hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
18:18
19 Temmuz 2010 Pazartesi
Okunma Sayısı: 1224
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

Halîfe hazret-i Ömer devrinden îtibâren İslâm devleti ile Bizans arâzisini birbirinden ayıran Suriye-Anadolu askerî hudûd ve müdâfaa sâhalarına verilen isim.

İslâm orduları, hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Ömer devirlerinde Suriye ve el-Cezîre bölgelerini fethederek hemen hemen Toros dağlarına dayandılar. Erivan ve Âzerbaycan’ın fethiyle Bizansla olan hudûdlar genişledi. Fakat İslâm ordularının Bizansla olan mücâdelesi daha ziyâde Sugûr-uş-Şâmiye ve Sugûr-ul-Cezeriyye adı verilen Adana, Maraş ve Malatya sınırı üzerinde cereyân etti. Suriye’yi kaybeden Bizans imparatoru Herakliüs, hudûddaki ahâlisini iç bölgelere çekti ve müslümanların ilerlemesini önlemek için geniş bir bölgeyi boş bırakdı. Bu bölgeye askerî garnizonlar yerleştirip, İslâm memleketlerine saldırı, yağma ve katliâmlar düzenledi. Bizans akınlarını önlemek için müslümanlar, boş bırakılan arâziye yakın bir takım küçük birlikler yerleştirip, mukâbil (karşı) hücûmlarda bulundular. Müslümanlar, bu boş hudûd sâhalarına davâhî (dış kısımlar, dış arâzi) adını verdiler. Böylece Bizans karşısında müstahkem bir hudûd hattı meydana getirildi ve bu bölgede askerî üsler kuruldu.
Emevîler devrinde devâmlı Bizans’a karşı gazâlara çıkan İslâm ordusu, rumlar tarafından tahrip ve terk edilen muhtelif köy, kasaba ve şehirleri tahkim ve burada bulunan eski istihkâmları tâmir ederek içlerine askerî birlikler yerleştirdiler. Stratejik önemi sebebiyle bâzı geçitlerin girişlerinde bulunan Tarsus, Adana, Misis, Maraş ve Malatya’dan meydana gelen bu müstahkem yerlerdeki kuvvetler, Emevîler devrinde Suriye’deki ordugâhların en kuzeyinde bulunan Kınnesrin’e bağlı idi.
Abbâsîler devrinde Bizansla olan hudûd bölgesi daha da uzadı. Gazâ için gelen gönüllüler ve halîfenin gönderdiği birliklerle asker sayısı çoğaldı. Uzayan hudûd sâhasını bir ordugâhtan idâre etmenin zorluğu sebebiyle Halîfe Hûrûn Reşîd, hudûd bölgesini 786-787 (H.170) senesinde el-Avâsım adıyla müstakil bir idârî bölge hâline getirdi. Bu tedbir daha sonraları devlet hudûdunun emniyeti bakımından çok faydalı oldu. El-Avâsım adındaki bu yeni eyâlet, Antakya mıntıkasından, güneybatıda Asi nehri tarafına, güneydoğuda Haleb ve Menbic’e ve bunun kuzeyinde Bizans hududuna kadar her yeri içine alıyordu. İki kısma ayrılan bu bölgenin birincisi; güneydeki iç mıntıka, yâni asıl el-Avâsım; ikincisi ise kuzey ile kuzeydoğudaki Sugûr ve Sugûr-ul-İslâm denilen hakîkî müstahkem yerlerdi. Tarsus’tan Toroslar boyunca ve Malatya’dan Fırat’a kadar uzanan bir hudûd eyâleti idi.
En önemli şehri Malatya olan Sugûr bölgesinin müşterek bir merkezi bulunmuyordu. Avâsım eyâletinin merkezi olarak, önce Menbic, sonraları ise İslâm vâlisinin karargâhı olan Antakya oldu. İkinci derecede idâre bölgesi sayılan Sugûr arâzisi, ekseriyâ bir vâli tarafından idâre edildi. Avâsım eyâleti, Hârûn Reşîd tarafından tamâmiyle askerî teşkîlâta bağlandı. Bütün mühim noktalara garnizonlar yerleştirildi ve yeniden çeşitli hudud kaleleri ve hisarlar binâ edildi.
Abbâsîlerin ilk zamanlarında İslâm askerleri her yaz Avâsım ve Sugûr’dan Bizans arâzisine akınlar yapıp, her defâsında, çok ganîmet elde ettiler.
