiyetin esaslarını açıkladı. Sonra tatlı ve güzel sesiyle Kur’ân-ı kerîmden bir mikdâr okudu. O okudukça, Sa’d bin Mu’âz’ın hâli değişiyor, kendinden geçiyordu. Kur’ân-ı kerîmin eşsiz belâgatı karşısında kalbi yumuşadı ve büyük bir te’sir altında kaldı. Kendini tutamayıp; “Siz bu dîne girmek için ne yapıyorsunuz?” dedi. Mus’ab bin Umeyr hemen ona Kelime-i şehâdeti öğretti. O da, “Eşhedü enlâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh” diyerek müslüman oldu.
Sa’d bin Mu’âz (r.anh), İkinci Akabe bî’atında bulunup, Resûlullah’a bî’at etti. Bu bî’atte bulunanlar Resûlullah’ı canları gibi koruyacaklarına, gerekirse her hususta O’nun için, mallarını ve canlarını fedâ edeceklerine söz verdiler.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Medîne-i münevvereye hicret edince, Sa’d bin Mu’âz’ı, Sa’d bin Ebî Vakkâs (r.anh) ile kardeş yaptı. Hicretten sonra beş sene kadar yaşadı.
Sa’d bin Mu’âz, Bedr savaşına katılarak, Bedr eshâbından olmakla da şereflendi.
Bedr savaşından sonra, Uhud savaşına da katılan Sa’d bin Mu’âz (r.anh), gösterdiği cesâret ve kahramanlıkla Eshâb-ı kirâm arasında çok sevildi. Bu savaşta oğlu Amr bin Sa’d şehîd oldu. Uhud savaşında Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem yaralanmıştı. Sa’d bin Mu’âz, Sa’d bin Ubâde ile birlikte Peygamber efendimizin yaralarını sarıp, tedâvî etti.
Sa’d bin Mu’âz, müşriklerle yapılan Hendek savaşına da katıldı. Bu sırada, sağlam kalelerden olan Hârisoğulları kalesinde Sa’d bin Mu’âz’ın annesiyle birlikte bulunan hazret-i Aişe şöyle anlatmıştır: “O gün şiddetli bir ses duydum. Baktım ki, Sa’d bin Mu’âz yanında yeğeni ile savaşa gidiyordu. Kılıcını kuşanmış gür sesle şu şiiri okuyordu:
“Şiddetli bir cihâd başlayacak, yok hiç bir engel,
Ölümden kaçılır mı hiç, gelip çatınca ecel.”
Bunu işiten Sa’d bin Mu’âz’ın annesi; “Oğlum koş, arkadaşlarına yetiş!” dedi. Hendek harbinde; Sa’d bin Mu’âz büyük bir kahramanlık göstererek savaşıyordu. Lâkin İbn-i Araka adlı bir müşrikin attığı ok ile kolundan yaralandı. Durumunun ciddî olduğunu anladı ve; “Yâ Rabbî! Kureyş harbe devâm edecekse bana ömür ihsân eyle. Çünkü, senin Resûlüne sallallahü aleyhi ve sellem eziyet eden, O’nu yalanlayan müşriklerle savaşmaktan hoşlandığım kadar başka bir şeyden hoşlanmıyorum. Eğer aramızdaki harp sona eriyorsa, beni şehîdlik mertebesine yükselt. Fakat, Benî Kureyzâ’nın âkıbetini görmeden ruhumu kabzetme” diye duâ etti.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, mescidde bir çadır kurdurarak, Benî Eslem kabîlesinden Refîde’yi onu tedâvî için vazifelendirdi. Orada yattığı sırada Peygamberimiz sık sık yanına gelip, hâlini sorardı. Peygamberimiz, Hendek savaşı sona erince, derhâl Benî Kureyzâ yahûdîleri üzerine hareket emri verdi. Benî Kureyzâ yahûdîleri, Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellemle anlaşma yaptıkları hâlde, Hendek savaşının en kritik ânında, müşrikler tarafına geçmişler, müslümanları arkadan vurmaya kalkışmışlardı. Sa’d bin Mu’âz (r.anh), anlaşmaya sâdık kalmaları için onları îkâz ettiyse de dinlememişlerdi. Savaş bitince, Benî Kureyzâ yahûdîleri muhâsara altına alındı. Bir ay süren kuşatmanın sonunda teslim oldular. Haklarında verilecek hüküm için Sa’d bin Mu’âz’ın hakem olmasını istediler. Onların bu isteği üzerine Peygamberimiz, Sa’d bin Mu’âz’ı (r.anh) yattığı çadırından getirtti. Sa’d bin Mu’âz, yahûdîlere; “Ne hüküm verirsem râzı mısınız?” dedi. “Evet, râzıyız!” dediler. Bunun üzerine Sa’d bin Mu’âz, Benî Kureyzâ erkeklerinin boynunun vurulmasına hükmetti. Tevrat’a da uygun olan bu hüküm gereğince, erkeklerin boynu vuruldu. Kadınlar ve çocuklar esir alınıp, mallarına el konuldu. Benî Kureyzâ’dan bâzı erkekler ise müslüman olup, kurtuldular. Sa’d bin Mu’âz bu hükmü verince, Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem; “Onlar hakkında Allah’ın ve Resûlünün hükmüyle hükmettin” buyurdular (Bkz. Benî Kureyzâ).
Sa’d bin Mu’âz, Benî Kureyzâ yahûdîleri hakkındaki hükmü verdikten sonra tekrar çadırına götürüldü. Yarası ağırlaşıp durumu şiddetlenmişti. Peygamber efendimiz, yanına gelip onu kucakladı ve; “Allah’ım! Sa’d senin rızân için, senin yolunda cihâd etti. Resûlünü de tasdik etti. Ona kolaylık ihsân eyle...” buyurarak duâ etti. Sa’d bin Mu’âz, Peygamberimizin bu sözlerini duyunca gözlerini açıp; “Yâ Resûlallah! Sana selâm ve hürmetler ederim. Senin, Allahü teâlânın peygamberi olduğuna şehâdet ederim” diye fısıldadı. Bundan sonra, Sa’d bin Mu’âz’ın yakınları onu kaldığı çadırdan Abd-ül-Eşheloğullarının evine götürdüler. Aynı gece vefât etti.
Cenâzesi kabre indirilirken Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, kabrin başında oturup, mübârek gözleri yaşardı ve mübârek sakalını eliyle tutup çok üzüldü. “Sa’d ibni Mu’âz’ın ölümünden dolayı arş titredi” buyurdu.
Bir defâsında Peygamberimize, çok kıymetli bir elbise hediye edilmişti. Eshâb-ı kirâm ne kadar güzel dediklerinde; “Sa’d bin Mu’âz’ın Cennet’teki mendilleri bundan daha güzeldir” buyurdu.
Sa’d bin Mu’âz, genç yaşta vefât ettiği için, az hadîs-i serîf rivâyet etmiştir. Sâdece Sahîh-i Buhârî’de rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîf vardır. Diğer bir rivâyeti de Enes bin Mâlik’in kendisinden naklettiği, Sa’d bin Rebî’nin Uhud savaşında şehîd edilme hâdisesidir.
Sa’d bin Mu’âz hazretleri buyurdu ki: “Müslüman olduğum günden beri namaz kılarken, hatırıma hiç bir şey getirmedim. Resûl-i ekremin her söylediğinin hak olduğuna inandım, kabûl ettim.”
“Ben üç şeyden kuvvetli olduğum kadar, hiç bir şeyde kuvvetli olmadım. Birincisi namazdadır. Müslüman olduğumdan beri başladığım hiç bir namazda, bir an önce bitirsem diye hatırıma bir şey gelmedi. İkincisi; bir cenâzeye yardıma çıktığımda cenâze defnedilinceye kadar, ölümden başka hatırımdan hiç bir şey geçmezdi. Üçüncüsü; Resûlullah’ın sallallahü aleyhi vesellem her buyurduğunu kabûl ettim, bunda asla tereddüt etmedim.”

