Bu meslek sâhibine sarrâf denir. Sarrâflık mesleği; altın ve gümüş gibi kıymetli mâdenlerin ticâret eşyâsı olarak kullanılmağa başlandığı Adem aleyhisselâm zamânında başladı. Altın ticâreti yapan ve sonradan kendilerine sarrâf adı verilen bu kimseler, altınları değerleri karşılığında başka eşyâlar ile değiştirdiler. Değişik mâdenî paralar ortaya çıkınca da, bu paralar ile altın alıp biriktirdiler. İslâmiyet öncesinde Arabistan, İran ve Hindistan’da yaygın olan sarrâflık, İslâmiyetten sonra da devâm etti. Helâl kazancın onda dokuzunun ticârette olduğunu bildiren ve ticârete önem veren İslâm dîninin yayıldığı zamanlarda, altın ve gümüş paralar, ticâret vâsıtası olarak kullanılmaya devâm edildi. Bu sebeble sarrâflık mesleği, revaçta olan bir meslek hâline geldi. Dört halîfe ve Emevîler devrinde İslâm devletinin sınırları genişledi. Abbâsîler döneminde ticarî hayât daha da canlandı. Sarrâflar, tüccârlardan işlenmemiş altın ve gümüşleri satın alıp, darbhâneye götürerek basılmış para hâlinde tekrar tüccârlara sattılar. Bu alış-verişteki kâr sâyesinde sarrâflık mesleğini devâm ettirdiler. Bu meslek sâhipleri onuncu asırdan îtibâren, ticârî faâliyetlerin kolaylaşıp emniyet içinde yürümesi için, tüccârların malını veya parasını emânet olarak aldılar ve yaptıkları bu hizmet karşılığı ücret almaya başladılar. Kredi işleriyle de uğraştılar. Basra’ya ticâret için gelenler ellerindeki kıymetli eşyâlarını bir sarrâfa verip mukâbilinde bir sened alıyorlar, sonra da alışverişte bulundukları tüccârlara sarrâflar nezdindeki hesapları üzerine çek veriyorlardı. Basra’daki toptancılarla sarrâflar her akşam bir yerde toplanarak hesap görüyorlardı. Böylece ticârî hayât sür’atlenip kolaylaşıyordu. Sarrâflar bu işleri yürüten me’mûrlar çalıştırdılar. Bu mesleği müslümanlar yaptığı gibi, daha çok yahûdî ve hıristiyanlar yürütüyordu. Altın yerine başka mâdenî paraların tedavüle çıkmasından sonra, altın ve gümüş gibi kıymetli mâdenleri bu paralarla değiştiren sarrâflar, para yerine geçerli olan senetleri alıp satmaya başladılar. Selçuklu, Memlûklü, Karahanlı ve Osmanlı gibi İslâm devletlerinde özellikle onbeşinci ve onaltıncı yüzyıllarda sarrâflar çoğalıp, bunlar arasında büyük zenginler ortaya çıktı. Yeni kıtaların keşfi, daha çok altın elde edilmesine sebeb oldu ve meslek gitgide yaygınlaşarak günümüze kadar geldi. Önceki asırlardaki kredi işlerini bankalar yüklendi. Bugün daha çok kuyumcu gibi çalışan sarrâflar; altın, gümüş, yâkut ve öteki değerli süs eşyâlarının alım satımını yapmaktadırlar.
1) Târih-ul-Iraki’l İktisâdî; sh. 158-179 2) Lisân-ül-Arab; cild-11, sh. 2-91 3) Ahbâr-ül-Mevârid; cild-1, sh. 644 4) Et-Tenûhî; cild-1, sh. 201 5) Miskeveyh; cild-2; sh. 239 6) Sefernâme-i Nâsır Hüsrev; sh. 236 7) İktisâdu’s-siyâsî; cild-1, sh. 569
Yabancı Dil
İngilizce Dini Bilgiler
Arapça Dini Bilgiler
Almanca Dini Bilgiler
Fransızca Dini Bilgiler
İspanyolca Dini Bilgiler
Rusça Dini Bilgiler
Farsça Dini Bilgiler
Özbekçe Dini Bilgiler
Türkmence Dini Bilgiler
Urduca Dini Bilgiler
Arnavutça Dini Bilgiler
Boşnakça Dini Bilgiler
Azerice Dini Bilgiler
Bulgarca Dini Bilgiler