Akınların devâmlı olması sebebiyle hudûd bölgesinde nüfûs azaldığından, İslâm halîfeleri bu sâhayı muhâfaza ve oradaki müslümanları takviye için uzak eyâletlerden götürdükleri ahâliyi buralara yerleştirdiler.
756-757 (H.139) senesinde Sugûr ve el-Cezîre vâlisi olan Abdülvehhâb bin İbrâhim, Halîfe Mensûr’un emri üzerine Hasen bin Kahtaba et-Tâî ile birlikte Malatya’ya gitti. Şehri tahkim ederek Horasan askerlerini yerleştirdi.
Adana 758-760 (H.141-142) senesinde yeniden tahkîm edildi ve Sâlih bin Ali bin Abdullah komutasında Horasanlı birlikler yerleştirildi.
778 (H.162) senesinde Bizans ordusu el-Hades’e hücûm edip, surları tahrîb edince Halîfe Mehdî, Hasen bin Kahtaba et-Tâî’ye, karşı akınlarda bulunmasını emretti. Hasen, otuzbin kişilik bir kuvvetle Bizans kalelerine akın düzenleyip, pek çok ganîmetle geri döndü. Hasen bin Kahtaba aynı sene çeşitli müslüman memleketlerden gelen mücâhid gönüllülerle Bizans’a karşı seferler düzenledi.
787 (H.171) senesinde İslâm kumandanlarından Herseme bin A’yân, Halîfe Hârûn Reşîd’in emriyle Bizans’a karşı akınlar düzenledi. Aynı zamanda Tarsus’un tahkîmi ile vazifelendirildi.
Halîfe Me’mûn devrinde, bölge, Bizanslıların yağmalarına mâruz kaldı. 804 (H.188)’de Bizanslılar, Tarsus halkını esir alıp götürünce, Halîfe Bizans üzerine yürüyüp onları cezâlandırdı. 808-809 (H.193-194) senelerinde Adana, Tarsus ve çevresi tekrar tâmir gördü. Horasan’dan bir kısım ahâli getirilip iskân edildi. Vâliliğine aslen Türk olan Ebû Süleym getirildi. Ebû Süleym, yirmibeş yıl kadar süren bu vazifesi zamânında huzûr ve emniyeti sağlayıp, pek çok tahkîm ve îmâr faâliyetlerinde bulundu. Bâbek isyânı sebebi ile Bizans üzerine güçlü bir ordu sevk edilemedi. Çarpışmalar, küçük akınlar şeklinde devâm etti. Gerekli tahkîmât ve hazırlığını yapan Halîfe Me’mûn, üs olarak kullandığı Tarsus’tan 830 (H.215) yılında Bizans topraklarına girdi. Bizans imparatoru ertesi yıl Tarsus ve civârını yağmaladı. Sefer için 833 yılında tekrar Anadolu’ya gelen Me’mûn, Tarsus’ta vefât etti. Halîfe Müstasım da Sugûr bölgesine gereken ilgiyi gösterdi. Tarsus’u Bizans’a yaptığı seferler için üs olarak kullandı. İslâm memleketlerinin çeşitli bölgelerinden getirilen insanları burada yerleştirdi. Cihâda katılanlar arasında ilim sâhibi olanların sayıları çok fazla idi. Hem bölgenin ahâlisini yetiştiriyorlar, hem de askerleri, Allahü teâlânın rızâsı için cihâda teşvîk ediyorlardı. Adam öldürmenin, insanlara eziyet etmenin bir meziyet değil, asıl işin iyilikte bulunup doğru yolu göstermek olduğunu anlatıyorlardı.
Halîfe Vâsık devrinden îtibâren Bizanslılar güçlenmeye başladı. Abbâsî komutanlarının birbirleri arasındaki kavgaları da İslâm düşmanlarına yaradı. Ahmed bin Tûlûn’un Sugûr vâliliği zamânında müslümanlarda bir canlanma görüldü. Bizans, Sicilya tarafından deniz yoluyla, Sugûr tarafından da kara yoluyla sıkıştırıldı. Fakat Mısır’a da hâkim olan İbn-i Tûlûn’un âdilâne idâresi çok sürmedi. 883 (H.270) yılında çıkan bir isyân sebebiyle Mısır’dan Tarsus’a geldi. Dönüşünde vefât etti (Bkz. İbn-i Tûlûn).
Sugûr bölgesi onuncu asrın başlarına kadar İbn-i Tûlûn’un oğullarının idâresinde kaldı. Fakat beceriksizlikleri ve komutanlar arasındaki anlaşmazlıklar, Abbâsî halîfesi Mu’tedid’in müdâhalesini îcâb ettirdi ve İbn-i Tûlûn’un torunu Hârûn’un ölümü ile Sugûr ve Avâsım bölgesinin idâresi tekrar Abbâsîlere geçti. Halîfe Mu’tedid bizzat kendisi giderek, Suriye ve Avâsım bölgesinin idâresini Hârûn’un adamlarından teslim alıp tâyinler yaptı. 899 yılında Tarsus vâlisi İbn-i İhşîd idi. Onun aynı yıl vefâtı üzerine Ebû Sâbit vâli tâyin edildi. Bizanslılar 900 yılında büyük bir ordu ile Tarsus kapılarına dayandılar. Yapılan savaşta Ebû Sâbit şehîd oldu. Askerler, İbn-ül-Arabî’yi vâli seçtiler. Âzerbaycan taraflarına hâkim olan Sacoğulları hükümdârı İbn-i Ebîs-Sâc’ın bâzı tertîblerini haber alan Halîfe Mu’tedîd, Tarsus’a gelip İbn-i Ebi’s-Sâc taraftarlarını cezâlandırdı. Hasen bin Ali Kûre’yi Sugûr vâlisi tâyin etti (900). Sonra Muzaffer bin Hac ve 903 yılında da Ebü’l-Aşâir Ahmed, Tarsus vâlisi oldu. 905 yılında Bizanslılar, Maraş ve çevresini yağmaladılar. Cihâda çıkan Misis ve Tarsus ahâlisi de mağlûb oldu. Halîfe Muktefî, vâliyi azledip, yerine Rüstem bin Berdevâ’yı tâyin etti. 906 yılında İbn-i Kayıglıg kumandasındaki Sugûr müslümanları, Bizans topraklarına girip, Konya’ya kadar akınlar yaptılar. Bizans kumandanı Andronikos ve âilesini esir alıp, Bağdâd’a götürdüler. 913 yılında Rüstem’in yerine Bişr el-Afşinî, Tarsus vâlisi oldu. Çıktığı gazâlarda bir çok esir ve ganîmet aldı. Hüseyn bin Hamdan’ın, Halîfe Muktedir’e isyân etmesi, İslâm ordusunun üzerine gitmesine yol açtı. Bu fırsatı Bizanslılar Diyarbekir ve Sugûr bölgesindeki müslümanlara saldırarak değerlendirdiler. Müslümanlara bir hayli sıkıntı verdiler. Müslümanlar da kendilerini toplayıp her yaz Bizans üzerine sefer düzenlediler. Müslümanların Tarsus tarafında güçlendiğini gören Bizanslılar, 929’da Malatya ve Ahlat taraflarını vurdular. İsyanlar sebebi ile Halîfe Muktedir’den yardım ümidini kesen Malatya, Meyyâfârikîn, Amid ve Erzen ahâlisi Bizanslılara itâat etmek mecbûriyetinde kaldı. 931 yılında Tarsus vâlisi Semel, Bizans topraklarına girip, Ankara’ya kadar ilerledi. Malatya taraflarını Sa’îd bin Hamdan Bizanslılardan geri aldı.