SEVİNÇ YILI !
Sa’d bin Mu’âz müslüman olmaktan duyduğu huzûr ve sevinçle yerinde duramaz oldu. Hemen evine gidip öğrendiği gibi gusül abdesti aldı. Sonra da kavminin toplanmasını istedi. Üseyd bin Hudayr’ı yanına alıp, kavminin toplandığı yere gitti. Eşheloğullarına hitâben; “Ey Benî Abd-ül-Eşhel, siz beni nasıl tanırsınız?” dedi. Onlar da hep bir ağızdan; “Sen bizim reisimiz ve büyüğümüzsün, biz sana tâbiyiz” dediler. Sa’d bin Mu’âz, onların bu sözleri üzerine; “O hâlde hepinize haber veriyorum. Ben müslüman olmakla şereflendim. Sizin de Allahü teâlâya ve O’nun Resûlüne imân etmenizi istiyorum. Eğer imân etmezseniz, sizin hiç birinizle konuşmayacağım, görüşmeyeceğim...” dedi.
Abd-ül-Eşheloğulları, reisleri Sa’d bin Mu’âz’ın müslüman olduğunu ve kendilerini de İslâm’a davet ettiğini duyar duymaz hep birlikte müslüman oldular. Bu durum sevgili Peygamberimize bildirildiğinde çok memnun oldu. Mekkeli müslümanlar sevince gark oldular. Bu sebeple o seneye (m. 621) sevinç yılı denildi. Resûlullah efendimiz, Medîne’ye hicret ettikten sonra, bu hâdiseye işâret ederek; “Ensâr hânedânından en hayırlısı Neccâroğullarının hânedânıdır. Sonra Abd-ül-Eşhel hânedânıdır” buyurdu.

BEDR’DE KATLEDİLDİ !..
Sa’d bin Mu’âz, Medîne’nin ileri gelenlerinden ve reislerinden olduğu için, Mekke’ye gidip, Kâ’be’yi tavâf ederdi. Müşrikler bu sebeple ona dokunamazlardı. Bu ziyâretlerinden birinde, Ebû Cehl karşısına çıkıp; “Siz bizim dînimizden ayrılanları himâye ettiniz. Onlara her yardımda bulundunuz. Eğer burada seni, himâyesine alanlar olmasaydı, öldürürdüm. Dönüp çocuklarına kavuşamazdın” demişti. Sa’d bin Mu’âz, Ebû Cehl’in bu tehditli sözleri karşısında gâyet cesûrâne cevab verip; “Eğer böyle bir şeye kalkışırsan, Medîne yakınından geçen ticâret yolunu keser, bir daha oralara ayak basamazsın” dedi. Bunları söylerken sesi öyle gürlüyordu ki, yanında bulunan Ümeyye bin Halef; “Sesini biraz alçalt; bu kişi bu vadinin meşhûru” demişti. Bunun üzerine, Sa’d bin Mu’âz daha gür bir sesle; “Yemin ederim ki, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem bize senin katlolunacağını haber verdi” dedi. Ebû Cehl bu sözleri işitince, şaşkına döndü. Mekke’de mi öldürüleceğim deyince; “Orasını bilmem” dedi. Ebû Cehl, bunu bildiği için Bedr savaşına gitmek istemedi. Fakat çevresinin ayıplaması üzerine, gitmek mecbûriyetinde kaldı. Nihâyet Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem buyurduğu gerçekleşip, Bedr’de katledildi.
 
1) Tabakât-ı İbn-i Sa’d; cild-3, sh. 420
 2) El-A’lâm; cild-3, sh. 88
 3) El-İsâbe; cild-2, sh. 37
 4) Tehzîb-üt-tehzîb; cild-3, sh. 481
 5) Tehzîb-ül-esmâ vel-luga; cild-1, sh. 214
 6) El-İstiâb; cild-2, sh. 27
 7) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh. 1059
 8) Eshâb-ı Kirâm; sh. 388
 9) Câmiu kerâmât-il-evliyâ; cild-1, sh. 83
 10) İslam Âlimleri Ansiklopedisi; cild-2, sh. 16

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin babası fakir ve sâlih bir zâttı. Âlimlerin sohbetlerinden hiç ayrılmazdı.

GÜNÜN HADİSİ

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, esseyyid ve nakîb şeyh Ferîde “rahmetullahi teâlâ aleyh” yazılmışdır. İslâm ile küfrün birbirinin zıddı, tersi olduğunu, İslâm düşmânlarını sevmemeği bildirmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası