Peygamber efendimizi görememiş, fakat Eshâb-ı kirâmın sağlığına yetişip, sohbetine kavuşanlara, bütün âlimler sözbirliği ile Tâbiîn demişlerdir. Bir kısım âlimler ise, bir kimse Eshâbdan birini bir kerecik görse bile Tâbiînden olur demişlerdir. Peygamber efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde; “İnsanların en hayırlısı, benim asrımda olan müslümanlardır (yâni Eshâb-ı kirâmdır). Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir (yâni Tâbiîndir). Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir. Onlardan sonra gelenlerde yalan yayılır. Bunların sözlerine ve işlerine inanmayınız.” buyurdular. Bu hadîs-i şerîfde Tabiînin büyüklüğü, kıymeti bildirilmekte, âhiretteki üstün dereceleri müjdelenmektedir. Tâbiînin içinden pek büyük âlimler çıkmış, bütün insanlığa kıyâmet kopuncaya kadar yol gösterecek, ışık tutacak eserler bırakmışlardır. Çünkü onlar, Peygamber efendimizin mübârek cemâlini gören, hizmetiyle şereflenen Eshâb-ı kirâma yetişip, onları görmek ve sohbetlerine kavuşmak saâdetine ermişlerdir. O hidâyet yıldızlarının ışıkları ile parlamışlardır. Bunun için, ebedî kurtuluş bunlara mahsus oldu. Sonsuz saâdete bunlar kavuştu. Allah yolunda giden kâfile, bunlar oldu. Ümmet-i Muhammed içinde Eshâbdan sonra en üstün onlar oldular. Bu büyük âlimler, Eshâb-ı kirâmın sohbetlerinde yetişerek, ilmi kaynağından öğrendiler. Eshâb-ı kirâm ile Tâbiîn-i izâmın, yâni Selef-i sâlihînin îmânları hep aynı idi. İnanışları arasında hiç fark yoktu. Sonra gelenler bu îmânı yâni Ehl-i sünnet îtikâdını hep Tâbiînden öğrendiler. Şimdi yeryüzünde bulunan müslümanların çoğu Selef-i sâlihînin inancında, Ehl-i sünnet vel-cemâat mezhebindedirler. Yetmişiki sapık bid’at fırkasının hepsi ikinci asırdan sonra ortaya çıktı. Bunların bir kısmının kurucuları daha önceden yaşamış iseler de, kitaplarının yazılması ve toplu olarak ortaya çıkmaları ve Ehl-i sünnete karşı baş kaldırmaları Tâbiîn-i izâmdan sonra oldu. Tabiînin en meşhûr sîmâsı İmâm-ı a’zam hazretleridir. Eshâb-ı kirâmdan (radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în) sonra gelen müctehidlerin en büyüğüdür. Bu büyük imâm, her hareketinde, vera’ ve takvâ üzere idi. Her işinde Peygamberimize sallallahü aleyhi ve sellem tam mânâsı ile tâbi idi. İctihâd ve istinbâtda, ulaştığı dereceye hiç kimse varamadı. Kendisinden önce, daha âlim ve daha yüksek kimseler geldi ise de, onların zamânında, uydurmalar ve sapıtmalar, henüz yayılmamış olduğundan, doğruyu ayıracak mi’yârlar hazırlayıp kitablara geçirmemişler; daha başka kıymetli işlerle uğraşmışlardır. İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe (r.aleyh) ise, Eshâb-ı kirâmdan öğrendiği ilmi, kitaplara geçirmiş, doğruyu ayıracak mi’yârlar hazırlamıştır. Tâbiîn içinden; Veysel Karânî, Kâsım bin Ebî Bekr-i Sıddîk, Hasen-i Basrî, Sa’îd bin Müseyyib, Urve bin Zübeyr, Hârice bin Zeyd bin Sâbit, Seleme bin Abdurrahmân, Süleymân bin Yesâr, Ubeydullah bin Abdullah bin Utbe bin Mes’ûd, Alkame bin Kays, Mesrûk bin Ecdâ... (rahmetullahi aleyhim) gibi birçok mübârek zât da; ilim, ibâdet, zühd ve takvâları ile meşhûr olmuştur. Tâbiîni, âlimler tabakalara ayırmışlardır. Bunlar; bir kısmına göre üç, bâzılarına göre onbeş tabakadır. Birinci tabaka: Hayâtlarında Cennet ile müjdelenerek Aşere-i mübeşşere ismiyle şöhret bulan Eshâb-ı kirâmı görüp, onlardan rivâyetlerde bulunanlar. Kays bin Ebî Hazım (r.aleyh) gibi. İkinci tabaka: Resûl-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin sağlığında doğdukları hâlde, efendimizi görmekle şereflenemiyenler. Hazret-i Alkame, Mesrûk (r.anhümâ) gibi. Üçüncü tabaka ve diğer tabakalar: Diğer sahâbîleri görüp hadîs-i şerîf rivâyet edenler, en son vefât eden sahâbîden hadîs rivâyet edenler gibi kısımlara ayrılmaktadır.
1) Mirat-ı Kâinat; cild-1, sh. 592 2) Savâik-ul-Muhrika; sh. 3 3) Hadîkat-ün-nediyye; cild-1, sh. 13 4) Eshâb-ı Kirâm; sh. 263
Yabancı Dil
İngilizce Dini Bilgiler
Arapça Dini Bilgiler
Almanca Dini Bilgiler
Fransızca Dini Bilgiler
İspanyolca Dini Bilgiler
Rusça Dini Bilgiler
Farsça Dini Bilgiler
Özbekçe Dini Bilgiler
Türkmence Dini Bilgiler
Urduca Dini Bilgiler
Arnavutça Dini Bilgiler
Boşnakça Dini Bilgiler
Azerice Dini Bilgiler
Bulgarca Dini Bilgiler