Bu sıralarda Suriye’ye İbn-i Raik, Mısır’a Muhammed bin Tuğç el-İhşîd, Musul taraflarına da İbn-i Hamdan hâkimdi. Bağdâd’da ise, Büveyhîlerle Türk kumandanlar arasında hâkimiyet mücâdelesi veriliyordu. Tarsus taraflarına bir ara İhşidîler hâkim olarak, yıllarca Bizans üzerine gazâ akınları yaptılar. Bizans karşısında zor duruma düşen İhşidîler, Haleb’i, yıllardır doğu Anadolu’da Bizanslılarla başarılı savaşlar yapan Hamdânîlere vererek, onları kendilerine destek yapmak istediler. 950’lerde bölgeye hâkim olan Hamdânîler, Bizanslılarla bir hayli uğraştılar ve onları bir çok defa yendiler. Fakat müstakbel Bizans imparatoru Nikephoros Phokas, yüzelli yıllık İslâm beldesi Girit’i müslümanların elinden aldıktan sonra, 962 yılında Sugûr taraflarına yürüdü. Seyfüddevle Hamdan’ın başşehri Haleb’e kadar bâzı kaleler hâriç Sugûr bölgesini talan etti. Bu sâyede kendisine Bizans imparatorluğu yolunu açtı. İmparatorluğunun ilk yıllarında kuşatarak aç ve susuz bıraktığı Tarsus ve Misis kalelerini ele geçirdi. Kıbrıs, Bizans donanması tarafından işgâl edildi. 962 yılındaki yağmasının sonucunu şimdi işgâlle alan imparator Nikephoros, bizzat kendisi komutanlık yapıyordu. Fakat 966’da başlattığı Antakya kuşatmasını 968’de komutanları netîcelendirdiklerinde kendisi İstanbul’a dönmüştü. Bir kaç yıl sonra Haleb de Bizans’ın eline geçti, ölen Seyfüddevle Hamdânî’nin Haleb emîri ile yapılan anlaşma netîcesinde, Antakya ile Suriye’nin bir kısmı Bizans imparatorluğu’na katıldı. Haleb ile Suriye’nin diğer bir kısmı da Bizans’ın hâkimiyetini tanıdı. Müslüman ahâli Bizanslılara haraç ödemeye mecbûr oldu. Üçyüz yıllık cihâd merkezi olan Sugûr bölgesi (Tarsus, Adana, Misis) Bizans’a geçti ve binlerce müslüman Bizanslılara esir oldu. Câmiler yıktırıldı. Meydanlara dökülen Kur’ân-ı kerîmler yakıldı. Mâsum insanlar hunharca katledildi. Bunların sebebi, menfeat çekişmelerine düşen müslüman komutanlar ve müslümanlar arasında bölücülük yaparak insanları birbirine düşüren Eshâb-ı kirâm düşmanları idi.
Sugûr ile Avâsım bölgesinin bir kısmı yüzyıldan fazla Bizans işgâlinde kaldı. Müslümanların başına belâ olan Bağdâd’da şiî-Büveyhîler ve Mısır’da şiî-Fâtımîler ehemmiyetlerini kaybettikleri sıralarda Allahü teâlâ, İslâm’a hizmet için doğudan Selçukluları gönderdi. Bid’at nedir bilmedikleri için aziz olan Selçuklu Türkleri, Eshâb-ı kirâm düşmanı Büveyhî ve Fâtımîlerle yaptıkları mücâdeleler netîcesinde Islâm’ın hâmisi olduklarını isbât ettiler. Bizans’ı Malazgird’de ve daha sonra defâlarca yendiler (bkz. Selçuklular). Selçuklulardan Kutalmışoğlu Süleyman Şâh, haçlılardan az önce Tarsus, Adana ve Antakya’yı Bizanslılardan kurtardı. Fakat Selçuklular, bütün Avrupa hıristiyanlarını içine alan milyonlara varan haçlı sürülerini kıra kıra bitiremediler. Selçuklu kılıcından kurtulan haçlılar, Urfa, Antakya, Adana, Misis ve Tarsus gibi şehirleri işgâl ettiler. Antakya’da bir haçlı prensliği kurup burayı merkez yaptılar. Türkiye Selçukluları, Suriye Selçukluları, Eyyûbîler ve Memlûklüler işgâlci hıristiyanlarla yüzyıllarca savaştılar. Bölgede kurulan Ramazan ve Dulkadiroğulları buradaki haçlı kalıntılarını bir hayli yıprattılar. 1360 yılında gelen bir Memlûklü ordusu Adana ve Tarsus bölgesini zaptetti. 1375’de bölge tamâmen müslüman hâkimiyetine geçti. Bölge, önce Memlûklüler, Ramazanoğulları ve en son Osmanlı toprakları arasında yer aldı.

 1) El-Kâmil-fit-târih; cild-7
 2) Fütûh-ül-Büldân; sh. 164
 3) Haçlı Seferleri Târihi 
 4) Bizans Devleti Târihi; sh. 207, 210, 221, 239, 265, 269, 286, 276, 309
 5) Selçuklular zamânında Türkiye
 6) Çukurova Târihine Dâir Araştırmalar (Fâruk Sümer, Târih Araştırmaları Dergisi, Ankara-1963); cild-1, sh. 1

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Bir gün Ebû Abdullah El-Basrî'ye sorarlar:

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, seyyid Mahmûda gönderilmişdir. Tesavvuf büyüklerinin yolunu ve Eshâb-ı kirâmın şânının yüksekliğini bildirmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası